velev ki mevzu medyatik olsun…

by

Bankadan sperm alıp “babasız çocuk yapmak”la, bülent ersoy’un ali bulaç’ı haşlaması sonucu ayyuka çıkan “eşcinsellerin adam ölürmeye yatkınlığı” gibi iki güzide tartışma konusu var, ben satır satır izliyorum şahsen! Bi de, “töre cinayeti kürt sorunudur” diyen ırkcılık tartışması var, ama bu ayrı bir konu; ilk ikisini birbirine bağlayan “din” ve dahası “din felsefesi” bağlamlarına sahip değil bu mevzu. Nihal Bengisu Karaca‘nın bugünkü yazısından pasajlarla, “babasız çocuk yapmak” caiz midir meslesi ile mevzulari buraya iliştirmeyi sorumlu blogculuk addediyorum artık. Konular takip edilecek olursa, ilgili yazıların altındaki okur yorumları da atlanılmasın. İlk iki konunun düğüm noktası, bülent ersoy’un ali bulaç’a yönelttiği, “tanrı istemezse yaprak düşmezmiş, değil mi?” sorusudur herhalde, -galiba, -sanırsam. Kaza, kader, özgür irade, irade özgürlüğü, tercih, yönelim, zorunluluk, sorumluluk, yasa ve arzu edilirse daha başka bir düzine kavramla birlikte, buyurun kadim tartışmalara.

Ama önce Karaca’dan pasajlar:

„…Ben din bilimci değilim, ama bu kısıtlı bilgimle bile, zina ile sperm bankasından hamile kalma arasında kapı gibi bir benzerlik bulunduğunu görebiliyorum. İkisinde de baba belirsiz. İkisinde de eyleminin sonuçlarını önemseyen bir adamdan neş’et edecek diğer veledlerin bir araya gelip ilişkiye girmesi, onlardan da çocuk meydana gelmesi gibi durumlar var. Binde bir, onbinde bir, yüzbinde bir, ama o “bir” her kimse, hayatı kayıyor…..“

„..babasız çocuk büyütmek kuşkusuz cesaret işi; ama insan “hangi cesaretle?” ya da “cahil cesaretiyle” gibi ifadeler kullanmamak için de kendisini zor tutuyor. Yok, sanmayın ki okul taksitlerinden servis ücretlerinden filan bahsediyorum. Bu annelerin, ayna karşısında durup, burnunun neden böyle kemerli olduğunu, gözlerinin rengini nereden aldığını bir türlü anlayamayan çocuğun yaşayacağı boşluğa hiçbir cevap vermeyecek olmalarından bahsediyorum…..“

„….”din” ve “ezber bozmak” ifadelerini yan yana kullanırken bile biraz düşünmek lüzum eder. “Ezber bozmak” siyasette bilimde ve kültürde makul, revize edici, tazeleyici bir tutum olabilir ama dini konular sözkonusu olduğunda iltifat görmesi mümkün bir tutum değildir. Düşünsenize “ezberlediğimiz” ayetlerin bir bir “bozulduğunu”…“

„…..Nefret ettiğimiz bir adamı kenara çekip gebertme gücüne sahip olmamız, onun hayatına son verme yetkimiz, ehliyetimiz olduğunu göstermiyor. Allah’a madem bu adamı boğmamı istemiyordun, neden kollarımı bu kadar uzun yarattın? diyebilir miyiz…“

„…..”Kim olduğunu bilme hakkı” temel bir haktır, çocuğa “Senin baban bir köpüktü yavrum” demek büyük haksızlıktır. Velev ki “Şam babası” olsun, velev ki “yalı kazığı”; her çocuğun bir babaya ihtiyacı vardır.“

Reklamlar

37 Yanıt to “velev ki mevzu medyatik olsun…”

  1. müstear efendi Says:

    “Babasız çocuk” meselesine 3 gün önce Nuray Mert de değinmişti (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=935490). Onun düşüncelerini savunma biçimi Nihal Bengisu Karaca’nınki kadar fantastik değil normal olarak, ama o da “babasız çocuk hakkı”ndan pek hazzetmediğini dile getirmiş. Bu ekleme “sorumlu yorumculuk” addedilebilir mi, onu bilemiyorum ama…

  2. madafaka Says:

    dini kısmı hakkında yorum yapmak istemem.
    bu babasız çocuk mevzusunu da karşı çıkmaktan öte mide bulantısıyla karşılıyorum. babasız çocuk büyür mü, büyümez mi; psikopat mı olur, sümsük mü bilemem. ama bir zihniyet var ki; evlerden ırak. bu babasız çocuk yapma meselesini şişiren, yapmak isteyen, yapan, her fırsatta bahsini açan insanları iki ana gruba ayırıyorum:

    1 – Akli dengesini tamamiyle kaybetme derecesine gelmiş insanlar: Hayattan bıkmış durumdalar, yaşama bağlanacak bir şeyler arıyorlar, psikolojik olarak bitik durumdalar, sağlıklı düşünemiyorlar ve “Bari bu yalan dünyanın sahte insanlarından ırakta bir köşede çocuk yapayım, ona bağlanayım.” şeklindeki bir arabesk çıkışla hayatlarının o evresini sonlandırıyorlar. Böylesine hastalıklı bir insanın verebileceği her hangi bir kararın doğru olması gibi bir durum yok. Olan “kıymetlimisss kıymetlimissss” şeklinde büyütülen çocuğa oluyor.

    2 – “Aha ne kadar da büyük ayaklarım var, üstlerinde duruyorum. Hiç bir erkeğe bağımlı değilim. Bütün önyargıları yıkıyorum. Mükemmel bir kariyer yapacam. Hoho bir kadının bunları yaptığını görünce nasıl da şaşıracaklar. Aman ne de süper olacam. Herkesin hakkımdaki düşüncelerini yanlış çıkaracam. Bir de kendi başıma çocuk büyüteyim, iyice şaşırsınlar.” şeklindeki kompleksli, özgüvensiz, takıntılı, paranoyak düşüncelerle hayatlarını söndürenler. Mesela birinci kategorideki insanların kendilerine faydaları yok. Ama bunlar daha değişik bir biçimde self-yıkımdan başka bir şeye dönüşmüyorlar. İşte çocuk, doğumuyla birlikte bu hasta insanın eline düşüyor.

    Yani elbette ki; kesin hükümler her zaman yanıltıcıdır. O yüzden babasız çocuk olur mu olmaz mı; tam bir karara varamam. Ama şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla bunu fiiliyata dökme meraklıları salt bahsettiğim bu iki grup. Bu yüzden red’den öte bir tiksinti hissediyorum sadece.

  3. orlando Says:

    Bir imkan var ve bir kadın bu imkanı kullanarak çocuk sahibi olmak istiyor. Babasız çocuk yapmanın sperm bankası dışında da yolları var. Kim neyi yargılıyor, neyi suçluyor? Mideniz bulanabilir, başımıza taş yağacak diye düşünebilirsiniz, bu sizin sorununuzdur. Babasız çocuk yapmak isteyen kadınların kompleksli, takıntılı, egoist, karaktersiz olduğunu düşünüyorsanız düşünün, ama konu tam olarak bu değil. Çekirdek aile ve ideolojileri size dünyanın merkezi gibi mi geliyor?

  4. zihni Says:

    Madakafa önemli şeyler söylüyor. Dünyanın merkezi o ideoloji falan değil de bana göre, bu konuda dünyanın merkezi, sözkonusu çocuğun kendi ayakları üzerinde durana kadar ihtiyaç duyacağı şeyler. Çocuk iüzerinde taşıdığı genlerin kaynağını (büyürken) hissetmediği zaman, ona iyilik yapmış olmazsınız. Onu sevmiş de olmazsınız. Ona yapacağınız kötülüğün farkında olamacak kadar da edilgen bir nesil ortadayken.
    Aynı düşüncelerin sorumluluk gerçeği tersi, yani annesiz büyüme durumu için de geçerlidir.
    Erkek egemenliği 17.y.y.a kadar bir sonuçtu ama, sanayileşmeden, hatta rönesans-reformdan sonra sonuç değil, “kader” olmuştur!
    Kadın erkek EŞİTliği durumunda yeniden düşünülmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum babasız çocuk büyütmeyi. Yoksa günümüzde madakafa’nın dediği gibi, kadın tarafından bencillik kokusu hissediliyor.

  5. birdahaasla Says:

    bi konuyu önce ‘kendince ‘ kategorize edip ,ondan sonra o seviyeden tartışmaya açmak pek de doğru değil .
    babasız çocuk büyütülür mü..evet büyütülür.annesiz de büyütülür.
    çocuklar zaten yalanlarla büyütülür.kemerli burnun açıklaması yapılabilir yani..yapılamaz değil..
    bunu seçen kadınları toptan’ kompleksli, özgüvensiz, takıntılı, paranoyak düşüncelerle hayatlarını söndürenler.’ olarak tanımlamak konuyu tamamen söz konusu çocuğun maruz kalacağı zorluklardan ve serbestçe ‘bu nası bişey ‘ etik düşüncesinden çıkarır..
    erkek gücenikliği kokuyo burası..
    komuyla ilgili düşüncelerimi demedim ama daha ..belki sonra derim .ya da demem.

  6. birdahaasla Says:

    bu cümleler yazıya değil.madafaka beye.

  7. birdahaasla Says:

    zihni bey , kadınlar ( aslında ‘insanlar’ demeliyim belki de .ama burada pek uygun kaçmayacak) çocuklarını , ‘genlerinin kaynağını bilmedikleri zaman da sevebilirler.bi düşünün rica ederim.sevgi hakkında.

  8. birdahaasla Says:

    ‘insanlar’dan vazgeçtim..düpedüz ‘kadınlar’ diyorum.

  9. kacakkova Says:

    benim yazida da ortaya cikan, bu türden ahlaki ya da daha dogrusu etik tartismalarla iliskili bir tür yanlis görünümü düzelteyim öncelikle….
    bu türden meseleler, din ile din-disi ideolojiler arasindaki bir catisma konusu degildir aslinda kendi basina….bizdeki kamplasmalarda vaziyet biraz öyle cereyan ediyormus gibi görünüyor, ancak “ahlak” dine ait bir sey olmadigi icin, din-disi “ahlaki konumlanislar”da da bu türden catismalar ve bölünmeler sözkonusudur….dolayisiyla konunun mesela kemalizme has modernist bir refleskle gericilik-ilericilik, aydinlik-karanlik eksenine kaydirilmasi ve oradan tartisilmasi sacmadir….
    bir kac yerde böyle bir kaymanin oldugunu gördüm….bence önemli olan ileri sürülen argümanlarin ne türden kurucu yasalara ve yasaklara isaret ettiklerini anlamak, ne türden bir toplum tasavvuruna baglandiklarini ve bunlarin ne türden sorunlari/zorluklari tasidiklarini degerlendirebilmektir….
    mesela ali bulac, müslüman entellektüellerin tanidik bir ismi olarak, birikim dergisinde yazdiklarindan beri okurum yazilarini, “escinsellerin öldürmeye egilimli oldugunu söylediginde” aslinda tam olarak ne demis olmaktadir, kendi kastinin ötesinde bu iddianin temellendirilme bicimiyle birlikte tam olarak söyledigi nedir….
    “babasiz cocuk büyütmek” bahsinde de yine ayni….velev ki mevzuu medyatiktir, bu yine de isin derinligindeki zorluklari gözardi etmemizi getirmiyor….”sperm bankasi”ndan cocuk yapma meselesi, kadinlarin sadece babasiz cocuk büyütme meselesinden ibaret bir konu degil üstelik….ailelerde bunu isteyebiliyor….yani ortada genetik olmasa da bir “baba” var…..bu durumda mesela karaca’nin, “zina ile sperm bankasindan hamile kalma arasinda kapi gibi bir benzerlik” oldugunu söylemesi daha da tuhaf bir hal aliyor….dolayisiyla din felsefesi acisindan ya da toplumsal tasavvurlarimiz acisindan meselenin konusulmasi basit bir tercihler meselesi olmanin cok ötesindedir…madafaka’nin dedigi nokta önemli oldugu kadar, babasiz cocuk yapmak isteyenlerle sinirli kaldigi ölcüde konunun baska bir yönüne bakmis oluyor sirf….orlando’nun isaret ettigi “cekirdek aile ve ideolojileri” esasli bir noktaya isaret ediyor, ama öylece birakildigi icin tam olarak düsünceyi anlayamadim…..
    neyse…
    cocuk mocuk deyince bu tartismalarda benim aklimin bi kenarinda duran sey, ursula k. le quin’in mülksüzler’indeki “kara-ütopyasi”nin (belkide “ikircikli ütopya” demeli) cocuk tasavvurudur….daha bunu formüle edecek ve tartismaya dahil edecek bir seyler bulamadim…”babasiz cocuk bahsine” dinsel yasaklar, kisisel tercihler, caizdi degildi yorumlarinin sinirlarini da yeniden tartismaya dahil edecek sekilde bakmanin yollarini da bulmak gerek herhalde…..

  10. kacakkova Says:

    ali bulac, “özgürlügün ve hosgörünün kriterleri” baslikli yazisiyla iyice ipe un seriyor….
    hedef asil ben degilim , demokrat ve hosgörüyü savunalar yipratiliyor, cemaatlara saldiriliyor, asil gündem ergenekon degistiriliyor, mevcut iktidar kötülenmeye calisiliyor diye cevirmis kazi…..
    dogan grubu falan öyle yapiyordur da, akp yandas medyasida kimbilir ne tür dümenler ceviriyordur….
    konuya buradan cevap vermek yakismadi bence bulac’a….

  11. zihni Says:

    zihni bey , kadınlar ( aslında ‘insanlar’ demeliyim belki de .ama burada pek uygun kaçmayacak) çocuklarını , ‘genlerinin kaynağını bilmedikleri zaman da sevebilirler.bi düşünün rica ederim.sevgi hakkında/birdahaasla

    kaçakkova’nın dediği gibi, ben olaya asla din-modernizm kampının tarafı olarak bakmıyorum. Komünal bir toplum olsaydık ve özümsnmiş olarak yaşasaydık bunları söylemezdim ve “birdahaasl” hanım/bey’in düşüncesine katılırdım. Ama içinde bulunduğumuz ortam ve koşullar koruma-korunma refleksini canlı tutmamızı zorunlu klıyor. Üstteki verdiğim linkte geniş anlatıldığı gibi, zaman erkek gücünün olumlu ve daha çok olumsuz yanlarını içinde barındırıyor. Ne zman ki kadınlar edilegnlikten sıyrılır da doğayı ve kuralları biçimlendirmede en az (biz) erkekler kadar etkinliği olur, o zaman köpeksiz köyde değneksiz dolaşılabilir.

  12. zihni Says:

    Biraz daha açıklama:
    “genlerininkaynağını bilme”nin yararları:
    Çocuk, doğa ve indsandan (özellikle erkek dünyasından) gelen zor koşullara direnmeyi öğrenerek büyürler. Bu öğrenme sürecinde en yakınında bulunan, babayı taklit ya da onun gücüne güven duyması, genlerinin işlevini benzer biçimde yerine getirmesi olacaktır.
    Baba ve anne kişisel yaşamlarında ne kadar kusurlu olurlarsa olsunlar, çocukları karşısında daha derli toplu davranmayı zorlarlar. Çünkü bilirler çocukları için model olduklarını. Bu yüzden ilişikilerdeki materyalist koşullar sevgi kavramını yaratıyor.

  13. farukahmet Says:

    ali bulac, “özgürlügün ve hosgörünün kriterleri” baslikli yazisiyla iyice ipe un seriyor…
    Serer tabii. Bulaç’a değer veren, saygı duyan düzgün insanlar var, o yüzden kesip de atamıyorum, geçmişini, düşüncelerini çok bilmiyorum çünkü. Ama ünlü “laik ateist agnostik aczmendi bilmemne müsveddeleri” yazısı aklıma kazındığından beri çok da ciddiye alamıyorum kendisini. Ergenekon ise zaten bir zümrenin hapisten-serbest-çıkış-kartı gibi bir şey oldu; köşeye sıkıştıkları anda şırakk diye çıkarıyorlar, o da ciddiye alınacak şey değil.

    Çok dallı budaklı bir konu, her yerine değinmek imkansız tabi ama hatalı bulduğum bir iki noktaya parmak basayım istedim.
    Birincisi, elbette anasız çocuk da büyür, babasız da büyür, babalı büyüyenden çok daha düzgün insan da olup çıkabilir babasız büyüyen; tam tersi de olur… her türlü fikriyatın cephaneliğine girecek milyonlarca hikaye barındırır hayat. O yüzden bu tür temel ilkelerde nihai kararımızı bunlar belirleyemez. Uzak bir ülkede çok iyi kalpli bir kral varmış, halkı mutluluk içindeymiş diye duyduğumuz için -gerçek bile olsa- demokrasiden vazgeçmeyi aklımıza getirmiyoruz değil mi, misalen? Çünkü “daha iyi olacak hayatımız, daha refah içinde olacağız” değildir konu burada, “hayatımızı biz belirleyeceğiz”dir. Özgür seçimlerinle kendi hayatının içine edebilirsin, et; yeter ki sen et, başkası etmesin. Bunda da eleştirilebilecek çok nokta var ama hem konu o değil, hem de zaten bu sonunda bir tercih meselesi; bütün girdileri göz önüne aldığında tek bir sonuca ulaşacağın bir matematik sorusu değil.

    Bu bakımdan, muhakkak bunu isteyen her kadın şımarıklığından vs istemiyordur babasız çocuk yapmayı, büyütmeyi. Ama burada -kürtaj meselesinde olduğu gibi- annenin haklarını ve bireysel özgürlüğünü aşan bir durum var. “Çekirdek aile”nin görece yeniliğine, gelecekte belki aşılacak/yıkılacak bir olgu olmasına gönderme yaparak bu işten kolayca sıyrılamaz, “bırakınız yapsınlar” diyemeyiz bence. İnsan çok karmaşık bir yapı. Hangi niteliklerinin kültürle pişen, hangilerinin genetik olarak içine işlenmiş şeyler olduğu da çok tartışmalı şeyler, hâlâ. Çok hakim değilim konuya, ama Anti-Odipus’ta Freud’un kuramlarına getirilen eleştiriler geliyor hemen aklıma, bir örnek olarak. Bilimimizin ve kanılarımızın şu anda durduğu yere fazla güvenerek geleceğe dair bu kadar radikal kararlar almak çok büyük bir kibir olmaz mı? Bunu muhafazakar bir azarlama tonuyla değil, haddini bilmeye çalışan bir merakla soruyorum.

    Din konusu ise o kadar mühim değil. Cidden. Dinler zaten ortaya çıktıkları/yaşanıldıkları yerle, zamanla, insanlarla yoğrularak oluşan şeyler. Temel ilkeleri, yol gösterici kanıları var elbette, ama hiçbir zaman da tüm toplumsal oluşumları silip atarak kendininkileri getiren yönetmelikler de olmamışlardır. Biz zaten, çoğu yüzyılımızda seküler dile nakledilmiş bu temel ilkeleri gözeterek, vicdanla şapkamızı önümüze koyarak düşünürsek, yukarıda anlattığım kibre düşmeden, yaşam ve insanın karmaşıklığına saygı duyarak adım atarsak dinler de onları yorumlayan inananları aracılığıyla bizi takip etmek, bazı durumlarda, kimbilir, yol göstermek durumundalar. “Caiz mi, değil mi?” sorusu o yüzden, çok kişisel tabi söylediklerim ama, benim için önceden sorulacak bir soruya değil, bir kanıya vardığımda bunun temel ilkelerle kan uyuşumunun derecesine konulan bir ada işaret ediyor sadece. Bu anlamda, reddedilecekse, NBKaraca’nın yaptığı gibi “her çocuğun bir babaya ihtiyacı vardır”la değil, Nuray Mert’in yaptığı gibi “her çocuğun bir baba hakkı vardır”la reddedilmelidir gibime geliyor.

    Galiba çok dağınık ve anlaşılmaz yazdım ama daha da uzatmayayım şimdilik.

  14. Bulent Murtezaoglu Says:

    Ben din bilimci değilim, ama bu kısıtlı bilgimle bile, zina ile sperm bankasından hamile kalma arasında kapı gibi bir benzerlik bulunduğunu görebiliyorum.

    Ben de din bilimci degilim, ama vestektomi veya tup baglama operasyonu gecirmis insanlar arasindaki zinanin da diger insanlarin tuylerini diken diken ettigini herkes gibi bilen biri olarak cinsellikten duyulan tedirginligin uzerini bu tarz cikarimlarin orttugunu dusunuyorum. Bunu bu cogalma isleri acisindan konusmak bile biraz abes, cinsellikle cogalmayi birbirinden — ustelik kitleler icin — ayirabilecek hale geldigimizden beri savrulup durmamizi konusmak lazim asil. ‘Kadinlari ne yapacagiz simdi?’ sorularinin da, ‘tek basina yasayabilen kadinlarin neleri yapmalarina musade edecegiz?’ sorularinin da temelindeki faktorlerden en buyugu kadinlarin hamileligi degil artik istemezlerse hamile kalmiyor olmalari olabilir.

  15. Bulent Murtezaoglu Says:

    Buyurun: Tehlikeli toplar bunlar!... Hadi kelime oyununa kikirdedik diyelim, icindeki iddia daha da acayip. Bulac’a cok kizanlar da homoseksueldir diyor galiba.

    • gunesener Says:

      Bu arada Ahmet Turan Alkan amcayı da seven biri olarak çok da haksız sayılmaz noktalara değindiğini belirtmeden edemeyeceğim. Uslübü gereği biraz ironik yazarsa da dünyalar tatlısı ve engin hoşgörüye sahip biridir. Dokunduğu yer de “psikoloji bir gerekçelendirmeye” daynıyor.” en iyi savunma saldırıdır!” eh bana kalırsa bu tespitinde çok da haksız sayılmaz.
      Saygılarımla.

  16. kacakkova Says:

    bülent bey, bu adamlar enteresan adamlar aslinda….bulac’in üzerine gerci, imam osurunca haliyle cemaat siciyor sözünü anip gecmek mümkün…adam bulac’a kizanlara ibne demekle kalmiyor, ibnelerin siddete/vahsete egilimli olduklari “varsayim”inin da bu elestirilerin siddeti dolayisiyla kanitlandigini söylüyor….eh icerde de bu zekasizligi alkislayacak kitle hazir zaten, yine o kitleyle birlikte müstehzi bir sekilde gülecekleri esprileri de patlatiyor üstüne…..

  17. orlando Says:

    “Töre cinayeti kürt sorunudur” denmesini “ırkcılık” olarak eleştirenlere Hadi Uluengin “postmodern şamatacılar” demiş.

  18. orlando Says:

    “Kürtler ve modernler”:http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11679453.asp

  19. Elestirel Gunluk Says:

    Bu konuya giremeyecek kadar yorgunum (cok umurunuzdaydi sanki!) ama en cok su ifadeyi sevdim (bu da cok umurunuzdaydi sanki!):

    erkek gücenikliği kokuyo burası..

    Bir de ne olur dinle ahlak arasindaki iliskiyi hafife almayin. Hernekadar kagit uzerinde ya da sosyolojik kategorizasyonlarda farkli dallara ayrilsalar da varolan ahlaki degerlerin nerdeyse %99unun mantigini ve gerekcelerini din verirken kalkip dinle ahlaki birbirinden kesin cizgilerle ayirmayalim (%99? He lan saydim ben! Hemi de SPSS kullanarak istatiksel analizini hem ANOVAyla hem de MANOVAyla yaptim.)

  20. birdahaasla Says:

    konuyu çok açılmış ve saçılmış bulmakla birlikte şunu söylemeden geçemeyeceğim :
    “Töre cinayeti kürt sorunudur” denmesini “ırkcılık” olarak eleştirenlere Hadi Uluengin “postmodern şamatacılar” demiş.mişşş..
    töre cinayeti bir insanlık sorunudur.bu topraklarda nerde ve kimler tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin !
    bu bir ‘kürt sorunudur ‘ demek ne demektir ?
    öyle bile olsa,bu bilgi bize sorunun çözümü adına ne sağlayacaktır ?
    eee noolmuş demezler mi adama !
    ırkçılıkla damgalanmaktan korkmasına gerek yok hadi u.e.nin.bu halk zaten donunda ıslaklık bulsa kürtten bilmeye alıştı sayelerinde.bu süslü püslü laflara gerek yok yani.
    yıldırım türker vermiş ağzının payını bunların pazar günü rad- 2 de.ellerine sağlık.

  21. birdahaasla Says:

    ya bi de ..(tekrar konuya döndüm ), sperm bankasından ya da tek gecelik ilişkiden hamile kalmak arasında ne fark var anlamadım..
    tümden evlilik dışı cinsel ilişkiyi yasaklayalım olsun bitsin! bütün yorumlar o yönde baksana.
    konuyu din ya da yerleşik ahlak kuralları açısından tartışmaya kalkarsak,arpa boyu yol alamayız.zira onlar değişmez kolay kolay..bize hep ‘cısss ‘ deneceğini biliyoruz.

    bozulan ‘ailanin kutsallığı ‘ değil.giderek yalnızlaşıyoruz.

    beni asıl korkutan bu.

  22. gunesener Says:

    Zaman Gaztesinde “Turkuaz” ekinde Nihal Bengisu KAraca ile birlikte çalışmış ötesi onunla arkadaşlığı olan biri olarak gerek zaman camiasının gerek se bu konuyla ilgili ne düşünüp düşünmedikleir konusunda ahkam kesmeyeceğim. Eşcinsellikle ilgili olarak ise söyleyeceklerim de var. hangisinden başlasam ki önce diye düşündüm. İLk olarak eşcinselliğe değinmeye karar verdim. Eskiden arkadaş olduğum ve de sevdiğim “küçük iskender” sayesinde neredeyse pek insanların bilmediği entellektüel edebiyat ve sinema çevresindeki bütün eşcinsellerle tanışma dahası sohbet etme dahası bitirme tezim olan sexuel patoloji konusuyla ilgili olarak tespit ettiklierm nedeniyle legato tarafından (en azından bir çoğu tarafından ) “homofobik” ilan edildim. NEdeni gayet basitti, türk eşcinsellerin çoğunun aslında eçcinsellik dğeil “patalojik” bir unsurun parçası olarak gördüğümü ifade etmiştim. Eşcinsellikte feminenlik noktasındaki naifliği algılayabilirim ama “ay , uyy” şeklinde hiç bir kadında bile görmediğim abartılı hakhakalar b davranışların eşcinsellikle ilgili olmadığını ve olamayacağını bunun “cinsel” kimlik ile ilgili değil “kişilik ve kimlik” sorunsalıyla değerlendirilemsi gerektiğini söylemiştim çünkü. Türkiye dışından tanıdığm hiç bir gay ay uy aktif -pasif gibi ayrımlara yanaşmıyordu dahası bunu yadırgıyordu zira. bir erkek olarak başka bir erkeği sevebilmek ile, bir erkekken etkilendiği erkeğe bak ben aslında erkek dğeilim cünkü kadınlar gibi hatta kraldan çok kralcı mantığıyla davranabiliyorum mesajı arasında fark olduğunu düşünüyordum zira. Ha Ali Bulaç’a katılmadığım ama katıldığım yanlarda var. Eşcinsellerin birilerini öldürme yetisinden çok öldürülen eşcinlelerin sayısız vakkası, sırf eşcinsel olduğu için toplum tarafından ötelendikleir için kaybettikleri sağlıklı pskolojileri ve psikodinamiklerinin daha öncül bir şekilde değerlendirilemsinden yanayım.
    Nihal Ablayala ilgili mevzuya gelince, tanıdığım en ama en aydın en entellektüel ve de gerçek anlamda inancının süzgecinden önce akıl ve bilgi süzgecinden geçirdiği konuları dah asonra inancıyla kıyaslayıp ortaya en net en damıtılmış “kendi “başını sunan kadın olması hasebiyle yaklaşımının, değerlendirmelerinin yerinde olduğunu düşünüyorum. mesele kadınlar sperm bankasından istediği gibi hamile kalabilr’den ziyade söz konusu çocuğun durumunun ne olacğaıyla da ilişkili cünkü. Artık kadın değil bir anne adayıysanız üzgünüm ama bu benim kararım bireysel bişi vs tarzında düşünmeniz pek olası dğeil. bir başka hayatın da sorumluluğunu alıyorsunuz ve buna göre davranmak zorundasınız demek. Ben hiç bir anne adayının sadece kendi egosunu tatmin etmek için çocuk yapmayacağını, eminimki sevdiği ve istediği için böyle bi eyleme gireceğini böyle bi eyleme girdikten sonra ise çocuğun babası ile ilgili sorduğu sorulara içi acımadan çocuğunu acıtmadan yanıtlayabileceği gerçeğine de inanmıyorum. İster kadın olsun ister erkek pervasızlıklarının konuyla ve aileyle hiç ilgisi olmayan çocukların üzerine miras gibi bırakılmasının ne modern anlayışla ne de dinsel bi süreçle ilgili olmadığının kesinlikle insancıl bir bakış ile yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Zira babası belli olup da üzülen, ailesi boşanıp başkalarıyla birlikte olurken ihmal edilen vs vs pek çok çocuk var hali hazırda. demekki spermle cocuk yapmaktan konunun caiz olup olmamasından şundan bundan önce meydana gelen çocuk ve durumu konusuna odaklanıp ona göre çözüm arayışınd aolmak gerektiğine inanıyorum. Erkeklerin gücüenikliğine de katılıp, adam gibi adam olsaydınız da sperm bankasına “nasıl bir sorumsuzluksa” sperm bırakmayaydınız yahutta bir kadını bu duruma getirmeseydiniz demeyi de ihmal etmiyorum..

  23. gunesener Says:

    bu arada bi yandan telefonda konuşup bir yandan da hızlıca yazmanın nedeni olarak inanılmaz yazım hataları olmuş özür diliyorum. Bu arada kacakkova çok uzun zamandır sana yorum yaptım umarım bu bir şekilde “farklı düşünüyorum, farklı ifade ediyorum” diye “farklı” ilişkilendirilip değerlendirilmez. Önceki gücenikliğimi taşıyorum hala zira 😉

  24. kacakkova Says:

    günes, söylediklerin daginik ama ilk kisminda anladigim sey, escinsellerin düzgün adamlar olmamalarindan hareketle escinselligi bir patalojiklik olarak tespit ettigin oldu….
    eger böyle ise bu cikarsamaya katilmiyorum….
    escinsellik, escinsellerin bu cinselliklerini ne sekilde yasadiklarina bakarak konusulacak bir sey degil cünkü…cinsellligin tarihiyle ve yapisiyla ilgili baska yönlere bakmak gerekiyor, sözünü ettigin pataloji de ancak bunun üzerinde bir arastirma konusu olabilir….
    ali bulac ve destekcilerinin escinselik tartismalarinin temel yanlisligi da bir bakima bununla iliskili….aslinda bana kalirsa bu yanlislik da cok acik bir kasitla yapiliyor….bu yanlisliklar dolayisiyla ikincil dereceden önemli aslinda, yok escinsellik özendiriliyor, ibneler kendilerine toplumsal ayricalik istiyor, demokrasi ve hosgörü yanlilari yipratilmaya calisiliyor falan önemsenecek seyler degiller…..
    daha önemli olan sey ve aslinda bütün bu kaydirmacalarla yapilan sey, bulac ve destekcilerinin islami bakislari ve ahlaki konumlanislarinin kendi iclerinden ne türden acmazlarla sinirlandirildiginin görülmesidir….hem sperm bankasi hem de escinsellik tartismasinda, yukarda belirtmeye calismistim, su ya da bu sekilde argümanlar gelistirilebilir elbette, ama kendi önkabülleriniz ve sinirlariyla ilgili hic bir kayginiz yoksa bu gibi noktalarda zaten geleceginiz yer bastan bellidir….
    o kaygiyi anlamli kilan seyinse, farukahmet abinin “yasamin ve insanin karmasikligina saygi duymak” dedigi seyle bir ilgisi vardir….bu tartismalarda bir bakima kimin hangi “dogru” noktada mevzilendiyle degil (ki görünen o ki herkes zaten dogru yerde mevzilenmistir) isin bu yaniyla ilgiliyim ve sebebide kisaca bu….

    • gunesener Says:

      Hayır hayır..Söylemeye çalıştığım şey eşcinselliğin bir patoloji taşıdığı değil idi. Eşcinsseller arasında “cinsel kimlik bunalımının” kişilikleirnin ötesine geçmesi bunun da otomatikman heterosexuel kimlikteki “erkek” rolünün “dayılık la, küfürle, kadına ikincil insan muamelesi yapmakla vs ” ile nasıl önplana çıkartılıyorsa aynı şekilde patolojik olabileceği idi. İkisi arasında bir fark göremiorum anlamında söyledim. Zira erkeklik ve kadınlığın eşeysel farkı -eşcinsellik ,gaylik lezbiyenlik vs- sadece partneriyle yatakta sex esnasında bir “anlam” ifade edebileeği ve buda o işi yapan kişilerden başka kimseleri ilgilendirmeyeceği için, meselenin “sosyal ” boyuttaki “rollerle” ilgli olduğunu bu rollerle ilgili sorunsalın patolojisine değinmek gerektiğini söyledim. aman yanlış anlaşılmasın. ” cinsellligin tarihiyle ve yapisiyla ilgili baska yönlere bakmak gerekiyor, sözünü ettigin pataloji de ancak bunun üzerinde bir arastirma konusu olabilir….” Bu konuda ahkam kesmek gibi olmasın ama bitirme tezim “sexuel patoloji” idi ve doğal olarak eşcinsellik de incelediğim” araştırma “konumun dahilindeydi. . Bu arada inançlı biri olmanın getirdiği bütün bir çemkirilme riskini göze alarak , kendimden başka kimseyi temsil etmediğimi görüp bildiğim şey ne ise kendi adıma konuştuğumu belirtiyor ve diyorum ki, ben bunun ali bula. zaman camiası nihal bengisu karaca vs dahilinde söylemeye çalıştıkları şey işaret etikleri şey her iki konuda da “çocukların” durumu. biraz korumacı ve tedbirli bir sorgulama yapıyor olabilirler ancak bu kaygıyı anlamamak mümkün değil. Bununda bir “sınırlandırma ve inannışlarındaki önkabul” gibi bişey olmadığınıda düşünüyorum..yukarda da belirttiğim gibi çocuğunuzun eşcinsel olmasını istermiydiniz yada çocuğunuz size sperm bankasından yaptığınız bi çocuk ise “her cocuk gibi bende bir babayla” büyümek istiyorum yada en azından onu tanımak istiyorum!” dediğinde cocuğun durumunu düşünüyormuyuz, düşünmelimiyiz yoksa ” yaşamın ve insanın karmaşıklığına saygı duymak adına” yapageldiğimzi eylemleri çok sevdiğimizi iddia ettiğimiz cocuğumuza yükleyivercekmiyiz? mesele budur.

  25. Hırpani Says:

    Ülkemizde eşcinselliğin bile lümpeni
    bulunmaktadır.Sağlıklı ve objektif bir
    yorum zor gibi…

  26. Passive Apathetic Says:

    Burada isimleri gecen sahislarin ne dedikleri uzerine yazmayacagim. Kim ne derse desin su zaten akacagi yolu bulur. Ama bence cok onemli oldugu icin soylemem gerektigini dusundugum birsey var: Cocugun hayatinda aralarinda organik bag olsun olmasin bir baba figurunun bulunmasi, onun tarafindan sevildigini, kabul gordugunu, reddedilmedigini hissetmesi, bunun guvenini icinde sonmeyen bir gunes gibi omru boyunca icinde tasimasi o cocugun ruh sagligi, basarisi ve hayata bakisi acisindan cok onemlidir. Bir kadinim ve bas bas bagira bagira sunu soyluyorum: bircok mukemmel kadin gordum, insanliklarina da annelikleri de hic laf soylenemezdi ama cocuklari zannedildiginin aksine her zaman iyi insanlar olmayabildiler. Cunku anne isterse harika cocuk yetistirecegim diye yuz takla atsin, cocugun karakterinin temelini babanin cocuga tavri belirler. Ve cocugun uzerinde annenin etkisi pastanin uzerindeki krema gibidir. Babanin yaptiklari ise pastanin kendisidir. Babasi ona iyi davranan, seven, kollayan ve destek veren birinin ruhsal sagliginin bozuk olma ihtimali daha azdir. Ote yandan cocugun anne ile fazla icli disli olmasi, yuz goz olmasi, hele hele de erkek cocugunun, boyle bizimki gibi patalojik unsurlarin cirit attigi toplumlar uretir.

    (simdi amerikan sinemasi sozum sana kismi geliyor)

    Beyler, sozum size: Bir cocugun hayatinda gunes gibi parlamayacaksaniz, bir omur boyu cocugunuzun bilincine, yuregine kiymik gibi batacaksaniz, baba maba olmayin. Hem size, hem cocugunuza hem de sizinle bir sekilde iliskiye girerek beraber cocuk sahibi oldugunuz kadinin o cocuga verecegi ve buyuk kismi bosa gidecek emegine yazik.

  27. Elestirel Gunluk Says:

    Gunes bu “ay , uyy” şeklinde hiç bir kadında bile görmediğim abartılı kahkahalar ” meselesinin sInIrlI bir gozlemle asiri genellenmis bir yargi olduguna inaniyorum. Hernekadar sen genis bir populasyondan soz ettigini iddia etsen de bence yetersiz bir gozlem bu cunku ben de aksini yani bu tur davranis oruntusunun bircok kulturde ve dunyanin bir cok ulkesinde gorulebilecegini iddia edebilirim. Orumcek Kadinin Opucugu filimi (ornek olsun diye soyluyorum bir de bu tiplemelerin toplumdaki tiplemeleri yansittigini varsayiyorum) oyle bir tiplemedir ornegin. Daha baska ulkeler ve toplumlardan da ornekler verilebilir.

    Ikinci nokta is eger bi patoloji ise bu ben bu patolojiyi homoseksuellerin toplumda marjinale itilisi, ayrimciliga ugrayisi, taciz edilisi ve daha bir suru kotu muamelenin sonucunda olusmus bi patoloji olabilecegini dusunmek de gerekiyor…

  28. gunesener Says:

    manuel puig’in eserini keyifle seyrettiğim ve de valantine ile molina karakterlerinin “kedi kadın” filmine göndermeliryle muhteşem tiradlarını hala anımsayabildiğim için söylemek istediğiniz şeyi algılıyorum. Lakin, yapageldiğim gözlemlerin “femme fatele” ile “feminenlik” ve yapılan araştırmaların dahilinde bir genelleme oduğunu belirteyim. İşin aslı söylemeye çalıştığım şey eşcinselliğin travmatik kökenleri ve sonuclarıyla ilgili olarak bunun bir “sapma”, “sapkınlık” gibi algılanması olmaıdğı gibi, çok “normal” olarak da algılanmaması gerektiği. Ben pek çok gay arkadaşımın gay olmayı istemeidkleirni, bunun bir “seçim” olmaıdğını, doğalarının bu olduğunu ve kimsenin “gay” olmayı istemeyeceğini söylediklerine şahit oldum. Lakin varlar ve oradalar. Kendileriyle barışık, kendileirni sevdiklier cinsel kimlikliernin kişilikleirnin ve kendilerinin ötesine taşımadıkalrı sürece sorun yok. Düşünebiliyor musunuz, merhaba adım şu ve ben eşcinselim! diye biriyle tanıştığınızı. Böyle bir şeyin normal olmasını ve normal değerlendirilmesini beklememek gerek diye düşünüyorum. İkinci kısma kesinlikle katılıyorum ki onu belirttim zaten. NEden oldu nasıl oldu ‘dan çok peki ya şimdi ne yapılması gerek diye yaklaşıp çözümde bulunmak bunu yaparken de ne gaylerin kendisini “savunmak” zorunda kalmasını ne de heterosexuellerin “ötekileştirilmeden” yapılması gerektiğine inanıyorum.

  29. birdahaasla Says:

    arkadaşlar kim ya da ne olarak konuşuyorsunuz anlamadım..çok ‘entellektüel’ gördüm sizi. gülümsüyorum şu anda!
    ben kendi adıma kimseyi ‘ötekileştirmiyorum’.zaten istesem de yapamıyorum bunu..
    ‘ötekileştirilen’ insanları anlamaya çalışmak mı bu yaptığınız ?ya da sorunlarını konuşmak mı ? kim duyuyor sizi? eşcinsel olmak lazım ! ya da kürt !ya da büyük konuşmak lazım ..ya da susmak ..ya da birey olarak durmak ..mümkün olan en alçak yerde . ne mutlu durabilene !

  30. birdahaasla Says:

    Ikinci nokta is eger bi patoloji ise bu ben bu patolojiyi homoseksuellerin toplumda marjinale itilisi, ayrimciliga ugrayisi, taciz edilisi ve daha bir suru kotu muamelenin sonucunda olusmus bi patoloji olabilecegini dusunmek de gerekiyor…

    Eleştirel , güzel paragraf .bi de psikoljiye girersek , bastırıımış duyguların , baskı ortadan kalktığında ( ki ben eşcinselliğini açıkça yaşamaya çalışan insanları birer devrimci olarak görüyorum ..iyi cesaret doğrusu ! ) nasıl da abartılı yaşanabileceğini biliyoruz ..değil mi ? biliyoruz yani..

  31. gunesener Says:

    Barbaros Şansal’la ne zamandır röportaj yapalım’ı konuşuyoruz. Üstüne denk geldi madem, serbest yazarlar için düşündüğüm röportajı Kacakkova’nın izni olursa buraya da taşımak isterim. Barbaros modacı kimliğinin yanısıra aktivist kişiliği ve entellektüel yapısıyla hayata meydan okudğu kadar politik tavrıyla da cinsel kimliğinin duruşuyla da sivri ve net bir şekilde medyada yer aldı oldukça (bknz google:barbaros şansal) O’nun bakışının bu tür konulara ne olduğunu öğrenmek benim içinde eğlenceli tartıştığımız bu konu üzerine de belki aydınaltıcı başka bir açı olacak diye düşünüoyorum. (Kacakkova konuyla ilgili olarak konuşmak için bana gunesener@gmail.coma mail atarsan sevinirim)
    Birdahaasla’ya gelince; eşcinsel! dediğinde zaten “ötekileştirmiş” oluveriyorsun, bu bir. birileri beni duysun diye fikir beyan etmiyorum, düşüncelerimizi paylaşıyoruz bu iki, üstte yazılanları okuyaydınız zaten ikinci noktayı belirttiğimizi görmüş olurdunuz bu üç. anlamadığınız ve fazla entel bulduğunuz yer neresiyse artık böyle bi sorun olmadan anlattığıma inanıyorum. Saygılar.

  32. birdahaasla Says:

    en iyisi ben aklımı hayra ,götümü de bayıra açayım .dileyen de dilediği yere açsın .
    dileyen sikişsin de üresin ,dileyen kendine bi tohum eksin .
    dileyen ‘feminen naifliği ‘ ile arz-ı endam etsin ..dileyen şuh kahkalar atsın ..abartsın!
    ‘dileyen ‘ diyorum. ‘mahkum olan ‘ değil.
    ‘ne ki bilinçlendirilir , o doğrudur .’
    üzerinize afiyet o sizin ezber bozmaz patalojik homofobikliğiniz olur o zaman.
    herkes kendi yorganının altına baksın
    Saygılar efeeem.

  33. gunes ener Says:

    Ağzımı bozmayacağım bunu “dilemiyorum” Dil elenmiyorum da. kim nereye nesini açarsa açsındır kuşkusuzda açtın ama görmek zorunda değilim de diyebileyim bi zaaamet. birilerinin bi yerlerini açıverme lüksü kadar ben senin biyerlerini görmek zorundamıyım diye çenemi açıverme hakkım oluversin…herkes yorgan altında yaşayıverse gözü göze sokmayıverse ki kime ne başkasının apışarasından ,zaten homofobilikde olmayacakkk bana homofobik davranıyolarr bajımm diyenlerde, diyorum.bunun da altınıııı kocamann çiziyorumm. Gayet türkçe gayet anlaşılır…

  34. hırpani Says:

    arkadaşlar,lütfen samimi olun.aydın görünme iştah ve şehvetinizle,olduğunuz ve hissettiğinizden farklı şeyler söylemeyin.
    türk insanı homofobik değil yani ‘aha şurda homolar var,gidip öldürelim’ formatında olmayan bir halk.
    türk halkı homolara ‘eğlenceli’ insanlar gözüyle bakar.komik bulur.dalga geçer ama sadece dalga geçer.
    onları öldürmeyi isteyebilecek kadar nefretin damlasını bile bu topraklardan sıksanız çıkaramazsınız.
    homofobiklikten tut antisemitizme kadar bir dolu nefret fikri batı insanının sorunudur.onların pagan yanı öteki olana herşeyi yapabilecek kapasitededir.
    aydınlanma bu sapıkları cidden baskılamış olsa da ‘the mist’ filminde eleştirildiği gibi çok kötü bir damar her an uyanmaya hazır beklemektedir batıda.
    anadolu insanı diye kasdettiğim ortalama bir diyarbakırlı,yozgatlı,kayserili,samsunlu.yani anadoluda yaşayan ortalama halk için diyorum dediklerimi.bu insanlar işin nefret boyuntunu yaşamaz diyorum.
    yalnız ana kültür kaynağı anadolu olmayan beyaz türkler için bu kadar ümitvar değilim.6 dil bilip de kız arkadaşını kesebilecek kadar uçabileceklerini biliyorum.
    velhasıl ortalama bir anadolu insanı homoları ciddiye almaz ama şiddet kullanacak kadar da homofobik de değildir…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: