atlıkarınca

by

eugene-atget_atlikarinca_paris

[Eugène Atget, Atlıkarınca, Paris]

Emre amade hayvanları taşıyan tahta döşeme, toprağın hemen üzerinde dönmekteydi. Yüksekliği, uçma rüyasının en iyi görüldüğü yükseklikti. Müzik duyuluyor, çocuk bir sarsıntıyla annesinden uzaklaşmaya başlıyordu. Önce, anneden ayrılmaktan ürküntü duyuyordu. Fakat sonra kendi sadakatinin farkına varıyordu. Sadık bir hükümdar olarak, kendine ait bir dünyanın üzerinde tahtına kurulmuştu. Bu dünyaya teğet çizgilerde ağaçlarla yerli halk saflar halinde dizilmişti. O sırada, Şark’ın birinde, gene anne beliriyordu. Sonra, cengelin içinden bir ağaç tepesi görünüyordu, çocuğun daha binyıllarca önce, yani atlıkarıncaya bindikten hemen sonra gördüğü biçimiyle. Bindiği hayvan kendisine dosttu: Dilsiz bir Arion gibi dilsiz balığının sırtında habire ilerliyordu, tahtadan bir boğa-Zeus kusursuz Europe diye kaçırmaktaydı onu. Bütün nesnelerin sonsuz dönüşümü çocuk için çoktan bir hikmet olmuş, hayatsa ortasında müzik makinasının yer aldığı ezeli bir uğultu olup çıkmıştı. Müzik yavaşlıyor muydu, o zaman ortalık kekelemeye başlıyor, ağaçlarınsa sanki akılları başlarına geliyordu. Atlıkarınca güvensiz bir zeminde dönüyordu. Ve anne çıkıyordu ortaya, defalarca çakıla çakıla yerine oturtulmuş o kazık, çocuğun bakışlarının halatını sardığı.

Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin’de Çocukluk, “Atlıkarınca”, Walter Benjamin, çvr. Tevfik Turan, sf.46, 2004, YKY

_______________ ♦ __________________

Dönüp baştan okunduğu her seferinde şaşırtıcı olabilen bir anlatıdır bu. Sanki bir sır açıklanıyor ve yine de bir sır olarak kalmaya devam ediyordur. Tıpkı, bir rüyaya benzeyen anlatılan deneyimin kendisi gibi. Yoğunluğu ile alegorik bir metindir. Benjamin, kendi çocukluk deneyimini dışarıdan gözlemlenen başka bir çocuğun yaşantısı gibi yazarak deneyim anını -olanca kişiselliği içinde- felsefi bir alegoriye dönüştürür. Platon’un mağara alegorisine denk bir felsefi alegori, neredeyse. Mitolojiye psikanalizin, metafiziğe gündelik deneyimin karıştığı bir alegori. Ortasında  yer alan alan makinayla ezeli bir uğultu olup çıkmış hayatın müziğini duyarız. Nesnelerin sonsuz dönüşümü, güvensiz bir zeminde yinelenip durur. Tutamak noktaları bir görünüp bir kaybolur bu döngüde. Artık, atlıkarınca gören, atlıkarıncaya binme deneyimini yaşayan çocukların sayısı yok denecek kadar az olsa da Benjamin’in anlatısı deneyimi yeniden kurgulayarak geçmişi bugün için kurtarmıştır. Çocuk, gözümüzün önünde canlanır, neredeyse onunla birlikte atlıkarıncada duyumsarız kendimizi. Hem mutlulukla, hem de kaygıyla ilgilidir deneyim aynı zamanda. Mutluluk, evet, felsefenin başlangıcında erdemle ilgili olduğu anlamıyla ve kaygı, evet yine yakın tarihte felsefi bir sorun haline dönüştüğü haliyle. Bütün bunlarla sanki atlıkarınca Benjamin’in “diyalektik imge” dediği kavrayışın bir anahtarına dönüşür. Bugünün geçmişle ilişkisi sorunu da yer alır anlatıda, varlık ve zamanın neliği de. Yaşanmış deneyim ile aktarılan deneyim arasındaki fark hem korunmuş hem de aşılmak istenmiştir sanki. 

Reklamlar

Etiketler: ,

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: