unutursun diye

by

ugurkaymaz

“otopsi raporuna göre, 12 yaşındaki ilköğretim 5. sınıf öğrencisi uğur kaymaz’ın sağ ve sol eline 4 adet, vücudunun sırt bölgesinden 9 adet olmak üzere toplam 13 adet merminin isabet ettiği, bunlardan 9 (dokuz) tanesinin yakın mesafeden (50 cm’nin altında) yapılan atışlarla oluştuğu ve vücutta barut izlerinin olduğu, babası, 31 yaşındaki tir şöförü ahmet kaymaz’ın uyluk ve sol eline 2 adet, göğüs kısmına 4 adet, sırt bölgesine 2 adet olmak üzere toplam 8 adet merminin isabet ettiği, bunlardan 8 (sekiz) tanesinin de yakın mesafeden (50 cm’nin altında) yapılan atışlarla oluştuğu ve vücutta barut izlerinin olduğu tespit edildi.”

ihd’nin inceleme raporunda yer alıyor bunlar.

uğur kaymaz, 12 yaşındayken, 21 kasım 2004’te mardin-kızıltepe’de bir akşam vakti 13 kurşunla katledildi. birlikte öldürülen babası ahmet kaymaz 30 yaşındaydı. avrupa insan hakları mahkemesi, “yaşam hakkı ihlali” olarak karara bağladı bu katliamı geçtiğimiz günlerde. telefon dinlemeleri hikayesi arasında öylesine kaynadı gitti. haberin sonrasında twetter’da paylaşılan fotoğraflardan biriydi yukarıdaki.

katillerinin ifadesine göre, “koca adam gibi görünyordu” uğur kaymaz, karanlıkta ve uzaktan. oysa mesafe değildir sorun burada artık.

tıpkı, roboski’de olduğu gibi, devlet mesafesinden herkes ve hatta her canlı, öldürülebilir ve hatta öldürülmesi gereken bir düşman olarak görünür. koca adam gibi görünen uğur’un bedenindeki dokuz kurşun yakın mesafeden, yarım metre öteden, ateş edilmişti…

bu fotoğrafı gördüğümde, ilk an gözlerimi nereye çevireceğimi bilemedim nasılsa….

susan sontag fotoğraf üzerine kitabında, fotoğrafik olarak kaydedilmiş dehşet görüntülerine bakmanın uyuşturucu etkisi olduğundan söz eder. giderek kanıksamaya, dehşeti bir olağanlık halinde benimsemeye dönüşen bir uyuşturucu etkidir bu. şiddeti, katliamları ve ölümü pornografikleştiren medyanın farkettiği şey de budur….

böylece her şey gözlerimizin önünde olup biter, kanıksadığımız ve hayatımıza öylece devam ettiğimiz bir gerçeklik düzlemi oluşur. dehşetin görünümleri olağanlaştıkça artık neyi unuttuğumuzu hatırlamanın da imkansızlaştırıldığı kayıtlar haline gelir. bir informasyon konusuna dönüşür dehşet…

uğur’un bu fotoğrafı oysa, tam ters yönde bir kuvvete sahip. katledilişi hakkında verilen raporla asla bağdaştıramayacağımız bir gerçek çarpar yüzümüze. asla, dehşeti onaylar gibi bakamayız bu fotoğrafa…

“fotoğraf ağıtlı bir sanattır” demişti sontag. belki de bambaşka bir tartışma bağlamında. ama sanki bu söz tam da şimdi buluyor gerçek karşılığını zihnimde. unutmanın ve hatırlamanın sanatı, zamana tarifsiz bir kederi sızdırıyor durmaksızın…

böyle olduğunda, fotoğrafik imge bir şey göstermekten öte, dünyayı nasıl gördüğümüzü ve kendimizi nereye koyduğumuzu açığa çıkarır. gerçekte kimizdir biz, ve hatta neyizdir?..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: