bir ‘itiraf’ın anatomisi

by

allah söyletiyor derler ya, o hesap olmuş bu  “her kürtaj bir uludere’dir” sözü. insanın, hakkaten büyüksün froyd diyesi geliyor düşünürken. cem akaş’ın kıyasını okuyunca bu “sürç-i lisan”ı kaydetmek lazım diye düşündüm. kürtajdı, sezeryandı erdoğan zekasından bakıp tartışamaya çalışarak la havle  çekmeye gerek yok. bunu bir yana bırakalım şimdi, işte  “bilinçdışı” konuşuyor burada -üstelik bütün bir “kollektif narsizmi” arkasına alarak, muktedir olarak, temsilen. konuşanın rahatlığı ve kendinden eminliği ölçüsünde derin bir itiraf niteliğine bürünüyor bu nedenle. hem suç işleme, hem de suçu itiraf etme arzusu. dolayısıyla bir itiraf olduğu kadar bir tehdit niteliğine de sahip. tek cümle, yetiyor. gerçek, onu bastırmaya çalışanın dilinde -kendisine rağmen- geri dönüyor. bir şeyi söylemeye çalışırken başka bir şeyi söylemiş oluyor. basitçe bir ‘suçluluk’ tezahürü değil yine de yalnızca, kürt politikasındaki ‘gizli arzu’nun da itirafı aynı zamanda. egemenliğin temsil ettiği politik bilincin yansısı. hele ki, başkabakan’ın, uludere katliamı sonrası yine başka bir şey demiş olmak için “türk ordusu görevini samimiyetle yerine getirmiştir” dediğini de hatırlarsak.

Reklamlar

11 Yanıt to “bir ‘itiraf’ın anatomisi”

  1. Elestirel Gunluk Says:

    Ama arin damarlari patlamis. Yuzsuzluk dizboyu; Apathy dizustu. Katatonik sizofren bir cogunluk.

  2. Passive Apathetic Says:

    apathy derken eleştirel? üzerime alınayım mı?:) tabii, insan ister ki baş üstünde olsun yeri ama, napalım, diz üstüyle idare edeceğiz artık.

  3. gm Says:

    Kürtaj tartışmasını da gözden kaçırmamalı, bugün yarın çıkaracaklar yasayı!

  4. kacakkova Says:

    kacirmamali, kesinlikle. cikartilacak “kürtaj yasasi”na bütün halde itiraz etmek bir zorunluluk.
    kürtaj meselesinin yine de erdogan zekasinda tartisilmasi olanakli degil. muktedirler gündemi belirliyor ama o gündemin icerdigi tartismanin bütün muhtevasini belirlenen bu gündem icinde gelistirebilmek, meselenin kendisini düsünebilmek olanakli olmayacaktir.
    kürtaja karsi olan argüman sahiplerinin de bu cikartilmak istenen yasaya karsi cikmasi gerektigini düsünüyorum.
    bu tartismanin bilimsel, felsefi, etik ve politik boyutlari var. erdogan’in temsil ettigi politik cizgi ve dolayisiyla dünya görüsü ise bir “sömürgelestirme” girisimi olarak vücut buluyor.
    “her kürtaj bir uluder’dir” lafinin üredigi yer “bedenin sömürgelestirilmesi”nin karsiligi olan bir toplumsal zihniyet bicimidir. kürtlerin politik varliklarinin imhasi ile kadinin bedenin sömürgelestirilmesinin tek bir cümlede karsiligini bulmus oluyor böylece.
    bunun böylesi bir cümle ile aciga cikmis olmasi tesadüf degil, dil sürcmelerinin salt bir rastlantiyla aciklanamayacak olusu gibi. bir kez daha temsil sorununun iktidar iliskilerinden ve cinsiyet sorunundan ayri düsünelemeyecegini göstermesi bakimindan da sasirtici degil.
    siyasal islamin bir iktidar ideolojisi olarak zamanin ruhuna uyarlanmasinin sonuclarindan biri kisacasi. kürtaj tartismasi beden sorununu, kadin bedeninin temellük edilmesi meselesini, kimlik ve temsil sorununu, “mülkiyet” sorununu, insanin neligi sorusunu da icerecek sekilde bünyesinde barindiriyor.
    foucault’dan beri bildigimiz sey, tam da bütün bunlar sebebiyle beden’in acik ya da örtük bir savas alani oldugudur. iktidar, beden ve cinsiyet arasindaki iliskiler tahakkümün tesis edildigi bir baglamsallik iceriyor, ayni sekilde de bu tahakküme karsi direnisin zeminini.
    bu noktada, beden ve cinsiyetle iligili tartismalarin bütününde, biyo-iktidar kavraminin icerimlerini yeninden hatirlamakta da fayda var saniyorum.

  5. Elestirel Gunluk Says:

    Kacak “bedenin sömürgelestirilmesi”nde durdum biraz. Bedenin somurgelestirilmesine yonelik yorumun bana biraz zorlanmis psikoanalitik bir yorum gibi geliyor, Ve cok fazla anlamlandirip somutlayamiyorum boylesi bir yorumla, ki bu sorunun ayni zamanda kimlik, cinsellik, ve temsil sorununu icermesi konusunda senle hem fikirim. . Bir yandan oldururken bir yandan henuz olusmamisin (fetus) yasam hakkini savunmak alabildigine bir patolojik durum ve henuz ben de bilmecenin taslarini yerli yerine oturtmus degilim…

  6. kacakkova Says:

    yorumun asiriligi konusunda bir sey diyemem abi. soyutlama halinde yazmisim, karisik da olmus belli ki. hizlica bir kac noktaya deginmeye calisayim. aklimda olan sey, esas olarak foucault’nun “iktidar” düsüncesiydi. muhtemelen psikanaliz de katiliyor isin icine. en basta, cinselligin kurulusunda iktidar’in yeri, bedenin sömürgelestirilmesinin, yani bedenin iktidar tarafindan bicimlendirilisinin ve muhafaza ve müdahale edillisinin dügüm noktasini olusturuyor. bundan devamla iktidar, foucault’un biyo-iktidar kavramini da göz önünde bulundurursak, öldürmeyi ve yasatmayi belirleyen bir mekanizma. modern iktidar teknikleri de zaten gücü ve siddeti salt bir yokedicilik olarak kullanmaktan öte ve ayni zamanda sürekliligi-yasamin sürdürülmesini belirlemeye yönelik olarak isletiliyor. iyi ile kötünün, ahlaki olanla ahlak-disi olanin ‘belirlemesi’ gibi. devletin bir iktidar yogunlasmasi oldugunu veri alirsak, devlet araciligiyla iktidar olan siyasal pratik bu noktalarda gündemi sekillendiriyor. kimlik, cinsellik ve temsil sorunu birlikte düsünüldügünde uludere’de cocuklari öldüren kisiyle, dogmamis cocugun yasam hakkini savunan kisinin ayni olmasi sasirtici degil, vurgulamak istedigim bu yaniydi daha cok. yasamin ve ölümün hükme baglandigi yer olarak beden bu acidan tarafsiz bir bölge ya da konu-disi bos bir yüzey degil. “bedenin sömürgelestirilmesi” zorlanmis bir soyutlanma olabilir, emin degilim, sömürge sonrasi elestirinin kullandigi bir kavram olabilir bu yine de. ancak benim bununla isaret etmek istedigim, kürtlerin varliklarini politik imha etme zihniyetiyle “kadin bedeni”ne yönelik yasami savunma adina gerceklestirilen müdahaledeki zihniyetin derin iktidar mantigi acisindan “tutarli” oldugudur. sorun buradaki tutarliliktir. ve buna karsi üretilebilecek politik alternatiflerdir. “bedenim benimdir” cikisi bir reel politik itiraz olarak anlasilir görülebilir ama bu meselenin icerdigi sorunlari bu sloganin ima ettigi noktadan giderek düsünmek dogru olmayacaktir tümüyle. “ben özneyim” demenin öznelik sorununu bir düsünme konusu olarak almak icin elverisli ve dogru olmamasi gibi. “beden” burada bir simge ve soyutlama olarak iktidar, cinsellik ve kimlik meselelerin icice gectigi bir savas alani seklinde düsünülebilir. sömürgelestirilmesinden kastimda bununla iliskili. ikili bir yönü var bunun önümüze cikardigi: smürgelestirmeye karsi direnmek ve bu direnisten baska bir varolusu mümkün kilacak imkani tasarlayabilmek. tam da bu noktada senin siteye koydugun aksu bora’nin yazisi ve “durup kendi sesimizin neye benzedigini dinlemekten hic vazgecmemek” deyisi aklima geliyor. söylediklerim yine belki soyut oldu fazlasiyla, kafa böyle calisiyor ondan, böylece birakayim yine.

  7. Elestirel Gunluk Says:

    Cok sagol Kacak. Simdi daha iyi anlamdim demek istediklerini.

  8. togliatti Says:

    “Simdi daha iyi anlamdim” cumlesindeki fiil çok ilginç olmuş… hem “anladım” ile hem de “anlamadım” ile aralarında 1 harflik fark var 🙂

  9. kacakkova Says:

    🙂
    arada kalmis gibi.
    ….
    bir de bkz. ahmet tulgar, Cinselligin siyasi sarkaci

  10. Elestirel Gunluk Says:

    Ha ha ha iyiymis o “anlamdim”! Bu Freudcu dil surcmelerinden kacis yok valla…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: