ümit kıvanç’a taraf

by

BirGün gazetesinin, daha öncesinden de bildiğim, dikkatle okuduğum yazarları var varolmasına, fakat bir genellik halinde belirtecek olursam söylemlerine, mantığına, tartışma biçimine, öne sürdüklerine ve bunu yaparken takındığı pozlara otuz saniyeden fazla dayanmakta zorlanıyorum. yine de, referandum sonuçlarını “yüzde 60 sağ-yüzde 40 sol” değerlendirmesinden sonra, bu şahane fikrin nasıl düşünüldüğünü anlayabilmek için dikkat kesilmemek mümkün değilmiş gibi geldi bana. boş işler tabii!  “sosyalizme sarılmak gerek”li, “işçi sınıfına bağlanmak gerek”li türünde cümlelerle bezeli çeşitli türev yazılar okudum malum olacağı üzere. çabuk sıkılıyorum bu aralar! neyse, bunlar sonuçta bir yaklaşımın ifadeleridir, önündeki ve ardındaki düşünce biçimi bir şekilde tartışılır ya da tartışılmaz ayrı. işçi sınıfı, sosyalizm, bunlar üzerine üretilen boş laflara rağmen üzerinden atlanıp geçilmesini istemediğim ciddi teorik ve politik meseleler. asıl olarak, yazıların tonunda, yapılan vurgularda, cümlelerin kuruluş biçiminde, imalarda ve göndermelerde bir gerilim ve “devrimcilik”le şerbetlendirilmiş kendini haklılaştırmaya yönelik bir saldırganlık belirginleşmeye başladı giderek. sonucta benim birgün’e katlanamıyor oluşumun fazla önemi yok; okumuş adamlar, vaktiyle benim de ne demiş, ne düşünmüş diye dikkatle okudugum (ve denk geldikce okumaya devam ettigim) isimler var aralarında, yıllarını şu veya bu şekilde bir davaya ve düsünceye vermiş, çabalamış, gayret etmiş ve hala da bildikleri şekilde etmeye çalışan insanlar. politik tartışmalarda çeşitli karşı çıkışlar geliştirebilir ve iğneleyici olabilirim ama saygı duymak lazım, diye düşünürüm bu çerçevede. fakat  şu referandum meselesi üzerinden pek bir izansız haller ortaya çıkar  oldu. dün ümit kıvanç’a “okur yorumları”yla bok attıklarını duyduğumda,  proustvari “gayri iradi hatırlayış”ların da etkisiyle, ciddiyetle gidip birgün‘deki ilgili yazıyı buldum. tartışmaları bir miktar takip etmiştim. bu “okur yorumu” denilen yazının gerisindeki haleti ruhiye o kadar berbat ki, adalet hanıma yumurta atmayı marifet sayan aynı meymenetsiz keskinlikle devrimcilik taslayan kelleyi görünce, ümit kıvanç’a taraf olmak “tarihsel bir görev” gibi geldi bana. işin içine bok girdimi, niyeyse konuya ayrı bir ilgi duyuyorum oda ayrı! (bkz. “boklu şiir hadisesi”) yok, bir geleneğin hicab duygusunu da büsbütün yitirdiğinin işareti midir bu birgün‘deki “okur yorumları” acaba diye düşündüm, sonra nereye varılacak burdan, duyduğum onun sıkıntısı.

Reklamlar

8 Yanıt to “ümit kıvanç’a taraf”

  1. outlaw Says:

    türkiye solunun yaptiklarini türkiye’de yasamadigimdan pek bir disaridan, kenardan kenardan takip edebiliyorum. (tabii belirli bir umutsuzluktan kaynakli ilgisizlik de söz konusu…) dolayisiyla kesinlikle bir seyleri iskaliyorumdur türkiye soluna bakarken. ama “karsi taraf” da benzer numaralari kullanmiyor mu? ne bileyim, mesela taraf da birgün’e yumurtali, yumurtasiz kemalist demeyecek mi, hem de kemalist olmadiklarini bile bile… dsip’in vs. tavri cok mu saglikli?

  2. kacakkova Says:

    outlaw, ifade etmeye calistigim sorun, bir takim numaralarla yürütülen tartismalar degil. bu konuda hakli olabilirsin, taraf’in numaralari, dsip’in tavri vs. olumlamak gerektirmiyor. ümit kivanc, gayet ironik, kizgin, polemik tonunda degerlendirmeler yapiyor, “sosyalistlikten istifa girisimleri tamamlandi” seklinde degerlendirmisti birgün’ü. oradan da “liberallik”, “akp yandasligi” gibi karsiliklar geldi. bunlar olacak seyler. ama “kimlik” tartismasina kaydikca konu, baska bir hal belirmeye basladi. bu halin dili ultra sevimsiz, cünkü tehditkar bir saldirganlik ve konu disi yönlere saparak ipini cekme niyetiyle yapiliyor. en kötüsü ise bunun, bir kendini haklilandirma cabasi olmasi. hani dövüste numara cekmek, hakem görmemisse celme takmak bile degilde bu, minder disina cikmak gibi….

  3. Faruk Ahmet Says:

    Evet aynı sorun hemen her gazetede var. BirGün’ü takip etmek istemedim değil aslında. Lisenin başlarında Nuray Mert’i keşfedince uzunca bir süre abonesi olduğum Radikal’den ve TSK’ya karşı küstahlığa varan sert yazıları beni keyiflendirdiği için kısa bir süre takip ettiğim Taraf’tan sonra yeni gazetem olur mu umuduyla bir vakit aldım ama Sol’un Sol’a propagandası kıvamındaki yazı tarzı beni sıktığından pek dayanamadım.

    Büyük meseleler bile değil beni asıl rahatsız eden: yani atıyorum referandumda hayır demek istersin ya da evet demek istersin ya da boykota gitmek istersin ve bunu ama haklı ama haksız, hararetle savunursun… ama beni rahatsız eden bunlar değil, daha sıradan, küçük kutularda verdikleri haberlerde bile kullandıkları garip, zorlama yorumlara dayalı “hızlı solcu” dildi. Bu garip bir ruh halini ifşa ediyor gibi geliyor bana: sanki her olay, ama her olay, Solculuğun haklılığına işaret eden bir kanıt olmak zorundaymış, davalarının haklılığını her an yeniden ve yeniden kendilerine hatırlatmak istermiş gibi. Sol’un dili hep mi böyleydi bilmiyorum; yoksa “tarihin sonu”ndan sonra zuhur eden bir nevrotiklik mi bu?

    Hani “dinci” yayınlar vardır, karıncaları ya da kunduzları filan anlatırlar ve mutlaka sonunda Allah’ın varlığını ispatlamış olarak bitirirler yazıyı —ama alâkalı ama alâkasız. Tıpkı dinde olduğu gibi, sosyalizmde de bu yönteme başvuruluyor olması çok trajik. Kime propaganda yapıyorsun ki? Ben zaten seni alıp okuyorsam kabaca siyasî yönelimim bellidir, neden bu zorlama yorumlar, bazen apaçık yalanlar? Küçük olaylara bakıştaki bu yamukluk, büyüklerine olan bakışlarına da şüpheyle yaklaşmama neden oluyor sadece. Sonuç? 2-3 yıldır gazete okumuyorum. Sonuç bu.

  4. kacakkova Says:

    bir gazetenin okuru olmadigimiz gibi, artik gazete okumadigimiz da ortaya cikti böylece :). saga sola sacilmis cesitli yazarlari su ya da bu sebeple gidip bulup okuyoruz okuyorsak. ne olacakki. solcu gazetelerin kafasinda muhtemelen bir “pravda” olmak var, o uslup, tavir alis oraya öykünüyor belki de, ama yani olmuyor, okur o okur degil!…
    simdi beliren bu “uslup” konusu, öyle basitce bir “edep erkan” meselesi degil anlasiliyor ki. mazrufa degil zarfa bakmanin kacinilmaz oldugu bir durum daha cok. cünkü bu noktada konu bir bicim-usturup tartismasi degil nitelik tartismasi olup cikmis görünüyor. hic yeni bir sey degil, kökleri cok daha derine gider bunun. yorumunu okuduktan sonra birgün’e ugradim.
    melih pekdemir, birgün’ün denk gelirse okudugum yazarlarindan biridir. “anne bak kral ciplak” kitabini hatirlarim her seferinde de. pekdemir’in simdi okudugum yazisi, “Bir kez daha: Değişim değil değişinim“, kismen bu konuyla ilgili. evet diyen solculara “mutant” diyor, tamam, bunun ardinda söyledikleri bir sekilde tartisilir, ne diyor niye öyle diyor cesitli cevaplar verilir. ben sahsen üzerinde durmak istemem bu haliyle ama durulacaksa “sol”un cesitli versiyonlarindan biri de budur sonucta.
    yazinin sonunda ise konu, “devrimcilige nasil saldirildigi”na baglaniyor, ki beni yukarda söylediklerime bagli olarak ilgilendiren kismi burasi oldu. “bok” demenin, yapilan bu saldiri karsisinda pek önemli olmadigini söylerken kendisini de ifsa etmis oluyor düsünce cünkü. egemenler diyor pekdemir, ezilenlerin öfkesinden korktuklari icin, solu etkisizlestirmenin, itibarsizlastirmanin yollarini ararlar. sonucta birgün’deki mesela referandum eksenli fikirlere ragbet etmemenin, dahasi bunlara karsi gelmenin ve sacma bulmanin sebebi budur. birgün’e, iyi de bu dedikleriniz cok sacma mi dediniz, ee tabii egemenlerin solu etkisizletirme programi var, mutantliginizdan utanin ve imana gelin!
    ne kadar saglam bir makine degil mi? psikanalizde savunma mekanizmasi deniyor ya, iyi yolu da saldiridan geciyor iste. siz daha agzinizi acmadan ayar verilmis durumda. yerseniz. pekdemir’inde girdigi ruh hali ve kullanmakta sakinca görmedigi dil bana sadace luzümsuz degil, üzücü de geliyor bu haliyle.

    “Büyük bir kinle solculara, devrimcilere karşı bir saldırı kampanyası başlattılar. İdeolojik hegemonya mücadelesinde, basit deyişle, elbette muarızın fikrini çürütmek esastır. Provokasyona da gelmeyeceksin. Amenna. Ama adam zaten çürük fikirlerini tezgaha çıkarmış, hakaretin daniskasını yapıyor. Bu tür adamların şirretliklerini, küfürlerini fikir tartışması kategorisine koyup sureti haktan görünmek hiç hoş değil. Devrimcileri mesela “çarlık ordusuna asker” yazıyor. Böyle bir küfür, “bok” demekten bile milyon kat ağır bir hakaret. Ama adam haklı, devrimcilik nedir, haysiyet nedir bilmiyor ki çarlık ordusunda askerlik yapmanın ağır bir küfür olduğunu fark etsin! Çünkü adam mutasyonu, değişinimi yani, değişim diye yutturmakla mükellef.”

    diyor pekdemir.

    söylemek istedigim seyi bu satirlar gösteriyor. izansizligi reddetmeyen fakat, “ama önce o baslatti” ile aciklama bulmaya calisan bir yol. bu yollara niye giriliyor o da malum. oradan bir yere varilamayacagi da. bok demek, gercektende bir sey degil belki, korkunc olan o ruh halidir.

  5. old mcdonald Says:

    http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=28.09.2010&y=AliBayramoglu

    bu solcular sahiden tarifsiz derecede mal: ) toplu terapiye ihtiyaci var hepsinin. biz bi bok degiliz ya da biz bok gibiyiz cümlesini aynaya bakarak yüz kere felan tekrarlamalari lazim ki bi sikime yaramadiklarini anlayabilsinler-bi ihtimal- bu avareller sahiden dünyanin ve icindeki aptal insanlarin kurtarilmaya muhtac oldugunu kendilerini de onlari kurtaracak don kisot olarak düsünüyorlar, ya da düsünüyorlardi. geriye kalan da bu sersemlik iste.

  6. outlaw Says:

    kesin olan bir şey varsa o da tartışmanın kalitesizliği, daha doğrusu “tartışma” olmayışı. daha çok düşünsel anlamda bir gölge boksu izliyoruz. kimse karşısındakinin düşüncesine ya da sözüne cevap vermiyor, her iki taraf da karşısındakinin sözünü kendi anlamak istedikleri şekilde anlayıp ona göre cevap veriyor. ama bu yalnızca düşünsel bağlamda böyle, ne zaman ki iş karşıdakine zarar vermeye geliyor, işte o zaman gölge boksu kan sporuna dönüşüyor. saç çekmek, göze parmak sokmak, taşaklara tekme savurmak, arkadan hançerlemek yalnızca serbest değil, üstüne kendi cenahından alkış topluyor “kavgacı”…

    “kavgacı” dedim, çünkü bu işin adı basbayağı “kavga”, tartışma falan değil. ama bu kavga ortamında her iki cenah da kavgacı ve ortamın oluşmasından aynı derecede sorumlu.

    bense alkışlayamıyorum. çünkü derdim referandum ya da akp dahi değil. tartışmayı bilmeyen, öğrenmek de istemeyen bir sol hiçbir şekilde umut vermiyor insana. (ben bunu sol hakkında söylerken, diğerlerini tartışma kültürüne sahip oldukları için değil, onlardan böyle bir şeyi zaten beklemediğim için parantezin dışına atıyorum.)

    içerik, yazı dili vs. gibi konularda yapılan yorumlara genel olarak katılmakla beraber çok fazla girmek istemiyorum tartışmanın o yönüne. zira hem çok uzayacak yazdığım şey, hem de “ağır” olacak…

  7. old mcdonald Says:

    http://taraf.com.tr/halil-berktay/makale-tarih-ve-bugun.htm

    http://taraf.com.tr/halil-berktay/makale-aslina-rucu.htm

  8. old mcdonald Says:

    http://taraf.com.tr/halil-berktay/makale-olmus-bir-sol-un-maksimalist-hayir-i.htm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: