Posts Tagged ‘auschwitz’

auschwitz’den sonra

14 Ocak 2017

 

 

Geçtiğimiz pazar günü -22 dereceydi Auschwitz. Mahkumların mavi çizgili kıyafetleri tek bir şeyi kanıtlıyor, bu acımasız soğuğun da kıyımın bir parçası olarak tasarlanmış olduğunu. “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” sözünü bu cümleden olarak anlamaya çalışmak dahi açıklayıcı olabilir. Çünkü, onlar aslında “mahkum” değildiler, giymek zorunda bırakıldıkları şey de “kıyafet” değildi. Ama, bu basit düzeyde bile dil, gerçeği dile getirmenin çok uzağına düşüyor. Hatta, uzağına düşmenin de ötesinde gerçeği infilak ettiriyor.

Hal böyleyken konuşmaya devam ediyoruz -buna artık ya da yine de bir konuşma denebilirse. Tıpkı, kesilen insan saçlarından dokunan şeye halı, içinde insan cesetlerinin yakıldığı yere fırın diyip diyemeyeceğimiz meselesi gibi. Bu durumda hala birbirimizi anlıyor olmamız (anlıyor muyuz?) bir sorun ya da hatta bizzat sorunun kendisi olsa gerek. Susmak da aynı sebeple mümkün değildir elbette. Jean Amery’nin duyduğu acıyı, zamanın geçtiği için geçerek her şeyin geride bırakılabileceği düşüncesinin kabul edilemezliğini, bu noktada anlayabiliriz sanırım.

Suç ve Kefaretin Ötesinde‘nin kederli ve bir o kadar açık zihinli cümleleri yankılanıp durdu zihnimde lager’ları gezerken. Alt edilmişliğin üstesinden gelmeyi denemek zamanı ve dili katedebilmeyi gerektirir; mevcut düşünce konvansiyonlarını alt edebilmeyi. Gidimli dilden ve düşünceden sakınmak, başka bir deyişle. Amery, tüm bunlardan dolayı, “Auschwitz’den sonraki dünya”ya inanmadı. Hayatta kalmıştı, ama yine de aslında gerçekten kurtulduğuna inanmadı. Uzun yıllar sustuğunu, sonra çokça konuştuğunu biliyoruz, ikisi de olmadı. Geriye pek mühim sorular soran ağrılı denemelerini bıraktı yine de.

Agamben’in işaret ettiği noktayla doğrudan ilişkilidir bu sorun: Uygarlığın temsili şehir değil toplama kampıdır. Bir köşesinden baktığımız lager’larıyla sakin ve düzenli bir kasabaya benzeyen “ölüm fabrikası”. İnsan’ın gerçek sembollerinden birisi de, cellat ya da kurban olarak, bu ölüm fabrikasının mensuplarında bulur karşılığını. Belki, en çok da “Musellman” olarak.

Kampta gördüğümüz her şey, 9 Ocak’ta kaybettiğimiz Zygmunt Bauman’ı da yad etmeyi gerektiriyor. Holocaust’un “modernliğin meşru bir sakini” olduğunu söylemişti Bauman. Soykırımın örgütlenmesindeki sistematik akılsallık Bauman’ın  Modernite ve Holocaust‘ta ısrarla üzerinde durduğu meseleydi. Dehşetin incelikle tasarlanmasının değil yalnızca, ona imkan veren görev duygusunun oluşturulmasında ve daha da ötesinde ahlaki kayıtsızlığın  yaratılmasında merkezi bir rolü vardır akılsallığın.

Goya’nın ünlü tablosunun tersyüz edilmiş halini düşündürür Auschwitz bize. “Akıl uyuyunca canavarlar uyanır” sözünün antitezini kanıtlar: Canavarları uyuttuğunda aklın kendisi bizzat en büyük canavar olarak uyanır. Bauman bu hesaplaşmadan kaçamayan düşünürlerden biriydi.