pasif devrim: tehlikeli ilişkiler

by

I.
Gramsci’nin bence en belirgin yanı, ayrıntılara ve büyük politik söylemlerin talileştirdiği noktalara dikkat kesilen bir zihne sahip olmasıdır. Çünkü sanıyorum, erken bir kavrayışla, politik sorunun, bir “merkez”i alaşağı etme meselesi olmadığını görmüştü. Güç ilişkilerinin dağılımı ve dönüşümü belirli bir anda farklı etkileşimlerin ve çarpışmaların somut düzenlenişleriyle biçimlenmektedir; dolayısıyla, praxis, bir kavrayış ve eyleme biçimi olarak, politik ana indirgenmeksizin bu biçimselliğin içinden ürettiği karşılıklarla anlamını bulacaktır.

İçinde yer aldığı düşünce geleneği “büyük konuşma”yı seviyor olsa da Gramsci, farklılaştırdığı ayrımlarla aynı kavramsal düzeneği kullanarak  propagandif olmayan tarihsel-politik analizlere yönelmekte, (riskler ve imkanlar zemininde) karmaşayı göze alarak ya da bizzat karmaşanın kendisini hedefleyerek kavramsal alanı genişletmektedir. Böylece hegemonya, tarihsel blok, pasif devrim gibi kendisinden sonra da genişleyerek yayılacak olan farklı teorik-politik kavramların üretimini sağlamıştır. Gramsci’nin erken kavrayış gücünün önemi, her şeyden önce, toplumsal faillerin çoğaldığı, hakimiyet ve tahakküm ilişkilerinin karmaşıklaştığı ve iktidarın ağsal nitelikte belirdiği günümüz dünyasına sağladığı projeksiyonlarda saklıdır.

Siyaset felsefesinin biçimsel, stratejik, taktik olarak ifade edilen üç farklı eğilimini  (teorik olarak bu siyaset felsefesi tartışması için bkz. todd may, “postyapısalcı anarşizmin siyaset felsefesi“) barındıran, fakat hiçbir şekilde “biçimsel” ve “stratejik” olanla kendini sınırlandırmayan, aksine “taktik” denilen tarz-ı siyasete sürekli açık olan bir yaklaşım içinden düşünür Gramsci. Tam da bu nedenle, marksizmden post-marksizme giden eğilimleri belirlediği kadar, ürettiği kavramsal çerçeveyle, bizzat, siyaset düşüncesinin ve politik pratiğin farklı okumalarına imkan sunan bir isim olagelmiştir.

Siyaset felsefesi, eğer genel olarak, “mevcut olan ile olması gereken arasındaki değişken uzamda ikamet etmekte”yse, Gramsci’nin ürettiği politik perspektif ve kavramlarının verimliliği, yirminci yüzyıl siyaset düşüncesinde özel bir yere sahiptir. Klişelere rağbet etmeyen bir düşünme çabası görürüz yaklaşımında. Bu “değişken uzam”da Gramsci, politik özneye, “devrimci failler”e, gercekliği kavrama ve kendi konumlandırabilme de tarihsel-politik olanın ontolojisine uygun bir bakış gücü (ve cesareti) vermiştir. Öyle ki, “makro siyaset” denilen şeyle “mikro siyaset” denilen şeyin  ilişkilendirilmesine özel kanallar açar bu yolda.

II.

Pandora’nın kutusu üzerinden türkiye meselelerine bakarken Gramsci’nin “tarihsel blok” kavramına atıfta bulununca, peşi sıra “pasif devrim” kavramından sözetmek gerek diye düşünmüştüm. Gramsci’nin bu kavram ile sunduğu çeşitli anlamları ifade etmek, böylece onun düşünce biçimindeki farklılığı bahse acmak niyetiyle. Yine bu eksende kalacağım.

Sonra, bu kavramı çalıştıran ve tartışan çeşitli yazılarla karşılaştım biraz baktığımda. Dolayısıyla, Gramsci’den aktarmayı düşündüğüm bölümü, kısmen bu yazılarla diyalog ve itişme halinde aktaracağım! Dağınıklık için kusura bakmayın.

Cihan Tuğal’in yazısı Akp ikitidarını, sermayenin dönüşüm ihtiyacı noktasında alarak “pasif devrim” ekseninde değerlendiriyor. En kapsamlı içeriğe sahip yazı bu.Önemli bir takım tartışma başlıkları mevcut bu yazıda. Çeşitli noktalarda alınabilir, ancak asıl olarak bu sürecin pasif devrim kavramı açısından değerlendirilip değerlendirlimeyeceği ve böyle ise, perspektif olarak bu sürecin içinde-ve-karşısında konumlanmanın ne şekilde ele alınabileceği-alınması gerektiği tartışılmayı bekliyor.

Tuğal’in yazısında Gramsci’nin pasif devrim kavramına değinmek istediğim bu yazı için işaret edeceğim yanı şu satırları olacak:

“AKP’nin aklığı nereden geliyor? Bu partiyi, kapitalizmi doğallaştıramamış diğer merkez partilerden farklı kılan ne? Cevap, partinin unutmak istiyor göründüğü geçmişinde yatıyor. AKP, örgütçülük anlayışıyla, kadrolarıyla ve kısmen de kullandığı dille, Türkiye’de 1980’lerden sonra kapitalizme tek kitlesel direniş noktası olan İslamcılığın sistem tarafından emilmesini sağladı. Gerçek başarısı bu. Böylesi bir emilmeyi karşılayacak en uygun kavram, kanımca, Marksist düşünür Antonio Gramsci’nin geliştirdiği “pasif devrim” kavramıdır.

Gramsci, Hapishane Defterleri’nde pasif devrim kavramını birkaç anlamda kullanmıştır. Benim burada üzerinde duracağım iki anlam sırasıyla şöyle: 1) Bir ülkedeki kitle mobilizasyonu etkisiz hale getirildikten sonra, onun taleplerinin bir kısmının varolan sistem tarafından karşılanması; bu süreçte mobilize olan kadro ve sınıfların varolan sistemin iktidar bloğuna katılması. 2) Başka bir ülkede veya ülkelerde olan devrimlerin yayılmasını engellemek amacıyla, bu devrim ya da devrimlerin bazı söylem, simge ve yapısal dönüşümlerinin, devrim ihtimalini ortadan kaldırmak isteyen ülkelerde egemenler tarafından yürürlüğe konulması. Elbette bu el koyma, ancak bu simgelerin devrimci anlamının boşaltılmasıyla mümkün olabilmektedir. Gramsci’ye göre, her iki süreçte de, kökten dönüşümler engellenmiş olmakla birlikte, toplum moleküler olarak derin değişimlere maruz kalır. Egemen sınıflar egemenliklerini korurlar, ancak sistemin bazı yapı taşları değişmiştir.”

Tuğal’in değerlendirmesinde “pasif devrim” kavramının içerdiği değişim durumunun “Akp iktidarı” nezdinde “soğurma” terimiyle birlikte işletilmesi dikkat çekici. Pasif devrim, “kitlelerin soğurulması”yla sivil toplum-siyasal toplum iliskisinin yeniden “kuruluşu” anlamına geliyor. Tuğal’in yaklaşımı, hem Gramsci’nin kavramsal sistemine getirdiği somut değerlendirme, hem de “Akp iktidarı”nı bilgi-politik nitelikli bir eleştiri içinde anlama olanakları açısından kayda değer bir çalışma.

Emrah Göker, “Pasif Devrim: Ehlileştirilmiş talepler” başlıklı değerlendirmesinde, Tuğal’ın aynı temalı henüz ingilizceden cevrilmemiş kitabı hakkında bir değerlendirme sunuyor. Önemli noktaların altını çizen ve Tuğal’ın yaklaşımıyla etkileşime giren bir değerlendirme yazısı bu. Tuğal’in çalışması, AKP’yi “yeterince demokrat” olmamakla eleştirmeye daha geniş ve derin bir açıklık sağlarken, daha da ötesinde bir soruşturmanın, sorgulamanın imkanlarını sağlıyor. Birikim’deki yazısından da bunu anlamak mümkün.

Göker, özellikle bu ikinci boyutun altını çizmek üzere Tuğal’ın çalışmasını önemsiyor.

“Gramsci’den hareketle, Tuğal’ın analizi “politik toplum” (sadece bürokrasi alanını, ulusal yürütme faaliyetlerini değil, yerel siyasetin yapıldığı mekânları ve siyasetçi pratiklerini de kapsayan satıh) ve “sivil toplum” (sadece örgütlü yurttaş faaliyetlerini değil, daha çok gündelik yaşamı düzenleyen ilişki ağlarını, insanların ekonomik yaşamını saran satıh) arasındaki ilişki üzerinden hegemonya tesisine odaklanıyor. Kitapta en sık karşımıza çıkan iki kavram bunlar. “Politik toplum” ve “sivil toplum”, Tuğal’ın Sultanbeyli’deki temasları ile inşâ ettiği bilgiyi tercüme eden / filtreleyen ve gözlemlerini Türkiye’nin geneline genişletmesini sağlayan aksam görevi görüyor.
Bu aksama, bir metafordan öte açıklayıcı güç atfedilen, somut bir mekanizma olarak işleyen “yutma / soğurma” kavramı eşlik ediyor: Kitabın sonuç bölümünde Tuğal, politik toplumun ve sivil toplumun boyutlarındaki dönüşümleri ve AKP iktidarı sırasında sivil toplumun politik toplum vesayetinde değişmesini bu mekanizma ile toparlıyor.”

Gramsci üzerinden, her iki boyutunda önemli olduğunu belirtmek isterim. Gramsci, politik özneye, hem iktidarı “yeterince demokrat” olmamak noktasında sıkıştırabilme ve biraz daha demokrat olması, demokrasinin sınırlarını genişletmesi için zorlama imkanı verir, hem de bizzat, aynı anda, bu “demokrasi” ile tarif edilen dünyanın sınırlarını sorgulayan bakışı canlı tutma ve çalıştırma imkanı sağlar.

lll.

Hımm! Gramsci’nin pasif devrim kavramını Hapishane Defterleri‘nde sunulduğu haliyle aktarmak istiyordum, dedigim gibi. Başlangıç düşüncem sadece kitaptan bir kaç paragrafını aktarmaktı, ancak yazmayı erteledim ve şimdi yeniden yazmaya giriştiğimde bazı değerlendirmeleri araya katıyorum. Aslında derinlikli olarak bir “semptomatik okuma” gereklidir Gramsci için, ama böylesi bir yazı çercevesinde değil elbette. Burada yalnızca Gamsci’nin satırlarına eşlik edecek şekilde bir yorum da sunuyorum ama bu bir “yorumsama” girişimi değil!

“Pasif devrim” kavramı, Gramsci’nin tarihsel blok, sivil toplum, hegomonya ve ideoloji anlayışıyla birlikte alınması ve işletilmesi gereken kavramlarından biri aslında. Marksist düşüncede yeni bir politik algılayışın belirmesine yol açan kavramlardır bunlar. Defterler’de bu kavramlar kullanımları boyunca çeşitli boyutlar kazanır ve anlam farklılaşmalarıyla çeşitlenirler. Gramscici kavramların kullanımını bu nedenle anlam katmanlarındaki bu yayılım sonucunda çeşitlilikler ve derinlik gösterir. Basitce iman tazelemek içinde okunabilir Gramsci, bizzat imana yeni bir ruh kazandırmak içinde.

Pasif devrim, bir yanıyla, burjuva devrimlerinin anlam kaybına uğradıktan sonraki bir kesitte, sistemin kendi içindeki yenileşme-adaptasyon sürecini, değişimi ve krizi karşılama biçimini özel bir ana odaklanarak anlamadırma girişimidir. Bu bakımdan, ekşi sözlük’te babaerenler’in dediği gibi, pasif devrime, “burjuva demokratik devrimlerin yandan yemişi” gözüyle bakabiliriz. Bu açıdan, başka bir Sözlük yazarı aufhebung’un söylediği gibi “toplumsal ilişkilerin temelden radikal olarak yeniden dizayn edilmediği, fakat yeni bir siyasal oluşumun iktidara geldiği herhangi bir tarihsel durumu” ifade eder kavram.

Ancak her yeni bir siyasal iktidar oluşumu pasif devrim kavramına işaret etmez, kitlelerin mobilize edilmesi, soğrulması, bazı çatışan taleplerin gerilimli süreç boyunca müzakere konusu olması, iktidar yapısının yeni oluşum ile yeniden biçimlendirilmesi vs. bu sırada özel bir nitelik kazanır. Egemenliğin hiçbir anda bir mutlak egemenlik olmadığı bilinir, iktidar çatışması aynı zamanda egemenliğin kendi içindedir; pasif devrimler de bu iç çatışma yeni bir görünüm kazanır. Ve bu sahne, politik aktörlere bir dolu riskler ve imkanlar sunar. İmkan olan şey aynı zamanda risk olarak da sahnededir.

Bu açıdan Gramsci’nin bu öngörülü kavrayışı, sol politik öznelere, öteki teorik-politik kavramları gibi, post-kolonyal ve emperyalizm dönemi ve belkide daha çok da Negri-Hardt tarzı “imparatorluk” zamanlarında, sermayenin yapısal sııkıntılarına bir “yeniden kuruluş” girişimiyle çare arama girişimi sırasında daha uygun perspektifler sunmaktadır. Çünkü, politik düzlemdeki icerilik-dışarılık ilişkisini farklılaştırır Gramsci.

Pasif devrim kavramının gerisinde ekonomi ile politika arasındaki ilişki üzerine teorik tartışmalar durmaktadır; bu ilişkinin nasıl belirleneceği, ne olduğu, nasıl bir öncelik sonralık ilişkisi oluşturulacağı tartışması. Marksizm-içi bir tartışma gibi görünse de bunun bir anlamda, siyaset felsefesinin genel olarak politikanin neliği ve ontolojik niteliği hakkındaki kökensel meselelerine bağlı olduğunu biliyoruz. Marksizm içi tartışma bu bakımdan önemlidir ve hala da ekonomi-politika ilişkisi bahsinde sürüp gidecek niteliktedir, ancak Gramsci’nin ya da ondan esinlenen yaklaşımın politikayı vurgulayan bir yönelişi ifade ettiği ve “ekonomik indirgmeciliğe”, tek yönlü “nedenselci” algılamaya karşı durduğunu söyleyebiliriz.

Pasif devrim, kategorik ayrımlar serencamında “politik düzlem”in öne çıkarılmasını baz alan bir düşüncenin kalkış noktasıdır. Post-marksizmlere gelindiğinde, Gramsciden hareketle “sınıf indirgemeciliği”ne karşı çıkış “sınıfsallığın reddi”yle şekil kazanır (babaerenler’in sözlükteki konuya ilişkin asıl yazısına bakılsın üzerine konuşalım).

Türkiye’deki 80 sonrası dönüşümleri anlamak ve akp ile girilen re-organizasyon sürecinin boyutlarını değerlendirebilmek açısından bu kavramın işlevsel olduğunu düşünüyorum. Böyle bir değerlendirme, çünkü aynı zamanda sermayenin kendini yeniden düzenleyişini, kendisine rağmen taşıdığı değişimin kendi içinden zorlanabilir olanaklar açısından da önem taşır.Bu, kitlelerin soğrulduğu ve mobilize edildiği bir süreçte iktidarın adımlarının sıkıştırılması, sınırlandırılması ve başka yönlere doğru zorlanması anlamında siyasal düzlemdeki hegemonik ilişkilere verilecek tepkilerle şekillenecek bir süreçtir. İktidarın yeni bir kuruluşla tesis edildiği süreçte, soğrulan kitlelerin içindeki olası direnç noktalarını dikkate alan bir yönelişle, kuruluşun sınırlarının “biraz daha fazla demokrasi” için zorlanması anlamına gelir bu tarz-ı siyaset. Sorunları, tehlikeleri olduğu ve hegemonik zemine giren siyaset öznelerini kirleteceği kesindir bunun, ancak öyle ya sahihibi olduğun sözün politik öznesi olmayacaksan temiz kalmanın ne anlamı var.

lV.

Neyse. Hapishane Defterleri‘ne dönelim. Defterler’de Gramsci, “Pasif Devrim Kavramı” başlığıyla konuyu doğrudan ele alır! “Ne uzatıyorsun o zaman alır okuruz kardeşim” diyorsanız çok ayıp. Okursunuz tabii. Gönül gözüyle de okuyunuz lütfen. Benimkisi, nacizane bir okuma biçimi olarak, Gramsci candır bir düşünün abiler, demek için.

Gramsci bu bölümde, pasif devrim kavramını, İtalya’nın tarihsel-politik değerlendirmesi içinde kullanıma sokar. Kavramın karşıladığı sürecin politik düşünce için bazi ilkelerini çıkarmaya yönelir ve kavramı somutlamak üzere ayrıntılı bir değerlendirme sunar.

İlk olarak, bölümün başında, siyaset bilimi açısından pasif devrim kavramının bağlı olduğu iki ilkeyi açıklar.

” ‘Pasif devrim’ kavramı sıkı sıkıya politika biliminin iki temel ilkesine bağlıdır: 1. Hiçbir toplumsal kuruluş, kendisinde gelişen üretici güçler daha sonraki bir harekette yerini bulmadıkça, yok olmaz; 2. Toplum, çözümlenmesi için zorunlu olan koşulları daha önceden doğmamış olan ödevleri yüklenemez, vb. Bu ilkelerin bütün genişlikleriyle eleştirici bir görüşle işlenmesi ve bütün mekanizm ve fatalizm tortularından arınması gereği kendiliğinden anlaşılır. Bundan başka bu ilkeler, daha önceki bir bölümde anlatılan üç temel aşamaya da bağlanmalıdır. Bunlar, ikinci aşamaya ya da siyasal güçler dengesine ve de üçüncü aşamaya ya da siyasal askersel dengeye maksimum değerini vererek bir ‘durumun’ ya da güçler dengesinin belirlenmesine yardım eder” ( sf. 297)

Gramsci, “gandhi’cilik ve tolstoy’culuk olarak belirttiği yönelişleri de ‘pasif devrimin’ kavramı içinde görür, ama bir noktada ayırır, onlar, pasif devrimi, “din rengine boyanmış safca bir şekilde teorileştirmiş”lerdir(sf.297).

Gramsci bu teorileştirmelere çok fazla yer ayırmaz, siyaset bilimi açıcından işaret ettiği iki ilkeye atfen, italya’nın 1848-1886 (İtalyan Risorgimento’su “birleşme”, “diriliş” ya da “yenide doğuş”, “kurtuluş”) tarihleri arasındaki “yeniden kuruluş” süreçlerine odaklanır. Bu süreçleri, bir bakıma İtalyan devletinin “daha demokratik” olup olmaması noktasından ele alır. Güçler ilişkisine, politik sürecin öznelerine ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerine bakar. Belirtilen ilkeler genel ilkelerdir, Gramsci bunların değerlendirilişinde her türden “mekanizm ve fatalizm tortularından” ayrıştırılması gerektiğini belirtir. Bunun anlamı, politik pratiğin çıkardığı “ödevlerin” kavranması gerekliliğine işaret eder.

Pasif devrim kavramının Gramsci’de “yeniden kuruluş” anlamındaki “diriliş” olarak kullanıldığını görürüz. Pasif devrim, “devrim-yeniden kuruluş” kendi terimleriyle. İtalyan Risorgimentosu’nu bu anlamda değerlendirir. Devrim gibi bir kavramı pasiflikle bir araya getirmek Gramsci’nin meselelere açıklıkla bakışını kanıtlar kendi başına. Bunu bir re-organizasyon terimiyle karşılamaz, karmaşıklaşmış bir çatışmalar sürecini “yesinler birbirini” avuntusuyla tasarlamaz, ya da böylesi bir süreci olağan bir iktidar çatışmasının mutasyonu olarak değerlendirmez. Pasif devrim, politik düzlemin berlirli bir anında, dereyi “geçerken at değiştirme” olayı değildir misal.

Devrim, çünkü yapısal ilişkilerin yeniden düzenlendiği bir “kuruluş” sözkonusudur ve pasif, cünkü ortaya çıkan değişim toplumsal sınıfların kökten yer değiştirmesi, aşılması ya da demokrasinin radikal olarak tesis edilmesi bile değildir. Sınırları zorlanacak, müdahil olunacak, başka taleplerle direnilecek ve soğulmaya karşı politika üretilecek bir süreçtir yine de. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkilerin de hareket halinde olduğu süreçlerdir cünkü. Politik gündemin o “kuruluş” sürecinin unsurlarıyla belirlendiği doğru olsa da, çeşitli taleplerle bu kuruluşun değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Pasif devrim, bir değişim durumunu iktidarın kendi içinden karşılama biçimi olduğunu da söylemek mümkün. Ezilenlerin kategorik olarak nihai kurtuluşlarını burada tasarlayamayacaklarını teslim etmek gerek, zaten öyle olsa muhtemelen Gramsci devrime pasif demezdi! “E o zaman daha ne, çekilir mi böyle aşkın ızdırabını” denilemeyecektir. Gramsci için bu süreçler tarihsel-politik durumla ilgilidir, üç adet merkezi kavramla staretejik siyaset yapmanın saçma olduğu zamanlar. Öyle görülebilir ancak Gramsci’nin bu tarihsel politik durumla ilgilenmesi, “italyan devleletinin daha demokratik” olması gibi niceliksel bir şeye dikkat göstermesi, liberallikle ilgili bir şey değildir.

Vico’nun değimiyle ‘kaderin cilvesi’ sayılabilecek olan bu ‘yeniden kuruluşlar’ (restaurations) üzerine dinamik bir hüküm vermek gerekir“, der Gramsci. Dinamik hüküm, italyadaki iktidar savaşımı ve toplumsal düzenleniş içinde, çelişkileri değerlendirmek ve gelişmenin yönlerini olasıkları açısından da görebilecek bir politik analiz geliştirebilmekle olacaktır. Bana öyle geldi. Daha geri değil daha demokratik bir kuruluş için.

Bundan başka bu tür durumlardan siyaset bilimi açısından ilkeler çıkarılıp çıkrılmayacağına bakmak gerekir, der.

İlgili bölümler, benim kesip aldığım haliyle, şöyle:

“Bu pasif devrim kavramına ( ve bunu doğrulamasına İtalyan Risorgimentosu’nda rastlanır) moleküllerin değişmesi konusundaki yorum ölçütü uygulanabilir; aslında bu değişme, derece derece, kuvvetlerin daha önceki bileşimini değiştirir ve yeni değişmelerin kaynağı olur.”(300)

“Şu ya da bu şekilde, Risorgimento sürecinin gelişmesi, rasgele ortaya çıkan önderlerin izindeki ‘demagojik’ kitle hareketinin önemini ortaya koymuşsa da, bu gelişmeyi aslında örgütlenmiş olan geleneksel güçler yani uzun süredir kurulmuş ve başlarında iyi yetişmiş önderleri bulunan partiler ele geçirdi. Bu tip bütün siyasal olaylarda her zaman aynı sonuç meydana gelir: (Yani Fransa da 1830’da köklü dönüşümlerden yana, demokratik halk kuvvetlerine Orleancı’ların üstün gelişi gibi. 1789 Fransız devriminde’de son cözümleme de napoleon’un, örgütlenmiş burjuvazi kuvvetlerinin jakoben kücük-burjuva kuvvetlerine karşı kazandığı zaferi temsil edişi gibi). Tıpkı bunun gibi dünya savaşı sıraısnda da yaşlı subaylar genç subaylrdan daha ağır basmışlardı. Herhalde, köktenci (radikal) halk kuvvetlerinin, karşılarındaki kuvvetlerin nasıl bir görevi benimsediğini bilmemesi, kendi öz görevini de tamamıyla bilmesine engel olmaktadır. Bunun sonucu olarak da, kuvvetler arasındaki son denge üzerine, girişimlerinin gerçek yapısına uygun olarak, ağırlıklarını koymalarını ve daha büyük bir ilerleme temeline ve daha çğdaş isteklere dayanan bir sonuç elde etmelerini öylemektedir.

Hep bu ‘pasif devrim’ ya da ‘devrim-yeniden kuruluş’ kavramı konusunda şu noktaya işaret etmeli: İtalyan Risorgimento hareketinde, bazı tarih yazımı eğilimlerinde, nesnel koşullarla tarihsel olayın öznel koşullrı rasındaki ilişki sorunu adı verilen sorun uygun biçimde ortaya konulmalıdır. Şurası açıkca bellidir ki, eğer, sadece öğretim amacıyla yapılmış bir ayrım sözkonusu değilse, nerede nesnel koşullar varsa orda da sözde öznel koşullar vardır: İşte tartışma da bu öznel güçlerin ölcüsü ve şiddetyi üzerinde dönebillir. Bunun sonucu olarak da karşı karşıya gelmiş olan öznel güçler arasındaki diyalektik ilişki tartışılır”(304)

V.

Gramsci’nin bir başka uyarısı da, sorunu ‘aydın’ terimleriyle ortaya koymaktan sakınmak gerektiğidir. Konu hem siyasal hem de trihsel biçimde ortaya konulmalıdır. Mesele dinamiklerin aydınların ışığıyla aydınlatılması değildir, çünkü bunun olsa olsa “yaygın bir tutku ve güçlü bir iradenin” ilk koşulu olarak siyasal bir anlamı vardır. Öznel bir güç olabilmek, “elle tutulur gözle görülür gerçeklikle” öznelliği ölcebilmeyi ve “yaygın ve etkin” bir halk bilinci haline gelebilmeyi gerektirir.

Bu noktada tarihsel-siyasal süreç niyet okumalarıyla ya da ne türden istisnai durum perspektifine sahip olunduğuyla değil, “öznelliğini daha üstün ve daha kesin bir nitelikte” ortaya koyabilecek bir tür somuta dair “ödev” kavrayışından gelir. Şimdi tıpkı “akp’nin ödevi”nin gercekte ne olduğunu anlamak gibi. Politik irade, soyut çıkarsamalarla değil bu ödeve verdiği cevaplar ve müdahalelerle işlevselleşebilecektir. Cihan Tugal”in akp analizi , bir bakima bu ödevin tarihsel-siyasal panoromasini gösteriyor. Ve böylece bilgi-politik eleştirisi için bir kavrayış imkanı sunuyor. Ne varki “sol”un (reformist ya da radikal farketmiyor) bilinen kesimleri “direnişi” kendi kendine vehmetmenin ötesine geçemiyor. Bu basitçe politkasızlık değil, mevcut politikanın “kör gözüm parmağına” olması anlamına geliyor. Sorunun nedenleri ise güncel olanın işaret ettiğinden çok daha derin ve vahim.

Vl.

Sonuç?

Gramsci okumak bir “şıklık” olmayacaksa eğer, en başta, sanıyorum politik düzlemdeki ödevler konusunu bir uyarı olarak almak gerektir. Üç kavramla siyeseti istediğin zemine indirgeyebilirsin, ama yaptığın şey sonunda siyaset olmaz. Yüzde 40’ı kendinden saymaya başlarsın. Bunu iktidara karşı verilmiş bir tekpi sanmaya başlarsın, ki belki ilkinden daha vahim bir şey!

“Sınıf indirgemeciliği” ile politik düzlemin bütün meselelerinin açıklanacağı ve ne apmak gerektiğini soyut olarak belirleyecek bir keramete sahip olunacağı düşünülecekse, tam bu sırada Garmsci’den sözetmenin vaktidir kanımca. Defterler’in tamamı teorik ve politik eleştiriye, politik düzleme dikkat kesilen bir yönde, mekanizmden ve tek yönlü düşünceden çıkmanın uyarılarını verir. Belirli bir siyaset anında mesela, sistemin ikitidar savaşıyla birbirini yiyen güçlere bölündüğünü görür, ama “yesinler birbirini” gibi bir düşünceyle oyalanmaz. Ya da sonunda devrim olmayacaksa neyleyim pasifini, şurada temiz kalayım mis gibi diye düşünmez.

Riskler ve imkanlar. Gramsci’nin politik düşüncesinin canlılık kazandığı görme biçiminde yer alır. Politikanın ontolojik yapısı gereği böyledir bu. Politik düzlemde “tehlikeli ilişkiler”in farkındadır. Solun söylemlerine ve tartışmalarına bakarsak, durmadan ders çalışan, bir sınava hazırlanan, fakat verili politik an’da ödevlerinin ne olduğu konusunda canlı ve (doğru işleyen) bir zihne sahip olmayan bir öğrenciyle karşılaşırız.

Aslında çok zeki ama dikkati dağınık” diyen tuhaf anneler gibi bakamayız bu duruma. Üflesin diye hocaya da gidemeyeceğimize göre, tarihsel-politik-ideolojik-kuramsal bir sorgulama arzusunu canlı tutmak şart. Dert edenler için tabii.

Reklamlar

8 Yanıt to “pasif devrim: tehlikeli ilişkiler”

  1. erhan b. Says:

    büyük konuşmayı seven diğer marksistlerin aksine “erken bir kavrayışla, politik sorunun, bir “merkez”i alaşağı etme meselesi olmadığını” gören gramsci’yi bu sebepten ötürü içinde bulunduğu (ve teorisyeni ve militanı olduğu) gelenekten farklı bir noktada olduğu görüşüne şu nedenlerden ötürü katılmıyorum:
    -komintern’in 1921 kongresi’nde ‘kitlelere’ sloganını atan lenin Rusya’ya benzemeyen batı avrupa ülkeleri için farklı bir strateji geliştirmelerinin önemini vurgulamamış mıydı zaten?
    -almanya ve ardından italya’da yaşanan yenilgiler karşısında komintern’in doğu için doğru taktik olabilecek manevra savaşlarının batıda geçerli olamayacağı yönündeki tespitlerine bağlı olarak geliştirdiği ‘birleşik cephe’ önerisinin gramsci tarafından ‘mevzi savaşı’ olarak yeniden tanımlanması ve geliştirilmesi nasıl oluyor da kendisini erken kavrayışlı diğerlerini propagandif davranan devrimciler yapabiliyor?
    -pasif devrim kavramını tartışırken, (ki bence de çok kullanışlı bir kavramdır,) mevzi savaşıyla pasif devrim arasında bir benzerlik olup olmadığını tartışmak gramsci açısından hayati sorun değil midir? bu bağlamda, bu ikisinin birbirine karıştırılmasının bazı çevrelerin akp’ye haketmediği bir devrimci nitelik yüklemelerine neden olduğu söylenemez mi?
    -gramsci bir komünistti ve bütün yaşamını devrime adamıştı. devrimin öznesiyle ilgili, hiç bir satırında tek bir tereddüt yoktur. bu özne tabii ki işçi sınıfıydı ve bu anlamda tahlilleri (sizin deyiminizle) ‘sınıf merkezli’ydi.

    -bir marsist-leninist teorisyenden bahsediyoruz. beğenir beğenmeyiz. ama o budur.

    gramsci’den bir post marxist, hele bir sol-liberal çıkarmak bence son derece fantastik bir ataktır.

  2. kacakkova Says:

    erhan bey selam,
    söylediklerinizin sonundan baslayim bir kac sey demeye. gramsciden post-marksist cikiyor, sol-liberal de. fantastik görünebilir, ama bir zorla(n)ma yok bu konuda.ben post-marksistlerin yabana atilir adamlar oldugunu da düsünmüyorum. althuser’de marksist olmak-marksist kalmak iddiasiyla calismistir, onun icinde ayni seyi söyleyebiliriz.
    ama marksizm bu mudur ayri bir konu.
    gramsci’nin marksist-leninist bir teorisyen olmasina itiraz ediyor degilim.burada belki gramsci’nin kendisine de sadik kalmayan anlama bicimi sözkonusu, bunun mesru oldugunu varsayiyorum. temel varsayimim gramsci’nin, politik etkinligi, “daha fazla demokrasi” cercevesinde de almis oldugu noktasindadir ve isletilebilecegidir. bizzat demokrasinin kendisini problem ediyordur, komünist olarak edecektir, elbette.
    vurguladigim birinci kismi, gramsci’nin devrim ve devrimin öznesi konusudaki bir teredüdünü göstermiyor. tahlilerinin sinif merkezli olmasi konusuda da nihai olarak itiraz edecegim bir sey yok. kullandigi kavramsal cerceve bu noktadadir. ama yine de “sinif indirgemeciligi” diyecegimiz seyden ayrildigi, politik düzeye yaptigi vurgunun, ugrastigi üst-yapilar konusunun, sivil toplum bahsinin, hegemonya tartismasinin, politika yapma niteligi acisindan farklilik gösterdigi kanisindayim. bu farklilik üzerinden de gidilebilecegini düsünüyorum. yazidaki kalkis noktalari bu yöndedir.
    bu acidan akp’ye devrimci bir nitelik atfetmek sorunlu bir sey. tugal’in link verdigim yazisi tam da öyle olmadigni gösteriyor. böyle bakmak, böyle bir nitelik atfetmek gerekmiyor. “mevzi savasi” konusunda haklisiniz, pasif devrim kavramiyla birlikte acilmasi gereken yönlerden birisi budur. biri de “transformiz” denilen seydir. ben “hayir”ci düsüncenin gerisinde duran anlama biciminin bunlari karsilayan seyler oldugunu düsünmüyorum, zaten mesele bu. evet’le de sorunsuz bir yerde duruldugunu söylemek abartili olabilir. bu tartismanin derinlestirilmesi önemli görünüyor ve savunmaci bir gayretin ötesinde ilk cephede tartismaya dair bir arzu ortada yok.
    gramsci’nin erken kavrayisli olmasi iktidari anlama ve mücadele etme kurgusunda marksist gelenegin “taktik savasi”mindan baska bir sey söylemesinden kaynaklaniyor. o da, leninist anlamda stratejijye bagli taktikler yapmak degil, siyaset tarzi olarak taktiksel bir egilim göstermesidir.
    böyle de okunabilir, demek istiyorum daha cok. ama bu gramsci’yi geleneginden cikarmak cabasi degil benim acimdan. komünist bir düsünürü, “aslinda komünist degil bakin burda ne var” seklinde almiyorum. daha cok, icinden gectigimiz süreclere, o kavramsal yapidan nasil bir yaklasim cikar diye bakiyorum. gelenegin icinde ama ortodoks yorumundan ayrilan biri olarak aliyorum gramsci’yi de.
    fantastik meselesine dönerek bitireyim, sosyalist sol’un kendi icinden cikmasi gerektigini düsünen biri olarak, saniyorum fantastik bir sey gerekli eger böyleyse.
    sevgiler.

  3. Elestirel Gunluk Says:

    Yer yer guzel bir yazi diye icimden gecti. Yer yer esprili bir dil kullanman yaziyi biraz daha okunur ve sevimli kiliyor.

    Ancak AKP’ye bence fazladan yuklenen bir anlam var gibime geliyor. Evet Turkiye’de bir cok sey degisiyor, dinamikler hic alislilmis dinamikler degil. Ben bir yandan Kemalist totaliter rejimin kendi acmazlarinin cozunumu, ote yandan ise bastirilmis (madunlastirilmis) kucuk anadolu sermayesinin Kemalizmin besleyip buyuttugu ulusal burjivaziyle bir catismasi diye anliyorum olup biteni. Yani AKP’nin bir dinamigi yaratip yuruttugunu degil de aksine bu kucuk kucuk Anadolu sermayelerinin buyurken ulusal burjuvazinin at kosturdugu arenada kendine yer edinmesinin goruyoruz aslinda. Bu anlamda da bir tehdit bir yapisal degisikligi getirecek bir dinamizm de soz konusu degil. Kapitalist ekonomik iliskiler icinde durum boylerken, artik Kemalizm ideolojisinin yetmedigi, dar geldigi alanlarin yirtildigina da tanik oluyoruz.

    Bu olup biteni Gramsci’nin teorik cercevesi icinde yorumlamak da bana biraz fazla luks geldi… Gecenin bir yarisi, aklima geldigi gibi yazdim. Umarim anlatabildim. Bir seyi de itiraf etmeliyim. Boyle buyuk analizler ve yorumlar yapmak icin de henuz cok erken oldugunu da dusunuyorum aslinda. Saglikli analizler yapabilmek icin yeterince bilgi ve veri de yok ortada sanki.

  4. kacakkova Says:

    elestirel günlük hosgeldin abi. nasil lüxs? avrupadan alinmis bir elbisenin bizim meseleler üzerinde sakil durmasi gibi mi? himm anladim saniyorum dedigini, henüz yeterince olgunlasmis belirginlesmis, tamamlanmis bir sürec degil diye düsündügün icin, abartili bir degerlendirme olarak görüyorsun. gramsci de olmus bitmis bir olay-sürec üzerine yazmis gerci bu analizi, ama öte yandan cok alametler belirdiginden de bahsedebiliriz. akp’nin konumuna iliskin yaklasim cihan tugal’in degerlendirmesinden geliyor.ulusal burjuvazi-anadolu burjuvazisi catismasini da bu cerceveye oturtmak mümkün. “akp’ye fazladan yüklenen bir anlam var”sa bile bu anlamin bir cercevesi var. pasif devrim, yapisal bir yepyenilik olusturmadan yeniliyor devlet-toplum iliskisini. tugal’in yazisinda akp bir “sogurma-yutma” girisiminin karsiligi. pasif devrim yapisi geregi, cesitli dinamiklerin, güclerin, beklentilerin, hareketliliklerin birbirne karistigi, icice dolandigi bir sürec. bir anlamda sürecin nereye ne sekilde gidecegini belirleyen de “tehlikeli iliskiler”in toplami oluyor dolayisiyla. boyutlarini analiz etmek belki sonrasinda mümkün tümüyle, ama simdi de bir analiz gerekli.
    muhabbetle.

  5. cemo Says:

    http://www.gunzileli.com
    göz gezdirmenizi öneririm.
    muhabbetle.

  6. kacakkova Says:

    dün baktim biraz. siteyi yeni görüyorum, ama gün zileli politik serüveni dolayisiyla bildigim biri. sagda solda yazilarini görüyor ve okuyorum. cogu zaman, “adam hakli beyler” duygusu oluyor yazilarini okurken. bazen de “daha neler” duygusu. sitedeki son bir kac yaziyi da bu sekilde okudum. odatvcilerin de istahla sitelerine koyduklari “üc ulus!!” yazisi mesela, bu durum oradaki liberalizm elestirisinin ne türden sorunlarla malül oldugunu zileli’ye bile göstermelidir. harita okuma, ayrimlar icat etme, kac ulus, kac halk diye analizler yapma hakki zileli’nin de var, fakat bu zorlama ayrimlar ayni zamanda siyasi analizi engelleyen seyler de olabiliyor. referandumlari “evet ve hayir” ile birlikte sistemin kendini tesis etme meknaizmasi olarak alirsak, son referandumun sistemi iki yönden de besledigini söyleyebiliriz. hayir seceneginin kendi basina hayir olmakla siyasal iktidara hayir demek oldugunu düsünmek, baska bir tasarisi yoksa safiyane bir kendini aldatma bicimidir.evet’teki liberalizmi tespit etmekte gösterilen taskinlik, hayir’daki muhtemel sorunlarin lafini bile kerhen etmeye meyilli görünüyor ancak. “dersim ulusu”nun hayir’indan duyulan memnuniyet epey sikintili bir sey bu nedenle. bu hayir’in bu haliyle, kimseye özgürlük dersi falan verecegi yoktur.
    sagol cemo baglanti icin, bakariz vakit oldukca.
    muhabbetle.

  7. kronstad Says:

    Gramsci geleneğe aittir, ama bu geleneğe rağmen olan bir şeydir. Şablonlar bir yana bırakılırsa Gramsci’nin Leninist atraksiyonlarla eşanlamlı olmadığı anlaşılır. Gramsci için politik eyleyiş, akşam “bütün iktidar sovyetlere” deyip sabah bir katakülli ile iktidarı höpürdetmek değildir. Çünkü höpürdettiğiniz şey boğaza takılan gerçek olarak geri döner. Türkiye’deki “devrimci-komünist gelenek”ten bakılacaksa Gramsci’nin algılanaşı daha kötü bir konudur. Bu gelenek Gramsci’yi kusar. Kusmazsa onu nasıl sindireceğini, bünyesine katacağını bilemez.

  8. exhorder Says:

    Gramsci Marksizmi revizyona uğratmaya çalışan bir zattır. Dikkate alınacak en ufak bir şey yazmamıştır. Altyapı-Üstyapı üzerine yazdıklarını geçelim, proletarya aydınları üzerine tezleri, devrimin gerçekleşmesi ve öncü müfreze üzerine getirdiği bütün revizyonist saptamaların küçücük değeri bile sözkonusu değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: