masumlar

by

“Tatar fotoğrafçı daha buralarda yokken Haymana Ovası’nda kurtlar, tilkiler ve bir boz ayı dolaşırdı. Serin duvarlı evler, uluyacakları zamanı bekleyen köpekler ve gelinlerin yalnız bıraktığı pınar, akşamları dolunaya sarınarak yatardı. Ekmek az olur, ölüm sık görülür ve aşk bazen yaralı bir su gibi kanlı akardı.

Her yanın yeşillendiği o günlerin birinde Pençeyüzlü kadının ikiz kızları tepenin ardında iki ayı yavrusu bulunca köye bir canlılık geldi. Ayı yavrularını yalla beslediler ve meraklı çocukların gazabından korudular. Geceleri köpeklerin havlamaları çoğalınca, anne ayının köyün etrafında dolandığını anladılar. Pençeyüzlü kadın yavruların bırakılmasını istedi. İkiz kızlar ağladı. Bir sabah birlikte tepeye çıktılar ve yavru ayıları bırakıp, masumca uzaklaşmalarına baktılar. Üzerinden sadece bir gece geçti. Yavrulardan birinin, boynuna ip bağlanmış halde çocukların elinde sürüklendiğini gördüler. Kimse ne olduğunu anlayamadan diğer yavruyu dere içinde köpekler parçaladı.

İkiz kızlar daha çok ağladı. O günden sonra çocuklarla oynamadılar. Pençeyüzlü kadın, köyün azgın çocuklarını tepenin ardına kadar kovaladı. Çocuklar dere içlerinde ve çalıların arasında izlerini kaybettirirken, boz renkli bir ayının yavrularını aradığını bilmiyorlardı.  Boz ayı günlerdir kekik ve yavşan kokularında dolanıyor, yamaçlardan çıkıp soluk soluğa kayaların ardına bakıyordu. Yavrularını arayan bir annenin tek gecesi, bir ömrün azabından daha uzundu. Boz ayı önüne gelen her şeye hiddetle saldırıyor, parçaladığı tilki ve kurtların leşlerini ortada bırakıyordu.

Sessizce saklanan çocuklar aniden boz ayıyı görünce tepeye koştular ve Pençeyüzlü kadınla burun buruna geldiler. Pençeyüzlü kadın eline uzun bir dal alıp çocuklara perde oldu. Önce bir taş attı boz ayıya, sonra elindeki dalı ileri doğru salladı. Etrafta yavrularının kokusunu duyan boz ayı kükredi, acısı en uzak tepelerde yankılanıp geri döndü. Aşağıdan köpeklerin sesi yaklaşıyordu. Pençeyüzlü kadın seslerin geldiği yöne bakarken, boz ayının darbesiyle kayaların üzerine savruldu. Silah sesleri duyuldu, köpekler iyice yaklaştı. Boz ayı hızla uzaklaşıp gözden kayboldu. Köylüler dere içindeki kan izlerini görünce boz ayıyı vurduklarını düşündüler, ama etrafta iki kurdun leşini bulunca tereddüte düştüler. Boz ayının, öldürdüğü kurtları yemeden ortada bırakacak kadar büyük olan acısından ürktüler.

Pençeyüzlü kadının adı o güne kadar Saadet’ti. Eskiden aynaların önünde saçlarını örer, su gibi güzel olan yüzüne bakardı. Sonra devran döndü, hayat geçti. Boz ayının saldırısında yüzü yaralanan Saadet kadın bir daha aynaların önüne oturmadı. Ömür boyu böyle yaşamak, iki ayı yavrusunun diyetiydi ona. Masumlar bazen günahkarların yükünü taşırdı.”

Masumlar, sf.91-92, Burhan Sönmez, İletişim yayınları, 1.Baskı 2011, İstanbul.

Reklamlar

6 Yanıt to “masumlar”

  1. aybike Says:

    masumlar’ı okuyorsun..

    o zaman benden de:
    “sabahları doğan güneşin yeni ışığına ve yeni rengine aldanma
    şu ağacın yemişi dünden yeşillendi adı ise daha eskiden kalma”

  2. kacakkova Says:

    hosgeldin aybike. tek seferde baslayip bitirdim ben kitabi, pürüzsüz akiyor cünkü. basit, kisa, yalin cümleler. romanin ilgincligi de bunca basit ve yalin cümlelere karsin üstlendigi acik ya da örtük meseleleri, kolayca okuyup gecildigi gibi gecilemeyecek olan derinliginden kaynaklaniyor. sagini solunu isaretledim kitabin okurken epey. aktardigim alinti, kitap falindan cikti. kuzey’i de yakin bir zamanda okurum diye umuyorum.

  3. aybike Says:

    ben de kitap falı bakmıştım; ama nedense senin de kitap falı bakacağını akıl edemedim, hem de masumlar söz konusuyken. bi de yazmak konusunda senin kadar sabırlı olamadığım için iki dize aktardım sadece.
    kuzey için de baktım kitap falını, işaretledim, sen okuduğunda paylaşacağım.

  4. redrabbit Says:

    masumları okudum.kitapla ilgili düşüncelerimiz ,neredeyse,benzer.Ancak beni birşey rahatsız mı etti diyeyim,hayal kırıklığı mı diyeyim,tatmin olmamak mı bu yoksa-kuzey’den sonra-..özellikle brani’nin ingiltere yaşamında..sanki ne masal ne roman..ordaki karşılaşmaları ve ilişkilerin ilerleyişini ,nasıl desem,kitabın geneline pek uyduramadım.daha doğrusu farklı beklerdim.sizin düşüncenizi merak ettim.

  5. kacakkova Says:

    tam tatmin olmamis olmaniz mümkün.
    kuzey’de söz konusu olan büsbütün masaldi, masalin dili ve kurgusu basindan sonuna kadar kitabin belirleyici özelligi olarak kaliyor.
    gerci kuzey’de de sonlara dogru isler -sanki- fazla hizlaniyor ve ajitatif bir nitelik kazaniyor, mesaj fazla alenilesiyor. masumlar’da iki farkli dünyanin iki farkli dil sellikle karsilanmak istenmis olmasi bir tür uyumsuzluk yaratiyor, ama bu uyumsuzluk romanin meselesi acisindan kacinilmaz.
    tek sorun, bu iki ayri dünyanin dilsel karsiliklarinin ikna edicilikle gelistirilip gelistirilemedigidir. köy dünyasi icin olan kisimda, masal bölümünde kitap daha basarili dil acisindan. ancak orada da bir tür “ceviri” duygusuna kapilmak mümkün, bunun sebebi kürt dengbejlik gelenegine ait dinlenilmis hikayelerin türkce yazilmis olmasindan kaynaklaniyor olabilir.
    yine de asil sorun sehrin anlatildigi, özelikle de ask iliskisinin kurgulandigi bölümlerde. ayirmaya ve farklilastirmaya calisilmis ama masal ile roman arasinda kalmis sanki o dil yine de. belirli noktalarda anliyoruz o dilsel farki, ben de bu ayrimin daha cok belirginlestirilmesini, hatta neredeyse kati ve sematik bir hale sokulmasini, vurgulanmasi isterdim, o zaman meselesinin yükünü tasimaya daha cok yaklasmis olacakti diye geciyor icimden.
    askin islenisinin ikna ediciligi baska bir mesele.brani tawo ikna edici bir karakterdi, ic dünyasi ve yönelimleriyle.aski süsünden püsünden ayristirarak kurtarici bir pozisyona sokma niyeti “insani umudu” ayakta tutmanin bir karsiligi olarak tasarlanmis. ama yine elimizdeki bir roman oldugu icin tasarinin bu kadar kendini acikca göstermesi, pürüzsüzlestirilmesi, satafatindan arindirilsa da dogrudan capaksiz bir meseleye dönüsmesi inandirici degil.
    yine de, yazida söylemeye calistigim boyutlariyla, burhan sönmez’in ve masumlar’in önemsedigim yönlerini ortadan kaldirmiyor bunlar.

  6. redrabbit Says:

    evet.siz yazınca şimdi,daha iyi farkına vardım.Sorun dilde ve aşk ilişkisinin ele alınışında.aceleye getirmemiş belki de,meselesi,vurgulamak istediği noktalar başka olduğu için bazı yerleri havada bırakmış ya da olduğu gibi bırakmış diyelim.ben de, akış içinde o eksik noktaları hissettim .tatminsizliğim bundan.bu aynı bir enstrümanın soloya geçmeden önce diğer enstrümanların tuşeyi düşürüp soloya bir girizgah hazırlamaları gibi.o girizgah bazen parçanın geneline bakıldığında ,heyecanda bir düşüş yaratır ama sonrasında solo geleceği için mazur görürüz.böyle bakmak lazım belki.kesinlikle size katılıyorum ve takip edilmesi gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum Sönmez’in…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: