tanrı’nın yargılanması

by

tanrininyargilanmasi

“Tanrı suçlu, ama şimdi ne yapacağız?”
“Şimdi sadece dua edeceğiz”
*
God on Trial (2008, Andy de Emmoy), “Ölümün Soğuğu” olarak çevrilmiş. “Tanrı’nın yargılanması” ya da “yargılanan Tanrı” demek daha doğru olurmuş sanki. Felsefe ve din tarihi içinde “kötülük sorunu” olarak tartışıla gelen meseleye dair bir fikir jimnastiği sayılabilir film. Diyaloglar halinde yapılandırılan felsefi metinlerin görselleştirilmiş hali gibi.

Tanrı’yı suçlayan ve savunan argümanların çarpışması, yer yer klişeler halinde sunuluyor; kötülük sorunu bağlamında hızlı bir din felsefesi okuması demeli belki. Hızlı ve daraltılmış, ama yine de tümüyle yüzeysel sayılmaz; “kötülük sorunu”na bir giriş olarak düşünülebilir. Tanrı’nın yargılanması, Auschwitz’deki bir ölüm barakasında sahnelendiği için, yargılama boyunca yürütülen tartışmanın kendisi dehşetli bir “anlam krizi”nin somut ifadesi oluyor.

“Tanrı’yı yargılamalıyız, belki o zaman bizi duyar” deniyor filmin bir yerinde.

Klişe soru malum; Tanrı, bütün bu olanlara nasıl izin veriyor? Olmasını istediği şey midir bu, yoksa engelleyemediği bir şey mi? İstedigi buysa, Tanri’nin iyiliginden -iyi olduğundan- nasıl söz edebiliriz? Ya da, kötülüğün bizim anlayamayacağımız başka bir anlamı olduğunu mu düşünmek zorundayız? Peki ama nasıl? Mutlak bir kıyıcılığın karşısında maruz kaldığı dehşetin başka bir anlamı olduğunu insan nasıl düşünebilir?

Hayrın ve şerrin kaynağı Tanrı ise, Auschwitz’deki  bir ölüm barakasında yargılanmayı hak ediyor olsa gerektir. Üstelik, tam da insanların elinde Tanrı’ya inanmaktan başka hiçbir şeylerinin kalmadığı bir dehşet ortamında.

“Cüzzi irade”nin “külli irade”yi yargılamaya, daha da öncesinde sorgulamaya hakkı var mıdır? Böylesi bir sorgulamanın anlamı nedir gerçekte? Her yerde olan ve her şeyi gören Tanrı, bizzat bu yargılamayı da görüyordur elbette. O halde, Tanrı, korkunç -mutlak- bir adaletsizlikle ölüme mahkum edilmiş olanların bizzat kendisini sanık sandalyesine oturtmasına nasıl bir anlam veriyordur? Bilemeyiz.

Ancak, basitçe, “Tanrı’nın işine insan aklı ermez” deyip işin içinden çıkılamayacağı da açık olsa gerek. Bunu engelleyen şey, bizzat “Auschwitz deneyimi”nin aşırılığıdır. Bilinçli kötülüğün aşırılığı! Öyle bir aşırılıktır ki söz konusu olan, böyle bir kötülüğün “mazur” görülebilmesinin hiçbir yolu yoktur. Filmdeki yargılamanın felsefi ve teolojik tartışmalardan başkalığı, tam da bu noktada belirginleşiyor.

Kutsal kitaplar insanın Tanrı’yı  yargılanmasına cevâz vermez; ama, yaşananlar da pek kutsal kitapların anlam dünyasına uyarlı değildir. Yirminci yüzyılda kötülüğün aldığı aşırılık biçimi, “kötülük problemi” olarak adlandırılan teolojik ve felsefi tartışmayı bambaşka bir boyuta taşıyor. Tanrı suçlu olsun olmasın, önemli olan ortada her şeye sirayet eden bir anlam ve adalet sorunun var olduğudur.  “Nihilizm çağı” demişti Nietzsche gelen zamana; hala içinde yaşadığımız çağ.

Yargılanan şey nitekim Tanrı’nın iyiliği ve adaleti. Yani, kudreti ve merhameti!

“Kötülük problemi” olarak adlandırılan mesele de zaten, Tanrı’nın hem “en yüce iyi” hem de “kadir-i mutlak” oluşunu kötülükle bağdaştırabilme sorunudur. Çağımızda, politik bir sorun olarak etiğin alanındayızdır bu noktada. Dünyanın anlamını ya da başka bir deyişle anlam dünyasını ayakta tutan nihai kavramlar da kriz halindedir.

Felsefe tarihinde sorunun ortaya konuluşu açısından Epikür’ü, David Hume’u hatırlayabilriz ilk elden: Ya Tanrı bizzat kötüdür, kötülüğü ortadan kaldırmak istemiyordur, ya da istiyor ama buna gücü yetmediği için kaldıramıyordur. Her iki durumda da Tanrı’nın sıfatlarıyla ilgili bir sorun beliriyor. Teodise, filmde de örneklerini görüyoruz, bu noktada Tanrı savunusu ya da Tanrı’nın bu sorun karşısında haklı çıkarılması olarak devreye giriyor.

Enselerinde ölümün soğuğunu hisseden, bazılarının yarın gaz odasına gideceği belli olan bir grup yahudinin, yaşamla ölüm arasındaki sınırda gerilmiş sinirler ve çaresizlik halinde, Tanrı’yı yargılamaya karar vermesi teolojik bir tartışma hevesinden kaynaklanmıyor burada artık.

Adil olmayan bir ölüme mahkum edilmiş olanların Tanrı’nın adaletini yargılaması, varlığın anlamında açılmış olan derin bir gediğin işareti olabilir bu yanıyla. Ve, teolojik sorunun politik olana dönüşmesine işaret ediyor olabilir asıl olarak. İslam adına ve dahası islam adıyla yapılanlar da, başka bir açıdan batıda olduğu gibi doğuda da bu gediğin çoktan açılmış olduğunu, derinleştiğini ve kendi dehşetini yayarak yol aldığını gösteriyor.

Evet, Söz konusu yargılanan Tanrı Eski Ahit’in Tanrısı’dır. Ama, çağımıza özgü “kötülük sorunu” bakımından, sorgulamayı bütün tektanrılı dinlerin Tanrısını kapsayacak şekilde düşünülebiliriz. Dahası, düşünmek zorundayız. Ancak, -Tanrı’ya inanalım ya da inanmayalım- meseleleri basitleştirmeden.

Heidegger ömrünün sonlarına dogru, “Bizi ancak bir Tanrı kurtarabilir” demişti. Anlaşılan o ki, önce Tanrı’nın kurtarılması gerek.

Reklamlar

Etiketler:

6 Yanıt to “tanrı’nın yargılanması”

  1. Elestirel Gunluk Says:

    Yine cok guzel olmus Kacak. Sagol.

  2. togliatti Says:

    filmi izledim dün. yahudi teolojisini ve tora’yı dikkate aldığından iyice dikkatimi çekti. tora’nın ta kendisi “eyüp’ün kitab”ı bu yargılanmanın mini bir halini barındırıyor…

    biliyorsunuz, kur’an’da da geçen, eyüp’ün çektiği sıkıntıları (bir anda çoluk çocuğunu, mal mülkünü kaybeder; hastalanır vs.). tora’da ondan yüzlerce sonra “yayımlanan” çakmasının aksine eyüp bir peygamber değildir, sıradan, tanrı’nın buyruklarını yerine getiren iyi bir kuldur sadece. sonra üç arkadaşı gelir arasına ve çektiği bunca acının sebebini birlikte sorgularlar. eyüp tanrı’ya her şeyiyle bağlılığını anlatırken, o şahıslar, bir yerde yanlış yapıyorsundur mutlaka bir günah işledin, yoksa tanrı bunları başına getirmezdi, derler. neyse bu şiirsel ve bol diyaloglu metnin en ilginç kısmı, son kısımlarıdır: tanrı Yahve’nin artık dayanamayıp bu tartışmaya katımasıdır. mahkemeye sanık gelir yani! ayrıntılar çok ilginç, konuyla ilgilenenlerin okumasını salık veririm. ama satır aralarında, tanrı artık bir müddet sonra kötülüğün onun da kontrolünden çıktığını söyler, yani onun da yapabilecek pek bir şeyi yoktur. ilginç bir şekilde bu dediğime koşut olarak eyüp’ü suçlayanları suçlar, onları lanetler zaten.

  3. kacakkova Says:

    eyüp’ün hikayesini hatirliyorum, ama iyi oldu böyle acik bir sekilde anlatman. kötülük kontrolden cikmissa, tanri’nin muktedirligi sorunundan söz etmek gerekir. ama, tanri yahev’in eyüp’ü suclayanlari suclamasi adaletini güvenceye alan bir sey olarak düsünülebilir sanirim. kötülügün kontrolden cikmasi bakimindan yasadigimiz zamanin “özel” bir yani var sanki. o da hannah arendt’in bahsettigi kötülügün siradanligi tezi acisindan düsünülebilir. “kötülük” hem asirilasmis, hem de siradanlasmis halde olunca, isler belki de tanri’nin kontrolünden büsbütün cikmis oluyor. bu nedenle, filmin sonundaki “biz hala burdayiz” sözünü cözümmüs gibi degilde sorunun devam etmesi olarak aliyorum. ne dinlerde ne de dünyevi ögretilerde insanin ahlaki bir varlik olusunu -burada kötülük sorununu bu baglamda sinrilarsak, yani dogal kötülükleri konu disinda birakirsak- güvenceye alacak “garantiler” var. “artakalanlar” bu müphemligi biliyor ama bildigini varsaydigimiz bu müphemlige bir karsilik bulabilmis degil, ya da bu müphemligi üstlenebilmenin bir yolunu.

  4. togliatti Says:

    “biz hala burdayiz sözü” inanılmaz rahatsız edici geldi bana. orada sorunun senin dediğin gibi kestirip atılması var evet; bundan kaynaklı daha öte bir ahlaki rahatsız edicilik, müstehcenlik de var o sözde. bir Stalinistin kurbanlar ya da şehitler üzerinden kendini ideolojik olarak var etmesi anlaşılabilir bir şeydir. ama Nazizmin kurbanları için benzer bir söylem tutturunca rahatsızlık tavana çıkıyor.

    Holokost’u yaşamış Yahudilerin büyük kısmı “savaşarak” ölmediler; insanlıklarından çıkarılarak, obje statüsüne indirgenerek, insanlık denen kurgusal anlamsallıktan mahrum bırakılarak elimine edildiler. buradan bir “kahramanlık” çıkarıp, bak işte geride biz varız demek, olsa olsa kurbanlara saygısızlıktır. elbette bu çıkarımın sorunu kestirip atmakla büyük ilintisi var.

  5. kacakkova Says:

    primo levi, kamp deneyiminin artalanindaki mekanizmanin cellatlar ve kurbanlar, mazlumlar ve zalimler görüntüsünden daha karmasik oldugunu anlatiyor. bunu bilgi olarak biliyoruz, ama bu bilginin bir asilirikla yanastilanmasinin sonuclarini ve kendisini hala daha ne yapacagimizi bilmiyoruz. agamben de, bu nedenle, siyasal tartismalarinda, levi’nin aktarimlarina özellikle dikat kesiliyor. hem kutsal insan’da, hem de tanik ve arsiv’de cokca bahsi geciyor levi’nin yazilarinin. anladigimiz sudur -hem levi’yi hem agamben’i daraltarak ve meselelerini sinrilandirarak söylüyorum-, insani olan ile insanlik-disi arasinda belirsiz bir mintika acilmis, bildigimiz anlamda insan olusun sinirlari yerinden oynatilmistir. agamben’in kurcamalarindan gördügümüz sey ise, bunun her ne kadar bir modernlik deneyimi oldugunu söylemek gerekse de meselenin gittigi yerin cok daha derin ve karmasik bir derinligi oldugudur. siyasal olani bu durumda nasil yeniden tanimlamak mümkün, olan ile olmasi gereken arasindaki iliskinin cözümüne dair bir düsünme, biz artakalanlarin buradaliginda ne anlama gelebilir? filmin tam bittigi yerde baslayan sey, asil bu. yani film, kötülük sorunun soyut tartisilmasinda tarafsiz kalmaya gayret etmis ve epey basarmis da ama nihai olarak tartismanin somut baglaminda sorularin icnde durdugu asil sorunu atlayarak taraf olmus. nazi sonrasi -yasadigimiz- “insan haklari hukuku” temelli liberal dünyanin kurulusuna isaret ediyor. ben, sondaki, biz hala burdayiz lafini öyle anladim yine. sorulmamis bir sorunun -egemen acisindan gecerli olan- bir cevabi bu, hala icinde yasiyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: