soykırım ve taziye, inkardan ikrara

by

siyasal iktidar, ermeni soykırımını bir “insani sorun” haline getirmek, tarihi de bu çerçevede tartışılacak şekilde tarihçilere bırakmak istiyor. taziye metninin söylediği bu; ancak, böylesi meselelerde, kurucu ideolojinin ve resmi söylemin içinde en küçük değişikliğin bile sonuçları beklenenden farklı olabilir her zaman. bir inkar üzerine kurulu, toplumsal bilincin yapılanışından dolayı özellikle. süleyman demirel’in, doksanların başında, “kürt realitesini tanıyoruz” sözünde olduğu gibi. sonrasında adına “düşük yoğunluklu bir savaş” sürüp gitti,  kürt sorunu da hala çözülebilmiş değil. resmi söylem yine de o ifade ile birlikte geri dönüşsüz olarak üstü çizilmiş hale geldi. realiteyi tanırken ya da hatta tanımak zorunda kalırken devlet aklının niyetleri ve hedefleri bambaşka olabilir. ancak, realitenin de kendi realitesi var, inkarcılıkta sürekli gedikler açan ve onun niyetlerini bozan bir realitedir bu. arkaplanında soykırımın adlı adınca anılmasına sınır koyma telaşı farkedilebilir olan taziye metni, metnin oluşturucularının niyetlerine ve hedeflerine rağmen böylesi bir kırılma anına karşılık geliyor. sorunun  bir “insanlık sorunu” haline getirilip getirilemeyeceğini göreceğiz, ancak taziye gibi bir insani beyanın bu kadar sarsıcı siyasal anlamlara geliyor olması bile kendi başına epey bir şey söylüyor olmalıdır. bu nedenle, taziye tartışmalarını salt olumsuz bir noktadan alarak yürütmeye çalışmak epey saçma olacaktır. egemenliği yeniden inşa etme arayışında olan devlet aklının bu türden yönelimlerini siyasal iktidarın yapılandırdığı bir karşıtlık noktasından anlamak ve çözmek imkansız. böylesi “karşıtlıklar”, akp iktidarı boyunca ortaya çıkan başka örneklerde de konuşabileceğimiz gibi, aslında bizzat siyasal iktidarın hegemonyasına yarıyor. “yandaşlar”ının konumları kolayca anlaşılabilir sonuçta, sorun daha çok “karşıtları”nın iktidara hizmetinin anlamında ortaya çıkıyor. kendisini yok etmek isteyenlerin direncinden beslenen tuhaf bir iktidar süreci yaşanıyor. bu tuhaflığı ise ancak söz konusu direncin taşıyıcısı olduğu zihniyet biçimlerinin derin kökleri anlayarak çözebiliriz. taziye tartışmaları da, kabaca bunu gösteriyor. iktidarın niyetleri kadar, direnişin bilinciyle de hesaplaşmak zorunda olunan bir durum bu, karışıklık ve safların saflığını bozan da bu durum. soykırımın bir “insani sorun” olarak kaydedilmek istenmesi, artık inkar edilemediği noktada realiteyi kendi anlamından uzaklaştırarak da olsa ikrar etmek demek. bu ise,  bizzat ikrar edilen gayri insaniliğin araçsallaştırılması anlamına geliyor. tıpkı barış sürecinde, dersim özründe, alevi açılımında vs. olduğu gibi. bu “araçsallaştırmalar”, yine de söz konusu “özürler”in ve “açılımlar”ın neye müdahale ettiğini, ne tür bir toplumsal karşılığı olduğunu, siyasal iktidarın niyetleri ne olursa olsun neyi nasıl dönüştürdüğünü göz ardı etme pahasına deşifre edilemez ve siyasal olarak olumsuzlanamaz. taziye olumlu bir adım, taziye metni de ince elenip sık dokunmuş ya da dokunmak istenmiş haliyle, bir söylemsel kırılmayı ifade ediyor. aslında bir perdelemeden veyahut da realitenin gölgelenmesinden bahsedilecekse, bu, tam da taziye metninin inkardan ikrara doğru bir gidiş anlamında olumlu niteliğinden kaynaklanıyor. taziyenin pozitif içeriği iktidara pozitif bir anlam atfedilmeden kaydedilebilir. 1915’ten hrant dink cinayetine uzanan bir tarihsellik içinde, ermeni kıyımının adını doğru koymak ve adalet talabini güncel kılmak bakımından, bu ayrım önemli. bir olayın adı da elbette siyasal mücadelenin bir parçasıdır, kavramlar üzerine tartışmaların aynı zamanda siyasal mücadele konusu olmaları gibi. ancak, siyasal mücadele dediğimiz şeyin “niyet okumalar” ve “doğruculuk”la fazla bir ilgisi yoktur. bugün, egemenlik bir “olağanüstü hal” durumuyla yeniden inşa edilirken siyasal iktidarın başarısı, hegemonik çatışma konularını kendi hanesine yazacak şekilde bir kazanıma dönüştürebilmesidir. schmitçi anlamda “olağanüstü hal” rejimini olağanlaştırmasında iki önemli nokta var. birincisi, taziye metninde olduğu gibi, eski ve yeni rejim arasındaki söylemsel farkın belirsizliğinden olabildiğince yararlanacak şekilde kullanıma sokabilmesi ve bu sayede demokrasi, özgürlük, hak ve adalet beklentilerini soğurabilmesi. ikincisi, karşıtlarını, her tür kışkırtıcılığı ve provakatifliği yaparak, rahatlıkla kümelendirebilmesi. kendi halk desteğini de, bu sayede stabilize edebilmesi aynı zamanda. öyle ki, “hukuk” denilen aygıtın askıya alınması bile, bu zeminde “hukuk düzeni”nin kurulması için gerekli bir hamle olarak sunulabiliyor ve kabul görebiliyor. meseleyi basitçe “kanaat önderleri”nin mahareti olarak görmemek lazım, bizzat bu mahareti olanaklı kılan siyalan alanın failleriyle birlikte mevcut halidir. taziye, eğer tam da pozitif içeriği nedeniyle iktidara alan açıyorsa, bu içeriği salt bir iktidar karşıtlığı ile olumsuzlamaya çalışıp durmanın bir tuzak olduğunu öngörmek gerek. eğer ki, gerçekten “asıl mazlum biziz, asıl biz katledildik, taziye türk milletine hakarettir, emperyalizmin oyunu vs. vs.” denmek istenmiyorsa! ya da “karşılıklı acılar, ortak acı vs.” denmeyecekse! soykırımın bir “insani sorun” olarak araçsallaştırılmasını engellemek, tam da yaşanmış gayri insaniliğin  ikrarından ve bu ikrarın açtığı çatlaktan başlamayı gerektiriyor.

Reklamlar

Etiketler:

Bir Yanıt to “soykırım ve taziye, inkardan ikrara”

  1. kacakkova Says:

    1 mayistan itibaren gündem degisecek, yaz boyunca memleket baska bir modda olacak anlasilan, bu mühim mevzuya bir kayit düsmeden olmazdi….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: