“silahlar”ın “eleştiri”si

by

marx erken yazılarının bir yerinde “eleştiri silahı”nı “silahların eleştirisi”nden ayırır ve ikincisinin yerini ilkinin alamayacağını vurgular. felsefi formülasyonunu 11.tez’de bulan kategorik bir ayrımdır bu: “filozoflar bugüne kadar dünyayı yorumladılar, aslolan onu değiştirmektir”. düşünce ile eylem, teori ile pratik ilişkisi: kadim bir sorun.

solun, özel olarak sosyalizmin ve daha da özel olarak marksizmin teorik-politik pratiğinin tarihsel sorunlarını ve tıkanıklığını –ya da daha doğru ifade edilirse krizi’ini- konuşmak gerekecekse buralara gitmek gerek bir açıdan. hatta belki buralardan başlamak. her neyse. türkiye devrimci hareketinde, “pratiğin kadar konuş” seviyesine inmiş, orada anlamı sabitlenmiş bir ayrımdır bu. pratikten anlaşılan da silah-milah işleri olmuştur her zaman. samimiyetle -inanarak- ölmek ve öldürmek.

böyle olunca, neyin savunma, kendini koruma, direnme ve mücadele etme olduğunun açıklığını yitirdiği bir tür “direniş metafiziği”dir  söz konusu olan. siyasal alanı sürekli daraltan ve siyaseti içten içe tüketerek iktidar oyununa çeviren de başka şeylerin yanı sıra aynı zamanda bu pratiktir aslında. özellikle de siyasetin bir algı yönetme ustalığına dönüştüğü ölçüde “direniş metafiziği”nin tümüyle ters sonuçlar veriyor olması, ciddi bir sorun haline geliyor.

bir “tabu” mevzudur “silahlı mücadele” meselesi, tıpkı “örgüt içi infazlar” meselesinde olduğu gibi. konuşma olanağı olmayan mevzular bunlar. en iyi halde bile mesele, “adam kelleyi koltuğa almış, bedelini ödüyor sen ne konuşuyorsun” sınırında kalmaya mahkum. daha makul olanları, “devletin öldürmeleri karşısında savunma hakkı bu, buna karşı çıkmak öldürmeleri haklı görmektir” gibi biraz daha esnek olduğu söylenebilecek bir sınır çekiyor. ihanet, teslimiyet, kaçkınlık, liberallik vs. de eklenince bu sınır, siyasal olanı ve siyasal pratiği zorunlu olarak silaha bağlayan bir teorik-politik zorunluluğa kendiliğinden dönüşüyor.

teorik-politik bir zorunluluk diyorum ama gerçekte hakkında konuşulabilir olmaktan çıkarılmış bir  “tabu” haline sokulmuş olmasındır söz konusu olan.

bu engel aşılabilirse meselenin derinliği biraz anlaşılabilir. marx’tan başlanabilir mesela. eleştiri silahı ile silahların eleştirisi arasında yapılan söz konusu ayrımın bizzat, neden siyasal alanının neliği ve siyasal mücadele pratiğinin mahiyeti bakımından bir metafizik oluşturduğunu düşünmeye başlayabilir ya da tartışmaya açabiliriz. aynı şekilde yorum ile dünyayı değiştirmek arasındaki ayrımı da yeniden düşünmeye başlayabiliriz. hatta belki bizzat marx’ın kendisinin bilim olarak öne sürdüğü görünüş-öz ayrıştırmasının kendisine uzanacak şekilde marksizmi kendi içinden doğru tartışmaya açabaliriz.

“eleştiri silahı”nın “silahların eleştirisi”yle olan ilişkisini de belki bu uzun yolu kat ederek yeniden yerli yerine koyabiliriz.

bu uzun notun nedeni, esas olarak ümit kıvanç’ın silah milah diyen, aslında ne diyor?  yazısıdır. meseleyi bütün olarak hükme bağlamayı bırakın açmayı bile hedeflemek zor. ama, okmeydanı olaylarında uç veren meseleyi atlamamak önem taşıyor. gezi’de kendini hissettiren politik olana dair imkanları da yeniden bu bağlam içinde tartışmaya sokmak önemli ayrıca.

kıvanç, tümüyle haklı ve anlaşılır kaygılarla ve eski kuşağın deneyimini yeni kuşaklara aktarma arzusuyla, görebileceği tepkiyi de göze alarak, olayların sıcaklığı içerisinde bir anda yaygınlaşan silah-milah laflarını masaya yatırıyor. öncelikle, bu sert zamanlarda “aman dikkat” diyebilmeyi göze almış olmasından dolayı takdir etmeli.

ama, kıvanç’ın yazısı, burada işaret etmek istediğim yönler açısından, söyledikleri kadar söyle-ye-medikleriyle de önemli. çünkü, orada eline silah alanı ve silah almayı zorunlu olarak tartışmasız kılanı değil, dışardan -kahvesini yudumlayarak- silah-milah diyeni hedefe koyuyor ümit kıvanç yazısında. ayıp olduğu kadar aşağılık da bir yaklaşım, evet, kesinlikle doğru; tepkinin yersiz olmadığı açık, ama hala yolun kendisini ya da yola koyulmuş olanı değil o yola iteklemeyi sorun ediyoruz bu şekilde. okmeydanı’ndaki olaylarda “aman dikkat” diyeceğimiz şey bu mudur, bundan ibaret midir, şüpheliyim.

haklı olarak epey miktarda paylaşıldı kıvanç’ın yazısı sosyal medyada. oysa, bu yaklaşım bana açıkcası kendi eleştirisinin hedefini ya da odağını bir şekilde ıskalamak olarak görünüyor bir başka açıdan. silah-milah bahsinde “aman oyuna gelmeyelim” diyen bir uyarıyı “oturduğu yerden silahlı mücadele için twitt atan adamın eleştirisi” olarak yapmak, haklı olup olmasından bağımsız olarak,  “silahların eleştirisi”ne kör kalmaktan ibaret bir eleştiri gibi görünüyor. hep bir ortada kuyu var yandan geç durumu, bu sanki.

evet, “aman oyuna gelmeyelim”, elbette; ama, silah-milahın kendisi bizzat oyuna dahil değil midir zaten, hatta bizzat oyunun kendisi? oyuna gelmeyeceksek ya da gelmemek gerekiyorsa sorgulama tam da oyunun en “samimi-inançlı” oyuncusuna yönelik olmak zorunda değil midir? yani, “kendisini feda ettiğine inandığı için bizi de takmayacak olan”a, pratiğin dışında olana değil içinde olan’a -tam da o pratiği fetişleştirdiği için- yönelik olmak zorunda değil midir itiraz?

Reklamlar

2 Yanıt to ““silahlar”ın “eleştiri”si”

  1. ucuncumevki Says:

    hocam yazı çok güzel, elinize sağlık.

    ancak bir hususta çekincem var. ‘siyasal alanı sürekli daraltan ve siyaseti içten içe tüketerek iktidar oyununa çeviren de başka şeylerin yanı sıra aynı zamanda bu pratiktir aslında.’ sözüne ithafen.

    iktidar kendi bilgi tahakkümünü yaratıp algı yönetimiyle bu bilgiyi daimi olarak işlerken direniş metafiziği, belki bir parça bu bilgi sürecinin tersyüz edilmesi adına kritik görünüyor. elbette bu tersyüz etme işlemini direniş metafiziğyle -silahlı mücadeleyle- eşdeğer kılmak anlamsız bir ilişkiden ibaret görünecektir ama meselenin böyle bir boyutu da olduğuna inanıyorum.

  2. kacakkova Says:

    eyvallah!…

    bugün subcomandante marcos’un veda mektubunu okuduk. kendisi “subcomandante insurgente marcos’un varligi son bulmustur” diye yazmis.

    “silahli mücadele”nin de tek bir bicimi yok aslinda. tipki radikalligin tek bir anlaminin ve boyutunun olmamasi gibi. bununla birlikte, silah-milah islerinin, belirli bir tarih icinde alirsak -radikalligin isareti olmak anlaminda- fetislesen bir anlami var, bahsettigim “pratik” acisindan.her siyasal pratik gibi, verili siyasal kosullarin gerilimlerinde, gerekliligini ve gecerliligini de pratik olarak üretebiliyor.duruma göre sayilsal olarak az ya da cok kisiyi etkileyerek devamliligini da sagliyor. ama bu kesinlikle tüketici bir pratik aslinda…

    bu pratigin en görünür zarari, düsünme olanaklarini kendi icinde sakatliyor olmasi, giderek düsünmeyi de olanaksizlastiracak sekilde pratiklesmesi.

    öte yandan “direnis” en olumsuz ya da dar bicimlerinde bile “iktidar”in tahakküm süreclerini tersyüzetme imkanlari tasiyor olabilir.siyasal alanin daraltilmasindan kastim, siyasetin bir dost-düsman ikiligi üzerinden isletilecek sinirlara indirgenmesidir esas olarak. tam da bu yüzden cünkü “direnis”, gezi’den sonra ve gezi’nin aldigi bicimler nedeniyle daha acik görülebilir saniyorum bu, “iktidar”i hic de tersyüz edebiliyor degil.

    daha dogrusu tersyüz ettigi her seferinde bu ayni zamanda iktidarin da isine yariyor. “devlet ve devrim” üzerine -baslangic tezlerinden kusku duymaya baslayarak- bi daha düsünmek gerek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: