Archive for the ‘kolaj’ Category

sene-i devriyesinde vaka-i gezi

30 Mayıs 2014

türkiye’nin üzerinde ‘başka’ bir hayalet dolaşıyor -gezi hayaleti. manifestosu yazılamayacak -ve yazılamaz- olan. tam da,  dünyaya bir manifesto ile karşılık veremeyecek olmasında başkalığını alan bir hayalet. dünyanın üstünde dolanan başka hayaletlerle birleşip ayrışarak. “gezi ruhu” da diyemeyeceğimiz, denilmemesi gereken, “başka türlü bir şey”. bir hayeletten bile değil, derrida’ya atfen “hayaletler”den söz etmeli bu yüzden. agamben egemenliğin, biyo-iktidarın en büyük tutkusunun, zoe ile bios‘un mutlak olarak ayrılması olduğunu söyler analizlerinde. tutku denilen, egemenliğin “kurucu istisna” anını tarif eder burada. “uygarlığın” aynı zamanda bir “vahşet” oluşunun nedenlerini, bu tarihsellikte bulabiliriz. “gezi hayaleti”nin tehdit ettiği de, muhtemelen dolaylı olarak bu yapıya yöneliktir. bastırılanın geri dönüşü: “alın şimdi bu vahşeti gülle donatın”.  henüz ve artık varolmayanlar adına, hayaletlerden söz etmenin, hayaletlere ve hayaletler ile konuşmanın tek bir haklı çıkış noktası olabilir ancak, – etik’i olanaklı ve siyasal olanı düşünülebilir kılan tek bir şey: adalet.

tophane saldırısı ardından

15 Ekim 2010

“Zaten de hep trenleri kaçıra kaçıra geçiyor ömrümüz!”

[“Tophane Saldırısı Sonrası: Mutenalaştırma “Tahlilleri“”, Tuncay Birkan]

“Türkiye’de tüm sanatçılar, Brecht gibi kendilerine birer çelikten tabut sipariş etmeli! En azından öldükleri zaman korunurlar!”

[“Sanata Çelik Tabut, Bülent Usta]

“Tophane’deki galericilerin, o galerilerde resimleri sergilenenlerin ya da o galerilere gidip gelenlerin Sulukule’deki “soylulaştırma” girişimlerine karşı çıktıklarını biliyoruz. Biz bunu biliyoruz da, onlar, Tophane’deki kendi varlıklarının Sulukule’deki dozerler gibi algılandığını bilmiyorlar ya da bilemiyorlar.”

[“Sulukule’den Tophane’ye, Alper Görmüş”]

“Günlerdir şu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Çünkü soru, bazılarına  ‘ne alaka’ dedirtse de mutlaka cevaplandırılması gereken ağır bir soru: Hrant Dink’i katleden Ogün Samast’la empati kurmaya çalışan Ertuğrul Özkök’e, haklı olarak dünyayı dar edenlerin de içinde bulunduğu bir grup yazarımız nasıl oluyor, ne oluyor da, sanat evi basan Tophane saldırganlarıyla empati kurmamızı isteyen yazılar yazıyor?”

[“Bir Liberalin Tophane hayatı ve Ogün Samast“, Selami İnce]

“….zaman zaman parlayan ve parlatılan bir linçler toplumunda yaşadığımızı ve buna karşı çok diri durmak gerektiğini söylemek ve o dirilik için mücadele etmek, ve bütün bunlarla birlikte, konunun soylulaştırma ile bağlantılı sorunları da gündeme getirdiğini belirtmek, iktidarın fütursuzca uyguladığı, genel olarak şehri kapitale göre, soylulaştırmayı da içeren bir biçimde, yeniden tanzim etme furyasına karşı hem sanatçıları hem de kamuoyunu daha fazla rol almaya davet etmek olacağını düşünüyordum. Linçcilerle empati bir Ertuğrul Özkök filmidir. Bizimle bir alakası yok.”

[“Tophane Saldırısı Ardından Belirlenen Resmi Açıklamanın Bir Reddi“, Süreyyya Evren]

‘karanlık bir işaret olan varlığımın hepsi’

15 Kasım 2009

“tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek”

(Füruğ Ferruzad)