popüler kültür ve politika

by

hamza aktan’ın mahsun kırmızıgül’ün tuhaf ‘hayat’ı başlıklı yazısını okuyunca, ardından diziyi bir görev duygusuyla izledim! popüler kültürün politik eleştirisine dair aktan’ın yazısı mühim bir örnek. diziyi izleyin ya da izlemeyin keyif sizin, ama ciddi ve çok yönlü bir karşı-tarih okuması sunan yazıyı mutlaka okuyun.

Kültür endüstirisi ve kitle kültürü tartışmalarının önemli bir sonucu, kültürün siyaset üstü bir kavram olamayacağını göstermesidir. Kültürün siyasallaştırılması diyerek bundan yakınan eğilimler de ortaya çıkmıştır, ancak önemli olan bu çift yönlü ilişkinin, siyasetle kültürün (“suç”) ortaklığının anlaşılmış olmasıdır. Popüler kültür kavramına da doğrudan bu nokta üzerinden gelebiliriz: Politik sistemin içselleştirilmesinin ve  yeniden-üretiminin yollarını gösteriyor popüler kültür alanı. Siyasi iktidarı muktedir kılan, artık bilindiği üzere, güç aygıtlarına sahip olmanın yanı sıra ideolojik hegemonyasıdır. Bu ikinciyi sağlayacak olansa, iktidarın bir bilinç halinde kültüre yerleşikleşerek doğallaşması, gündelik bir zihniyet biçimi halinde resmi tarihi yeniden üretebilecek bir konum kazanmasıdır.

Popüler kültür alanını, tam da bu nedenle, siyasi iktidar hegemonyasına karşı, semtomatik olarak okumak gerektir. Bireylere, kendilerini evinde hissettiren,  yerleşiklik duygusu veren şey, bu semptomların bastırılması ve görünmezleştirilerek bastırmanın normalleşmiş olmasıdır. Kültürle siyasetin suç ortaklığı bu noktada gerçekleşir. Söz konusu yerleşiklik duygusunun gücü, politik sistemin meşruluk alanının genişliğini gösterir.  Bu yerleşiklik bilincinin sorgulanması da bir ideoloji eleştirisi olacaktır kaçınılmaz şekilde. Söz konusu meşruluğun gayri meşruluğunu ortaya çıkaracak olan şeyse, popüler kültürün (semptomatik ürünleriyle birlikte) politik eleştirisidir.

Ahmet Oktay, Türkiye’de Popüler Kültür’de, “Popüler kültür, gündelik yaşamın kültürüdür. Dar anlamıyla, emeğin gündelik olarak yeniden üretilmesinin bir girdisi olarak eğlenceyi içerir. Geniş anlamıyla, belirli bir yaşam tarzını ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön koşullarını sağlar” demektedir. Buradan devam edebiliriz, özellikle de geniş anlamdan kalkarak; ancak devam etmeden önce, bir parantez açarak “popüler kültür” kavramını tümüyle bu tanımdan ibaret saymamak gerektiğini eklemek isterim.

Popüler kültür alanının tanımlanmasına yöenlik kavramsal tartışma içinde bir şerh olarak eklemek istiyorum bunu. Oktay’ın buradaki popüler kültür eleştirisi, daha çok kitle kültürü eleştirisi olarak doğrudur; popüler kültür alanı, politik yapının nihayete erdiği ve tek yönlü olarak anlamı belirlediği kadir-i mutlak bir iktidar alanı değildir. Marx’ın düşüncesiyle, evet, “egemen fikirler” her zaman “egemenlerin fikirler”idir, ancak popüler kültür alanını bu genellik içinde açıklayamayız büsbütün. Gramsci’den hareket ederek, kavramsal olarak popüler kültürün, hegemonya mücadalesinin kesitisiz sürdüğü, sürmek zorunda olduğu bir alan olarak düşülmesi doğru olacaktır.

Parantezi kapatayım böylece.

Siyasal iktidar kendisini yalnızca “yasallaştırmakla”, yani yasal olarak tanımlamakla kalmaz, meşru kılmak zorundadır da. Yasallık, hukuk yoluyla sonuç olarak gerekçelendirilir; ancak, meşruluk için bu yeterli değildir, daha başka “ideolojik aygıtlar”ın koordineli çalışması gerekmektedir. Hükümetler değişse, yeniden organizasyonlarla değişikliklere gidilse, devlet düzeninin dengeleri farklı yapılanmalarla biçimlense bile “siyasal sistemi” kendisiyle özdeş halde, özü değişmeksizin sürdürülebilir kılan şey, toplumsal bilinç üzerinde sağlanmış olan hegemonyadır esas olarak. Popüler kültür, hegemonyanın (elbette sürekli bir mücadele konusu olarak) tesis edildiği, yeniden üretildiği bir alan olarak işlevselleştirilir.

İletişim araçlarının gelişimi medyayı başat bir meşrulaştırma aracı haline getiriyor. Chomsky’nin “rıza üretmek” dediği şeyi sağlayan, iletişim ve medya araçlarıdır. Bir süreklilik halinde bu rıza popüler kültür yoluyla içselleştirilmekte, bir bilinç halinde tarihe dönüşmektedir. Popüler kültür tarihinin, bu anlamda resmi tarihe koşut bir görünümü vardır. O görünümün kazınması, sökülmesi, yeniden okunması eleştirel düşüncenin ve politik eleştirinin görevidir. Böylece, özneler olarak konumlandırılan bireylerin bağlandığı “ortak aklı” sorgulamak, o aklın ortak kabullerini deşifre etmek olanaklı olacaktır. Popüler kültürün hikmeti çünkü, mağdurlarını ve kurbanlarını da sisteme eklemlemenin, kendisini inkar eden bir politik sistem içinde o yapıya uyarak varolabilmenin yollarını sunmasıdır. İktidar politikasını geniş anlamda ayakta tutan şey de, talep ve beklentilerini soğurarak konumlandırdığı öznelerinin, bireyler olarak ekonomik, kültürel, siyasal ve sosyal pratikleriyle oluşan bir meşruyet alanına sahip olmasıdır. Bu meşruluk ancak semptomatik bir okumayla sorgulanabilir.

Mahsun Kırmızıgül’den zaten başka ne beklenebilir deyip kenara çekilemeyeceğimiz bir olaydır bu.  Popülizmin kaynağı olan ve kendisi de popülizmden kaynaklanan bir bilinç durumuna ilişkindir mesele; ‘yüksek kültür’ ve ‘alt kültür’ birbirine karışır, ‘ortak akıl’ ayrımları siler, ayrıları aynı yerde toplamakla kalmaz bu aynılığı bir zihniyet birliğine dönüştürür.  “Elitizm”le “sıradanlık”,   “popüler olanla olmayan” bu bilinç durumunda, resmi tarihin ideolojik öncülleriyle bütünleşirler. Popüler kültürün birleştiricilik ilkesi, politik dönüşümlerle süreklilik içinde bu bütünleşmeyi sağlar. Sorun kabaca kitlelerin yalan yoluyla aldatılması değildir elbette, aksine ortak akıl gibi ortak çıkarlar üzerine kurulan bir hakikat söz konusudur; bir ‘hakikat rejimi’, tahakküm ilişkilerini ayakta tutacak şekilde hakikatin düzenlenişi özetle ve çoğunlukla bu, doğrulardan söz edilerek yapılır. Mahsun’un dizisinde,  “asıl utanılacak olan boynumuza geçirilmiş fukaralıktır” gibi örneklerde de görünür bu. Bu türden doğrular politik sistemin gerçekliğini aşacak bir hakikati ketlemek üzere işlev görür.  Popüler kültürün ‘birleştiricilik ilkesi’ uyarınca birlik ve bütünlüğün harcı da böylece yeniden karılmış olmaktadır.

“Yeni kürt siyaseti” denilen sürece bağlayabiliriz bu meseleyi son olarak. “Alma Mahsun’un ahını…” diye endişe etmeksizin diyebiliriz ki, “iyi kürt-kötü kürt” ayrımı üzerine bina edilen bu eskinin yenisi politikanın bir yansıması söz konusu hikayenin alt metninde. Eskiden en iyi kürt ölü kürttü, varolmadığını kabul ederek varlığına imkan bulabiliyordu ancak. Kendisini de temsil edemezdi haliyle. Neyse ki bir nebze değişti bazı şeyler. Zamanımızda artık varlığı kabul görmüş sayılıyor, ancak öylesine eğreti bir kabul görüş ki bu içinden çıkılması da kolay değil. Var, ama yok gibi! Olmasa daha iyi olurdu, ama var da!

“İyi kürt”, bu tasarıya göre,  devletin “eşit vatandaş” zihniyetine riayet etmenin yolunu bulandır, ne verilmişse, işte daha da ne verilecekse allah razı olsun deyip rıza gösterendir. Kuantum dünyasında yaşamadığımız için, öyle paralel devlete falan izin verilemezdir tabii. İyi kürt artık, kimlik derdi olmayan kürttür; bağrına taş basıp tarihin üzerine sünger çekmesini bilen, fukaralıkla, töreyle, ailesini geçindirmekle, namuslu kalmaya çalışmakla uğraşandır. “Kötü kürt”de yine bu aynı metotla belirleniyor elbette, “terör” adıyla zaten baştan kodlanmış oluyor kötülük; ya öldürülerek ya da kapatılarak kötülüklerine mani olunmaya çalışılıyor. Dizide de bu zihniyetin basit ama çarpıcı bir yansıması var. Bir kürdün “kötü” olması, ya kandırılmışlığından ve beyninin yıkanmışlığından dolayıdır, ya da bir yanlış anlaşılma vardır işin içinde. Anası çok özlemiştir de işte polise ihbar etmiştir, belki oğlum babasına kızmıştır da dağa gidip “kötü” falan olmuştur diye. Öyle düşünmüş Mahsun; yalan mı, yok mudur böyle hikayeler, vardır elbette, hatta bizzat belki de kendisi tanıklık etmiştir böyle bir olaya. Devlet-i aliye de olur böyle vakalar, yanlış anlaşılmadan dolayı bazı bazı “iyi kürtler”e de sanki “kötü kürtler”miş gibi muamele edebilir; çok seven ama sevgisini gösteremeyen bir baba gibi elinin ayarı bozularak bir iki sert çakabilir; feveran etmeyiniz,  suyuna gidiniz, iyi bir avukat ile bu yanlışlıklar düzeltilecektir. Adalet, mülkün temeli olmakla kalmaz, “iyi kürt”ün dostudur da…

Hayat devam ediyor, işte bakalım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: