mahzen

by

“Mahzen benim biricik kurtuluşum, araf (ya da cehennem) sığınağım olmuştu” (s.47)

“Herkes böyle, ne olursa olsun ne yaparsa yapsın, hep yeniden kendine geri dönmüştür, kendi kendine yönelmiş bir karabasandır. Başkalarına kalsaydı ben artık var olmazdım, yaklaşan ve gerçeklik olmuş olan her gün, bunun kanıtıdır. Sanki, kendi zihnimde su damarı arayan biri olarak yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Gitgide daha hızlı dönen ve içindeki her şeyi hiç durmadan çiğneyen ve öğüten yaşam makinesinin bir parçası ya da bir kurbanı mıyım, diye soruyorum kendime. Yanıt gelmemeli. Tüm karakterler birada benim karakterim, tüm arzular bir arada benim arzum, benim umutlarım, umutsuzluklarım, sarsıntılarım. Beni ancak ikiyüzlülük bir süre kurtarıyor ve sonra yine ikiyüzlülüğün karşıtı. Sığınmaya çalıştığımız yerde, ehliyetsizliği buluyoruz karşımızda. Kaçanın koşuşu, ruh haline uygun düşüyor. Onu sürekli kaçarken görüyoruz ve neden kaçtığını bilmiyoruz, her şeyden önce her şeyden kaçıyormuş gibi görünse de. İnsan ilk andan başlayarak tanımadığı yaşamdan kaçıyor -onu tanımadığı ölümde tanıdığı için kaçıyor. Hepimiz yaşam boyunca ve hep aynı yöne kaçıyoruz” (s.96)

“Her şey bizim için böyle ciddi olmuş olmasına rağmen, daima ironik bir bakış açısına sahip olmamız ne iyi” (s.97)

“Beni alkışladılar ve şimdi bundan pişmanlık duyuyorlar. Sustular ve beni hor gördüler, şimdi bundan pişmanlık duyuyorlar. Biz hep kendimizin önündeyiz ve alkışlasak mı alkışlamasak mı bilmiyoruz. Ruh halimiz önceden kestirilemez. Her şeyiz ve hiçbir şeyiz. Tam da ortada, kuşkusuz er geç ölüyoruz. Gerisi ahmakça bir iddiadır. Doğa kendinde tiyatrodur. Ve insanlar, bu kendinde tiyatro olarak doğada, kendilerinden artık fazla bir şey beklenemeyecek oyunculardır” (s.98)

“Her yeni günde, onlar hep yeniden, tüm zayıflıkları ve bedensel ve ruhsal kirlilikleriyle insanlardır. Birinin hava basınçlı matkabıyla mı yoksa yazı makinesinin başında mı umutsuzluğa düştüğü farketmez. Bu kadar açık olan bir şeyi yalnızca kuramlar bozarlar, felsefelerin ve bilimlerin hepsi birden, yararsız bilgileriyle berraklığa engel olurlar. Üç aşağı beş yukarı her şey geçtti bitti, daha ne olacaksa, şaşırtmaz, çünkü tüm olasılıklar düşünülmüştür. Bu denli çok yanlış yapmış ve rahatsız etmiş ve bozmuş ve yıkmış ve yok etmiş olan ve kendi kendine eziyet etmiş olan ve düşünüp taşınmış olan ve kendini sık sık tüketmiş olan ve utanmış ve yeniden utanmamış olan, gelecekte yanılacak ve birçok yanlış yapacak ve kendi kendine eziyet edecek ve düşünüp taşınacak ve kendini tüketecek ve yarı yarıya öldürecek ve tüm bunları sürdürecektir, sonuna dek. Fakat eninde sonunda hepsi aynı” (sf.102)

“Bir yaşama, üstelik ömür boyu mahkum edildik, işlemediğimiz yada bizden sonra başkaları için hala işlediğimiz bir ya da birçok suç yüzünden, kim bilir? Kendimizi biz çağırmadık, birdenbire ortaya çıktık ve daha o anda sorumlu kılındık. Dayanıklılık kazandık, artık hiçbir şey sırtımızı yere getiremez, artık yaşama bağlanmıyoruz, fakat onu har vurup harman da savurmuyoruz, demek istemiştim, fakat bunu dememiştim. Ara sıra hepimiz başlarımızı kaldırıyoruz ve doğruyu ya da görünür doğruyu söylemek zorunda olduğumuza inanıyoruz ve sonra başımızı tekrar içeri çekiyoruz. Hepsi bu.” (s.103)


thomas-bernhard-obernathal-1981-foto-dreissinger

 

____________

mahzen, “der keller”, bulunması zor bir kitap. yeni baskısı yok ve sahaflarda da bulmak imkansız neredeyse. buradan yetkilelere sesleniyorum, basınız! elimdeki mitos yayınları’ndan mustafa tüzel çevirisiyle yayınlanmış 1994 baskısı. mahzen, thomas bernhard’ın “otobiyografik beşlisi” denilen anlatıların ikinci kitabı. elinde olmayanlar için bazı cümlelerini paylaşayım. romanlarıyla aynı anlatı biçimine sahip bu otobiyografik anlatılar. mahzen‘de bir miktar keder var yalnız ya da bana öyle geldi. tabii yine bunun bernhard’a özgü bir keder olduğunu dikkate almak gerek. oysa yaşamının neredeyse güzel  dönemi olarak anlatıyor bernhard o zamanı. en önemli dönem kesinlikle. bernhard, bir anlamda, kendisini benhard yapan bir vazgeçiş anına tanıklık ediyor. kitabın alt başlığı bu yüzden “bir vazgeçiş”. liseyi bırakıp kendi iradesiyle bir gıda dükkanında çıraklık yapmaya geçişi, bernhard’ın bütün hayatı boyunca “ters yöne” ya da kendi ifadesiyle tam “karşıt yöne” gidişinin ana motifini oluşturuyor. yetmişli yılların ortalarında bernhard bu kopuş anına ulaşmaya ve o yaşın içinden doğru kendini yakalamaya çalışarak yeniden sunuyor bize bunun ne olduğunu. anlatı biçimi göz önüne alınırsa, bu belleği kat ederek kendini yeniden kurma çabasının bildiğimiz anı anlatımlarından çok başka bir şekilde ortaya çıkmış olduğu tahmin edilebilir. o kopuş anında, bernhard’ın sonradan yazacağı romanların bütün izlekleri, bütün meseleleri beliriyor bir bakıma. büyükbabasının yanı sıra, yaşamında karşıt yöne gidişinde etkili olan müzik ve felsefeyle ilgili gıda dükkanının sahibinde, eski ustalar‘ın reger’ini görebiliriz misal. aileye karşı giriştiği reddedişte yok etme‘nin davasını hissedebiliriz. kesin bir kopuş anında, 70’lerin ortasında artık kavradığı ama yaşandığı sırada salt bir duyumsayış, hatta neredeyse içgüdüsel bir yöneliş olduğunu söyleyebileceğimiz varoluşu açık kılma çabasında don‘un ya da bir bakıma ölüm dürtüsünün manifestosu diyeceğim düzelti‘nin kavrayışını görebiliriz. bu kısa anlatı, bernhard’ın anlatı evreninin meselelerini özetliyor. bu meselelerin çıkış noktası sayılabilecek ve karamsarlığının felsefi artalanını oluşturan schopenhauer’in felsefesini de -belki o sıra henüz sadece dedesinden dinlediği haliyle yüzeysel bir algıya sahip olduğu schopenhauer’i de- fark ederiz. bernhard’ın anlatı evreninde schopenhauer felsefesi üzerine çokca durmak, çalışmak gerektir. nihilizm sorunu burada nasıl bir boyut kazanıyor, bernhard schopenhauer gibi nihilizme saplanıp kalmış bir yazar mıdır, yoksa eserinde nihilizme karşı girişilmiş başka bir şeyler var mıdır? umarım bunu yapmayı denerim bir gün. ancak böylece, o yıkıcı karamsarlığın felsefi açıdan ne olduğuna, bize ne söylediğine açıklık getirebiliriz sanırım. karamsarlık eğer çıkışsız bir yönse, bu açıklığın ne işe yarayacağına da belki ancak o zaman gerçek bir anlam verilebilir. mahzen, bu nev-i şahsına münhasır edebiyat edimini anlamak için pek çok anahtar sunuyor.

Reklamlar

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: