daim yusuf orti

by

“biliyormusun, sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki, rus romanlarından kaçmış gibisin”

“yusuf, ne düşünüyorum biliyor musun, keşke her şeyi geride bırakıp uzun bir yolculuga çıkabilseydik seninle”

Reklamlar

6 Yanıt to “daim yusuf orti”

  1. orlando Says:

    Karadeniz milliyetçi hırçınlıkları, şöven saldırganlıklarıyla yer aldı zihinlerimizde, Türüt’tü, Samas’tı içimizi bulandırdı durdu sürekli. Bu film her şey bir yana orada faşizmden başka bir dünya olduğunu gösteriyor.

  2. metin Says:

    Evet, benim de aklıma Karadeniz deyince uzun süredir faşist iblislerin karanlık dünyası geliyordu ama orada başka bir dünya da var elbette.

    http://loverisloser.wordpress.com/2009/02/10/nekrem-cenen-tutulsun-nolmaz-nalan/

  3. Elestirel Gunluk Says:

    Hep Nazim’in dizeleriyle anardim Karadenizi ve insanlarini: “…. Ve konusmayi sehvetle seven insanlardi ki/ sirti lacivert hamsilerin/ ve misir ekmeginin zaferi icin hic bir kimseye hic bir sey soylemeksizin bir sarki soyler gibi olebilirdiler”
    (Umarim siiri dogru hatirladim. Yanlis varsa affola…

    Evet sonra o guzelim Karadeniz linclerle anilmaya baslandi… Ama o guzel insanlar hep varlar her ne kadar bataga donusse de bu ulke…

  4. kacakkova Says:

    pek cok yorumda deginildigi gibi, politikligi, duygusalligi, gerceklik duygusu iyi ayarlanmis bir film olmus sonbahar….
    özcan alper’i takip etmek gerek artik….filmle ilgili dikkat cekici yönlerine isaret edenler degerlendirmeler var fazlasiyla, daha da yapilmasi, baska yönlerden degerlendirmeye alinmasi mümkün…..ben su aralar yazmaya meyillli degilim, özellikle yönetmenin ilk filmi oldugunu da dikkate alarak, sevdigim filmlerden biri oldugunu söyleyerek gececegim bu nedenle…….
    yalniz sunu da belirteyim gecmeden…
    bu film bir yaniyla cagan irmak’in “babam ve oglum” adli filmiyle iliskili ve karsilastirmali olarak izlenmesi yararli olacaktir….özellikle pollitik unsurun islenmesi, acinin sunulusu gibi noktalarda sinema estetigine iliskin farkliliklari görmek önemli olabilir….aslinda, bu iki filmi bu estetik bahsinin de ötesinde, iki kusagin, 78 kusagi ve seksen sonrasi kusagin farkliliklarini görmek acisindan karsilastirmanin ve degerlendirmenin ilginc olacagi kanisindayim…..
    enver gülsen, sinema yönünden bakarken, “Filmi izlerken Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum” filmi aklıma geldi. O film, politik bir konunun ve çekilmiş acıların ajitasyonu üzerinden bir tür pornografi yaratarak seyirciyi bu pornografiye esir etmeyi amaçlayan bir filmdi bence. Tam da bu açıdan acının da yapay durduğu ve hüzne tercüme edilemediği bir filmdi “Babam ve Oğlum”. Sonbahar ise, çok benzer bir konuyu sessizlik içinde, hiçbir abartmaya ve ajitasyona kaçmadan işleyebilen bir film olarak dikkat çekiyor” diyor degerlendirmesinde…..
    isin sinemayla ilgili kismi bu…..
    sahicilikleri, ictenlikleri, atmosferleri ve gerceklik duyguylariyla her iki filmi politik sinema örnekleri olarak kiyaslayip degerlendirmek mümkün……
    “sonbahar”i izlerken daha cok aklima solcu kusaklar arasindaki farkliliklarin neler oldugu noktasi takildi, yenilginin, hüznün ve ölüme gidisin sunulusunda dönemlere ait özellikler var miydi mesela?…..
    sadece anlatilan hikayelerin farkli boyutlari degil, anlatilanin sekli ve nitelikleri de belki bu noktada ayrisiyordur…..
    bahsettigim anlamda iki kusak arasindaki farklar saniyorum ilk elden görünür seyler degil, biraz zorlayarak da olsa bu yönde bir karsilastirmanin yararli olacagi kanisiyla söylüyorum…..
    iki farkli döneme karsilik gelen bu filmlerin gösterdigi gerceklikte aci cekmenin, kaybetmenin, yenilginin, ölüme gidisin benzer noktalar olmasinin ötesinde benzemeyen yanlari nedir…..
    kabaca elka karakterinin, mikael’in bir kac satirlik sözlerinin ve yusuf’un nereye baglayacagimizi kolayca kestiremeyecegimiz sessizliklerinin, bu filmi “babam ve oglum”un anlatildigi kusaktan radikal bir sekilde ayirdigini düsünüyorum……
    yusuf, burada artik, “romantik magdurlar” geleneginin bir devamcisi degildir basitce…..
    bunu temellendirmek zor, yönetmenin bu türden ayrimlardan hareket ettigini varsaymak da zorlama olacaktir, bununla birlikte, “sonbahar” filminda, inanclari ugruna aci ceken, iskence gören, sevdiklerini ve sonunda da bütün hayatini kaybeden, mücadele ettigi, savastigi güclerin elinde yasami yokedilen birinin hikayesini anlatmanin ötesine geciyor ve bu ötesine gecme noktalari kimi yönleriyle önemli….
    özellikle elka karakteri ile ölüme sessizce giden yusuf’un kendi davasiyla olan iliskisini bir de icerden sorunsallastirmaya girisiliyor sanki…….inanciyla olan iliskisini hic bir sahnede acikca görmedigimiz yusuf, hikayesinin bütününde öyle anlasiliyor ki, sadece “disari”dan yedigi darbelerle degil, “iceri”den yasadigi travmalarla da yaralidir…..nelerdir bunlar ve yusuf neyin ne kadar hesabini görmüstür bilmiyoruz….yusuf’un bilincinden görmüyoruz hikayeyi, disaridan izliyoruz, ancak hikayenin bütününde gördügümüz sey yusuf’un kusandigi sessizligin bir takim ayrismalarla ilintili oldugu/olacagidir….
    78 kusagi hala kendisiyle özdes, babanin magduru ve yine de magrurdur…..”babam ve oglum”daki romantik hüzün, acinin kör gözüm parmagina asirilastirilisi ve izleyicisini gözyaslarina bogusu bu noktada anlasilabilir…..sonbahar’da ise romantik hüzün yerini, nihilist askinliklarla ilintili kökten bir melankoliye birakir…..
    karadenizin ehlilestirilemez dalgalari karsisinda dikilen yusufun yalnizligi, devletin kameralarindan yansiyan ve yusuf’un bellegini felc etmis olan operasyon görüntüleri, yusuf’un bu trajik tarihini paranteze alan elka’nin sözleri, puslu daglar, dalgalara karisan ezgiler, filmin bir yerinde yusuf’un daglara gögsünü parcalarcasina haykirisi ve bütün filmi kusatan sessizlik, bizi, adim adim artik romantiklestiremeyecegimiz bir gercekligin kusatmasiyla tamamlanir…..
    sonunda inilti ve ciglik gibi yükselmeye baslayan yusuf’a agidi duydugumuzda yerimize mihlanip kalmisizdir sessizlikle…..
    elka’nin sözleri karsisinda, mikael’in sorusu karsisinda ( “umudumuzu neden yokettiler” gibi bir seydi sanirim) suskundur yusuf….yargilamaz, elestirmez, konusmaz…..
    melankoliyi, “anlamdirici dizgeleri”n tümüyle askiya alindigi bir durum olarak tarif edersek eger, yusuf’un suskunlugunun tercüme edilemezligini duyumsayabiliriz…..
    sonunda seyirciyi yerine mihlayan sey, belkide bütün solcu kusaklara atfedilen hüzünlü romantizmin sonuna gelinmis olmasinin da bir isaretidir…..

  5. süleyman Says:

    peki bu eleştiriye ne dersiniz?

    http://www.kafaayari.com/?p=610

  6. y.mert Says:

    otoritenin gözünden çekilmiş bir film sonbahar,yani bundan güzel bir film olamzdı otoritenin kamerası adına,egemenin gözünden bir sonbahar vardı,gerisi boştu .belirleyici olan da bu kameradır.kamera egemenin istrediği aralıkları,manzarayı çekiyordu,bu kamera da filmin inandırıcılıgını da sinemaya saygıyı da yok etmiş.el insaf,insan bu kadar mı özdeş olur otoritenin gözünden film çekmeye,bu kadar mı sinemanın eleştirel özelliği unutulur?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: