Dedi ki: “Ey İblis, sana ne oluyor böyle, ne diye kurgusal karakterlerle konuşmaktasın?”

by

Süperkahramanımız Zizek’le tamamını şurada bulabileceğiniz bir röportaj yapılmış. Tanrı ve dinle ilgili önemli gördüğüm çok kısa bir bölümü hızlıca çevirip aktarayım dedim. Zira bu pasaj Badiou’nun bahsedegeldiği “sonsuzluğu sekülerleştirmek” projesine dair birşeyleri de açık ve net olarak söylemiş oluyor. Tanrılarımızın (aileden patronlara, ulus devletlerden transnasyonal şirketlere kadar içine battığımız) hükümranlığından sıyrılcrucificationmak ve aynı zamanda Yasa’nın kendisini askıya alabilmek; “aşkınlığı” çöpe atabilmek ama aynı zamanda kollektif bir Aşk’ı hükümran kılmak… İşi çok ama çok zor ama bir o kadar da lezzetli bir proje bu.

“…Kierkegaard’ı baz alırsak, bugün ihtiyacımız olan yasal-etik alanın bir tür teolojik-politik tarafından askıya alınmasıdır. Buradaki Tanrı eski bir Bolşevik fıkrasındaki gibidir. Bir komünist propagandacı ölümünden sonra kendini elbet cehennemde bulur ama bulur bulmaz da ordaki bekçileri kendini cennete götürmeleri konusunda ikna eder. Şeytan, adamımızın cehennemdeki mevcudiyetsizliğinin farkına varınca, Tanrıyı ziyaret edip ondan adamın cehenneme geri dönmesini talep etmek ister, ne de olsa cehennem Şeytana aittir. Fakat Şeytan “Ulu efendimiz…” der demez, Tanrı onun lafını keser ve şöyle der: ‘İlk olarak, ben efendi filan değilim sadece yoldaşım. İkincisi, deli misin sen, ne diye kurgusal karakterlerle konuşuyorsun – Ben yokum ki! Üçüncüsü, kısa kes lütfen, yoksa senin yüzünden parti hücre toplantısını kaçıracağım’

İşte radikal solun böyle bir Tanrıya ihtiyacı var: “bütünüyle insan” olabilen bir Tanrıya, aramızdaki bir yoldaşa, toplum dışına itilen iki adamla birlikte haçta gerilebilene –  sırf  “var olmayan” değil ama aynı zamanda varolmadığının  farkında olabilen, Kutsal Ruh’un (yani Parti’nin, yani özgürleştirici kollektifin) tüm üyelerini birleştirebilecek bir Aşk’ın içinde eriyebilen. Katoliklik birçok kereler paganlıkla “orjinal ve saf” Hristiyanlık arasında bir uzlaşım olarak kabul edildi, fakat bu durumda Hristiyanlık öz olarak kavram seviyesinde nedir ki? Protestanlık mıdır? İşte tam burada bir adım daha atabilmeliyiz: kavram seviyesindeki tek ve biricik Hristiyanlık, yani kendi öz Olay’ından tüm doğru dersleri çıkarabilen Hristiyanlık, aslında Tanrı’nın ölümüdür yani ateizmdir.”

Reklamlar

Etiketler: , ,

12 Yanıt to “Dedi ki: “Ey İblis, sana ne oluyor böyle, ne diye kurgusal karakterlerle konuşmaktasın?””

  1. boş arsa Says:

    Öncelikle çok güzel…

    Ve bir fıkra daha, “Marx ve Lenin cennetin kenarında otumuş dünyaya bakarak konuşuyorlar. Lenin, ‘Yaa usta. Hani din halkaların afyonuydu. Baksana dinler almış başlarını gidiyorlar. Dindarlık adeta moda oldu. Hatta solculuk bile din gibi algılanıyor. Hatta üç büyük dini birleştirme planları yapıyorlar. Paganizm yeniden canlanıyor. Bu duruma ne diyorsun?’ diye sorar. Marx hiç istifini bozmaz, son derece sakin dönüp, ‘badtrip’ der…

  2. kacakkova Says:

    cok sagol togliatti abi….bu ropörtajdan benim haberim olmazdi kolay kolay….bu kisa ceviri söylenen seyi anlamak icin iyi olmus….
    zizek bildigimiz filmleri altüst ettigi gibi, bildigimiz fikralari da enteresan mesajlara dönüstürüyor….
    eskiden özellikle materyalizmin üstlendigi haliyle ateist düsünce, dine karsi dinin disindan cephe aliyordu ve tanrinin varligi yoklugu ikileminden hareketle yoklugu üzerinden tartismalarini yürütüyordu….
    elbette ayni zamanda politik boyutlari da olan bir mesele….ve ateizm tartismasini bundan ibaret saymak da yanlis olur….materyalizmi de….
    isin en temelinde ateizm, poidevin’in belirtitigi gibi inanma-inanmama üzerine bir tartisma zemininde durur ve oradan bakilinca bu karsitligin bir dissallastirma, dislama mekanizmasina neden oturdugunu anlamak zor degildir….
    herneyse, zizek’in dinin icinden yol alan (“Hristiyanligin kendi öz olayindan dogru dersleri cikarmak”) ve dogrudan tanrinin yokluguna yatirim yapmayan (“Tanri’nin ölümü” ya da “bütünüyle insan olabilen bir tanri”) ateizminin farkliligina dikkat cekmek istiyorum kisacasi….
    elbette yine ve daha fazla politik boyutlari olan bir mesele…..
    yasal-etik alanin askiya alinmasi girisimi….
    dava ayni dava midir bilmiyorum, ama zizek’in kattettigi yolun güzergahlari oldukca farkli görünüyor….

    cüneyt abi bu anlattigini ilk duyuyorum, güzel fikra….

  3. matrushka Says:

    fantazi müzik gibi birşey olmuş sizin fantezi tanrınız…:)
    bira kıroca biraz işine geldiği gibi yani

  4. matrushka Says:

    klavye azizliğine uğradım pardon.
    şöyle yazmaya çalışmıştım.

    ‘fantazi müzik gibi birşey olmuş sizin fantastik tanrı kurgunuz 🙂
    biraz kıroca daha da çok işine geldiği gibi

  5. elestirel gunluk Says:

    matrushka su”kıro’dan turetilmis “kıroca” teriminin irkci bir terim oldugunu biliyor musun diye soracaktim?

    Bilerek kullaniyorsan kavga edelim diyecektim de…

  6. elestirel gunluk Says:

    Su butunuyle insan olan tanri konusunda kendimden daha iyi bir aday goremiyorum valla. Hadi yoldaslar devrimi ne zaman yapiyoz 🙂

  7. matrushka Says:

    ‘kıro’ ifadesini ırkçılık mantığıyla kullanmıyorum.
    ‘zonta’ ,’lümpen’ gibi ifadeler daha uygun olurmuş.
    kırmançi kelimesine benzediği için mi acaba ırkçı bir koku verdi bu ifade ?

  8. togliatti Says:

    aman aman herseyin altinda irkcilik aramak liberal hastaligina hastaysam da (yani bu laflarin altina aptallik, IQ dusuklugu aramak daha akillica gibi geliyor hep bana), yine de sabah kefalligi yapip yazayim: kiro kurtce “erkek cocuk” anlamina gelmektedir… allrrightie babe… kirolara vericem seni…

    • Elestirel Gunluk Says:

      Oncelikle bu son yorumu yapanin benim bildigim togliatti’nin oldugundan supheli oldugumu soylemeliyim.

      Herseyin altinda irkcilik arama liberal hastaligi sozu uzerinde durulmali. Bu taniyi hangi doktorun koydugu, hangi verilere dayandirdigi pek belli olmamakla beraber, bu soz yigini alabildigine bir duzeysizligi, konuyu carpitmayi (cunku konu edilen irkciligin kendisidir liberaller degildir), saptirmayi amaclayan bir laf yiginindan baska bir sey degildir. Irkcilik genelde toplumun butun gozeneklerine isleyen, genelde cogunlugun bilmeden-farkinda olmadan kabul edip, kaniksadigi, kullandigi kelimeler, kavramlar, varsayimlar, sakalar, ve benzeri gostergeleri iceren bir fenomen oldugu icin bunun herseyin altinda aranmasi bir hastalik degil bir elestirel tutumun isidir. Buna da “hastalik” demek alabildigine egemen soylemin ve kulturun yaninda yer almaktir o kulturu pekistirmektir. Bunun liberal ya da liberal olmayanlarca yapildigi ise bambaska bir konudur.

      (yani bu laflarin altina aptallik, IQ dusuklugu aramak daha akillica gibi geliyor hep bana) Bu cumle de pek acik gelmedi bana. Sabah sabah yazilmasindan kaynakli olabilir. Neyin altinda aptallik ve IQ dusuklugu aranmasi gerektigi net degildir. “KIRO” sozcugunu kullanmanin altinda mi bu aptallik aranacak yoksa “KIRO” sozcugunun irkci oldugu soyleminin altinda mi? Ama her iki olasilikta da bunun aptallikla iliskisi oldugunu sanmiyorum. Bu olsa olsa kulturun ya da egemen soylemin nasil toplumsal surecte yeniden uretildigini, bilinc-disi bir kullanimla beslendigini gosterir.

      KIRO diye bir kurtce sozuk de yoktur ayrica. Bu sadece deforme edilip kurtleri cagristiran

    • Elestirel Gunluk Says:

      devam…

      Bu sadece deforme edilip kurtleri cagristiran bir sesten baska bir sey de degildir. Kaldi ki sozcugun kurtcede anlaminin ne oldugu da pek onemli degildir. Onemli olan o sozcugun neyi cagristirdigi ve gundelik kullanimda ne nitelikleri isaret ettigidir. Gunumuz Turkiyesinin gundelik soyleminde de KIRO sadece bir asagilama sozcugu olarak kullanilmaktadir. Amerika’da zencileri asagilamak icin kullanilan Negro sozcugu alabildigine gunahsiz asli latince olan ve sadece “siyah” anlamina gelen bir sozcuktur. Ama irkci kulturde bu sozcuk siyah olmaktan cok daha baska anlamlari iceren bir terim olmustur. Ya da zencilerin tembel, beceriksiz oldugunu ima eden su terim “African’t”. Ya da “abo” sozcugu Avustralya’da yerli halki (Aboriginal) asagilamak icin kullanilan bir terimdir.

      Yani Turkiye’de irkcilik kendini binbir yuzuyle gosterirken bunun tek tek ustune gidilmesi bir hastalik degil bir zorunluluktur.

  9. togliatti Says:

    İlk olarak bildiğim kadarıyla Kürt köylerinde erkek çocuklar birbirine “kıro”, kız çocuklar da “kaççe” derler. Hatta köye bir Türk gelmişse de ona “Tırko” denildiğini biliyorum. Tabii bu yöreden yöreye değişebilir, emin değilim. (Şimdi bugünün “eleştirel” liberal kafalı adamlarına göre Pakistanlıya Paki demek de ırkçılık! Niye kardeşim yeri gelince İngilize de Brit diyoruz. Benim için öncelikli olan onun kimliğinin ne’liği değil ki!)

    Neyse… Evet, heryerde ırkçılık, cinsiyetçilik aramak elbette liberal bir hastalıktır. Bu hastalık aslında ırkçılığın da cinsiyetçiliğin de kökenini, varoluş sebebini mistifiye etmekte, bulandırmakta ve bir tür metin samanlığının içinde iğne arayarak egemenn-ezilen ilişkisindeki dinamiğinin de üstünü karartmak, sorunu sadece “kimlik”e indirmektedir. Ezilen’e aslında “zavallı” bir ezilen gözüyle bakmakta; köle-efendi ilişkisindeki rolleri görmezden gelmektedir. Bu liberal tayfanın karıştırmaktan ölesiye zevk aldığı ve anlamadığı birşey var: Ezilen başkadır, ezik başka! Ezilen sırf ezen kendine isim takıyor diye o ismi kullanmaktan vazgeçmemeli… Ezilen ezik değil, ‘gerçek’ efendi olmaya aday olandır. Sadece efendisini değil, efendiyle olan farklılığını yaratan dinamiğin kendisini ya da aslında ta kendisini yadsıyabilendir… o ilişkinin kendisinin aslında kendini o konuma düşürdüğünün farkında olarak harket edebilendir.

    Yukarıda bahsi geöen mevzu tam olarak bu değil gerçi… Yukarıda geçen konuda “Matruşka” mahlasıyla yazan yorumcunun (doğru okuma yapılabildiğinde) ırkçılıkla uzaktan yakından alakası olmayan saçmasapan bir yorum yaptığı gün gibi zahir iken, “hooo ırkçı mısın lan sen” demek de basbayağı yine yukarıda kısaca andığım hastalığın açık bir semptomudur. Hadi herşeyi geçtik, en azından söylenen lafın kontekstine bakmak gerekir, değil mi? Ben cinsel tercihini homoseksüellik yönünde kullanan bir arkadaşıma ibne diyebiliyorum mesela, ve bundan dolayı homofobik mi oluyorum? Değil. Bunu o arakadaşım da biliyor mesela. Ama bunu allahın belası bir faşist ya da islamofaşist bir adam ya da kadın başka bağlamlarda söyler, o başka mesele olur. Ki bana kalırsa, bu bile olsa, sorun burda bitmiyor… Yani mesele sadece birinin sözlerinden “ırkçılık” sözcükleri avlamakla çözüme kavuşacak gibi değil…tam tersine yapılan sözde eleştiri o ilişkinin ardını ezilen açısından da başka bir yere atıyor… ırkçı’ya “aa sen şunu dedin” diyerek onun kendi yarattığı zeminin altını oyamayız… olsa olsa pek tatlı sularda kendi solculukculuğumuzla yüzmekle övünüp, dururuz. “Hah, haaa yakaladım seni pikaçu” diyerek.

    kısaca metni ya da söylemi delik deşik edip ırkçı yargılamalarda bulunmanın problemleri çok daha ötelerde gizli.

    Bu kadar olsun.

  10. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili Tolga,

    “Heryerde ırkçılık, cinsiyetçilik aramak elbette liberal bir hastalıktır.” ifaden alabildigine totolojik gorunuyor. Her ne kadar bu irkcilik ve cinsiyetcilik aramalarinin bu sosyal problemlerin gercek kokenlerini mistifiye ettigini ve bulandirdigini soylesen de neyi nasil bulandirdigini ima ettigin pek acik degil. Cinsiyetcilik ve irkciligin asil kokenlerinin ne oldugunu aciklar ve bu problemlere karsi nasil bir tavir alinmasi gerektigini soylersen belki ne demek istedigini anlarim. Herseyin altinda irkcilik ve cinsiyetcilik aramak egemen-ezilen arasindaki dinamigin ustunu ortmekten ote aksine bu tur sosyal problemlerin alabildigine egemen-ezilen iliskisindeki soyut dinamiklerin en somut gostergesi gibi geliyor bana ve bu gostergeler de egemen-ezilen dinamikligini alabildigine ortaya seriyor.

    Ben bu herseyin altinda cinsiyet, irkcilik, (daha da ekleyelim somuru, devlet teroru, beyin yikama, vb.) aramalarin alabildigine devrimci olduguna inaniyorum. Bunu her firsatta degerlendirmeyi de stratejik olarak etkili buluyorum. Gramsci’nin cok guzel analizini yaptigi hegemonyanin (hani o egemen ideolojinin koklerine sosyal kurum ve gundelik iliskilerden su tasidigi) egemen ideolojinin islerligini hali hazirda mistifiye etmis olduguna inaniyor ve bu mistifikasyonun demistifike edilmesinin kacinilmaz yontemlerinden birinin gundelik yasam icerisindeki bu tur “kucuk” ayrintilarin elestirel aklin ilmeginden gecirilerek irdelenmesinde buluyorum. Gundelik yasam icindeki olaylarda (tartismamizda herseyin altinda aramalarimiza karsilik geliyor bu) bir suru farkinda olmadan yaptigimiz seyler gizlidir hani hic bilmeden varligimizi varligina armagan etmelerimiz gibi. Iste bunun icindir ki her firsati bir ogrenme ve ogretme sansi diye baktigim icin bireyin dikkatini cekmek istiyorum bunu yaparken de “hooo ırkçı mısın lan sen” demiyorum valklahi. Bak farkinda misin bu kullandigin terim irkcidir diyorum. Sanirim bunlari soylerken ayni zamanda senin “mesele sadece birinin sozlerinde” cozumlenemeyecegi iddiana da gonderme yapmis oldum. Cunku kimse bunu ortaya cikarmanin asil cozum oldugunu iddia etmedi etmiyor. Bunu ortaya cikarmanin cozume hizmet eden miliyonlarca faktorlerden biri oldugu vurgulaniyor.

    Bu baska bir tartisma konusu ama yine de soylemeden gecemeyecegim. Ayiptir homoseksüellige cinsel tercihtir falan deme. Bi Lacanciya yakismiyor bu. Tercih olsa homoseksuellerin sayisi 10-15i gecmezdi onlar da buyuk bir olasilikla mazosist olduklarin homoseksuel “tercih” yapmis olurlardi. Bunca asagilanan, horlanan, cinayetlere kurban gidilen bir “tercih” niye yapsin ki adamlar-kadinlar yani…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: