boklu şiir hadisesi

by

Hadise üçbeş kişinin atışmasıyla geldi geçti, memlekete akşamdan sabaha patlayan birbirinden kışkırtıcı gündemler dayanmazken, aklı başında insanların boktan mevzularda kalem oynatması olacak iş değil zaten. Ben yine de, şiire bokun bulaşması dolayısıyla ortaya çıkan küçük hadiseyi anmadan edemeyeceğim. Belki bizim için küçük şiir için büyük bir hadisedir sözkonusu olan! Ya da tersi!

Bir vakitler ‘felsefi şiir hadisesi’nden söz etmiştik, kendi kendini kategorize eden bir  poetikanın anlamını ve anlamsızlığını ve bunun şiir düşüncesine ne getirdiğini/ve götürdüğünü konuşmuşya çalışmıştık yorumlarda. Geçtiğimiz haftalarda arama motoruna ‘şiir’, ‘bok’, ‘boklu şiir’ gibi şeyler yazanların epey bir kısmı bu yazıya uğrayınca uyandım ben de konuyu. Konudan haberim olmuştu ama esas olarak bu ilgi dolayısıyla anladım hadisenin derinliğini. Türk şiirine bok bulaşmıştı. Üstelik bokunda felsefeyle bir bağı vardı.

Türk şiirine bok bulaştı deyince, şiir severlerin ilk elden tisintiye kapılacaklarını anlamak zor değil. Bokun şiiiri olsa olsa şiirin bokunu çıkarmak olacaktır bu düşünceye göre. Ama hadise sanıldığı kadar basit değil. Kısa süren değinilere bakıldığı zaman bile anlaşılacaktır, ‘bokun şiirde ne işi var‘ tepkisinin yerinde olmadığının. Şiirin neliğine dair, neyin şiir olup olamayacağına dair, duygulanımlarımızı güzelleyip yüceltmek yerine midemizi bulandıran dizelerin şiir olup olamayacağına dair, bir bütün olarak bir şiir poetikasının nitelikleri ve şiirin abject‘le ve hepsinden öte hakikatle ilişkisine dair meseleler uç verir sağından solundan; bokun kendisi de sanıldığı kadar basit bir mesele değildir çünkü.

Şimdi bu yazdıklarımı okuyanlar, her boka burnumu sokmama bir felsefi kılıf uydurduğumu düşüneceklerdir. Hadiseye konu olan şiirin tamamını görmediğim halde olaya el attığım için, itiraz etmem zor. Yine de bu hadise etrafında değinmek istediğim bir kaç noktayı dillendirmeden geçmeyeyim.

Örneğin,  ‘Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde Kundera’nın söylediği, “kitsch, bokun kesin reddidir” sözünün bir hikmeti varsa eğer, onu buraya dahil edebiliriz sanıyorum. Bu anlamda kitsch, insanın varoluşunu şekillendirmek üzere, bir sınır üzerinden köktenci bir şekilde dışarı atılan ‘kabul edilemez herşey‘in bastırılmasıyla elde edilen zihinsel durumdur. Bir zihin durumu! Bokun reddi, burada, Kundera’nın da işaret ettiği gibi, ‘ölümü perdelemek için kullanılan bir paravandır‘ en temelde. Bu bağlantı biçimi, çok kurcalamadan bile söyleyecek olursak,  şiire bulaşan bokun çoktan düşünceye bulaştığını ve konunun hayli  ‘ağır’ bir konu olduğunu gösterir. Benliğin, üstbenliğin, “aşkın”lığın ve dolayısıyla “içkin”liğin yapılanışında sıçmanın (entelektüalize edersek ‘dışkılama’nın) yeri sorusunu gündeme getirir bu; sonradan “bokun reddi” olarak dolaysız bir şekilde görünmezleşerek hayatlarımızı dahil olan yapılanmanın anlaşılmasının bir yolu buradan geçer.

Yapısalcılıktan sonra, psikanalizin ve felsefenin kesişme noktalarında bu tartışmaların şekillendiğini söyleyebilir ve Lacan’a, Derrida’ya işaret edebiliriz ilk elden. Ama daha derinlikli tartışmalar feminizm içinden gelmektedir, ki Kristeva’nın ismini zikretmek şart. Özne ile nesnenin kuruluşunda, özne olmadığı açık olan ama nesnede olmayan abject’lerdir bir bakıma dışkılanmış olanlar. Abject, burada, nesneler dünyasının kıyısında salınarak bu dünyayı olanaklı kılarken, kendiliğin bedensel örgütlenmesini de olanaklı hale getiri. Burada sözü edilen olanağı bir olanak haline getiren işlemlerden birdir bir bakıma abjection. Sıçıyorum, o halde bu benim bedenimdir. Ve düşünüyorum. Durup dururken Kartezyen bölünmeye geldiğimiz sanılmasın. Nasreddin Hoca’nın, “fazla karıştırma bokunu çıkaracaksın” dediği bir durumdur bu.

Zeynep Direk, “sınırlar ve ufuklar” bağlamında  konuyu “adet kanaması” üzerinden çok önceden değerlendirirken, Lacan-Derrida-Kristeva ekseninde çok rafine bir değerlendirme sunuyor bize. “Rasyonel”in kuruluşundaki “rasyonel olmayan” atık’la ne türden dertlerimiz olduğunu özetliyor.

“İğrenç” olarak düşündüğümüz kan, irin, ter, bok vb. ‘şeylerin’ dışkılanmasıyla bedenin anonim, ayrımsız birlikten ayrılması, benim haline gelmesi arasında bir tekrar ilişkisi vardır. Bedenin benimliği, sınırlarının bağımsızlığı bu kayıplarla yeniden tesis edilir. Psikanalize göre,bedensel ayrılıkla ilkin anal atıklarla ilişkimizde yüzleşiriz. İçsellik boyutu da, -başka türlü, içinde aşkınlığın mümkün olduğu bir içkinlik- bu ayrılığı kabullenme süreci içinde başlar. Benliğe doğru yolculuk ile vücudun iğrençten ayrılarak benim olması birbirne paralel, yakın süreçler olarak okunabilir. Benliğe doğru yolculukta da, kayıpları göze alıp imknasıza teslim olmaya eşlik eden bir endişe vardır. İçkinliğin fethi de, bedenimin benim olması süreçi kadar sınırlandırılmazdır -egoizmin ve ateizmin, dar anlamda özerkliğin aşılmasına olanak tanıyan süreçlerdir bunlar. Son olarak, annenin bedeninden ayrılıkla, ben olanla olmayan arasında -ilk ve son kez- bir ayrım yaparak başa çıkılamaz, bu ayrımı dışkılamayla tekrar etme zorunluluğu bir nesneler dünyasını yeniden üretme zorunluluğuyla eşdeğerdir. Bedenden dışkılanmış ve iğrenç olan, hiç bir zaman tam olarak ‘nesne’ kategorisine sığdırılabilecek bir şey değildir. Dışkı, kan, irin, ter, çöp, kesilmiş saç ve tırnak, kopmuş organ, kadavra iğrenç (abject) ile nesne (object) arasında, nesneler dünyasının kıyısında salınırlar. Dışkılananın bu sınırdalığı, nesne ve özne kategorilerine öncel, bu karşıtlığın ortaya çıkabilmesinin olanağının koşuludur. Bok, bir nesne değildir, bir abject’tir, ama nesnenin nesne, öznenin özne olarak sahneye çıktığı bu steril dünya, bu ve benzeri abject’ler sayesinde içinde güvenle yaşadığımız sıradan dünya haline gelir.Nasıl şehrin altı kanalizasyon sistemiyle kaplıysa, vücudun alt kısmıda bağırsaklarla doludur. Gündelikliğimizde unutarak yaşadığımız ve dehşetle hatırladığımız şeydir bu. Dehşeti denetleyebileceğimiz yanılsamasıyla kurduğumuz dünyevi düzen, temiz kalmak için dışkılamaya devam eder ve toplum tecavüze uğramış, şiddete maruz kalmış olan bedenleri de abject hale getirir.Özne-nesne karşıtlığı etrafına kurulan ‘rasyonel’ söylem, üçüncü kategori olanabject’e ya da dışkılanana yer vermez. Dolayısıyla, abject’le ilişki, söylemdışı, bu tür bir akılsallığın kavrayamayacağı ‘zor’ bir ilişki olmaya mahkumdur. Politik, sosyal, ekonomik ve metafizik söylemlere kaydolarak ve dünyanın halihazırdaki olumsallığını gizleyerek biçimlendiren sembolik sistem, ‘aşağı ile yukarısı’ arasındaki ilişkiyi, aşkınlığın mekansal yanılsamasının yönü olan yukarısının lehine belirler. Bu dikey belirlenim, abject’lerle aşkınlığa dair hangi yanılsama ile başa çıkmaya çalıştığımıza ilişkin önemli bir ipucu vermektedir.

Üzerine tüy dikmeden işin bu kısmını böylece geçiyorum, şu “boklu şiir hadisesi”ne dönelim buradan hemen.

Efenim hadise şu: Ahmet Güntan‘ın, Kitap-lık dergisinin Nisan sayısında “Büyük Ortadoğu Karmaşığı” adıyla, içinde bok geçen, dahası bokun bi güzel  betimlendiği şiir-metni (şiir-metin diyorum zira Güntan’ın kendisi de yazdıklarına şiir değilde  “parçalı ham” diyormuş zaten) yayımlanıyor. Bunun üzerine “bokun şiiri mi olur?”, “böyle boktan şiir mi olur?”, “midemiz altüst oldu”, “türk şiirine bok bulaştı” şeklinde bir reaksiyon gösteriliyor ve bir iki itiraz yazısıyla birlikte şiirin neliğine dair, benim onunda ötesinde olduğunu söylemeye çalıştığım hadise patlak veriyor.

Bu haliyle bana kalırsa, “felsefi şiir hadisesi”nden daha ‘tesirli’ bir meseleye sahiptir “boklu şiir hadisesi”. Bir tarafta, internet üzerinden görebildiğim kadarıyla Onur Caymaz gibi, “böyle boktan şiir mi olur” diye tepki gösterenler var. Buna her “mahallenin bıçkın”ı Ahmet Hakan‘da, türk şiiri adına hayıflanarak dahil oldu.  Öte yanda ise, bunlara karşı, şiirin güzelden ve güzel sözlerden ibaret olmadığı iddiasıyla Güntan’ı ve boklu şiirini savunanlar bulunuyor. Osman Çakmakcı, sırf ‘poetik’ değil ‘teorik’ bir takım gerekçelerlede en açık şekilde, bokun şiiri mi olur tepkisine itiraz ediyor. Buna Necmiye Alpay destek veriyor. Güntan’a laf edenleri taksim meydanında düelleye davet ederek bu cepheye dahil olan Lale Müldür‘ü de anmış olayım, konuyla alakadar olanlar ilk elden tarafların yazılarını kolayca bulmuş olsunlar.

Ahmet Güntan, benim çok iyi tanıdığım biri değil ve söylediğim gibi “Büyük Ortadoğu Karmaşığı” denilen şiirin ancak bu tartışmalara yansıyan kısmını gördüm. Bu nedenle kendisinin şiirdeki yerini ve sözkonusu şiirinin şiirsel değerini baz alan tartışmaya dahil değilim. Herkesin şairi kendine! Yine de şiire bokun bulaşmasında hikmet bulan biri olarak, bokun şiiri olur deyip hadisenin bir yerinden ilişmiş oluyorum. Yeter ki şiir boktan olmasın, bokun şiiri elbette olur dersem, herhalde yeterli bir entelektüalizasyonda sağlamış olurum bu yazı için.

Herhangi bir şiiri, herhangi bir şairi sevmemeyi, herhangi bir konuda yazılanı, yazılış biçimini ve içeriğini beğenmemeyi kabul etmek zor değil. Beğenmemişssindir, tarz hoşuna gitmemiştir, konu seni ilgilendirmemiştir, konuyu sevmemişsindir, ya da konu senin anladığın gibi değildir vs. vs. Ancak,  “böyle şiir mi olur,  bokun şiiri mi olur“‘ gibi noktalardan kalkarak sevmeyişini temelendirmeye kalkarsan, yemezler. Yerleşik estetik değerleri, verili halihazırdaki poetikaları, şiirin neliğine dair mevcut algılayışları kendi sevmeyişin üzerinden dayatmaya başlamışsındır.

Bu hadisede önemsenecek nokta bence bu vesileyle ortaya çıkıyor, mevzu boktan fakat, türk şiirinin yerleşik estetik değerleriyle ilgili bir tartışma çıkıyor mu buradan, ona bakmak lazım. Çakmacı’nın yazısı konuyu bu yöne çekmesi(çekmek istemesi) bakımından önemli; öyle ya “şiirselik nedir?” ve “kimin şiirselliği?”.  Çakmacı’ya göre mesele budur, Güntan’a getirilen itirazlar, onun yerleşik şiirsellik anlayışına uymamasından meydana gelir. Öyledir ya da değildir, ancak derdi olanların “şiir”, “şiirsellik”, “şiir estetiği” üzerinden tartışmayı sürdürmesi gerektir.Yoksa, Güntan’ın şiirini sevmişsindir sevmemişsindir, bana ne? “Şimdiye kadarki tartışma düzeysiz bir beğeni tartışmasının ötesine geçemedi. (Ne beğenisi? Kimin beğenisi?) Halbuki asıl olarak poetik bir tartışma yürütülmeli, ki Ahmet Güntan’a karşı yazılan yazılarda söz konusu şiir poetik olarak ele alınmadı” diyor Cakmakcı; eğer böyle ise, aslında sırf beğenmediklerini bu şiiri sevmediklerini söylediklerini ileri sürenlerin, tam da bu sırada kabak gibi bir tür şiir anlayışını dayatmış oldukları açıktır.

“Beğendim-beğenmedim”, “sevdim-sevmedim”lerin niyesine dair bir hadise demekki ortadaki.  Eğer şiirin, Heidegger’in söylediği gibi bir hakikiliği ve daha da ötesinde hakikati varsa, yani şiir hakikati söylemenin bir yoluysa, elbette boka bulaşması da kaçınılmazdır. Bu dikkate alınırsa, başka yönlerde yol alınabilir ve  “bu tartışma ‘konformist şiirsellik’in foyasının ortaya çıkarılmasında, poetikanın da politikasının olduğunun vurgulanmasında, şairlerin kimlerin şairleri olduğunun, kimlerle konuştuğunun vurgulanmasında yararlı olabilir” Çakmakcı’nın dediği gibi.

Reklamlar

19 Yanıt to “boklu şiir hadisesi”

  1. togliatti Says:

    Yazini ilgiyle, kis kis gulerek okudum. Eline saglik.

    “Siir ve bok” asla hafife alinmayacak kadar onemli mevzu…

    Ilginc bir gurultu kopmus. Zira ben de yillar once “yuceltime” ihtiyac duyan sairsever kisilere, ozellikle “bok”la ya da anal’a dair herhangi bir sozle kiskirtirdim. Elbet iyi bir sonuc vermedi bu ama bizler cogu kez Sokratesvari atin ustundeki sinek olmaya talibiz! Eh at sinegi de boka kolaylikla konuyor bu bakimdan.

    Bu deneyimlerden de biliyorum ki, Turkiye insani, anallikla ilgili herhangi bir seye dayanamiyor. Cildiriyor, hircinlasiyor, saldirganlasiyor. Neden? Bu neyin semptomu? Hakikaten bu toplumun yapisina, algilayisina dair cok seyler soyluyor bence “bok’a karsi savasan muhalefet”.

    Halbuki “bok”, “ozu” itibariyle senin verdigin Zeynep Direk alintisindakinin aksine “igrenc” filan degildir. Igrenc olarak bize anal evrede Oteki tarafindan gosterilmistir. Onu en bastan igrenc olarak ele alip, teorik acilimlara girismek, teorik yanilgilara dusmek anlamina gelecektir, o alintida bunu yansitiyor zaten. Nitekim “bir bok olmak”, narsizmin ilk kosuludur. (Gerci kendini bir bok sanmakta problem yok da, iki bok sananlar var, o biraz fazla olabiliyor, Can babanin dedigi gibi.)

    Gidin “narsist” buldugunuz arkadaslariniza sorun: Sictiktan sonra “yarattiklari” boka bakiyorlar mi? Ben bunu denedim elbette. Kendim dahil, tum narsist buldugum kisiler sifonu cekmeden once boklarina bakmayi ihmal etmiyorlar. Kisinin bok’una olan bakisindan, onun mesela rasyonalist olup olmadigi bile kavranabilir. (Ayrintilari vermeye gerek yok:) )

    Ben Guntan’in siirini merak ettim simdi ama…

  2. orlando Says:

    Bir parçasını aktarayım, şu linkte [ http://sinanyeniceli.blogcu.com/parcali-ham-36-buyuk-ortadogu-karmasigi-ahmet-guntan_43671891.html ] 36. bölüm var.

    “Parçalı Ham 36.”

    “Büyük Ortadoğu Karmaşığı”

    (….)

    [ Ne bok – mu var] [ Var bir bok ]
    Çok Önce ilk kez ayrılığı görmüştüm ama nasıl biliyor
    musun öleceğim kederden bayağı öleceğim – diye
    düşünürken gelmişti gidip yapıp dönünce aşk acısı
    azalmıştı yenildiğini görmüştüm kederin.

    BAŞBAKAN : Türkiye bağırsaklarını temizliyor. [ 2009 ]

    [ Başbakanım ]

    Küçük adamın onurudur bok.
    Yiyor ki çıkıyor.
    Biz oralarda sıçmayı unutmuştuk Hakim Beğ. Yiyeceğimiz
    yoktu ki bokumuz beslene. Kıtlık dişini bize geçirmiştir yani.
    [ Kırmızı Yel, Osman Şahin ]
    HAKAN ARSLANBENZER: Şatov benim! İğfal edilmiş
    halkın popülisti.

    Nimetten arta kalandır – yeşil / katı – sarı / yumuşak -kahverengi / uzun – su gibi olan, pis kokar – ince uzun / yeşil – suda kopmadan çıkar – kısa kalın – uzun kalın -bazen çıkmaz, direnir – posalı yersen kıvrılarak çıkar – sulu yersen yumuşak – kötü bakteriye açıktır –

  3. kacakkova Says:

    “Kisinin bok’una olan bakisindan, onun mesela rasyonalist olup olmadigi bile kavranabilir. (Ayrintilari vermeye gerek yok:) )”

    hehe, tolga abi, bu derin bi mezvuu gercekten….
    bokun bi de kültürle ve ideolojiyle olan alakasi var tabii ki, tam oraya gelemedik….bebek icin bokun bir oyun, bir rahatlama, bir gerilim ve saldiri araci olduguna bakarsak, yazinin anal dönemle bir ilgisi vardir herhalde ayriyetten….”anal döneme takilmis yazarlar” bu durumda, bokunda boncuk arayan ve bulanlar(mi)dir….

    orlando sagol…..
    güntan’in siirinin epey bir bölümü var verdigin linkte…..

    bu arada sevgili lou, “siire kattigi poetik deger acisindan argo ve küfür” basligiyla bir yazi hazirlamis, kapsamli bir inceleme yazisi….bokun siire bulasmasini gerci baska yönlerden aldim ben ama, dogrudan olmasa da epey bir alakasi var bu yazinin yukardaki hadiseyle, okunursa baska baska cikarsamalar da yapilabilecektir….

  4. Göknur Says:

    Bu başlık, bana okul yıllarımın hadırladıkça hep güldüğüm ve bu nasıl bir zihniyetir dediğim bir anekdotunu anımsattı: Şimdi adını belirtemiyeceğim çok saygın bir üniversitemizin, çok saygın bir bölümünün, çok saygın bir hocasının başkanlığında yürütülen bir Ortaçağ kazısında yaşadığım bu olay her daim muhafazakarlığın boyutlarının vardığı noktayı göstermesi açısından ehemmiyet teşkil etmektedir… Öğrenci olarak katıldığım bu kazıda, sarayın bir bölümünde ki burası önemli iç kısmı değil de dış kısmında bulunan bazı kalıntılar ki insan dışkısına yani bok kalıntılarına rastlanması sonucu yapılan fikir telakkisinde, çok saygın hocalarımzdan birinin öfkelenerek, ne yani sultanımız buraya mı sıçıyordu deyip var olan gerçeği yani bok fosilini kabullenemesi sonucu, bende hep dar zihniyetlere sahip olan insanların bu darlıktan kaynaklı bakış açılarının insanı nasıl komik duruma düşürdüğünü görmem açısından hoş bir örnekti… Bulunan bok kalıntısını hocamız kabul etmiyordu, yani kalıntı ortadaydı insan dışkısı ve bu tartışma bir fikir yürütmeydi, acaba sultan buraya mı yapıyordu sorgusu ki hocamızın nezaretinde bunu dile getirmek bile suçtu, işte bu sorgu hocamızın: ‘Sultanımız ulu orta yere mi yapıyor hayır bu mümkün değil, bu yanlış! Sözünüzü geri alın’ gibi söylemleri karşısnda şaşıp kalmıştık ki hocamıza kalsa sultan sıçmıyordu da:)….

    Darlık, dar görüşlülük yada muhafazakarlık her daim bu komik olma durumundan kaçamıyor bence. Şimdi üstad olarak kabul gören tüm şairler yada daha genel anlamda sanatçılar toplumsal olarak ayrı düşmekten öte, kendi çağdaşlarındanda her şekilde ayrılırlar ve bu bir çatışmağıda beraberinde getirir ki bu kaçınılmazdır… Ahmet Güntan’ı beğenmeyebilir eleştirebilirsinizde ancak eleştirirken dikatli olmakta yarar var fikrimce, bok kelimesinin karşısına kalbi koymak ben şiire kalbimle yaklaşıyorum, yada boku insani bir şey olarak görmemek bu bazen tıpkı yukarda belirttiğim hocam örneğinde olduğu gibi insanı komik duruma düşürebilir…

    Şiir insanidir, bok ise insana dair değildir, şiirde boktan bahsedilmez, peki neyden bahsedilebilir bunun ölçüleri nedir, kim neye göre belirler, hele ki günümüz estetik değerlerinde değil ki bir olgunun sanatsal olup olmaması artık, sanatı yok ederek var etmek mevzu bahisken, yukarıda sevgili Kacakkova’nın uzun uzadıya açıkladığı gibi, bokun insani olarak kabul görmemesi ki bir anlamda ötekileştirilmesi bunun altında çok etken vardır ve basit bir olgu değildir… Şimdi samimiyetle itiraf etmeliyim ki şiirin estetiği üzerine çok konuşamam, yani şiir konusunda o kadar donanımlı değilim ama bir olguyu estetik görmek yada görmemek, bunun toplumsal olanla alakalı olduğunda hemfikiriz sanırım… Bu bağlamda sanatçı toplumsala karşı çıkandır, ayrı düşendir, sürüden olmayandır ki bu sanatçı örneğine çok sevdiğim bir ressam olan Van Gogh’tan örnek vermek istiyorum, Arles’de tablolarının satılması yasaklanan ki şimdi tek bir tanesi milyon dolarlarla eş olan bu eserleri yapan Van Gogh, 10 soylunun imzasıyla şu bahanelerle Arles’ten atılmak istenmiştir :’Sanata yakışmıyor, sanat yapmıyor bu adam, eserleri çirkin, insani değildir’! Yine açıkçası bokun şiirde yeri olmaz demek böylesi bir steril yaşam ideolojisini barındırır ki insani olan şeyleride insan dışı kabul eden bu şekillenme muhafazakarlıktan kaçamaz, kaçmasında ayrıca isteyen istediğini düşünür söyliyebilir sakıncası yok ama bunu belirtirken kabalaşmak, saldırganlaşmak yada hayır hiçbiride değil bunu sanat saymamak bu ölçüt işte bu bence sorgulanır ki bunu sanat olarak sorgulayıcı noktasında kendilerini görenler yine yukarıda belirttiğim hocamın durumundan yani komiktikten, gülünç olandan kaçamazlar….

    Şimdi izniniz olursa mevzuyu çok başka bir noktaya çekiceğim, konumuz madem ki şiir, bu son noktayıda bugün ölüm yıl dönümü olan, lise yıllarında kutsal saydığım bir şairle ve en vurucu şiiriyle ki beni her daim ‘mayıs yalnızlığı’na iten şiiriyle bitirelim:

    YERÇEKİMİ KARANFİL

    Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysaki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor. Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
    Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
    O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
    Derken karanfil elden ele. Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
    Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
    Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
    Birleşiyoruz sessizce.

    Edip CANSEVER

  5. madafaka Says:

    Lale ablanın yazısının üstüne laf edemiyorum şahsen.

  6. Elestirel Gunluk Says:

    Goknur cok hosmus anlattigin anin. Bana Sener Sen’le Kemal Sunal’in filimini hatirlatti. Kemal Sunal Istanbulda gordugu parali tuvaleti koyune “yenilik” diye getirir. Ama bu aga’nin mental semasina bir turlu uymaz, soyle der: yani ben simdi buraya bok yapacagim, sonra baska biri gelecek aganin yaptigi pogun ustune pogunu yapacak oyle mi?

  7. metin Says:

    “Yeter ki şiir boktan olmasın, bokun şiiri elbette olur”

    Budur güzel yazınızdaki birincil meselenin özü ve özeti, sevgili Kaçakkova kardeşim.

  8. metin Says:

    …ve ayrıca Ahmet Güntan’dan naklen:

    SORU: Bu boku niye yazıyorsun?
    CEVAP: İlhan Berk Çöpü yazdım, boku yazamadım der, üzülürdü.

    (İlhan Berk’in sözü italik olacak. -M)

  9. Göknur Says:

    aslında hoş değildi eleştirel günlük benim 1 yıl okul uzatmama mal oldu o cümlem ki aslında yeni yeni makalerde bu iddai ivme kazanmakta ki aslında hocanın bakışında bir sakatlık var, bir ön asya toplumuna bir batılı gibi bakamzsınız yani selçuklunun ataları göçebe onları yerleşikler gibi değerlendirmek bir modern kafayla bakmak sakatlık… neyse ama ben söyliyeceğimi söylemiştim ve ama koymamıştıda değil yani boşu boşuna bir sene fazladan okula gitmek:( ama iyide oldu o çok saygın görülen kurumlardaki zihniyeti daha net görebiliyor ve malesef sosyal bilimler özzellikle içinde tarih olanları bu hamasilikten sıyrılmış değil… ve yarama tuz bastı bu başlık neyse ge

  10. Göknur Says:

    Kacakkovaaa, yolladığım şey eksik gitmiş makaslanma ihtimali yok eminim ama tuhaf… ayarlarda mı bir sorun var? yoksa benim göndermemde mi anlıyamadım?… ve bir şeyi ikinci defa yazmak anlamsızlaştırıyor cidden bu yüzden eksik olarak kalıcak bu metin:)

    neyse ben batıl inançlıyımdır aslında yani ne zaman burda yazsam yani yorum yapsam, bir tuhaflık oluyor ya adları yanlış okuyorum yada eksik gidiyor metinler yoksa bu mutlak töz’e dair bir işaret mi?…:)

    değil tabiki de ama anlam veremedim…

  11. kacakkova Says:

    sevgili göknur,
    öncelikle ilk yorumdaki paylastigin ani dolayisiyla tesekkürler….konuyu aciklayan ve tolga’nin dedigi gibi bizim milletin anallikla ilgili herseyle sikintili bir iliskisi oldugu tespitini akademik düzeyde de kanitlayan bir örnek oldu anlattiklarin….koca padisah bahceye sicacak, marabada gelip üzerine sicacak, olacak is mi…..süper bir örnek valla…..
    gerci senin bir yilina mal olmus, ama tarihsel bir deneyim kazanmissin bu arada…..
    sondan ikinci yorumdaki kesiklik nerden kaynaklandi anlamadim gitti bende….öyle kalmis cümlen, gerisi yok…böyle seyler bloggerda olur 🙂 , yazarsin yazarsin yorumun kaynar gider arada, ama demek ki wordpresste de oluyormus…..kusura bakma, biliyorum yeniden yazmak biraz sacma geliyor insana, ben de bir cok kez cikmayan yorumlari yeniden yazmamisimdir…..
    ayarlara bakacagim simdi yeniden…..
    özürlerimi sunuyor, sevgiler diyorum….

    metin bey kardesim sagolasin, siir konusunda ilgi ve alakani takdire sayan buldugumu da bu arada belirtmeliyim…aktardigin son iki satirda, güntan’in ne diye bokla ugrastigini siirin icinden acikliyor, valla isabet olmus….

    elestirel abi, maho agayi iyi hatirlattin, kimse kendi pogunun üstüne pog tanimir…..

    madafaka, lale abla koymus postayi ki ne bicim…..”sen boku ne lirsin lan” diyor….
    yalniz benim anlamadigm düelloda ne kullanilacak, yani nasil bir düelle olacak bu…

  12. zihni Says:

    “poh al poh sat, bohoğlu poha muhtaç olma” derdi büyükler.

    demek, boktan daha kötü şeyler de varmış (mış değil var tabi).

    Bok neymiş? “hücre öldürden” enfeksiyon taşır mıymış? Bayatı taşıyabilir, ona bakaranız etin bayatı daniskasını taşır enfeksiyonun.

    “bok” yazarken, “b.k” yazmak bok yemenin (pardon yazmanın) arapçası değil de nedir! kör sultan dahi bilir onun bok olduğunu. Ahmet hakan “iğrenç bulduğunu yazıyor, onur caymaz anlamın amacına denk düşmediğini yazıyor.
    tamam bok geleneksel olarak en uzak durulası bir şey…

    sevmediğimiz için peydah olur olmaz bedenimizi terk edecek kadar da onurlu:) sevilmediğim yerde asla duramam der her zaman. İnsanoğlu da nankör; eleştirel günlük. bilir, doğuda boku istifleyip sobada yakmazlar mı? Tabi insan değil, hayvan boku o. öyleyse birini aşağıladığımız zaman neden “hayvan herif” deriz? boku bile insan bokundan üstün olan hayvan neden aşağı görülür?

    insan ürünü olan ve laboratuarlarda üretlen kimyasal gübre hormonlu domatesin besini olurken iyi de mal bokuyla beslenen domatesleri mumla aramak çelişki değil mi

    ben de şu, “Yeter ki şiir boktan olmasın, bokun şiiri elbette olur” deyişi ölçü alanlardanım ama, bok deyip de gelip geçmeyelim cinsinden bakıyorum olaya.

    Can Yücel tuttuysa bu da tutar. yeter ki boku kıçın ucunda değil, “anlamın, protestonun ve sözcüklerin sırtında” görelim.

    “…gidiyorum ben boşçakallar
    sıçmışım ortalık yerinize
    kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık”/diyor can yücel.

  13. kacakkova Says:

    zihni hoca sagol, can baba iyi denk geldi hadiseye….

  14. y.mert Says:

    şiir ilkin boktan uzaklaşıp bilincin ışıgını,güzelin yerini saptar,güzellikleri büyütür,şimdi güzellik ve bok nasıl yan yana durur?durur elbette,ikisi de yaşamın gerçegi,ama yaşamın gerçegi kaçakovanın sandıgı gibi bakta saplkanıp kalmıyor,boklu şiirde değil yaşamın çelişkileri,yaşam kaçakovanın sandıgının çok yani bokun çok uzagında savaşıyor,1980 sonrası oluşturulan ‘gül bahçesi’ ortamına denk düşen’bok’ da ne güzel oturuverdi şiirin yok edilmesine,anlamadıgı şey kaçakovanın yaşamın boklu şiirinin olacagıdır,ama kaçakovanın yine anlamdıgı şey şiirin susuturuldugu bir ortamda şiirin bokla iştigaline dem vurarak bazılarının düşüncesine destek vermekte ve bundada saflaşmaktatdır,candid!i andım da hakverdim voltaire”e.şiirin işlevi boktan önce daha farklı şeylerdir,sınıftır,hainliktir,körleşmektir,sıglıktır,..tabii sıglıkta kalarak yazamak da bok u ortya çıkarır,derinliğin boku sıgda kalmaz,sıgın boku da dıştadır,postmodernizmin degerleri şiiri de yerle bir ettiği bu günlerde hala yalakalık olmazsa bile saflıkla başka konu yokmuşçasına baok a detsek vermek, şiir hakkında bok yemektir,ha nedenolmasın tabii bokun şiiri?olur olur da gül bahçelerinin yaratılamaya çalışıldıgı bu günlerde bok,olsa olsa sadce gerçeğin saptırılmasında kaçakovanın bir saflıgıdır,hani”boka nispetle tezek amberdir’atasözünde oldugu gibi.kelam ile yola çıkıp ben çok güzel konuşur ve yazarım demek de ,güzel felsefe yaparım demek de,bokun felsefesini bile yaparım demek de bok yemektir,boktan çok önce sorun var,yoksa sorun bok değil.alamadıgı da bu kaçakovanın

  15. kacakkova Says:

    sayin y.mert, “boktan cok önce sorun var” derken oral dönemi mi kast ettiniz…..degilse, yazida da belirttigim gibi, tek bir büyük sorunumuz vardir, o da boktur :)…..
    ‘gercegi’ saptirmak, vazifemizdir….

  16. y.mert Says:

    ben sayın kaçakova nın gerçeği de saptırmayacagını bildiğim için yazdım,üslubu olanın fikri de olur çünkü,amacım sizden alıştıgım güzel yazıları okumak,buraya güzel yazılarınızı okumaya gelirim,yoksa bokun şiiri olsa ne yazar,sizin bok un şiirini yazsanız ne çıkar?sizin kıvrak,ironisi de içinde,güzel yzılarınızı okumaktan çok mutlu oluyorum,bunuu temin ederim.ayrıca heidegger in hakikiliği varsa eger,o şiirin de hainidir,adorno’nun AUSCHWİTZ kamplarını gördükten sonra”bundan böyle şiir yazılmaz”demesine neden olan kişidir,hainidir şiirin,yoksa sayın kaçakova şiir hayattır,hayata dair ne varsa yazılır şiirde,dediğiniz gibi ….. dönemi de yazılır,ama şiir en çok da acının ,yoksullugun çocugudur,sizi sevrek okuyan biri olarak saygızılıgımı affedin.saygılarımla

  17. Onur Caymaz Says:

    Halen anlamayanlar için bir de şöyle söyleyeyim o vakit.
    Ben kitaplarında bin tane küfrün bulunduğu bir yazarım. Bokla ilgili şiir yazılmaz demedim. Bir daha söyleyeyim mi? Bokla ilgili bir şiir, böyle boktan yazılmaz dedim.
    Aradaki farkı anlayacak kadar Derrica, Lacan vb. okumuş olmalısınız.

    Sonuç olarak, Ismet Ozel’in bir cümlesini söylemek gerekecek.

    Şiir şairin neresinden çıkarsa, okuyanın da orasına girer…

    Götünüze girecek şiirler okumaya devam edin siz! Ne diyeyim!

  18. kacakkova Says:

    onur caymaz öncelikle selam,

    siirlerinde bolca küfür kullaniyor olman baska bir konu….bok burada siire bir küfür ifadesi olarak girmiyor, dogrudan konunun/hadisenin kendisini olusturuyor bir boyutuyla….
    bence tartismanin ana eksenini de bu olusturuyor…yoksa her sair küfretmeyi bilir….
    “bokun siiri böyle boktan yazilmaz” diyorsan, konuyla ilgili yazilarinda bu ayrimi netlestirmek senin görevin elbette….”ben söylüyorum ama anlamiyorsunuz”a siginman cözüm degil…..
    boku reddetmiyorsan öte yandan bu yazida söylemeye calistigim hadisenin bir cephesini olusturmuyorsun demektir….
    peki ama bu noktada tartisma konumuz baska bir sey olduguna göre, sen begenmezsin baskasi begenir, güntan’in boklu siiri ya da siirindeki bok seni neden geriyor….
    siirin iyi bir siir olmadigini söylerken araya baska seyler mi giriyor acaba….
    nedense konuyla ilgili yazdiklarinda böyle bir kaygin hic yok, ahmet hakan’in tepkisinden nerede ayriliyorsun mesela, ya da ayriliyor musun….
    yok ama illede siz anlamiyorsunuz, anlayamazsiniz diyorsan, canin sagolsun….

  19. "başkasının ışığı gölge yapıyor, şikâyet etme, bak gölgen uzuyor, henüz hiçbir şey kaybetmedin, her şey yerinde, öyle duruyor" « Passive Apathetic Says:

    […] gibilerdi; sade, dengeli, zarif. Emmacığım “elegance of the mind” diyor buna. Biraz araştırdım, birkaç sene önce bazı tartışmalar olmuştu, oradan hatırladım şairi. O zaman merak edip bakmamışım şiirlerine demek ki. İyi ki de bakmamışım, yoksa şimdi neyi […]

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: