elegy

by

Film Review Elegy

philip roth’un “ölen hayvan” adlı kitabından uyarlanmış bir film. “aşkın peşinde” diye cevirilmiş. denecek bir şey yok, romantizm piyasada iyi giden bir şey. yağmurlu karlı gri berlin günlerinde romantik filmler çekilir gibi görünmüyor oysa. geçip gitmememde ben kingsley faktörü var, ama asıl olarak  penélope cruz‘un güzelliği hatırına play‘e basıverdiğimi de itiraf etmeliyim. yaşlılık, ölüm, cinsellik, yalnızlık, dostluk, aşk üzerine ‘romantizm’i aşan sert noktaları ile dikkat çekici bir film aslında “elegy”. bir derinlik ya da derinleşme sorunu ve yer yer tavsayan kopuklukları olsa da, filmin bir ‘romantik film‘ sayılması imkansız. kelimelerle ifade edilecek bir hesaplaşma ve içsel sorgulamanın, görselleştirilmesi kolay değil elbette. erotizmin, cinselliği ve ölümü kapsayan karmaşık boyutlarının görsel olarak değerlendirilmesi daha da zor. tipik bir ‘yaşlı adam genç kız aşkı’ hikayesi var hikayenin gövdesinde, ancak üstlendiği meselelerle insanın içini katılaştıran kılcal damarlarda yol alıyor esasında hikaye. yaşlılık-gençlik, yaşam-ölüm, sorumluluk-özgürlük ikilemleri üzerinden gidiliyor, misal. aşk, yalınkat doğasıyla, kontrastlar halinde,”yaşam” ve “ölüm dürtüleri”nin dengesiz doğasını bahse açıyor bir bakıma. arzunun doğası bütün denge hesaplarını  bozar, aşkın  bir dengesizlik işi olmasının anlamı en başta budur. “consuela castillo” olarak penelope cruz‘un güzelliği, bu yanıyla cinsellik, erotizm, ölüm ve arzunun düğüm noktası olarak filmin odağını oluşturuyor. “bir kadınla seviştiğinizde, hayatta sizi alt eden herşeyden intikam alırsınız” der, yaşlı adam bir yerde. ancak hayat sizi yine de alt etmeye devam eder, çünkü ölüm sonunda hayata dahildir ve “erotizm” sürekliliği sağlayan halkayı oluşturur. arzular, eric from’u dikkate alacak olursak, bir bakıma insanın varoluş sorununa bulduğu çözümdür. arzu, ‘ölüm‘den olmasa bile ‘ölüm korkusu‘ndan kaçmanın, kurtulmanın bir yoludur.  sevişmek bu anlamda ölüm korkusunun askıya alınması, ötelenmesi, yaşam ve ölüm dürtüsü arasındaki gerilimin geçici olarak iptal edilmesidir. penelope‘nin gögüsleri başlangıçta “haz ilkesi”ni filmin sonundaysa “gerçeklik ilkesi”ni hatırlatır adeta ve buna göre penelope bir arzu nesnesi değildir kesinlikle, daha çok ‘arzunun karanlık nesnesi‘dir. ikinci noktaysa, penelope’nin gözlerine yapılan vurgudur.  bakışın nesneleştirdiği bir “cinsel obje” değildir penelope, bakışı kendine döndüren ve kendinde bir sorun haline dönüştüren  “bakılan özne“dir aksine. tinsel olanla tensel olanın bütünlüğü, güzellikle ölüm, varlıkla hiçlik arasındaki geçişliliği işletir. bu geçişlilik, gerçek bir karşılaşma anında “kendilik örgütlenmesi”nin dağılıp yeniden düzenlenmesini gündeme getirecektir. bu anlamda, entelektüel olarak hayranlık uyandıran yaşlı profesörü kendi varoluşunun karanlıklarına çeken ve kendisiyle karşılaşmaya sürükleyen consuela olacaktır. cinsellik hikayenin merkezi bir meselesi olarak  bir cinsel birleşme konusu değildir; consuela,  ‘stabil anlam dünyası’ndaki ‘kriz’ noktasıdır aksine. cinsellik ve ölüm, erotizm bağlamında tam da bu yönleriyle philip roth’un sürekli konuları arasında yer alıyor kanımca.

Reklamlar

18 Yanıt to “elegy”

  1. togliatti Says:

    film hoş bi film. yazı da hoş bi yazı tabii. ve “romantik film” sınıfına giremeyeceği konusunda da bin kere haklısın. adamceğize daha çook üzülmüştüm ben aslında, kanserden de beter oldu. (bu kezcik de entel dantel yorum yerine, örgü nakış dantel yorum yapmış olalım.)

  2. aslan Says:

    Merhaba Kaçakoca;güzel bir paylaşım sağol da,e biz de yaşlıyız hani bu arada:)Nereden aklıma geldiyse Emma Goldman’ı anımsadım.Dans,aşk ve devrimi oluşturan 1968’de parlaması pek de sebebsiz değildir.Ama onlar çok gençtiler.

    Genç kızlar,genç delikanlılar ile öpüşürken elindeki devrim bayrağını daha bir hazla yükseltmekteydiler.Neyse,nereden ne çağrışımlar gecenin
    2.20’sinde.Biz de romantik bir yorum yapmış olalım bari:)
    Dostlukla…

  3. Elestirel Gunluk Says:

    Bence film milm hikaye. Asil mesele Penelope…

  4. ekmekcikiz Says:

    Pekala “romantik” film! Daha ne olsun? Aşk var! 🙂

    Geçen sene sinemada gördükten sonra yazmıştım, sizin yazınız gibi derin tahliller yok bende. Bir-iki açılım sağlayabilecek link var, yazıya bağlı. Bakın isterseniz.
    http://ekmekcikiz.blogspot.com/2008/10/elegy.html

  5. Ömer Says:

    Finali çok dandikti bence. Ben Kingsley abimiz döktürmüş o ayrı tabi 🙂

  6. kacakkova Says:

    ben yine gerilerden geliyorum demekki….

    togliatti abi adamcegizin durumu iyi degil gercekten, önce pek bi saglam görünüyor ama dagiliyor sonunda….

    aslan, valla yasliysan dikkat et kendine, davip kepesten beter olmayasin sonra….

    hehe elestirel abi, mevzu peneleope ise gerisi teferruattir tabi….

    ah ekmekcikiz,
    gelip gider okurum yazdiklarini ama bunu nasil kacirmisim, ee tabi pastalar kekler börekler derken gözümüz karariyor, gecen yil izlemissin sen filmi, güzelde bir sunum yapmissin….yaziyi görseydim filmi daha evvelinden izlerdim muhakkak….
    yazidaki sinekritik baglantisini da ilgililerine tavsiye edeyim ben de simdi….yazida senaryo ile philip roth’un üclemesi arasindaki yetersiz iliskiye deginilmis, derinlik eksikligi ile bunu ifade etmek istemistim ben de, ama edebiyatta güclü olanin sinemada benzer bir derinlikte üretilmesi olanakli olmayabilir…

    cümleten sevgiler.

  7. Ömer Says:

    Diğer yandan film aslında çok güzel bir film olabilirdi. Ancak senaryo cidden çok problemliydi. Finalin kötü olmasını buna bağlıyorum. Yönetmen filmi nasıl bitireceğini bilememiş bence..

  8. kacakkova Says:

    ömer usta, ekmekci kiz’in dedigi gibi kingsley abimiz degnegi oynasa can veriyor hakgaten….

  9. ekmekcikiz Says:

    Yok yahu, yapmayın! O kadar da fazla pasta kek çörek börek yazmıyorum. Sinema yazılarım, mutfak maceraları ve ekmek yazılarının toplamından daha çok, üstelik.
    Neyse, latife ediyorum. Yazdıklarımı okuduğunuza sevindim.

  10. Faruk Ahmet Says:

    Ben Kingsley hatrına seyretmiştim ben de filmi (Penelopé’nin pek bir hatrı yok nezdimde). Kingsley’in de farkına ilk “House of Sand and Fog”da varmıştım “oha adam ne iyi oynuyor lan” diyerek. Tabi orada da film milm hikayeydi sonuçta, asıl mesele Jennifer Connelly.

  11. oldmcdonald Says:

    yalniz hatun da bomba be…sülün gibi mübarek

  12. kacakkova Says:

    jennifer connelly degil mi?

  13. oyunkuran Says:

    Güzel bir yazı olmuş eline sağlık. Ancak bu yazıdan, romantik filmlerin genelde sığ olduklarını düşündüğünü çıkartabilir miyiz?

  14. muratali Says:

    elegy,bir roman ve romandan uyarlama ve de burda kaçakova güya film eleştriyor.film sanatı adına söylenmiş hiçbir şey yok,sadce romanın konusu üstünde durup geziniyor,anlattıkalrın zaten romanda var,sinemaya bakış bu değildir,film eleştrisi böyle olmaz,sinemanın tekniği,sinemanın dili,sinemanınkamerası,ışıgı,yönetmeni vardır.heleki sadce film izleyerek sinema eleştrisi nasıl yapılır,sinema tarihini bilmeden sinemaya nasıl ad verilir?viskonti ne demişti”sanat eserini yerli yerine koymaktır”burda kaçakokva neyi yerli yerine koydunuz?şirinlik edercesine yapılır mu bu?s.santag eleştriye güzel şeyler getirmiştir,bunu da bilmek gerek,eleştirlen şeyin ne oldugunhatta onun o şey oldugunu da bilmek gerek,yani zamansal yani mekansal olan nedir,onlara gönderme yapmak nedir bunu da bilmek gerek.demz mi sonra habermesdizilme düzeni oluşturan”şeyleri ve güçleri”tartan ve ölçendire diye ve de bunu da bilmek gerek,estetiğe giden yolda eleştri ve estetiğin baglamı nedir .bunu da bilmek gerek,marxçı eleştri nedir bunu da bilmek gerek…yani eleştri futbol eleştrisi değilk sadece,bunu da bilmek gerek..değil mi kaçakova?

  15. kacakkova Says:

    oyunkuran,
    hosgeldin öncelikle….
    siglik demek istemem aslinda hic, türün izleyicisini kücük görmek gibi bir niyetim yok, izlemis keyif almis, hic zorlamayalim daha iyi ;)….
    o keyfin endüstiriyle iliskisi nedir, diye sormak baska bir kulvara götürür bizi….
    burada ise türlerle ugrasmak pek yerinde degil, sinemanin kendisine bakmamiz gerekir…neyse…
    “romantik filmler” genel olarak zaten “siglik” halinde bicimlendiriliyor diye düsünüyorum…yani kafayi rahatlatmak, hos vakit gecirmek, biraz güzel hisler yasamak icin kurgulaniyor ve bu kabulle üretiliyorlar zaten en basindan…..
    asil siglik da bu belkide, “hos vakit gecirmek”, “hislenmek”, “eglenmek”, “aska iman etmek/ettirmek” hep basit, zaten hazir bir kitleye gagalanacak seylermis gibi aliniyor….
    malum gagalaniyor da….
    sonucta alan da satanda memnun kaliyor üstelik, bu sebepten diyecek bir sey yok, yazida da öyle demistim, denecek seyleri baska bir noktadan hareketle demek gerekiyor artik….
    sonbahar kimi duygulari yogunluguyla yasadigim(iz) zamanlara karsilik geldiginden ben de, bu belirttigim yapilari geregi, “romantik filmler”i hic katlanilir bulmuyorum, o anlamda belirtmistim…
    haliyle biraz meselesi olan filmler, ask gibi konulari itibariyle “romantik film” olarak kategorilendiriliyorlarsa da, o kategoriyi ihlal ediyorlar…etmek zorunda kaliyorlar…..aski cesitli yönleriyle bir meseleye dönüstüren filmlerin “aski filmi” olmasi olanakli degil….
    tabii böyle ise “romantik film” denilen kategorinin anlami nedir? sorulabilir…”tür” tartismasini netlestirmek kolay is degil bu yaniyla….cünkü aslinda dikkate deger her sanatsal yapit, asil olarak ayni zamanda kendi türünü ihlal eder, kendisinin sikistirildigi kategorinin sinirlarini asindirir ve bu sinirlari asar her zaman….
    “tür sorunu” edebiyattakine benzer ve belkide edebiyattakinden daha fazla sekilde sinemada sikintili bir konu bu yaniyla….sahsen elegy’nin, “askin pesinde” diye cevrilmesini ve “romantik filmler” kategorisine sokulmasini bunlardan dolayi yanlis buluyorum….
    sinema sayfalarinda bu filmin izleyici yorumlarina bakarsak genelde uzun diyaloglarla ve hikayesinin net olmayisiyla sikici bir film olarak degerlendirildigini ve yine bu sebepten begenilmedigini görüyoruz….elbette insanlar romantik bir film bekliyorlardi, “askin pesinde” olay örgüsü gayet net olan ve net bir takim duygularin tasiyicisi/yaraticisi olan bir film….
    sorunda burada ortaya cikiyor zaten…

  16. oyunkuran Says:

    Hoşbulduk kacakkova, aslında bayağıdır geliyorum buraya da, yazılarında genellikle konuyla ilgili söylemek istediğim ne varsa zaten fazlasıyla ve daha dikkatli bir şekilde söylenmiş olduğu için pek yorum yapmıyordum. Romantik filmler konusunda da öyle oldu şimdi 🙂

    dediklerine katılıyorum. acaba şöyle bir genelleme yapabilir miyiz: kolay sınıflandırılabilir filmler genellikle hazır tercihlere hitap ederler bu yüzden amaçları izleyiciyle suya sabuna dokunmayan bir ilişki kurmaktır. Ama kolay sınıflamaları aşanlar ise izleyiciyi tedirgin edip tercihlerini gözden geçirmeye zorlayan filmlerdir. Bu da onları meselesi olan filmlerden yapar.

  17. Kerimov Says:

    Penelope Cruz’u beğendiğim tek film. bir de bir cümle aklımda kalmıştı: ‘bir kadınla seviştiğinizde, hayatta sizi altetmiş olan tüm sorunlardan kurtulursunuz’ (veya buna benzer birşey)

  18. lala Says:

    hakkında yazdırıyor film
    en azından bu

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: