feminizmin öznesi olarak “kadınlar”

by

“Feminist özne kimliği feminist siyasetin temeli olmamalıdır, özellikle de özne bu temelin öne sürülmesiyle düzenli olarak gömülen bir iktidar alanının içinde meydana getiriliyorsa. Öne süreceğim sav paradoksal olabilir, ama belki de ‘temsil’ ancak  ‘kadınlar’  öznesi hiçbir şekilde varsayılmadığında feminizm için anlamlı bir şey haline gelecektir”

      -Cinsiyet Belası/Feminizm ve Kimliğin AltüstedilmesiJudith Butler

Reklamlar

35 Yanıt to “feminizmin öznesi olarak “kadınlar””

  1. boş arsa Says:

    bunu anlamadım…

  2. andre breton Says:

    Feminizm, feminist özneyi özne olmadığına inandırdığında, dahası onu kendine karşı taşlaştırıp kandırdığında, yani bir bakıma ‘öznenin temsili’ olarak nesneleştirdiğinde, ‘kadın cinsiyeti’ için olmasa bile en azından kendi terminolojik ağırlığı adına anlamlı bir hale gelecektir.

  3. farukahmet Says:

    Benim ilk anladığım, “feminist özne”nin ne olduğuna dair bir iddianın devamlı öne sürülmesiyle teşekkül eden bir iktidar alanı içinde yeşerip büyüyen bir “feminist özne kimliği”nin, feminizmin temeli haline getirilmesinin yanlış/yararsız olduğu. Butler diyor ki, “belki çelişkili gelecek kulağa ama, “bir önkabul olarak kadını” tamamen yok ettiğimizde ancak “temsil” bir anlam kazanacaktır”.

    Belki de yanlış anladım, bilemiyorum. Butler oldukça zorlayıcı bir yazardır; buradaki gibi kötü çeviriler de (sen yaptıysan kaçak abi, “oops”) işleri daha da zorlaştırıyor. İngilizcesi biraz daha anlaşılır bence. Biraz da önden alarak alıntılıyorum (Yukarıdaki paragrafı kalın yapacağım):

    What sense does it make to extend representation to subjects who are constructed through the exclusion of those who fail to conform to unspoken normative requirements of the subject? What relations of domination and exclusion are inadvertently sustained when representation becomes the sole focus of politics? The identity of the feminist subject ought not to be the foundation of feminist politics, if the formation of the subject takes place within a field of power regularly buried through the assertion of that foundation. Perhaps, paradoxically, “representation” will be shown to make sense for feminism only when the subject of “women” is nowhere presumed.

  4. kacakkova Says:

    Hazir ceviriden aktardim farukahmet abi, metis yayinlari basak ertür cevirisi….ceviri genel olarak bana okurken bir sorun cikarmadi, hatta mennun kaldigimi da söylemliyim, ama böyle belirli cümle parcalarina yönelince aksakliklar cikmasi, anlam bozukluklarinin belirmesi muhtemeldir…
    Aslinda alintiyi genis alsaydim anlasilir olacakti saniyorum….
    bana butler’in yaklasimini feminizm, özne olarak kadinlar, siyasal temsil ve iktidar konularinda en kisa haliyle bu satirlar ifade ediyor gibi geldi, bu nedenle sectim….kitapta 1.bölümün altbasligi „feminizmin öznesi olarak ‘kadinlar’„ seklinde….kitabin genelinde bu tartismalar yürütülüyor, bu bölümde özellikle feminizmin hem kuramsal hem de siyasal temeli olan „kadin“ kategorisinin gecerliligi sorgulaniyor….temel iddiasini sanirim söyle özetlemek mümkün…..”kadinlik”, özne olarak belirli bir iktidarin ürettigi bir sey oldugundan ve belirli bir “cinsiyet yapisinin” islevi oldugundan dogrudan veri alinarak kullanilamaz….
    aslinda butler’in yaklasimi hakkinda bi post vardi aklimda ama toparlanamadi yazi, baska bahara artik….
    cüneyt abinin anlamadim dedigi iki satira iliskin olarak ilk elden bu genel yaklasimi tekrar etmem yerinde olur….farukahmet’in söyledikleri bu cercevede dogru bir noktaya isaret ediyor….
    kadini bir önkabul olarak siyasal temsilin merkezine yerlestirmek ve özne olarak almak, feminizmin siyasal hedefleri acisindan hem yararsiz hem de tutarsiz bir girisimdir….cünkü eger bu siyasal yönelim acisindan sorun edilecek sey cinsiyet esitliginin saglanmasi, kadinlarin hukuksal özneler olarak haklarinin esitlik düzleminde temin edilmesinden ibaret degilse, “kadinlik” denilen durumun gömlü oldugu temel iktidar alaninin ve bu alandaki cinsiyet normlarinin yok sayilmasi olanakli olmayacaktir…..butler aksini öneriyor ve teorik sorgulamanin, siyasal elestirinin aksine tam da bu yapiyi sorunsallastirmasi geregine vurgu yapiyor…..
    buradan alintiladigim cümleye gelecek olursam, ilk cümlenin foucault’nun özne-iktidar-temsil yaklasimiyla ilgili olarak anlasilmasi geregine isaret edebilirim….butler kitap boyunca bu yaklasimi gündemde tutuyor, iktidar öznelerin özne olmalarini mümkün kilar ve öznelerin tasiyiciligi ile gerceklesir/süreklilesir….özneler olarak “kadinlar”da bu verili cinsiyet normlarinin islevsellestigi belrili bir iktidar alaninin gömülü yapisinda konumlanirlar….
    butler’in geleneksel feminist yaklasimdaki „kadin özne“ye itirazi bundan ibart degil, ötesinde cinsiyet/toplumsal cinsiyet ayrimi üzerinde kadinligi “sabit”/ya da “yasa öncesi bir dogallik” olarak alan yaklasima da itiraz ediyor….bu itirazlarinin nedenlerini acimliyor kitap boyunca, simdi özetlemek bile sorun…..cinsiyet, cinsellik, özne ve siyaset, söylem ve hakikat meselelerini katediyor butler…..feminizmin ve kimlik siyasetinin sorunlarini bu kavramlari yeniden degerlendirerek sorgulamaya aliyor….anlasilmaz degil kesinlikle, ama irigaray, kristeva, beavoire gibi feminist kuramcilarin yani sira foucault’nun, lacan’in ve derrida’nin analizlerinin sürekli isin icinde tutulmasi ve birbirine asilanmasiyla yol alindigindan belirli bir “terminoloji” sorunu oldugunu söylemek gerek…..bu bakimdan zor bir yazar butler…..
    bevaouir’in „kadin dogulmaz kadin olunur“ sözü ile irigaray“in „kadinin cinsiyeti yoktur“ sözü degerlendiriliyor bu bölümde, feminizm icindeki bu tartismalarin icerimlerine yeni boyutlar ekliyor….butler’in vurgulari acisindan, “kadinlar“ kategorisini tutarli ve istikrarli bir kimlik olarak düzenlemek ve bunu da belirli bir cinsiyete dayali özne olarak insa etmek, dogrudan toplumsal cinsiyet iliskilerinin düzlestirillmesi ve seylestirilmesi anlamina gelecektir……
    alintidaki ikinci cümleyi baglayacagim nokta burasi olacak…..butler dilin ve siyasetin disarisi olmadigi icin bunlarin yadsinmasini önermiyor elbette, aksine temsili siyasetin anlamli olabilmesi icin baska bir kosul öneriyor…..aksi halde feminizmin siyasal temsil mücadelesi “heteroseksüel matrisi” yeniden üretmekten baska bir seyle sonuclanmayacaktir cünkü…..
    butler’in “heteroseksüel matris”, “düzenleyici pratikler”, “performatiflik”, “özne konumlari”, “cinsiyet/toplumsal cinsiyet”, “siyasal temsil” vs. gibi kavramlarimi yeniden kullanima sokma bicimi önemli aslinda su yukardaki iki satiri anlasilir kilmak icin, ama simdilik bunlari söylemis olayim…..

  5. apeironlushadow Says:

    Biraz daha anlasilir kilmaya calisirsak sunu diyor Buttler: kadin’i ayri bir kategori olarak almanin diger kategorileri (irk, sinif, etnicity, yas, sexuel orientasyonlar, vs) disladigini boylesi bir dislamanin da kadinin uzerindeki baskiyi ve marjinallestirmeyi ortadan kaldirma mucadelesinde pek etkili olmayacagini soyluyor. Cunku kadin olmanin bu diger kategorilerle de organik iliskisi vardir. Yani kadin olma kategorisi sedece “kadin” olmayi ana categori olarak aldiginda zenci kadinin zenci olmakdan dolayli gordugu ozel bir marjinallestirme kulturunu nasil karsisina alacagi sorunsallasiyor. Hatta bu kategori daha da cetrefillesebilir: hem zenci, hem yasli, hem sakat, hem lezbiyen birinin marjine itilmesini problematiklestirmek daha zor olacaktir…

    Ha bir de oyle zamanlar gelir ki ornegin etnicite cinsel kimligin onune de gecebilir…Bu durumda da sadece cinsel kimligi baz alan feminismin yetersiz kalacagi oldukca buyuk bir olasiliktir kuskusuz…

  6. Elestirel Gunluk Says:

    Peki ama “kadin”i bir kategori olarak (ozne olarak) politik soylemden cikararak yine kadinin marjine itilmesine olanak saglamis olmuyor muyuz/mayacak miyiz?

  7. y.mert Says:

    bu odayı sonradan keşfettim,sürekli de okuyorum,kimi yazıların bana çok şey kattıgını,bunları da içselleştirdiğimi bilmenizi isterim,felsefe severim,felsefeyi anlamaya,soru sormanın degerini algılamaya çalışıyorum,sayın KAÇAK ın yazılarını da sevrek okuyorum,ama kimileyin sözün kelamdan çıkıp karışıklıkla cümleleştiğini görünce,affallayıp kalıyorum,adorno’nun o anlaşılmaz ama yine de çok şey anlatan derinlikli yazılarındaki tat var sayın kaçak’ta,ama biraz daha anlaşılır bir dil ve cümleler derim,felsefeseverler adına,el insaf,el aman diyerek saygılarımı iletirim,sayın kaçak a

  8. y.mert Says:

    her şeyden önce kadının tek başına ele alınması,kadını ,aslında türünün dışında ele alınması,onun insandan ayrı ele alınması ,insanın kutuluşundaki bütünün parçalara ayrılması değil midir,bütünü parçalayarak ele almak kadının somut sorunları değildir ki,böylece temel sorunu,insan sorununu gözden kaçırmak değil midir bu,ele alınan insan mı olmalı yoksa,yani feminizm dedikleri bir küçük parça,o parçada bütünü öldürmek de bu olmalı,kadını hiçleştirmek sanırım bu,insandan ayrı ele alınıp degerlendirilen her iki tür de(kadın-erkek) biribirini öteki kılar,ötekinin karşıtı ‘biz’de yatıyorsa,batı kaynaklı bu tür aldatmacalara fazla kanmamak gerek,batının oyalama taktiğinden başka nedir ki feminizm,kadını konuşurken,bunu ortaya atanlar bütünün parçasını seyreder,hem feminizm de kesemez ideologların bu tür tasaraımlarını,feminizm yetmedi şimdi de feministiktisat denilen bir kavram attılar,kadın adına batının ortya attıgı her kavram ve hak aslında kadını yok saymaktan öte de değildir,yani jakoben her tür hak kadını hala bütünden kopuk parça yapar ve kadının yada erkekgin kurtuluşunun adresi de asla bu tür kavramlar olmadı

  9. apeironlushadow Says:

    y.mert seni anliyorum. Ama buyuk kategoriler (insan gibi) tek tek bireylerin ya da belli guruplarin sorunlarini ne yazik ki kapsamiyor ve kacinilmaz olarak onemsizlestiriyor. Toplumdaki azinliklarin (burda guc ya da politik erk meselesini goz onunde bulundurman gerekli) haklari ve sorunlari diger toplumsal insansal sorunlardan dah az ya da cok onemli degil. Dur hele insani once kurtaralim dedigimiz an insan adina bireyin insansal ihtiyaclarini goz ardi etmis o bireyi marijine itmis oluruz.

    Bu nedenle diger azinliklarin adini buyuk genel kavramlarin altina iter onlarin derdini ertelersen ikincil derecede onemlilestirirsen dogal olarak onlari ezen mekanizmaya hizmet etmis olursun.

    Yani varsayki sen bi azinlik uyesisin ve senin icin onemli olan sorunlar hep goz ardi ediliyor bunu da dah buyuk ve soyut hedefler adina yapiliyor.Ornegin seni cinsel yada politik ya da etnik kimliginden dolayi aziliyorsan once o ezilenin yaninin gorulmesini istersin cunku odur senin icin onemli olan. Biri kalkip da hele dur once su “insan” (her ne ise o! Ya da her nasilsa senin sorununu oncellemiyorsa bile) sorununu halledelim dediginde ipler kopar. Su insan neden beni benim BUGUN yasadigim sorunlari kapsamiyor demez misin?

    Kusura bakma biraz ders verir gibi olu ama dilimin dondugunce ancak boyle anlatabildim…

  10. kacakkova Says:

    butler’in sürekli andigi ve degerlendirmelerine dahil ettigi isimlerden birisi de witting, baglanti verdim ama ilgilelerin dikkatinden kacmamasi icin birikimdeki “kadin dogulmaz” yazisindan kisa bir alinti ekleyeyim yine de….bu tartismalarda doga/kültür, cinsiyet/toplumsal cinsiyet türünde ikiliklere ve örnegin “cinsel fark” gibi kavramlarin ic-mantiginda yapilan müdaheleye dikkatinizi celbederim ayriyetten….allah muhafaza bunun sonunda tas yagacak basimiza, korkarim….bana öyle geliyor ki, “feminizm ve eril tahayyül” türünde degerlendirmeler, dogru seyler iceriyor olsalar da bu korkunun bir yansimasindan baska bir sey degiller…..

    ” Kadınların ezilişini materyalist ve feminist[1] kavramlarla analiz edersek, bu sayede, kadınların doğal bir topluluk, yani “özel bir türden bir toplumsal grup: doğal olarak algılanan, bedeni içerisinden maddi olarak özgül bir insan topluluğu”[2] olduğu fikrini yok ederiz. Analizin fikirler düzleminde tamamladığını, eylem olgular düzleminde gerçekleştirir: sırf var oluşu itibariyle lezbiyen bir toplum[3], kadınları “doğal bir grup” olarak oluşturan yapay (toplumsal) olguyu yok eder; lezbiyen bir toplum, kadınların nesnesi olduğu bölünmenin politik olduğunu ve ideolojik düzeyde “doğal bir grup” olarak yeniden yaratıldığımızı kanıtlar. Kadınların durumunda ideoloji ileri gidiyor, çünkü düşüncelerimiz kadar fikirlerimiz de bu düzenlemenin sonucu. Bedenimizde ve düşüncemizde, her hatlarımızla bizim için tasarlanmış doğa fikrine uyum sağlamaya zorlandık. O kadar sahteleştirildik ki, biçimsizleştirilmiş bedenimize “doğal” deniyor, ezilişimizin öncesinde bu şekilde var olduğu kabul ediliyor. O kadar sahteleştirildik ki, sonuç olarak ezilişimiz bizdeki bu “doğa”nın (bu doğa bir fikirden başka bir şey değil) sonucuymuş gibi gözüküyor. Materyalist bir analizin akıl yürütme yoluyla tamamladığını lezbiyen bir toplum somut olarak gerçekleştiriyor: “kadınlar” diye bir doğal grup yoktur (biz lezbiyenler bunun canlı, fiziksel bir kanıtıyız). Ama bireyler olarak da, bizim için, Simone de Beauvoir için olduğu gibi, bir mitten başka bir şey olmayan “Kadın”ı tartışmaya açıyoruz. “Kadın doğulmaz, kadın olunur. Hiçbir biyolojik, psişik, ekonomik yazgı insan dişisinin toplumda büründüğü figürü tanımlamıyor; eril ve hadımın ortasındaki, dişil diye nitelenen ürünü hazırlayan şey, medeniyetin bütünüdür” “

  11. y.mert Says:

    dogruyu,bütünden ayrı ele almak,doğrunun yanlışlılıgını da getirir,hani KANAFONİ”hiçbir zaman gelmeyecek bir kurtarma botu için sızlanıp duruyoruz;bilinen şeyse yarının daha iyi olmayacağıdır”dediği gibi,elbetteki feminizm bu sürecein bir ürünü olacaktır.Yani hep bot bekleyecektir,çünkü yanlışı savunuyor,kadını kaypak bireysel bir bilincin ışıgında meşrulaştıracağını sanıyor,sunulan feminizm şekerini içselleştirerek bunu ”varsay ki sen azınlık üyesisin…….”diyerek gerçeğin ya da kadının kurtuluşu sayıyor.Ah Apeironlushadow,ben emekçi kadınının kurtuluşunu savunuyorum,sizse romantik bir ay ışıgında iktidarın verdiği yemeği yiyen kadını….ben direnişin kültüründen dem vururken,siz mum ışıgında yemek yiyen kadının sorunundan….yani direnişlin kültürünü,liberalizmin verdiği hakları az bularak daha fazlasını istyemek mi sanırısınız?(böylesiniz demiyorum,”sanıyor musunuz”diye soruyoruım)Bireysellik(bireyleşme değil) hala parçadır ve öğütülendir.sizi kastetmeden şahsınızda sı9nıf savaşımının gerekleri ile burjuvazinin gerekelrini birbirne karıştıranlaradı sözüm,ve elbette bu sosyalizmin oluşum nedeni olarak algılanmamamalı(ilahi kaçakova) bu olsa olsa ‘feminist”sevdasına kapılmış eğreti tutkuların sorunudur.yani sevgili apeironlushadow yalnız değilsiniz.yani ileri ve gerinin savaşımı da değil bu;erkek-kadın savaşımı hiç değil;bu sınıflar savaşımıdır,bu insan olmanın savaşımıdır;feminizm batının marazisisidir.Yani BABEL in kadın ve sosyalizm kitabı yanlış adres.yani feminist bayraktarlıgı kadına şehvet duygusuyla bakan batının ali baba ve kırk haramiler i okuması gibidir,msalaların yazgısı olmazmış,ama feminizmin de kapatalizmde yazgısı yoktur.postmodernizmin bireye verdiği kaypak bilinçle tutturulan”kusura bakma biraz ders gibi oldu’lara da aldanmamak gerek.emekçi kadının burjuvazinin modernleşmesinde yatmaz,bu sosyalizmin gerçeginde yatar.burjuvazinin kadına bakışı ve ona verdiği haklar da diğer meseleleri gibi kendi çıkarı dogrultusundadır(ırk,cinsiyet etiniste)zaten boşuna değil batının kadın meselesine eğilip onu burjuva haklarından yararlandırmak istemesi,kadını feodalizimden arındırmaya çalışması boşuna değil,kadına kürelleliğin emekçisi diye bakılır,ama birileri de feminizmin penceresinden,yani far var
    fark yok değil.
    sevgili apeironlushadow kapitalizm varsa feminizm de var olacaktır,cinsiyet ayırımcılıgı ds olscsktır,ırkçı söylemler de olacaktır,sizse yazacak belki de kıozacaksınız ama,feminizmin kapitalimi,n bir tuzagı oldugunu bilmediğiniz i,çin yine de en çok siz yorulacaksınız,yani çocuk da yaparım,kariyerde yaparım feminizmin goygoyyculugunu yapmaktır,yoksa siz ”haydi kızlar okula”kampanyasına inanalardan mısınız?
    ilahi apeironlushadow,demişsiniz ki ders gibi oldu kusura bakmayın,ama ders gibi olmadı,sadce cümlelelriniz açıktı,ama anlamsızdı,anlamsızlıgın dersi olur mu,kadının kurtuluşu elbetteki belli,ama kurtuluş kadın da değil,erkek de kurtuluş insanın kurtuluşu olmalı…kadın ya da erkek batının asalagı ,ama sosyalizmin esas degeridir,bu sosyalizmin asıl görevidir,kusura bakmayın apeirlonlu shadow,dres değildi,konuşuyorduk,yazmasaydım da olurdu,ama yazdım artık,hadi iyi günler

  12. tolga Says:

    sayin mert kardesim,
    asil proleterin hasi yemegini mum isiginda yer, bir kadeh sarap ve sonrasinda puro esliginde 🙂

    kaybedecek bir haltimiz yok zaten, mum isigini da cok gormeyin bari bize. hasbinanallah.

  13. farukahmet Says:

    James Maxton diye bir adamcağız zamanında demiş ki: “I am a communist. The difference between myself and a Bolshevik is that I want to turn everyone into an aristocrat whereas he wants to turn everyone into a proletarian.”

    Herhalde sosyalizmin ne olduğunu kavrayamamış bir liboşun tekiydi. Tabi, tabi, öyle olmalı.

  14. Elestirel Gunluk Says:

    y.mert bazen ideoloji dersleri veriyorum. Senin bu yanitini dersde ornek olarak verebilir miyim?

    Hangi konuda mi? Ideolojilerin herkese iyi gelen bir illizyon olmadigindan sozederken tabii. Ornegin sende somutlandigi gibi gerizekalilik etkisi de yapabiliyor, korlesme etkisi de.

  15. apeironlushadow Says:

    “felsefe severim,felsefeyi anlamaya,soru sormanın degerini algılamaya çalışıyorum,sayın KAÇAK ın yazılarını da sevrek okuyorum,ama kimileyin sözün kelamdan çıkıp karışıklıkla cümleleştiğini görünce,affallayıp kalıyorum”

    Hele bi bakin su yukaridakileri soyleyene bi de ayni kisinin iki mesaj sonra soylediklerine bakin…

    Ne diyim. Y.Mert yine de eger ogrenmeye acik oldugunda haber ver yeniden anlatmaya ogretmeye calisirim. Hem de “sözün kelamdan çıkıp karışıklıkla cümleleşti”rmeden…

  16. kacakkova Says:

    sayin y.mert,
    bu sinif minif isleri, parca-bütün hesaplari, sosyalizm gelecek dertler bitecek projesi, ben sayin kacakkova icin manasiz seyler diyeyim gari….ilkin bi fesupanallah dedim icimden, bu da izahi olsun…..yani bunlar herhangi bir analizde kullanilabilirler elbette, gerekebilirler, gerekmedigi halde israrla yok ben kullanacam bi güzellik yapacagim da denilebilir, fakat sizin kullandiginiz haliyle bunlar hicbir sekilde tesir etmez bünyeye….feminizmi öyle anlamiz sorun degil, caniniz sagolsun….fakat asil yanlis anladiginiz sey de bu degil baska bir sey zaten….

  17. y.mert Says:

    kızdırmayan hiçbir düşünce ciddiye alınmaz derdi bir bilge,amasınıf mınıf işleri derken sosyalizm gelecek de dertler bitecek derken sosyalizme inanmadıgınızı gösterir bu,tabii ki cidiyetsizliği de demyeceğim ama bilimsel sosyalizmi de bilmek gerekir,derteleriniz de belkide kavramdıgınz, ama benim de kavrayamadıgımı düşündüğünüz feminizm adına, aytunç altındal ın ”türkiye’de kadın ve sosyalizm” adlı kitabıyla belki bir oranda giderilebilir,belki diyorum sayın kaçakova,belki…ama yine de entel dantel söyleşilerle kendimizi kandırırken buldugumzda diyorum aklımız gelir bu feminizm,değil mi?bu böyledir kaçakova…
    ama tolga kardeşim şimdi sizi nasıl ciddiye alıp da yanıt vereyim,yani hem kızıyorsunzu hem de kızmıyor görünüyorsunuz ,hasininanallah derken kime seslendiniz,kime dert dagıttınız,hem mum ışıgında yemek yemek hem de fedoal ve dini bir söylem”hasbinanallah”başka olur ağaların düğünü”der saygılarımı iletirim siz
    ama geldik apeironlushadow kardeşime,siz ögrtemekten ben de size kitap önermekten bıkmayacagım,siz okusunuz ben dinelrim,siz anlatırrsınız yada ben gülerim,yani yaşam böyledir,hala kusurunza bakmıyorum,dert etmeyin
    kaçakova nın anlayamadıgı sanırım odasının kendisinin olması nedniyle sadece kendi söylemlerinin dogru oldugunu sanması,ama iktidar olmak böyledir,felesefe bileceksiniz ama sosyalizmi bilmeyeceksiniz ,elinsaf ,elmedet…felsefenin gerçegiyle yaşamın gerçegi çok farklıdır sevgili kardeşlerim(aperinonlushadow sizi burda ayrı tutuyorum,tolga kardeşime de hala gülüyorum)yaşamaın gerçegi karşısında felsefenin gerçeginin yeri bile olamaz,sosyalizm gelecek dertler bitecekvari söyleminden dolayı da aslında kaçakovaya kızmadım,yani küreselleşen dünyada neler değişmedi ki,neler heba etmedi ki kendini,bakın edebiyatın esemasi kalmadı,içi boşaltılmış bir bir edebiyat sergileniyor,postmornist söylemler çogalıyor,yani şimdi kaçakovaya da kızamıyorum tabii,yaşamın kıyısından izlenen,ama bu sırça köşk de değil,sadece yaşamın kıyısında durup ama o yaşamın batagından da nasibini alan bir yıgın zihniyet var,ama yine d kendini farklı kulvarda görerek farklı oldugunu sanır,oysa yaşamın ortasındaki dünya daha heyecanlıdır,değil mi)))
    bakın üç kişiye birden yazmak zor oluyor,bence tek tek gelin,bir kişiye üç kişi:)))

  18. apeironlushadow Says:

    bakın üç kişiye birden yazmak zor oluyor,bence tek tek gelin,bir kişiye üç kişi:)))

    :))) leri kullanarak da olsa bunu dedikten sonra ben pes ediyorum arkadas… Allah bilir daha ne kulturel analizlerden suzulmus duygu somurulerine girersin…

  19. Elestirel Gunluk Says:

    Cok guzel bi soyleyis duymustum: Aptallarla tartismayin diyordu. Cunku bi sekilde sizi kendi duzeylerine ceker oradada engin deneyimlerimlerinden kaynakli avantajlarini kullanark sizi altederler…

    Ben de pes ediyorum…

  20. farukahmet Says:

    “Never argue with an idiot. He will lower you to his level and beat you with experience.” (Bob Smith, c. 1962)

  21. y.mert Says:

    eleştirel günlük,size hala yanıt vermiyorum,anladınız değil mi ?ya da şöyle diyeyim,uzaklara gitmeden sayın kaçakova nın yazısından yola çıkarak…ortaçaga da uzanmayacagım”günümüzde soytarı, nesnel ha
    kikatin yasa yanımaz habercisidir.”yeterli mi sevgili eleştirel günlük…
    ama yine de ben severim soytarıları ve sizi,dert etmeyin herkesin bir meselgi olur,sizinki de bu,hadi başka komiklikler bulmaya.başarılar…

  22. Elestirel Gunluk Says:

    Y.mert, nasil da belli oluyor okudugunu anlayamayacak kapasitenin oldugu…

    Bak pes ettik, yeter dedik diyecegim ve sen bunu da anlayamayacak hala yazmaya devam edeceksin… 🙂

  23. y.mert Says:

    hay deli çocuk,eleştirel günlük,ama ben size hiç yazmadan yani sizi ciddye almadan siz bana 2 kez yazmışsınız be aslanım,be koçum,baksanıza yukarıya”bak pee ettik”derken de arkana bazılarını almaya çalışman yalnızlıgın mıdır?demiştim,ben sizi hala seviyorum,bir de soytarıları,anlamdınız mı hala?anlayamadınız mı?hay deli çocuk…

  24. Feminist Says:

    Valla çok eğlendim şu tartışmayı okurken. y.mert sus bari ya.. Yeterince rezil etmissin kendini. Iyi ki resim, gercek isim falan kullanılmak zorunda değil burada…Yoksa medyada ünlü bile olabilirdin.

  25. y.mert Says:

    ”valla,sus bari,ya”nedir bunlar feminist,sokak kızı havaları ve yeni yetme ,ergen agızları da ne oluyor,bak beni incitiyorsun,ben mdeyaya rezil olursam sen de medyanın arka kapagına mı 3 .sayfasına mı konu olmayı istiyorsun,bence ikisi de kötü,sonra rezillğin ölçüsü medya ile mi sınırlıdır a benim gözleri görmeyenim,a benim aklı evvelim,a benim habennekam.bu bir şarkı sana değildi feminist.hadi şimdi incitme bir daha beni.bir de öğüt ”ya!!ünleminden sonra ünlem koy,bunu bilmiyorsan da şunu bil,’ya”sözcük dagarcıgının eksikliğidir derler..Ya işte böyle…

  26. Serbest Yazarlar » Felsefe Says:

    […] bakımından özellikle (örneğin şu değerlendirmeye ve mutlaktöz’deki y.mert imzalı yorumlara bkz.). Bunların önü ve ardıyla uğraşmak ve bu vesileyle feminizmin iç […]

  27. y.mert Says:

    soytarılığın ortaçağdaki tanımını sevdim,felsefe arkadaşım da sanırım soytarılıgın bugününü seviyor…ve feminizmin bu nedenle birilerinin ağzından söylemnine ça…köşeli ayraç burda kullanılamz ki…

  28. y.mert Says:

    fakat felsefe arkadaşın yazısını degerli buldum,güzel bir yazıydı ellerine saglık,

  29. boş arsa Says:

    Haa! Anladım şimdi…

  30. heidi Says:

    merhabalar bende buttler ın cinsiyet belasını okumaya yeni başladım feminist bir yönetmemnin bir filmini çözümlemeliyim ancak nasıl yapıcağm konusunda derinlikli bilgiye sahip değilim temel olarak kuramsal çerçevede kimin görüşlerini baz almalıyım acaba yardımı olabilecek biri var mı ?

  31. andre breton Says:

    Lina Wertmüller: The End of the World in Our Usual Bed in a Night Full of Rain

    http://www.imdb.com/title/tt0077548/

  32. heidi Says:

    ben, yanlış anladın andre breton yönetmen sormuyorum feminist teori hakkında kimin görüşlerini temel alabilirim diyorum kuramcı olarak yani. kitap kaynak önerisi olan var mı?

  33. andre breton Says:

    Derman, Deniz. ‘Jean-Luc Godard’in Sinemasinda Kadinin Yeniden Sunumu’ (Representation of Women in the Cinema Jean-Luc Godard). Ankara, Turkey: Med Campus Project. 1995.

    Feminist Sinema ve Film Teorisi Anneke Smelik; Çeviren: Deniz Koç Pala
    Agora Kitaplığı.

  34. heidi Says:

    teşekkür ediyorum bir sally potter filmi çözümlüyeceğim onun için umarım bişeyler bulabilirim bu kitaplarde çok saol

  35. heidi Says:

    merhaba arkadaşlar judith butler’ın özne veya iktidar özne ilişkisine “performatif” yaklaşmak ne demektir? yada performatif derken ne demek istiyor bilgisi olan varsa yardım edebilir mi lütfen???

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: