utanç, yas tutma, adalet: roboski katliamı

by

roboski

Kimin yaşamı yaşam sayılır ve hangi ölünün yası tutulur, bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?

Judith Butler’ın Kırılgan Hayat‘ta çeşitli veçheleriyle yanıtını aradığı sorulardır bunlar. Teorik ayrıntılarını bir yana bırakarak, sorunun siyasallığına yapılan vurguyu hatırlatmak yersiz olmasa gerek. Bu siyasal yön aşikar görünür, bununla birlikte Roboski katliamından hareketle konuşmaya başladığımızda, sanılanın aksine mevcut felsefi ve politik dilimizin -aslında- soruyu atladığını, en iyi ihtimalle de ikincilleştirdiğini farkedebiliriz.

Öldürenler ve ölenler nezdinde her şey açıkca ortadaymış gibi görünür. Öyledir de belirli bir düzeyde kesin olarak, ama siyasal sorunu orada öylece bırakamayacak oluşumuzun nedeni, ölümün toplumsal bilinçteki karşılığının hiç de politik dilin görünür kıldığı sınırlara bırakılamayacak oluşundan kaynaklanır. Utanç, yas tutma, vicdan ve adalet gibi, hayata ve ölüme dair ruhlarımızı –dolayısıyla politik konumlanışlarımızı da- biçimlendiren kavramlar üzerinde bir mücadele ve açıklık çabasının “politik” zorunluluğudur söz konusu olan.

Foucault’dan beri “modern iktidar”ın vicdan’ı siyasallaştırarak kullanıma soktuğu biliniyor. Vicdan kavramının söylemlere damgasını vurduğu bugünler de ilk başta bunu hatırlamak yerinde olur. Bu siyasallaştırma ile çünkü, Butler’ın yukarda aktardığım sorusunun ihlal edilerek, duyumsayışların ve algıların bir tür “hakikat üretimi”ne bağlı olarak şekillendirilmesi ve süreklileştirilmesi sağlanabilmektedir.

Vicdan, sorumluluk, adalet ve hatta utanç gibi kavramların içeriksizleşmesi, yaşamlarımızdaki karşılıklarının boşalmasıyla birlikte “siyasal olan” belirlenmiş olmaktadır. Başkasının ölümünü kanıksayan, görmezden gelen ve giderek haklılaştıran bir toplumsal bilinç ikliminde yaşanıyordur -artık- hayat. Buna karşılık ölümden konuşmak, utancı hatırlamak ve yas tutmayı “sorumluluk etiği”nin açtığı ya da açabileceği -etik ile politik olanı tam da bu kavramlardan kalkarak ilişkilendirmek üzere- insan’a dair bir sorgulamanın parçası olarak derinleştirmek kaçınılmaz olsa gerek.

Böylece “yasın gücü”nü anlamaya yönelik, “vicdan” ve “adalet” kavramlarını yasa’nın dışında ve karşısında, bir sorumluluk ve dayanışma bilincinin karşılıkları olarak düşünmek ve iktidarın siyasallaştırmalarına karşılık başka bir siyasal pratik ile çıkmanın yollarını oluşturmak mümkün olabilir.İIktidarın “başkası”nı kötülükle eşdeğer kılarak ölümünü sıradanlaştırması, dahası onu katleden şiddetini olağanlaştırmasına karşı, “başkasının başkalığı”ndan mutlak anlamda sorumlu olarak ve ölümünün utancıyla, çoğunluğun söylemine direnç gösterebilecek bir dil geliştirilebilir.

“Belki de insan daha ziyade yaşadığı kayıp nedeniyle -muhtemelen sonsuza dek- değişeceğini kabul ettiğinde yas tutar. Belki de yas, sonucu tümüyle önceden kestirilemeyecek bir dönüşüm geçirmeye razı olmakla (belki de dönüşüm geçirmeye boyun eğmekle demeli) alakalı bir şey” diyor Butler.

Bu noktada, kendi kelime dağarcığımızın içeriğine indirgenmiş bir “politik bilinç”ten hareketle “vicdan” kavramını ikincil plana çekemeyeceğimiz gibi, “yas tutma”nın “hesap sorma”ya göre reddedilebilir ya da geriye itilebilir olduğunu da düşünemeyiz. Vicdanı, utanç ve yas tutmayla ilişkili olarak, “ilahi adaletin içimizdeki temsilcisi” saymak da anlamlı değildir. Bu, olsa olsa “ilahi olan”ın, mevcut iktidar söylemine indirgenmesi ve böylece “başkası”nın ölümündeki sorumluluğumdan feraget etmek üzere araçsallaştırılması anlamına gelir.

Nasıl oluyor da, örneğin Filistin’e gözyaşı dökenler – mesul iktidarın siyasal erkanını ve yandaşlarını bir yana bırakalım- Roboski’de katledilenler söz konusu olduğunda sığınabilecekleri, “o başka” diyebilecekleri bir sessizlik noktası bulabilmektedirler? Antigone’den hareketle öne sürebileceğimiz argümanlardan biri oysa, tam bu noktada ortaya çıkar. Yasa ile adalet arasındaki çelişkinin çözümünde, “yasa”nın karşısına “adalet”in çıkarılabilmesi, “ölüleri hakkıyla gömme” ve “yas tutma” hakkının normatif siyasal dile karşı üstlenilmesiyle mümkündür.

Felsefenin, politik söylemlerin, dünya görüşlerinin, inançların kör noktasına, Levinas’ın “o başka” dediği anda açığa çıkan “o karanlık nokta”ya doğrudan bakmak, kaybedilen ya da artık görmezden gelinişi doğallaşmış olan “utanç”la yüzleşmek zorunda olduğumuz nokta da, tam burasıdır sanıyorum.

“Vicdan rahatlatma” seanslarını işlevsiz kılmanın yollarından biri bu utanç olabilir ancak.

Bergman’ın Utanç(Skammen-1968) filmini hatırlamamak imkansız. Savaş, yalnızca insan ruhunu tahrip ediyor değildir, aynı zamanda bu ruhun saklı kıyıcılığını da açık etmekte, bir bakıma bu ruhun sefilliğini ortaya çıkarmaktadır. Roboski katliamının izlerinin bizi karşı karşıya getirdiği yer bundan başka bir şey değildir.

Ölüm, Utanç ya da Bir Katliamın İzleri: Roboski yazısını okurken aklımdan geçen bazı noktaları kaydetmek istedim. Butler’ın sorusunu, Roboski’de tanıklık ettiğimiz -ki “tanıklık” her zaman bir hakikat ve adalet meselesidir- ölümün utancıyla birlikte düşünmek için…

Reklamlar

Etiketler: ,

4 Yanıt to “utanç, yas tutma, adalet: roboski katliamı”

  1. EG Says:

    Derviş Aydın Akkoç’un yazisini okurken en cok dilin yetersizligi geldi aklima. “O baska”yi aciklayacak dil. Sanirim Derviş Aydın Akkoç onun icin siire basvurmus.

  2. EG Says:

    Yas tutma sanki unutmaya yonelik gibi gelir bana. Yas tutma verili gerceklikte olene karsi yapilacak son sosyal gorevmis gibi gelir; hesabi kesilir, konu kapatilir cunku yasam devam etmelidir.

  3. kacakkova Says:

    evet, dervis aydin’in turgut uyar’dan el almasi, söylediklerinin hakli olmasinin ötesinde bir güc vermis yaziya, siirden baska bir yerde bulunamayacak bir hakikat gücü. “yas tutma”yi ise pasif bir “görev” gibi düsünmekten cikarmak gerekiyor. bunu yapmanin imkani, yas tutmakla boyun egmek zorunda kaldigim seyde var. yasadigim kayip nedeniyle sonsuza kadar degisecegimi kabul ettigimde, o dönüsüme boyun egdigimde “sosyal bir görev” olmanin ötesinde yas tutuyorumdur. cünkü yasam devam etmektedir, evet, ama yas tutmak baskasi ile olan hesabimi kesmek degil, o hesabin gücüne, borcumun kapanmazligina, baskasinin ölümünün üzerimdeki hükmüne sonsuza kadar acik halde durmak anlamina gelebilir ancak.yukarda bir kismini aktardigim alintinin devaminda butler, “kayip var, onu biliyoruz, ama bir de kaybin dönüstürücü etkisi var ve bu etki haritasi cikarilabilir ya da planlanabilir bir sey degildir” diyor. bu anlamiyla bir takim dinsel olsun olmasin ritüellerle ifa edilecek bir görev olmaktan cok acinin beni carpan, planlarimi ve düsüncelerimi bozan gücüne acik olmam anlamina gelir. baskasinin ölümünü kendi kaybim olarak kabul edisimin, bu kabulun yasasini üstlenisimin sonucudur yas. utanc gibi. tam da bu yönleriyle pasif duygulanislar olmaktan cikarilabilir, cikarilmalidir, diye düsünüyorum.

  4. EG Says:

    Dolayli da olsa ilgili bir yazi. Paylasayim dedim. http://meydangazetesi.org/gundem/2012/12/roboski-anormal-cocuklar-cikolata-yemiyor-kola-icmiyor/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: