van’da (tekrar) gömülen…

by

emrah göker, sosyal bilimci dikkatiyle, van’daki depren sonrası iki saatlik zaman aralığında girilen twitter mesajlarından oluşan bir tablo çıkarmış. “sosyal medya” denilen şey “sosyal ayna” haline gelivermiş böylece. aynaya bakıp ne görülür, ne hakkında konuşulmak istenir üzerine, bilemiyorum. gündemde yer alan haber spikerlerinin “gafları”, kimi gazetelerde görülen haber ve yorumlar da, bu tablonun bir parçası elbette. tasarlanmış, örgütlenmiş toplumsal davranışlara bakmaktansa bazı dönemler belki böyle, anlık gelişen olaylara yönelik reflekslerde toplumsal gerçekliği yakalamak daha anlamlıdır.  van’da (tekrar) gömülen….i kayıt düşelim bu yanıyla. sonuçta, savaştı barıştı konuştuğumuz, daha da konuşcağımız sosyolojik gerçekliğin twitlenmiş hali bu.

Reklamlar

15 Yanıt to “van’da (tekrar) gömülen…”

  1. EG Says:

    Sagol paylastigin icin Kacak…

  2. y.o. Says:

    Bir baska kolaj da surada:

    https://imgur.com/a/wzCDc

  3. Ebru Says:

    1 haftadır susuyorum nedeni Kürt olmam. Nedeni hem kürt hem barış yanlısı olmam samimi bulunmuyormuş! bu talebim. Taraflıymış barışı istemem şu yukarıdakilerden sonra taraflı olmalı diyorum en uç taraflarından hem de.
    İnsan olmaktan böyle utandığım nadirdir. Yazıklar olsun. Umarım birşeylerin altında kalmazlar ve oturdukları (istanbul) fay hatları bir gün çatırdamaz. O zaman kimin ahı deriz bilmem?

  4. pandora Says:

    durum içler acısı….

    bu 5 para etmez insan kılığında dolanan kanı bozuk türdeki insanlarla aynı coğrafyada olmanın utancını yaşıyorum. ne diyeceğimi bilemiyorum.

  5. pandora Says:

    kanı bozuk türdeki insanlarla değil, kişilerle diyecektim. düzelteyim hemen.

    sevgi ve saygılarımla kaçakkova…

    eyvallah

  6. kacakkova Says:

    merhaba arkadaslar,
    tatsiz, sevimsiz, ürkütücü bir tablo bu….y.o’nun verdigi linke baktim da simdi, bu listedekilerden de korkunc ve listenin sonu gelmiyor sanki….ürkütücü olan saniyorum, siyasetin alisildik dilinin de ötesinde, dogrudan “icgüdüsel” bir tepkiyle neredeyse kendilerini ifade eden insanlar olmasi…ve bu insanlarin ayni apartmanda, ayni mahallede, sokakta, sehirde yasadigimiz insanlar olmalari….siyasetin dilindeki yumusama gibi bir kendini uyarlama yaklasimi da gösteremiyorlar, biliyoruz ki dogrudan iclerinde olan seyi koyuyorlar ortaya….
    göker’in sitesinde yorunmculardan biri, böyle bir seyi göstermemek, aksine gizlemek gerekir gibi bir sey söylemis….baska bir tepkide, aslinda bu tablonun herkesi kapsamadigini söyleme cabasiyla ortaya cikiyor…hekesi birebir kapsayip kapsamamasinin, temsil edip etmemesinin elbette önemi yok, bu twitlenmis “toplumsal gerceklik” bize cogunlugun psikopatolojisini anlamak icin bir kesit sunuyor….
    bu „cogunluk“ sorunu, bir bakima siyasal temsilcileriyle birlikte, cözümsüz sorunlarin kaynaginda duruyor….simdi bu siyasi temsilciler, devlet iktidarinin sözcüleri sosyal medyada ortaya cikan bu reflekslerden rahatsizlik duymus gibi hareket ediyorlar, bahceli bile “soysuzluk” olarak adlandirdi bu durumu….cürümenin bu derecesinde siyasetin dilinin bile cökecegi, siyasetin kendisinin anlamsizlasacagini düsünebiliriz….öyle bir noktaya variyor ki, cürümeyle resmi ideoloji ve söylem kendi icinde cöküyor….
    oysa bu tablodaki insanlarin, bu ortaya cikan reaksiyonlarin sasilacak bir yani da yok, bilinmeyen bir gezegenden deprem aninda türkiyeye isinlanmadilar, mantar gibi birden bire ortaya cikmadilar…
    siyasal, idelojik ve kültürel bir psikopatalojinin sosyal resmine bakiyoruz burada aslinda….bundan irkilmek, dehsete kapilmak, konusulup durulan cözümün de cözümsüzlügün de ne türden bir toplumsal zemin icinde süregittigini anlamak icin bu gercekligi görmek, ortaya cikarmak gerekli…..
    göker’in kolajindaki mesajlarin düzenlenis bicimi, en „sert“ olanindan en „yumusak“ olanina resmi tam bir ayna islevine dönüstürüyor bu bakimdan….sirf „de“ baglaci nedeniyle kolaja girenler var, farketmissinizdir, ama zaten tam da tabloyu bir aynaya dönüstüren bu….
    bilinmedik seyler degildi elbette, ama “tatsiz” bir resim, bilmek de bunu degistirmiyor….tuhaf bir utanc duyuyoruz yazilanlara bakarken ve ne desek bilemiyoruz aslinda….

  7. EG Says:

    Kacak yorumunu bence kolajin altina asil girdi gibi koy. Oyle daha iyi. Belki mesajlari okumayanlara ulasir…

  8. y.o. Says:

    twitter takipcisi olarak diyebilirim ki, bahse konu kolajlardaki cumlelerin sahipleri, ‘vatan bir butundur parcalanamaz’ diyen insanlar olmasina ragmen, biz, ‘millet bir butundur, parcalanamayiz’ imâsinda bulundugumuzda, kendilerinden blocklanmak seklinde reaksiyon aliyoruz.

    ‘vatan’ dedikleri yeri (mesela ercis’i, van’i), toprak/arazi olarak, (ugruna ölünecek derecede) sahiplenmelerine ragmen, bu araziler sanki haketmeyen birileri tarafindan isgal edilmis tarzi bir dusunce yapisindalar.

    yani, ‘toprak’ kutsal ama uzerinde yasayan ‘insanlar’ ölsün, üsüsün, enkaz altinda kalsin, umru degil!

    onlarla ayni dile yakinlasmak degil niyetim, fakat, ölenlerin memleketleri aciklandikca ne hissediyorlar cidden merak ediyorum su an.

    heryerden tayin olmus gelmis ama cogu batidan, gencecik 63 ögretmen öldü. kuran kursu cocuklari öldü. ve bu kolajdakiler , ‘hic üzülmedim’, ‘ilahi adalet’ derken, inandiklari Allah’in sadece Kürtleri öldürdügünü sanacak kadar akil tutulmasi yasiyorlardi sanirim.

    aci olan su ki, farkinda olmasalar da, ‘bölücü’ diye sucladiklari insanlardan daha bölünmüs durumdalar ruhen, bizden, milletten.

    ve, ne yazik ki, korkutucu düzeyde de coklarmis ki, onu da ögrendik sosyal medya sayesinde.

  9. ali akay Says:

    medeniyet bir yanıyla da yaşamanın zahmetsiz bir formunu hazırlar, hiç zahmet göstermeden yararlandığımız imkanlar bir aptallaşma zemini sunar hepimize. kuçuradi bir söyleşisinde insanın insanlaşmasına yardımcı olan bir başka eğitimden bahsetmişti, bu çalışır demiyorum(çalışsa harika olur) ama her şey ekonomidir çağında akılda tutulmalıdır çünkü insan olmak için dokuz ay yetmiyor.

    marmara depremi olduğunda iğrenç bir konuşma yapan ‘vaiz’ meselesini hatırlar mısınız, ben onu dinleyen kalabalık grubun ahmaklığına tutulmuştum en çok, birisi aptalca bir laf eder ama kafası çalışan biri daima vardır yakınlarda ‘hadi len’ diyecek, orda da vardı eminim ama çıkıp gitmeyi tercih etti ihtimal.

    eğitim sisteminin en zarif halkası olan devamsızlık hakkını hakkıyla kullanıp resmi ideoloji zehirlenmesinden kaçınmak hep mümkündü, ama her ideolojinin resmiliğe teşne olduğunu da. ulus baker doğa millet filan yaratmaz derdi, a. selim zaruretler ne inkar ne de idealize edilebilir.

    o tivit mesajlarını açmamla kapamam bir oldu, değmez. bence yanılıyorsunuz bunlar mantar ama kültür mantarı, zehirsiz ve tatsız. yorum yazan iki mantar da cabası.

    bir yazarın günlüğünde dosdo ne akla ziyan laflar eder, ne budaca şeyler, hatırlıyorum. idiot yazarına kazmalıklarını bağışlıyoruz ama neden.

    çoğunluk dün cuma vakti tüm camilerde ölenler için dua edip tekrar işlerine dönen insanlar değil de neden yukardakiler anlamıyorum, ‘elleri kalın ve duaya alışık’ olduğundan mı.

    televizyon ekranından kallavi yardımlar saçan züppelere,bilim adamı denenlerin soytarılıklarına, ota böceğe milyar harcayan belediyelerin, hükümetin kampanya patlatmalarına, aynı şeyleri yapıp sonuçlarına şaşıp kalmalarına tüm bu budalalıklara tutuluyorum ben asıl. insanların gecekondularını yıkarkenki yiğitlikleri geliyor aklıma neyse

    nedir öncesinde bir akıl olmayan eylemlere sonradan anlam icad etmek, saçma bu.wesselam

  10. kacakkova Says:

    selam,
    neden cogunluk bunlar oluyor, saniyorum söyle denebilir….
    cünkü bunlarin cogunlugun isareti olmalari, yalnizca dua etmemeleriyle ilgili bir sey degil…beddualari fakat, bir anlik refleks olarak bir seyi gösteriyor, daha derin, daha capakli, daha kompleks bir seyi….ölenler icin topluca edilen duanin ben bu sorunu cözdügünü düsünmüyorum….cogunlugu cogunluk yapan kosul degismediginden böyle….
    yukardakiler de sirf bu sözleriyle bir cogunluk teskil etmiyorlar, öyle anlasiliyor ise…hayir, birebir bu sözcüklerin arkasinda bir cogunluk bulacagimizi kastetmiyorum….bahceli misal bunu „soysuzluk“ olarak adlandirdi, erdogan „kabul edilmezdir“ dedi….oysa bu onlari burada göründügünü söyledigim cogunlugun bir parcasi olmaktan cikarmiyor acik ki….gecenlerde erdogan baska bir konusma da biz hizmet icin burdayiz iste, bdpliler nerde derken az cok ayni baglam icinde konusuyordu….
    buradaki refleksler, belirli kosullarda, söz konusu cogunluk durumunun ne oldugunu anlamak icin kaydedilmesi gereken bir veri alani olusturuyor….
    „cogunluk“ adli filmi izlemissinizdir saniyorum….oradaki babanin pek de öyle kendi basina bir figür olmadigini gercek bir sorun olarak düsünebiliriz örnegin bu veriler isiginda, degil mi….
    insanseverlik kendi basina buradaki yaranin, cogunlugu cogunluk yapan yaranin cözüm bulacagi yer degildir saniyorum, ama bu haliyle ortaya cikmis olan insansevmezligin de neyin isareti oldugunu, nasil bir kültür, ne tür bir siyaset, ne sekil bir ideolojinin üretimi oldugunu anlamamiz gerek….
    dostoyevski’nin kazmaliklarini da bagislamiyoruz aslinda….gerekli de degil, dogru da degil….aksine dostoyevski’nin kendisi, öyle kitaplar yazan bir adamin bile „akil tutulmasi“ denilen bu seylerden muaf olmaya serbetli olmadigini gösteriyor…
    cünkü bu olan sey akil tutulmasi degildir belkide asil olarak, gayet rasyoneldir her sey ve asil hadisede bu rasyonelin kendisidir….
    ne dersiniz…
    yasamamizin zahmetsiz formlarini sunarak icine dogup yerlestigimiz medeniyet isleri kolaylastiriyordur varliklarimizi aciklamak ve degerli kilmak icin….ama bu zahmetsizlik de bir sorundur artik….
    söylediklerinizin sonuna sunu eklemek isterim eger dogru anliyorsam yorumunuzu…mesele insanlik ise, insan olmak icin bir medeniyetin ferdi olmak, bir ferd olarak icine yerlesilen medeniyetin gereklerini yerine getirmek, yeter degildir ve hatta zamanimizda öyle görünüyor ki sorunun kendisi de az cok buralarda aranmaya baslanmalidir….
    elbette, ölenlere rahmet dileyenlerle beddua edenleri ayni kefeye koymak degil mesele….görünüste onlari ayirabiliriz, ancak sorun su ki saflari olusturan sey bu görüntü degil….
    diyelim ki bir „mantar“ söz konusu burada, sorun yine de bunu üreten, mantarlarin icine yerlestigi, yuvalandigi ve yeniden üretildigi kültüre dogru genislemis olmuyor mu ya da genisletilmek zorunlulugu dogmuyor mu…..siyaset alani ancak o kültürden dogru alarak bahse acilabilir bir sey degil midir zaten….
    televizyon görüntülerini, gazete haberlerini, kampanyalari, hükümetin aciklamalarini, devlet erkaninin sacmaliklarini bir yana birakalim, van’da yeniden gömülen icin görünenden de fazla konusulacak cok sey var…
    tekrar selam ile….

  11. ali akay Says:

    o başlık ağrıma gittiği için söze karıştım, başlık sizin değilde o bilimci dediğinizin ise kafi bence, bilimcilerle konuşmuyorum, hayat en hakiki mürşittir, üstü kalsın.
    çogunluk filminde ‘o ezik piç’le kıyaslarsak babası yaşıyor en azından, ya da ben anlamadım filmi.
    (akıl tutulması deyince hatırlıyorum horkheimmer orda marx’dan bir alıntı yapar ‘sorunun mutlak olarak çözümsüz olduğunu savunmak kavramlarla,sloganlarla oynamaktır’ severim bu lafı marx’tan hazzetmesemde)
    deprem üzerinden siyaset konuşmak istemiyorum,( aydınlanmanın diyalektiği neye yaradı.) oralarda yaşadım ben kendimi yabancı filan da hissetmedim hiç süphan dağının eteklerinde.
    o bahse mevzu reflexlerde yeni olan bir şey var mı, insanın kadim zavallılıkları gibi geliyor bana. hayat daima tanzim edilmeye muhtaçtır, yürüyelim, wesselam

  12. y.o. Says:

    Mantar zehirlenmesinden pek korkan, zihnini steril tutmak icin insanlarin neler konustuklariyla ilgilenmeyen, (ne yazik ki) unvani da sosyolog olan, ali akay kisisi de gelmis:)

    Pek bi faydalanacaktim dediklerinden ama acmamla kapamam bir oldu sayfayi. Kibir mantari mideme dokunuyor da!

    wesselam

  13. kacakkova Says:

    himm, ali akay, bana sorarsaniz baslik degil agriniza gitmesi gereken asil sey….cünkü “insanin kadim zavalliklari gibi” olsa da, oradan aciklayabilecegimiz, hele ki aklayabilecegimiz insan hallerinden bahsetmiyoruz bu tablolarda…bu da bizi siyaset konusmak zorunda birakiyor, siyaesetin kendisini de konusmak zorunda birakiyor….üstelik ve hatta, tam da kacinmak istediginiz seyi yapmak, “deprem üzerinden siyaset konusmak” zorunda birakiyor…yürüyelim yürümesine, ama bunu göz ardi edilecek bir sey olarak düsünüyorsaniz, bir durup düsünelim derim ben, hele ki “tanzim edilmeye muhtac”ligi unutulmus bir hayatin bizi getirdigi sorunlar icinde yasiyorsak….

  14. ali akay Says:

    selam
    ”hayat daima tanzim edilmeye muhtaçtır” huzur’da ihsan söyler bu sözü, hatırlarsınız, ben işaretleri unutmuşum, doğrusu budur.
    kaçakkova, bu isim benzerliği sizi de yanıltmış olamaz, geçelim, muhavereye imkan bırakmamışsın derseniz haklısınız, siyaset konuşmayacaksan neye geldin de diyebilirsiniz, barışı savunmak gerekir, wesselam, (bunu yayımlamasanız da olur)

    • kacakkova Says:

      yorumu yayinladim ali akay, kisisellesmeden konu böylece kapanir diye düsünüyorum, iste her birimizin sakinmayacagi bir meselede konusmus olduk..
      selam ile…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: