l’étranger

by

“Yalnızca gerçekten ciddi bir tek  sorun var: İntihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğini düşünmek, felsefenin temel sorusunu yanıtlamaktır. Dünyanın üç boyutlu olması, zihnin dolkuz ya da oniki kategorisinin olması gibi sorunlar sonra gelir. Bunların hiç önemi yok. Yanıtlamak gerek önce. Nietzsche’nin de söylediği gibi, bir filozof saygıdeğer olabilmek için özüyle sözü bir olmak zorundaysa, bu durumda yanıtın önemi ortaya çıkar, çünkü yanıt kesin davranışı önceler. Bunlar yürekte kendini gösteren apaçıklıklardır, ama onları zihinde aydınlık kılabilmek için derinleştirmek gerekir.

Şu sorunun öbüründen daha öncelikli oluşunun neye bağlı olduğunu kendi kendime sorduğumda, yükümlendiği eylemlere göre diye yanıt verebilirim.  Varlıkbilimsel bir kanıt için ölen insan görmedim. Önemli bir bilimsel doğruyu bulan Galilei, yaşamını tehlikeye soktuğu anda bulgusunu kolaylıkla yalanlamıştır. Bir anlamda iyi de yaptı. Bu doğru diri diri yakılmaya değmezdi. Dünya mı güneşin çevresinde döner güneş mi dünyanın cevresinde döner, hiç önemli değil bu. Ne olursa olsun bu önemsiz bir sorundur. Buna karşılık yaşamın yaşanmaya değmediğini düşünerek ölen bir çok insan gördüm. Kendilerine yaşama nedeni sağlayan fikirler ve yanılgılar için çelişkili bir tutumla ölen insanlar da gördüm. (Bu yaşama nedeni denen şey aynı zamanda eşsiz bir ölme nedenidir). Bu durumda yaşamın anlamı sorunların en önceliklisidir diyorum. Buna nasıl bir yanıt bulunabilir?”

(Saçma ve İntihar, Albert Camus)

Reklamlar

14 Yanıt to “l’étranger”

  1. aydan atlayan kedi Says:

    Bence aslında hepimiz içten içe yaşamın yaşanmaya değmediğini biliyoruz. Ve bu korkunç bilgiden kaçmak için sürekli bahaneler üretiyor yalanlar söylüyoruz kendimize. Mesela kutsal amaçlar ediniyor bunlar için savaşıyoruz. Ya da sanat gibi gönül hoşnut edici şeylere bel bağlıyoruz. Bazılarımız çocuk doğuruyor ve bir hayatı büyütmek gibi kutsal bir amaçla bağlanıyor yaşama. Bunu kınamak şöyle dursun, saygıyla eğiliyorum o insanlar önünde. Çünkü, yaşamın yaşamaya değer olup olmadığı sorusu tüm düşünen insanların başa çıkması gereken bir sorun. Ve intihar kararlılığında olmayanlarımız, yani kesin bir kararla yaşamın yaşamaya değer olmadığına karar veremeyenlerimiz, bir dala tutunmak zorunda. O dal ne kadar sağlam olursa soru da o kadar uzakta kalacak çünkü.

  2. zihni Says:

    yaşama isteğimiz, hayattaki bir yığın karmaşanın içinden süzerek seçebildiğimiz olumlulukların hatırına sürmekte. doğanın entropik düzeneğinde, dengeye ağır basan enerji yine biz insanlarda mevcut. bu enerji ki, dengesizliğin nedeni olmanın da alternatifini insan aklı yaratmış yine.
    birkaç soru:
    intihar bilinçili bir eylem mi, bilinç dışı mı?
    hayvanlarda intihar eylemi var mıdır?
    bir başka insan(lar)a karşı intihar mı yoksa,
    dağ başında tek başına yaşayan bir insanda mı intihar güdüsü daha güçlü bulunur?

    yaşamın vazgeçilmeziliğini sağlayan duyargalara sahip olduğmuz kadar, politik anlamda “egozimin” bozgunculuğu da bizde bulunan özellikler ise, durumu güçlü bir toplumsal mutakabat (anayasa) ya da günümüzde bildiğimiz paradigmaların dışında bir yaşam anlayışıyla, yaşamın yaşamaya dağae oranının daha da yükseleceğini umarım.

  3. zihni Says:

    “yaşamaya dağae oranının”

    yaşamaya “değer” oranının .. olacaktı

  4. Faruk Ahmet Says:

    “Ölümün olduğu yerde, daha ciddi ne olabilir?”.

  5. Barış Acar Says:

    Sanırım Camus gibi insandan yana bir filozofun Nietzsche’yi örnek olarak ortaya koyması, olumsal (pozitif) nihilizm konusunda daha çok düşünmemizi gerektiriyor. Nietzsche’nin yaşamı evetleme ilkesiyle Camus’nün dili öyle güzel örtüşüyor ki…

  6. POYRAZ Says:

    “Ölümün olduğu yerde, daha ciddi ne olabilir?”…demişler ,faruk ahmet.
    hücrede bileklerini kesmek için inanmadığı tanrıya jilet vermesine
    yalvaran mahlukat olabilir daha ciddi…

  7. kacakkova Says:

    merhabalar cümleten,
    herbiri önemli yönlerde düsünmeyi getirdi bu yorumlarin, ayri ayri tesekkürler….

    bulanti’daki varolusun nedensizligi fikriyle birlikte alinca, sacma, herseyin sonrasindaki ve/ya da öncesindeki boslugu, ucurumu, imkansizi, bir anlamda da lacanci gercek’i karsiliyor sanki….sartre, yasamanin ayni zamanda bir acizligin sonucu oldugunu söyler, ancak acizligin karsiligi intihar degildir gene de….tek özgür eylemliligimiz olsa da ölüm/intihar, cözüm olan bir yol degildir camus’de….bir tür “siyrilma”dir bu olsa olsa, camus’nün “ölümcül siyrilma” dedigi sey…bir diger “ölümcül siyrilma”da umuttur, yasami bir yalana batirarak sacmayi karsilariz böylece….oysa sacma’nin sacmaligini üstlenmek gerektir sanki….varolusun nedensizligini, imkansiz gercek’i, o boslugu mutlak bir sekilde doldurma, kapsama, bütünleme ayartisina yenilmeden yasamak aczini bir acziyete dönüstürmeden “dayanmak” gerektir belki…camus’nün yazinin sonunda bir tür “dayanaiklilik”tan söz etmesi de belki bu yüzdendir….yasamin yasanmaya deger olup olmadigi sorusu yasama ait degildir aslinda, sorudan önce, yasamin kendi kendisinin nedeni olan bir “deger”i de yoktur zaten, “olumsal nihilizm” buradan baslamak üzere ilginc bir düsünme konusu, evet….ölüm, nihai anlamda tek gercektir, ki bu belkide ciddiliginin nedenidir, ölüm arzusunun ölümden daha ciddi olup olmadigini bilmiyorum, ancak ölüm yasama ait olsa da, dilde temsil edilemezligiyle bir sinirdir yine de, candan ercetin’in sarkisinda gectigi gibi “dünyada ölümden baskasi yalan”dir, kendinden baska herseyi yalana dönüstüren bu “tek gercek” tam da bu yüzden temsilin sonsuzca imkansizlasmasi demek, her ölümün tikellligi (heidegger, “herkes yalniz ölür” der) asilamazdir….camus’yü hatirlarken derrida’nin ölümüne yakin zamanlarda söyledigi “yasami olumlayin/üst-yasami olumlayin” sözünü düsündüm….sacma ile hayat arasindaki ilintide bu “olumlama” sözünün bir karsiligi olsa gerektir…ama bu ilintiyi düsünmeyi sonraya birakayim….judith butler’in derrida’nin sözünü degerlerdiren bir yazisi vardi, bulunca dönerim buraya….

  8. ayşegül Says:

    Bilgi hiçbir zaman yeterince bilinmiş değildir.Elbette,bir olguda,her ölçüyü bozan bir aşırılık da vardır.ironist düşünür için,
    intihar,bütünlüğünde ve kendi yolundaki cesaret,kendi eyleminde ve tüm gizemliği içinde gizli olanın zorunluluğu ve düşüncenin yasallığını saklar.Bence,trafik kazasında sakat kalmış aktif bir sporcu ya da yaşlılık unsuruyla yatağa mahkum bir hasta ötenazi veya intihar hakkını kullanabilmelidir…Dünyayı trajediye çeviren insanoğlu olduğu için,Dionysos gibi dengeleyen bir tanrıdır da kanımca.’
    ‘Üstinsan”arasına,trajedi ile komediyi de barındırabilmelidir bünyesinde.Güçlü çok güçlü olmakta gerekmiyor bunun için bence.

    Nietzche’nin bir sözünde,”cesaret bozulmuş olmadan kullanılmalı,”doğru bence.İnsan,çok zeki olabilir,belki dahi bile olabilir,yine de iç çatışmalarının esiri olmadan intihar etmemesi gerekir kanısındayım.

  9. kacakkova Says:

    judith butler’in yazisini buldum, derrida’dan aktardigim sözü düzelteyim hemen….derrida’nin ogluna mezarinda okunmak üzere biraktigi nottan aktariyor butler…” ‘Affirmez la survie -hayatta kalmayi/üstyasami olumlayin”….yani benim aklimda kaldigi haliyle, yasami olumlayin degil(ki düsününce gayet sevimsiz geliyor bu simdi bana) “hayatta kalmayi” olumlayin….butler’in “yasamak ögrenilebiler mi?” yazisi, yasam, ölüm, dil ve yazi üzerinden gidiyor ve “hayir yasamayi asla ögrenmedim” diyen derrida’nin evet ve hayir’ini anlamaya calisiyor…kederli bir yazi, yazinin sonunda bana kalan duygu bu….bir ara aktaririm yaziyi diye düsünüyorum, simdi degil….

  10. Elestirel Gunluk Says:

    Off ne cok cagrisimli yazi ve yorumlar var… Ilk aklima geldigi gibi yazayim.

    Belki yasamaya sebep aramaktir hata olan.

    Buna bagli olarak da NAzim ve Orhan Veli geliyor.

    Yasamak sakaya gelmez/ buyuk bir ciddiyetle yasayacaksin/ Bir sincap gibi mesela/ yani yasamaninin otesinde ve berisinde hic bir sey dusunmeden.

    Sonra Orhan veli “Dusunme arzu et/ Bak bocekler de oyle yapiyor/

  11. Elestirel Gunluk Says:

    Tuh baka baska NAzim siiri geldi aklima:

    dünyadan memleketinden insandan
    umudun kesik değil diye
    ipe çekilmeyip de
    atılırsan içeriye
    yatarsan on yıl on beş yıl
    daha da yatacağından başka
    sallansaydım ipin ucunda
    bir bayrak gibi keşke
    demeyeceksin
    yaşamakta ayak direyeceksin.

    belki bahtiyarlık değildir artık
    boynunun borcudur fakat
    düşmana inat
    bir gün fazla yaşamak.

    içerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin
    kuyunun dibindeki taş gibi
    fakat öbür tarafın
    öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına
    sen ürpermelisin içerde
    dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa.

    içerde mektup beklemek
    yanık türküler söylemek bir de
    bir de gözünü tavana dikip sabahlamak
    tatlıdır ama tehlikelidir.

    tıraştan tıraşa yüzüne bak
    unut yaşını
    koru kendini bitten
    bir de bahar akşamlarından.
    bir de ekmeği
    son lokmasına dek yemeyi
    bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

    bir de kimbilir
    sevdiğin kadın sevmez olur
    ufak bir iş deme
    yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir
    içerdeki adama.

    içerde gülü bahçeyi düşünmek fena
    dağları, deryaları düşünmek iyi
    durup dinlenmeden okumayı yazmayı
    bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana
    bir de ayna dökmeyi.

    yani içerde on yıl on beş yıl
    daha da fazlası hattâ
    geçirilmez değil
    geçirilir
    kararmasın yeter ki
    sol memenin altındaki cevahir.

  12. muratali Says:

    galilei nin yaşamı kendisi için degrliydi,ölmedi öldürtmedi kendisini ama aynı çagda bir başka bilge dilinişn kesilmesine ateşte yakılmasına aldırmadan dogrusundan da dönmedi,fark burda,inandıgı dogruya ölümden korkmadan yürümek bu olsa gerek,sonra alman fizikçi tek oglunu esir alan nazilerin ”bizimle anlaşırsanız oglunuz kurtulacak”önerisine alman fizikçinin yanıtı da degerlidir”oglumu öldürün”buna durşu derler,yani hayatı ciddye almak derler,tüm insanlıgın hayatını degere almak derler,ideolojisi ugruna,ot gibi yaşamamak ugruna ölmek de derler,heidegger in yada derrida nın ölüme bakışını da yemişim…galilei nin dönüş yapması yanında zenon a ne demeli,dönüş yapmak biraaz da kıvırmaktır,iyi kıvırmlar…ve de kimseye yaşamak için her tür ahlaksızlıga boyun egin önermesi kimsenin haddine düşmez heleki sizin hiç…kaypak bir yaşamı önermek ,ölümün güzelliğinden çalmak demektir.

  13. Talisman Says:

    Seventh Continent’ i seyrettiniz mi? Haneke’ den.
    Merak ettim.

  14. tarik Says:

    ölümle yaşam arasında algılayageldiğimiz belirsizlik sorunun kendisini de biraz belirsiz yapmaktadır.bu bakımdan bir yönü yaşamın dinamikleri saydığımız fikirlere ,bir yanı gerçekleştirme saydığımığız fikirlere diye temel kimi yönelişler içine doğru bölünmeler gerçekleşir…
    yaşamın dinamikleri de durduğumuz yerden en başta sınıfsal olmak üzere farklılaşan anlamlar içinde algılanıyor olması gerçeği, buradan çoğalan bölünmeler içinde sürüklenir…
    zaman kavramının içe dönük anlamları ile birlikte çok karmaşık olan belirsizlik ,kişilere doğru olgunlaşmış ağırlık merkezleri ve biçimlere bürünerek dışımızdaki zaman içinde belli salınımlar yapar..
    bana hep böyle gelir…
    fasit daireden kurtulma isteğinin gücü helezonik sarmal fikrine …
    ve onu en iyi temsil eden sınıf sorununa …
    mesele görünen bileşenlerinden daha karmaşık ve tarihsel ve toplumsal olanın içine ve onla bağları içinde düşünmeye…
    bilim alanında pi sayısına ya da onun her seferinde devreden kısmının fasit olanla ilişkisi var mı sorusuna helezonik sarmalın çok küçük sayılarına …
    bir temel bağıntı bulmak sorunununa doğru akar akar…
    (elbette konu çok ağır ve karmaşıktır.özensiz ve acele yazılmış iki laf etmek istedim yine de…)

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: