Posts Tagged ‘alacakaranlık kuşağı’

ortak kuşakları olmayanların ortaklığı

05 Eylül 2007

alacakaranlıkkuşağıaşağıdaki yazıda iyi yetişememiş olmaya binaen 12 eylül’e atıf yapınca kuşak olmayan kuşağımızın bir ferdi olan Eleştirel Günlük’ten karşılık geldi. bu karşılığı okurken bende ertelediğim bir yazı düşüncesini yeniden hatırladım. meşhur kuşak değerlendirmeleri vardır hani. bir kuşak yazısı ya da düşüncesi vardı aklımda. düşünce gene var ama yazı ortada yok!olması da kolay görünmüyor. bizim kuşağı, ki aslında bizim kuşak diyebileceğimiz bir kuşak var mı o bile şüpheli, ama bizim kuşak diye bir şeyden bahsedeceksek bunu “alacakaranlık kuşağı” olarak tariflemek istiyordum. dahası bu biz‘im “kuşak-olmayan-kuşağımız“ı, alacakaranlıkkuşağı olmanın yanı sıra aynı zamanda “lanetli bir kuşak” olarak da işaretlemek gerektir. her bakımdan lanetlidir. dünya yok olmadan bitmeyecektir bu lanet! lanet dolayısıyla negatif terimlerle ele anılabilmektedir ancak. bu “negatiflik”se, 12 eylülün ötesinde, tüm bir pozitif dünyanın eksikliğine, boşluğuna, nedensizliğine tekabül eder. bu “alacakaranlık kuşağı” bahsine ilk olarak defter dergisinde, tuna erdem değinmişti (sayısını hatırlamıyorum, kapanmadan önceki bir sayısı). sağlam bir teorik yazıydı. kuşak ne demektir, neye kuşak denir (ya da denemez), kuşak demek nasıl bir saçmalıktır gibi meseleleri de vardı. biz olsak olsak alacakaranlık kuşağı oluruz.var’la yok’un o gri bölgesinde,önceyle sonranın o kayıp çizgisinde meydana gelen, asla “iyi cocuklar” olamayacak olan bir kuşak.bu nedenle ne geçmişi nostaljik bir övünçle hatırlamamız, ne de geleceği bi daha umut edilebilir olarak düşünmemiz olası değil. tarihi sürdürmek, tarihe onay vermek, anlam peşinde koşmak, değer yaratmak, değer denilen şeylerle başı hoş olmak, olası değil! her kuşağın sahip olduğu daha doğrusu sahip olduğunu zannettiği, “ah ne güzel çocuklardık biz, ne acılar çektik, ne çok direndik, yenildik, ama ne güzel günlerdi o günler” diye düşünebileceğimiz bir zemine ve bunu olanaklı kılan bir tarih bilincine sahip değiliz -tamam bu bir felaket gibi görünebilir ama asıl felaket diğerlerinin durumudur, şükürler olsun ki öyle cümleler kuracak durumda değiliz. yas tutmak ya da gurur duymak sözkonusu değil.biz olsa olsa bitmeyecek ve iflah olmayacak ve hiç bir düzlemde tarif edilmesi olanaklı olmayacak bir öfkenin taşıyıcılarıyız “özneler” olarak -ki bir bakıma özne olduğumuz bile her daim şaibeli olacak. ya da “biz”im ne olursa olsun öznelikle bir hesabımız olacak: post-post-travmatik özne.

“alacakaranlık kuşağı” diye bir vakıf kurmak denyoluğun daniskası olacaktır bizim için mesela…..