dostoyevski’nin delikanlı’sı

by

 

Delikanlı, Dostoyevski’nin büyük eserleri arasında, kendi politik görüşleriyle taban tabana zıt görüşleri olan bir gazetede basılan tek romanıdır.  Rusya’da edebiyat ve politika hiç bir zaman birbirine uzak değildir. Son romanı açıkca politikti ve 1874’ün sonlarında yazdığı mektuplar, yeni romanındaki herhangi bir şeye Nekrasov’un politik bakımdan karşı çıkacağından korktuğunu gösterir. Bu nokta önemlidir, çünkü bu korku, konunun seçimini ve ele alınışını sınırlamıştır. Dostoyevski büyük eserlerinin çoğunda, yaşamın ve felsefenin sorunlarıyla uğraşır: Suç ve Ceza‘da ahlakın anlamıyla, Budala‘da ahlaki ülküyle, Ecinniler‘de ahlak, politika ve din arasındaki ilişkiyle, Karamazov Kardeşler‘de dinin temelleriyle. Görüşleri ne olursa olsun Dostoyevski, radikal bir gazetenin sütunlarında, bu konuların hiçbiri hakkında düşüncelerini serbestçe yazamazdı. Delikanlı bu konuların hiç birini tartışmaz ya da yüzeysel ve raslantısal olarak tartışır; özünde, yalnızca, insanların birbirine karşı gösterdikleri psikolojik tepkilerle ilgilenir.” 

            –Edward Hallett Carr, Dostoyevski, İletişim Yayınları, çev. Ayhan Gerçeker, 7.Baskı 2010, sf. 239.

*

Delikanlı bitti geçenlerde.

Kolaylıkla okuyabilmiş değilim. Ucunu kaçırıp bir miktar geriye dönerek yeniden başlamam da gerekti arada. Niye böyle oldu? Kendi zihinsel dağınıklığımı bir yana bırakırsak, bunun romanın zorluğuyla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Zahmetli bir kitap! Sağda solda lafı edilecek olsa yarıda ya da daha başlangıcında bırakılan kitaplar arasında ilk sıralarda yer alır sanıyorum. Oysa, aynı zamanda, Dostoyevski okumaları içerisinde mutlaka okunması gereken bir roman. Bildiğimiz Dostoyevski  romanlarının metafizik mevzuları, okumanın seyrinde bütün dikkati üzerine çeken düşünsel meseleleri tam olarak yer almıyor romanda. Bunların yerini, merkezi olarak, Carr’ın da işaret ettiği, “insanların birbirlerine karşı gösterdikleri tepkiler” alıyor. Romanın yaygın bir şekilde “psikolojik roman” addediliyor bundan dolayı.

Aslında, ahlaki, politik, felsefi ve metafizik temalar bir şekilde romanda yer alıyor; karakterler de tipik Dostoyevski karakterlerinin özelliklerine haizler. Çelişkili, içsel gerilimleriyle hareket eden, tutkulu tipler. Oğulların babalarla, kadınların erkeklerle, herkesin birbirleriyle olan ilişkilerindeki karmaşadan oluşturulan hikaye beraberinde Dosteyevskien temaları da sürükler.

Baba-oğul ilişkisi sorunu bağlamında pek çok varoluşsal-metafiziki sorun işlenir aslında,  ki bunların çoğunu daha sonra Karamazov Kardeşler‘de en yetkin halde işlenmiş olarak buluyoruz. Bu yanıyla sanki Delikanlı romanı -bir taslak dememiz haksızlık olur ama- Dostoyevski’nin bir anlamda magnum opus’una son bir hazırlık denemesi gibidir. Tam da bundan dolayı sanki Delikanlı romanında her şey bir yüzeyde kalmakta, Suç ve Ceza‘dan itibaren alıştırıldığımız meselelere dair pathos’u bulamamaktayız.

Burada daha çok aksine önceki melodramatik romanlarına ait özellikler göze çarpmakta, misal Ezilmişler ve Aşağılanmışlar türünde bir seyir izlemektedir. Üstelik çoğunluk -sanki ruhu başka bir irade tarafından ele geçirilmiş gibi- sayıklar halde yazıldığı hissi uyandıran romanlarına kıyasla daha sakin, daha kontrollü ve daha yüzde kalan bir esinle yazılmış gibidir. Bu nedenle sanıyorum, büyük yapıtları arasında ve bu yapıtlarla kıyasla, sondan bir önceki eseri olmasına rağmen, ikincil derecede etki bırakıyor. Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Ecinniler, Karamazov Kardeşler’den hareketle bakılırsa Delikanlı, bir “olmamışlık” duygusu bırakır geride.

Romanın kurgusuyla ilgili bir sorun değildir bu. Yazım tekniği bakımından Dostoyevski’nin edebiyat alanında kendisine has özelliklerini rahatlıkla bulacağımız önemli bir romandır hatta. Farklı söylem türlerinin kullanılması en belirgin olanıdır. Delikanlı, pek çok bakımdan biçimsel olarak daha tam sayılabilir; bununla birlikte, sanki bütün asıl olarak bir aurası’nda derinlik sorunu var gibidir. Bu yanıyla da, okuruna sabır ve sadakatle okumayı sürdürmek dışında,  üstesinden gelinmesi kolay olmayan bir güçlük çıkarmaktadır.

Belki de bu nedenle “tipik Dostoyevski  okurları”nın  pek  sözünü etmedikleri, okumayı denedilerse bile bahsini etmeyi  tercih etmedikleri  bir kitaptır Delikanlı. Sağda solda bahsedilip geçilmiş, kitabın adı anılmış ama gerçek bir değerlendirmesi sunulmamış gördüğüm kadarıyla. Biyografi yazarları açısından da benzer bir noktada duruyor Delikanlı; ustalık döneminin büyük yapıtlarının, son dönem eserlerinin bir parçası olarak kaydediliyor ancak meseleleriyle ve bu meselelerin işlenişiyle yine de tam olarak değerlendirmeye tabi tutulmuyor.

**

Benim okuduğum İletişim yayınevinden çıkan Ergin Altay çevirisi.

Delikanlı’da Dostoyevski altı yüz sayfa boyunca bir “düşünür-sanatçı”dan daha çok, bu kez  bir “psikolog-sanatçı” olarak ağırlığını gösteriyor, Carr’ın deyişiyle. Hikayenin işlenişinde dramatik değil, melodramatik bir yapı söz konusu. Kişilerin kendi iç çelişkileri, kendileriyle ve birbirleriyle olan çatışkılı ilişkileri açısından sahnelendiğini, psikolojinin bu noktada ortaya çıktığı söylenebilir. Dostoyevski’nin eserlerinde psikolojinin yeri, ilk yapıtlarından itibaren gündemde olan bir konu. Aslında katı bir şekilde düşünce konularını ve psikolojik malzemeyi Dostoyevski romanlarında birbirinden ayrıştırmak olanaklı değildir. Nietzsche’nin ve Freud’un ilgisine mazhar olmasının nedeni de bu yapıların iç içe geçmiş özelliğidir.

İnsanın psikolojik yapısına ilişkin çok sayıda gözlem ve açıklama bulunur eserlerinde. Olay örgüleri ise bir anlamda, bir fikrin açılması, sahnelenmesidir. Bu sahneleme açısından karakterler, hem karmaşık bir psikolojiyle hareket ederler hem de bir düşüncenin gerçekleştirilmesi gibi deneyimlenirler. Bu bakımdan, Dostoyevski külliyatının büyük yapıtları arasına dahil etmekte tereddüt edilmeyecek bir romandır Delikanlı; haçmiyle, karakterleriyle, uslubu ve biçimsel özellikleriyle bir Dostoyevski eseridir.

***

“Kadın kısmı zorbalığı sever” türünde sözlerin altını çizdim ve  “Dostoyevski romanlarında kadın temsilleri” şeklinde bir sorunu kaydetmek gerek diye düşündüm Delikanlı‘yı okurken. Budala ve Karamazov Kardeşler‘le birlikte epey bir malzeme sunuyor, ayrıca anılmaya değer.

Karakterlerinin iç dünyasında  her şeyi karşıtlık halinde ve karmaşıklıklarıyla, zıt kuvvetlerin basıncıyla ortaya seren Dostoyevski, delikanlının ve diğer erkek ana karakterlerin kadınlarla karmaşık ilişkisini de, aynı şekilde arizi bir hal içinden görünümleştiriyor. Dostoyevski’de kadınların bir karakter olarak sunuluşu ve erkek kahramanların bakışından gösterilen kadın algıları ilginç bir inceleme konusu olacaktır kanımca.

Buraya aşk konusu da eklemek mümkün. Aşk meselesi, işleniş biçimiyle ve tematik olarak Dostoyevski’nin eserinde, onu başka yazarlardan ayıran belli başlı bir  olaydır (“çifte aşk” sorununu ile Budala’da Natasya Filipovna’yı, ya da “aşk-nefret döngüsü”yle Karamazov Kardeşler’de  Katerina İvanovna’yı hatırlayalım). Üstesinden gelinmesi için bütün Dostoyevki külliyatının başka -feminist- bir perspektif ve dikkatle okunanarak katedilmesi gerek. Yapılmışı vardır muhakkak, ben görmedim.

Kadın hakkında çokca ileri geri laf ediliyor  Delikanlı‘da, ancak kitabın esas meselesi “baba sorunu”  şeklinde belirtilecek sorun üzerine kurulu. İkiliklemler, karmaşık duygular ve çelişkilerle kendi hikayesini anlatan ana karakterin,  delikanlı  Arkadiy Andreyeviç Dolgorukiy’in (annesi, kızkardeşi, evlenmek istediği Nikolayevna gibi kadınlar dolayımından da geçse) asıl meselesi “baba”  ile. İlk satırlarından itibaren bunu anlıyoruz.

Rene Girard bunu, Sonsöz olarak eklenen yazısında, Dostoyevski’nin kendi babasıyla ve Belinski’yle olan ilişkisi dolayımında değerlendiren şeyler söylüyor.  Buna göre Dostoyevski babasından kurtulmak için Belinski’nin buyruğu altına girmiş, ancak bunu yapmakla da yeniden “baba katli” meselesine geri dönmüştür. Sürgünden döndükten sonra Belinski’nin mirasını  tümden reddedişi, oğulun babaya karşı körüklenen suçluluk duygularıyla birlikte, döngüyü yinelemektedir. Kökensel bir döngüdür bu “baba-oğul sorunu” ve “baba katli“ meselesi. Ancak kendi babasıyla uğraşıyor değildir Dostoyevski elbette burada, Delikanlı’da uğraşılan “baba problemi”dir. Bir problematik olarak “baba”, Dostoyevski eserinin ana eksenlerinden biri olarak gösterilebilir. “Yeraltı problemi”yle birlikte, bütün izlerin etrafında döndüğü meselelerden biridir. Sevgi-nefret, hayranlık-öfke, çekip gitme arzusuyla baba tarafından tanınma isteği, tanınma ancak aynı zamanda ondan kurtulma  arzusu, babayı yüceltmeyle onu aşağılama duygusu, kabul edilmeyle özerklik talebi gelgitler halinde ve psiklojik karmaşıklığıyla sunuluyor Delikanlı’da. Okurundan daha fazla sabır ve sadakat talep ederek.

Ecinniler’den sonra, Karamazov  Kardeşler’den önce yazılmış Delikanlı. Sıkıntıları ve diğer yapıtlarıyla kıyaslandığında duyulan zorlayıcılıklarına rağmen, ustalık yapıtlarından biridir. Sorun daha çok Delikanlı’nın esin düzeyinde eksiklik hissetirmesidir. Dostoyevski romanlarına nüfus eden esrik ve tutkulu kaynak eksiktir burada sanki. Yine de, Edward Hallet Carr’ın Dostoyevski adlı çalışmasında Delikanlı  ustalık yılları içinde ayrı bir bölüm olarak değerlendirilir ve Dostoyevski’nin büyük eserleri arasına kaydedilir haklı olarak. Bölümün başlığı “Psikolog Olarak Dostoyevski –Delikanlı“dır. Carr’ın değerlendirilmes romanın kavranışında önemli bir açıklık sağlıyor.

Eğer” diyor Edward Hallet Carr,  -ki bunu ileri sürmek için yeterince neden vardır- Dostoyevski sıradan bir filozof ve mükemmel bir psikologsa, diyebiliriz ki, Delikanlı diğer büyük romanlarından daha fazla incelenmeye değer ve eleştirmenlerin elbirliğiyle onu en düşük dereceye indirmeleri yanlıştır. Fakat, yazarının mükemmel usta olduğu bir alanda bulunmasına rağmen, Delikanlı bir başarısızlık olarak kabul edilmelidir“.

 

Reklamlar

Etiketler:

17 Yanıt to “dostoyevski’nin delikanlı’sı”

  1. Çölünü Arayan Mecnun Says:

    Bugunlerde toplumsal patolojiyi onun gibi yazan-yazabilen bir baska cilgin var mi acaba bir yerlerde. Umarim vardir. Yoksa eger bilgide buyuk bir bosluk olacak gelecekte bugune bakip da anlamak isteyenler icin.

    • kacakkova Says:

      dostoyevski’nin, “toplumsal pataloji”den sundugu projeksiyonun gücü, saniyorum “bireyin romani”ni yazmasindan kaynaklaniyor ayni zamanda…o sekilde gercekligi asan bir gerceklik kavrayisi, o kavrayisa karsilik gelecek bir dil cogullugu söz konusu…bugün var mi o düzeyde yazan biri?…dostoyevskivari yazan yazarlar var, ama dostoyevski kendi dehasi ve cilginligi acisindan essiz bir örnek olarak duruyor….

      • Çölünü Arayan Mecnun Says:

        katiliyorum gercekligi asan bir gerceklik kavrayisi meselesine. Saniyorum bunda “bireyin romani”ni yazarken bireyin icinde yasadigi oznel ve nesnel kosullarin derinlemesine bir izlenimi ve analizi olmasi tekrar tekrar vurgulanmasi gereken bir boyut. Iste onun icin inaniyorum ki gunune taniklik eden essiz bir tarihsel dokuman Dostoyevsky’nin romani. Hem de sosyoloji ve psikolojiyi icsellesmis bir tarihsel dokuman.

  2. Yelda Says:

    Üç kez başlayıp bıraktım ben bu kitabı. Her seferinde de hemen hemen aynı sayfalarda kalmışımdır. “Sabırlı ve sadık bir okur olmak”tan söz edişinize hazırlıksız yakalandım!

    • kacakkova Says:

      üc kez baslamissaniz, sadik bir okur oldugunuzdan süphe etmek dogru olmaz…sabirli kisminda sorun var belki, ama delikanli acisindan zorlugu biliyorum….böyle söyleyince diger dostoyevski kitaplarinin okunmasinin kolay oldugu gibi bir sey düsünülmesin…delikanli’nin bunlarin icinde ayri bir sorunu var…belkide delikanlidaki karakterin diger dostoyevski karakterlerine oranla daha derinliksiz gibi görünen arizalar tasimasindan dolayidir bu…raskolnikov’la benzer bir karakter gibi geliyor bana delikanli, bir acidan….kendi olmak, yalniz olmak, güclü olmak istiyor o da, insanlar arasindaki iliskileri bir üstünlük asagilik iliskisi olarak sunuyor…ama raskolnikov’daki ahlaki gerilim, cinayet, suca bulasma, sucluluk duygusunun azabi, sucsuzluk arzusu gibi seyler yok….delikanli’nin ülküsü aksine, ac kalarak, az masraf ederek, dilenci gibi toplayarak ve biriktirerek rotschild olmaktir, paraya, yani “yalnizlik” ve “güce” öylece ulasmaktir….saniyorum daha bu noktada bile, dostoyevski romanlarindan bekledigimiz temel özelliklerden, bizi icine ceken bir gücten uzak kalmis oluyoruz….allahin hakki dörttür, merak etmeyin…

  3. Yelda Says:

    🙂

    Ne iyisiniz!

  4. Faruk Ahmet Says:

    Ecinniler, okumadığım tek büyük Dostoyevski romanı sanırım Kaçak. Ama senin bu yazılarını okudukça (ki yorum yapmıyorum pek, bloglara küsüm hâlâ biraz, ama okuyorum) keşke o kadar küçükken değil de şimdi okusaydım Dostoyevskileri diyesim geliyor. Hoş, bu da bahane değil, değil mi? Bir daha okursun, daha iyi ya —ama işte, tembellik…

    Delikanlı’yı da ben 14-15 yıl kadar önce, üçüncü denememde okuyabilmiştim. İnsafsız Ruslar, hem öyle uzun uzun adlarınız olsun, hem erkek ya da kadın olunca bunların sonu -kaya -ki diye değişsin, hem bunların kısaltmalarını devamlı lâkab olarak kullanın, hem de bunların hepsini daha aynı paragrafın, aynı sayfanın içinde sarf ediverin.. biz 3-4 farklı insan var sanalım, halbuki hepsi aynı kişi olsun… Delikanlı’nın ilk sayfaları bu bakımdan özellikle zordu diye hatırlıyorum, ama orayı atlattıktan sonra gayet keyifle, zorlanmadan okumuştum ben. Keşke daha yakınlarda okumuş olsaydım da iki çift laf edebilecek kadar hatırlayabilseydim.

    Yine de, istediğimiz kadar yaşça küçük ve edebî olarak tecrübesiz olalım, eğer yeterli bir içgörümüz varsa bence eserlerin büyüklüğünü kavrayamasak da sezebiliyoruz —en azından ben bu konudaki sezgilerime güveniyorum; tembelsen başka yapacak bir şeyin de olmuyor zaten. O yüzden şimdi senin bu yorumlarını okurken pek şaşırmıyorum, “büyük” romanları içinde, ama bir tür başarısızlık olarak kategorize edilmesini, nasıl oluyorsa, bir eminlikle, bir fikirdaşlıkla kabulleniyorum.

    Şu kadınların temsilleri konusunda yazacak mısın?

  5. kacakkova Says:

    Prensle daha çok iki soyut konu üzerinde konuşuyorduk: Tanrı ile Tanrı’nın varlığı. Yani Tanrı var mıdır, yok mudur? Bir de kadınlar….(30)

    Heyecanlı söylevimi şöyle bitirmiştim:
    “…Kadınları kaba, beceriksiz, bağımlı oldukları; açik saçık giyindikleri için sevmem!”
    Kızmam ihtiyarı daha da neşelendirmişti:
    “Biraz insaflı ol, yavrum!”(31)

    “Ben de on üç yaşındayken gördüm bir kadını. Çırılçıplaktı. İşte o gün bugündür tiksinirim onlardan.”
    “Ciddi mi söylüyorsun? Ama, cher enfant, güzel ve taze bir kadın mis kokar. Tiksinmeyi de nereden çıkardın” (34)

    “Şuna inan dostum, ne olursa olsun, her kadının yaşantısı ömür boyu bağımlı kalacağı bir erkeği aramakla geçer. Anlayacağın, bağımlı olmak tutkusuyla doludur kadın. Şunu unutma, böyle olmayanı yoktur.” (36)

    …………..
    faruk ahmet, kadinlarin temsili konusuna bulasir miyim hic, deli misin….delikanli’dan bir iki örnek koyayim buraya yine de…hic öyle dikkat ettigim bir yönü degildi bu, sonra felsefe-kadin falan derken delikanli’ya öyle baktim….delikanlinin annesi, kizkardesi ve asik oldugu ahmakova ile iliskisi, duygulari epey bir gelgitli…bu aktardigim sözlerden cok, ve ayni zamanda bu iliskilenmelerden, duygulardan bir seyler cikarmak gerek….
    ehline birakalim abi…nemize gerek….ecinniler üzerinden devam edecegim ama biraz daha….
    delikanli’nin basarisizligi konsundaki fikirdaslik genel bir yaklasim gibi…gördügüm bütün degerlendirmelerde, stefan zweig dahil, böyle bir ayrac koyulmus….suc ve ceza ile ecinniler arasindaki fark, birincinin tek yönlü bir tezli roman olmasi ikincisinin diyalojik sayilmasi iken, delikanli ile ecinniler ya da karamazof kardesler arasindaki fark, bicimsel özelliklerinin yetkinligi ama icerik boyutuyla eksikligi yönünde….
    bu bana yerinde bir saptama olarak geliyor….dostoyevski romanlarinin ayirici-tipik özellikleri acisindan delikanli zenginliklere sahip, buna ragmen olusan kiyaslayici “olumsuz duygu” saniyorum meselelerinden kaynaklaniyor….
    dostoyevski bu isim kullanimi konusunda bir zulum gercekten….ya saglamindan bir bellegi olmali okurun, ya da elde kagit kalem kaydetmeli…katerina nikolayevna’yi yukardaki cümlede görüyor delikanli misal, bir iki satir sonra ahmakova’ya bir sey diyor…bir rahatlik icinde sayfalari ceviriyorsan iki sayfa sonra bu ikisinin ayni kadin oldugundan emin olman mümkün degil….
    geciktirme, erteleme, asil anlatacagini sürekli sonraya birakma ve belirsizlestirme tavrini delikanli’da uc noktaya vardirmis dostoyevski, sadece isimler degil, bir yerden sonra olaylari birbirine baglamakta zorlasiyor….durmadan bunu sonra anlatacagim, önce su olayi anlatmam gerek diyen bir anlati….
    ama yine de, bütünlügü neyse de icinde cok güclü bölümler, dostoyevski budur iste diye heyecanlanilacak yerler var…hatirlayacaksindir, bir rüya gibi sunulan annenin yatili okuldaki ziyareti…insani icine cekiyor, oldugu gibi canlandiriyorsun gözünün önünde….
    herkesin bir dostoyevski kitabi var ise, benimkisi ecinniler’dir kesinlikle…onun olmamis yerlerini, aceleye gelmis hissine kapildigim yerlerini falan hic düsünmem, önemsizdir tamamiyla….dostoyevski’nin kendi niyetini, alt metnini de o kadar umursamaya gerek yok….kitabi bitiriyorsun da kafandaki meselesini bitiremiyorsun, o derece….onu okuman allahin emridir kesinlikle….keske daha evvel okumus olsaydin da unutmusken simdi, uygun bir vakit yeniden okumaya baslasaydin…senin ölcülerin yüksek, orasina burasina cizikler atabilirsin, ama sezgilerin begeni ölcülerini etkisizlestirecektir saniyorum…
    tembellik!…
    himm, beceriksizlik yaninda bu tembellik konsunda da anlayis göstereceksindir bana o halde….iyi bu :)…

  6. lijepa Says:

    Deseler ki Rus yazarlardan hangisi?.. kesinlikle benim yazarım Dostoyevski’dir.

  7. kacakkova Says:

    merhaba lijepa,
    dostoyevski’nin yeri sadece rus yazarlarindan degil, bütün yazarlardan ayrilabilir böyle….ne bakimdan öyledir, neden öyledir, üzerinde konuslabilir…
    delikanli’yi okumus muydunuz, diger kitaplariyla yanyana koyunca ne tür bir algisi olmustu sizde….
    hos geldiniz…

  8. Lijepa Says:

    Dostoyevski’yi bu kadar seviyor olmama rağmen Delikanlı kitabını halen okumamış olmam ilginç tabi. Bu kitaba mı rast gelmedim, okumak aklıma mı gelmedi?..bilemiyorum. Kitapçıya gider gitmez alıcam, okumazsam gözüme uyku girmez. Geçenlerde Yeraltından Notlar’ı yeniden okudum. Yıllar önce okuduğumdan daha çok etkiledi bu sefer beni. Bu yazarlar işte böyledirler her okuduğunuzda farklı bir lezet , anlayış bulursunuz. Beyaz Geceler’de anlattığı hikayenin bir benzerini belki kendi yaşamımda yaşadığım için mi Nestenka’yı yargılamıyorum, Nestenka’nın gözyaşlarını anlayabiliyorum.
    Gelelim Delikanlı kitabına. Siz bu kitabı okuduğunuzda bu kitabın sizde uyandırdığı etkiyi, çağrışımı, algıyı; bu kitabı ben okuduğumda bende de aynı şekilde uyandırabilecek mi? Bunu bilemiyoruz henüz kitabı okumadım. Bir kitabın bizde bıraktığı etki yaşadıklarımızdan, daha önce okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz filmlerden, gittiğimiz tiyatrolardan, hayatımıza giren insanlardan bağımız değildir kimi zaman… her zaman değil..istisnalar var tabii.
    Unutmadan hoşbulduk..

  9. Murat Says:

    Selam yazar,
    Dostoyevski romanlarini severek okurken ve ozellikle Delikanli’ romani uzerine Ingilizce & Turkce kaynaklar ararken blogunuza denk geldim. Size bir cok kisinin yorum yazdigini ve sizin de bunlara cevap verdiginizi gordugumden dolayi ben de sizin birkac konuda fikrinizi almak istedim.

    Birincisi Dostoyevski’nin bir cok eserinde (Suc ve Ceza, Delikanli vs) drahoma’dan bahsediliyor. Konunun gectigi yer Ortodoks Rusya’siysa Drahoma olgusundan bahsedilmesinin sebebi nedir sizce? Bir alegori durumu mu var yoksa bir sembol gorevi mi goruyor?

    Ikincisi hem Suc ve Ceza’da Raskolnikov’un kizkardesine asik olan eski patronu hem de Delikanli’da Kraft karakteri “Amerika’ya gitmek” fikrinden bahsediliyor. Bu mecazi anlamda bir fikir mi yoksa o zamanlarin Rusya’sinda varolan “Amerika sevdasinin” romana yansimasi mi?

    Ucuncusu da Delikanli romani neden bana daha agir geliyor? Sayfa yetmislere vardiginizda ezberlemeniz gereken bir suru karakter ve karakter ozellikleri beliriyor. Bir karakter uzerinde fazla kalinmadan (hatta bazen parantezler icinde onemsizce gecistiriliyor) neden baska karakterlere geciliyor? Bundan delikanli’daki delikanlinin karakteri konusunda bir seyler mi anlamamiz gerekiyor.

    Ve son olarak ta Dostoyevski’nin romanlarinda (hemen hemen hepsinde) fransizca deyim ve cumleciklerin asiri kullaniminin sebebi ne olabilir? O zamanlar Fransizca cok elit bir kismin dilimiydi? Yoksa Dostoyevski Avrupa’da kumarhanelerde tanistigi zenginler ve toplumun kalbur ustu uyeleriyle yaptigi arkadasliklardan dolayi mi boyle bir sonuca ulasti?
    Ne dersin ustad?
    Murat

  10. kacakkova Says:

    selam okur!
    sordugun sorulari cok düsünmüs oldugumu söyleyemem acikcasi. ama üzerinde bir kac sey söyebilirim.
    drahoma 19.yüzyil rusyasinda gecerli bir uygulama diye biliyorum.ortodoks hristiyanliga ters mi bu, sormus olmandan dolayi öyle düsündüm. asil olarak yahudi geleneginde olmasindan dolayi öyle diyorsun belki. dönemin rus romanlarinda drahomadan bahsediliyor. misal tolstoy’da da geciyor bu diye aklimda kalmis. dostoyevski’nin karisi anna’nin anilarinda da var, yurtddisina giderlerken baska para bulamiyorlar ve kendi drahomasini rehine verdigni yaziyor.
    kiz cocuklarina ailesinden bagimsiz kendi hayatini sürdürebilmesi amaciyla verilmek üzere hazirlaniyor diye biliyorum drahomayi. evllilikte kocaya geciyor, ama asil mesele kadinin ailenin yoklugunda yasama kosullarinin verilmesi gibi. ceyizin bir karsiligi belki.sembol ya da alegorik bir sey midir dostoyevski metinlerinde sanmiyorum, dönemin hayati yer aliyor romanlarinda bu da öyle saniyorum.
    “amerika sevdasi” simdiki gibi bir anlama sahip degil, bana öyle gelmedi. zaten amerika o dönem simdiki konuma sahip degil, rus zihniyetinde öyle yer aldigini düsünmek icinde pek uygun degil gibi görünüyor. dostoyevski’de kullanilmasi, belkide dostoyevski’nin avrupaya uyuz olmasindan kaynaklaniyordur. avrupa batmis bir yer, hem de rusyaya o kadar uzak degil. avrupa gezisine illiskin notlarinda sevdigi hemen hemen hicbir yer yok, almanya’dan özellikle de fransa’dan ise nefret ediyor. onlari kibirli ve kendi begenmis görüyor. muhtemelen karakterini bir kacis olarak avrupaya götürmek istememistir diye geciyor aklimdan simdi.
    fransizca kullanimi da bu cercevede alinabilir. dönemin rusyasinda dostoyevski’nin sevmedigi entelektüel tipinin fransizcayla bir iliskisi var. turgenyev fransada cok seviliyor, hayranlikla karsilaniyor. batici aydin, gec dönem dostoyevski edebiyatinin hedefinde yer aliyor. kendi halkina yabancilasmis, ülkesinden kopuk aydin tipini fransizca konusturarak vurgulamis oluyor dostoyevski sanirim. ecinniler’de stepan trifimovic’in durumu örnegin. bütün kullanimi böyle midir, dostoyevski’nin zihninin art alaninda fransizca nasill kodlanmistir tam olarak bilemiyorum, ama genel olarak bunu söyleyebililiriz.
    karakterlerin coklugu ve rus isimlerinin kullanim bicimi dostoyevski romanlarinin okunmasini zorlastiriyor. olgunluk dönemi kitaplarini özellikle. isimleri kaydedecek sekilde, elde kagit kalem ile okumakta fayda var. delikanli romaninin bunun disinda da zor okundugunu biliyorum, bir yaniyla metafizik ve varolussal yönün geride tutularak psikolojik yönün öne cikmasindan kaynaklaniyor olabilir bu.okurun gec dönem dostoyevski romanlari icin kendisinde olusturdugu imgeye tam karsilik gelmiyor sayilir. kapilip gidilecek bölümleri de var ama bütün halinde okurun kendini bir dikkat halinde vermesi icin ritme uyum saglamak kolay degil. karakterlere fazlasiyla yogunlasilmadigi, baba versilov ve ogul dolguriky disinda -belki kismen de üvey babayi katabiliriz buna- karakterlerin derinlestirilmedigi dogru, ama iyi bir okumayla lezzeti duyulacak bir dostoyevski romani oldugunu düsünüyorum. okuduktan sonra bende arastirmistim internette, delikanli’dan türkcede neredeyse hic bahsedilmiyor. zor okunurluguna ve dostoyevski okurunun aliskin oldugu karakterlestirme bicimine sahip olmamasina baglamistim. ingilizce degerlendirmelerde durum nedir bilmiyorum.
    mühim bir kitap aslinda, o zorlugu zorlayarak tamamlamak gerek.
    kolay gele, diyeyim.

  11. Faruk Ahmet Says:

    Su Fransizca meselesi: Dostoyevski`ye ozgu degil bu tabii. Tolstoy`da yahut donemin diger Rus yazarlarinda da rastliyoruz buna, hatta onlarla hemen hemen ayni yillarda yasamis Osmanli yazarlarina bakinca da; cunku sonucta donemin Rus ve Osmanli elitlerinin yaptigi bir sey bu, araya devamli Fransizca karistirmak. Mesela Recaizade Ekrem`in “Araba Sevdasi” romaninin bas karakteri tamamen bu ‘ozenti’yi uc noktada yasayan bir adamin karikaturize hali: http://tr.wikipedia.org/wiki/Araba_Sevdas%C4%B1).

    Kacak abi Turgenyev demis madem, onun bir romanindan (“Duman”) konuyla ilgili alinti da koyalim da tam olsun:

    …bunun ise baloya ilk giden genç kızlarda pek olağan sayılması gerektiğini söyledi, sonra da: «C’est tres naturel, vous savez, dans les jeunes filles…» deye başlayarak, biraz önce anlattıklarını bir de Fransızca açıkladı. s.80

    Arabaların içinden kadınlı-erkekli bir kalabalık indi. Litvinov bunların hepsinin Rus olduklarını hemen anladı, çünkü Fransızca konuşuyorlardı. s.90

  12. kacakkova Says:

    faruk ahmet iyi oldu bu aciklamalar, “hepsinin rus olduklarini hemen anladi cünkü fransizca konusuyorlardi” baska da diyecek bir sey birakmiyor.
    ben drahoma icin yalniz, evlenince kocaya geciyor demisim, bu dogru degil, kocaya devredilmiyor onu da diyeyim gözüme ilismisken…

  13. Murat Says:

    Selam,
    Su Rus romanlarinda cok sik gecen Kapik ve Ruble para birimlerinden de bahsetmek gerek. 100 kapik bir Ruble mi yapiyor acaba? Kapik ya da Kopek para birimi bizdeki Kurus ile ayni midir?
    Murat,

  14. Murat Ak Says:

    ‘Delikanlı’ nın birinci cildini okuduktan sonra bu yazıyı okumak çok iyi oldu, ikinci cilt daha keyifli olacak, teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: