martin heidegger

Yirminci yüzyıl düşüncesinin tuhaf bir figürüdür Martin Heidegger (1889-1976). Tuhaflığı, politik konumlanışlarının irkilticiliğiyle felsefi düşüncelerinden türetilen cazibenin içiçe geçmiş halde bulunuşundan kaynaklanır. Kolay çözülebilir bir sorun değildir bu. Felsefenin o meşum politik bağı görmemeye çalışarak Heidegger figürünü olumlaması, tersinden  felsefeyi politik olana indirgeyerek onu yadsımaya çalışan eğilimlerle birlikte, sanıldığından derin bir sorun söz konusudur burada.

Varoluşçu felsefenin önde gelen ve hatta kurucu düşünürü olarak gösteriliyorsa da Heidegger, kendisinin bir ‘varoluşcu’ olduğunu kesinlikle redder. Onun Varlık felsefesi, varoluşculuğun bir çok kavramını yeniden tanımlamak üzere ortaya çıkıyor olsa da bir düşünce sistemi olarak Heidegger kendisini ayırır. Varoluşculuğun ne olduğu, nasıl tanımlanacağı başlı başına bir hedeggersorun elbette, ama kabaca Heidegger’in kendisini Sartre tarzı bir varoluşculuktan ayırdığını belirtmek yerinde olur.

Benzer şekilde, fenomenolojinin önemli yorumcularından biri olmakla birlikte Husserl çizgisinde bir fenomenoloji ile özdeşleştiğinden de söz edilemez. Varoluşculuk ve fenomenoloji Heidegger’in düşünce çizgisinde kesişir, ancak bu bizzat farkında olarak Heidegger’in kendisi bu çizgilere indirgenmeye karşı koymaya çalışır. Onun felsefi çalışmasının genel niteliğini Varlık kavramıyla ifade edebiliriz, bu haliyle bu hiçbir şey söylemek anlamına gelmese de. “Varlık unutulmuştur” saptaması bir “dilsel dönüş” hareketi olarak biçimlenerek, insan varlığının yeniden tanımlanması, ‘varlık’ ve ‘zaman’ın kavramsal ayrımlarla yeniden tarif edilmesi halinde ortaya çıkar. Bir tür “varoluşçu fenomenoloji” demek mümkündür sanıyorum Heidegger’in düşünce sistematiğine.

Heidegger, 26 Eylül 1889’da Baden eyaletinde doğar. Çocukluğundan itibaren dine ve felsefeye eğilimli biri olarak yetiştirilir. Başta da değindiğim gibi, felsefi çalışmalarıyla olduğu kadar, yaşamı ve çeşitli dönemlerde sergilediği politik tutumlarıyla da tartışma konusu olduğu biliniyor. Nazi iktidarına verdiği destek, kendisi bu desteği örtülü olarak kabul etse de reddetmeye çalışır, ancak rektörlük konuşmalarında vs. bu destek açıktır, felsefe ile politika arasındaki ilişki bağlamında derin bir tartışmanın konusudur. Heidegger’in yirminci yüzyıl düşüncesindeki yeri zaman içerisinde daha çok kabul edilir olmuştur, ancak başından beri politik konumlanışları nedeniyle sürekli sorunlu bir figür olarak görünmektedir.

Felsefeyi politik olandan ayrıştırıp saf bir edim olarak değerlendirmek ne kadar saçma ise, salt politik olana indirgeyip felsefe pratiğini orada tüketmek ya da bir hükme bağlamak da saçma olacaktır diye düşünüyorum. Felsefe ile politika arasındaki ilinti Çin Seddiyle güvenceye alınamayacağı gibi birbirine indirgenemez de, ya da özdeşleştirilemez de. Heidegger örneğinde bu çok belirgindir. Politik yönelişlerinin ve konumlanışının felsefesine bulaşmadığını düşünmek de, felsefi pratiğini o konumlanışlara dolaysızca indirgemek de yanlış olacaktır sanıyorum.  Bu türden sorunların, hem olumsuzlanma hem de bir cazibe figürü olarak  Heidegger’in felsefesini tam olarak değerlendirmek bakımından bir tür arizi durum yarattığını söylemek mümkün.

Freiburg Üniversitesi’nde Katolik ilahiyati ve Hiristiyan felsefesi okudu ve 1914 yılında ilk çalışması ve doktora tezi, “Psikolojide Yargı Kuramı” ile dikkat çekmeye başladı. 1923’te Marburg’ta profesör oldu. 1927 yılında Varlık ve Zaman yayımlandı ve yayımlanışından itibaren yalnızca varoluşçu felsefe açısından değil, 20.yüzyılın bütün felsefe tartışmalarının bağlamını beliryecek bir etkiye sahip oldu. Heidegger burada, bütün bir Batı Felsefesi gelenegini metafizik olmakla eleştirdi, ki sonrasında postmodern felsefe bu argümanı başka düzlemelerde yeniden degerlendirecek ve gündemleştirecektir. Batı Metafiziği eleştirisi Heidegger’de “Varlık’ın unutulmuşluğu” düşüncesinin dayanak noktasıdır. Batı düşüncesi bu anlamda bir ‘özne metafiziği’dir.

Heidegger düşüncelerini “son büyük metafizikçi” dediği Nietzsche ile hesaplaşma içinde şekillendirir. Varlık nedir? ve düşünce nedir? sorularının yanıtlarını ararken Nietzsche dolaymında metafizik tartışmasını geliştirir. Nietzsche’nin “güç istenci” ve “bengi dönüş” kavramlarının eleştirel bir okumasını yapar bu sorulara cevaplar araken, Varlık’ı unutma tarihi olan bati metafiziğinden bu değerlendirme ile çıkmaya çalışır.

1933 yılından itibaren Naziler ‘in iktidara gelmesiyle birlikte Heidegger Nazilere katılır. Bu katılımın niteliği tartışmalıdır, ancak gizli saklı ya da belirsiz değildir. Aktif politik faaliyette yer almamis olsa da bu dönemde Freiburg Üniversitesinde rektör oldu ve calismalarinin önemli kisminda nazileri destekleyecek metinler üretti. Heidegger’in bu dönem boyunca izlediği politika her zaman tartışma konusu olmuş ve onun calışmalarının değerlendirilmesine gölgeler düşürmüştür. Nazilere katıldığı gerekçesiyle 1945’te üniversiteden uzaklaştırıldı ama sonra 1952’de yeniden üniversiteye dönebildi. Daha sonra yanlış yaptığını söylemesi de üzerine düşen gölgelerin sona ermesini sağlamamıştır, ancak bununla birlikte onun teorik çalışmalarının değeri her zaman kendini buna rağmen korumuş ve felsefe açısından önemli yerini muhafaza etmiştir.

Heidegger’in felsefi çalışmalarında hocası Edmund Husserl’in ve fenomenoloji felsefesinin etkileri açıkca görülür. Buna bağlı olarak felsefe-dışı sayılan pek çok kavramı felsefeye taşıdı ve varoluşçu felsefecilerde (örneğin Kierkegaard’ın korku, umutsuzluk, kaygı vb. kavramlarla yaptığı gibi) görülen tarzda analizlere yöneldi ve bunları derinleştirdi.Kaygı, sıkıntı, merak, ölüm, korku gibi terimleri felsefe düzlemine taşıdı. Fenomenolojiyi Varlık sorunu bağlamında yeniden yorumladı ve kullandı. Heidegger’in Husserl etkisi ile kendine özgü bir varoluşçu felsefe oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.

Heidegger’ın varoluşçu düşüncesine göre, insan bu dünyaya öylece bırakılmıştır. Bu bırakılmışlık fikri bir kaç yönden varoluşçu felsefenin temel argümanlarını sürdürür ve derinleştirir. Varoluşa bırakılmışlığı ile insan kendi varlık’ını oluşturma özgürlüğüne zorunlu olarak bırakılmıştir aslında. Ama başlangıçta, bırakılışın kendisi bir özgürlük yokluğudur –sondaki ölümün kaçınılamazlığı gibi.

İnsan, varoluşun ortasına öylece, orada-bir-varlık-olarak ( Dasein ) atılmıştır. Bu bir tercih ya da seçimin sonucu değildir. Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye dogru kurar. Burada zorunlu bir özgürlük deneyimi sözkonusudur. İnsan kendi varlığını gerçekleştirmek üzere sürekli seçimler ve tercihler yapmak durumundadır, yani özgürlüğünü gerçekleştirmek zorundadır. Ölüme kadar. Heidegger’in felsefesinde ölüm fikri, bu bakımdan önemli bir yer tutar. İnsan, bırakılmışlığında ölüme yazgılıdır ve varoluşunu buna göre gerçekleştirmelidir.

Heidegger ayrıca, genel anlamda söylenecek olursa, teknik‘in gelişimiyle birlikte şekillenen dünyanın eleştirisini yapmaya yönelmiştir ve modern dünyada buna karşı düsüncenin görevlerini belirlemeye calışmıştır.

Varlık sorusu “, onun tüm felsefi çalışmalarinin özü ve özetidir. Bu çalışma varlık’ın unutulmusluğuna yapılan bir itirazla başlar ve devam eder. Kant, Hegel ve Husserl’den etkilendiğini belirtmenin yanı sıra, Nietzsche ile girdiği eleştirel ilişkinin de belirtilmesi gerekir. Heidegger, yapısalcılığa benzer ama başka bağlamlarda Dil konusunu felsefeye temel bir kategori olarak sokmuştur. Onun bütün felsefi kategorileri dil dolayımıyla işlerlik kazanır.

Dil Varlık’ın evidir“, der Heidegger.

Sartre ve Camus başta olmak üzere varoluşçu felsefeciler ve ayrıca yapısalcılık ve varlık felsefesi gibi diğer felsefe akımları da çalışmalarında onunla açık ya da örtük diyalog halinde olmuşlardır. Daha sonra çalışmaları, özellikle dil dolayımlı analizleri ve felsefenin metafizik olarak eleştirisi mantığı, postmodern felsefenin gelişiminde önemli köşe taşları olacaktır.

Türkçede olan kitapları;

  1. Zaman ve Varlık Üzerine, M.Heidegger, A Yayınları.
  2. Nedir Bu Felsefe?, M.Heidegger, Sosyal Yayınları.
  3. Hümanizmin Özü, M.Heidegger, İz Yayınları.
  4. Metafizik Nedir?, M.heidegger, Kaknüs Yayınları
  5. Tekniğe İlişkin Soruşturma, M.Heidegger, Paradigma Yayınları
  6. Bilim Üzerine Iki Ders, M.Heidegger, Paradigma Yayınları

Hakkında bakılabilecek kitaplar;

  1. Martin Heidegger, Anılar ve Günlükler, Frederic De Towarnicki, YKY.
  2. Heidegger Bir Filozof Bir Alman, Paul Hünnerfeld, Inkılap Kitapevi.
  3. Heidegger ve Naziler, Jeff Collins, Everest Yayınları.
  4. Felsefe Sözlüğü, Serkan Uzun / Ü.Hüsrev Yolsal, Bilim ve Sanat Kitapları.

4 Yanıt to “martin heidegger”

  1. Kemal Says:

    Georges Steiner : Heidegger…fana degil de eklense iyi olur mu diye sana sorasim geldi..türkçe’de de gördüm ama hangi yayin evi unuttum….kolay gelsin..

  2. esra Says:

    Heidegger’de Varlık ve Zaman, A.Kadir Çüçen, Bursa:Asa Kitabevi (Kesinlikle başvurulması gereken bir kaynak. Kadir hocam çok anlaşılır bir dille anlatmış.)

  3. Rafet Says:

    Yahu neyi anlaşılır dilde anlatmış. bir sayfada en az 5 arapça kökenli sözcük kullanmış. Heidegger zaten karanlık, karmaşık yazıyor; Kadir Hoca daha da karmaşıklaştırmış.

  4. kacakkova Says:

    himm, ben okumadim cücen’in kitabini, ama gecen sene varlik ve zaman‘in türkce cevirisini getirtmistim, iyi bir ceviriydi kaan h. ökten’in, basladim ama kaldi, oradan devam edip heidegger bahsini genisletiriz birlikte, kendi uslubumuzca da basitlestiririz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: