bruegel, karnaval

by

pieterbruegel

Sevgili zeynep bruegel’i hatırlayarak, alanımızı genişletti bir anda. Kuru sıkı mesele renklendi ve canlandı. Sözünü ettiği “karnaval ve büyük perhiz arasındaki savaş” adlı resmi ekliyorum. Bruegel resimleri internette yer alıyor. Ama nedense türkçe doğru düzgün yazılara rastlamadım. Vikipedi’ye ve Mavi adlı siteye bakılabilir ansiklopedik bilgi olarak. Son bir kaç yazıdaki tartışmalara bağlanacak şekilde değerlendirmelere ise yine ratlamadım. Bruegel demişken, Bosch’uda hatırlamak gerek. Resimler üzerinde ‘analitik’ düşünmek mümkün, ama esas olarak ‘duygulanımlar’ı serbest bırakmak daha doğru olacaktır.

Reklamlar

13 Yanıt to “bruegel, karnaval”

  1. kacakkova Says:

    ne varsa gene cogu eksisözlükte var…..

  2. zeynep Says:

    Sevgili Kaçak, Bruegel için bir başlığa kesinlikle değer değil mi 🙂 Evet hakkında fazla şey bilinen bir ressam değil Bruegel. Hatta Bosch’un öğrencisi olduğu fikri de, aynı yıllarda ve aynı yerlerde bulunmuş olmaları ve resimlerindeki benzerlikten ileri geliyor sanırım. Bosch’un resimlerindeki doğaüstü olaylar, azizler, melekler-şeytanların aksine, Bruegel toplumsal konularda duyarlı, alaycı ve komik resimler çizmiş. İmparatorlukla da başı pek hoş değilmiş anlaşılan:) Ekşisözlükte de bahsedildiği gibi yüzlerce yıl sonra Baudelaire bahsedince ancak dehası anlaşılmış.

    Bu tablosu, “Karnavalla büyük perhizin kavgası”, çok ilginç bir tablo. Bence sadece yaşadığı ülke için değil çağının tüm sosyolojik, ekonomik veya felsefik özellikleri konusunda sembollerle ipuçları içeren bir tablo. Bunun üzerinde detaylar yakaladıkça paylaşalım istersen burada lütfen.

  3. zeynep Says:

    Resme gelip gidip bakıyorum. Işığı, gölgeyi filan bi yana bıraktığımızda resimde ilk göze çarpan şey büyük bir kargaşa. Sanki bütün şehir bir meydanda ve bir tabloda resmedilmiş. Her çeşit zıtlık göze batmadan aynı kompozisyonda…Dilenenler, zar atan kumarbazlar, serseriler, birbirini boğazlayanlar, dansedenler, ekmek pişiren, balık satan kadınlar, sarhoşlar, topaç çeviren çocuklar, sevgililer, gövde gösterisi yapan rahip ve rahibeler, yerlere saçılmış iskambil kağıtları, resmin tam ortasında en aydınlık noktasında şeytan kostümlü bir figür…Tüm bu kalabalığa rağmen denge var bu resimde. Hayatın dengesi…

  4. enigma Says:

    Tablo’nun özelligi bir yana da, ben senin su arka plan resmine bu sefer hayran kaldim 🙂

    p.s.: Brueghel favorilerimden biri: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/c/c2/Pieter_Brueghel_The_Triumpf_of_Death.jpg

  5. kacakkova Says:

    sevgili zeynep,
    bruegel resimleri üzerine konusuruz kesinlikle…..bu arada felsefe ekibi’nin sanat bölümünde kapsamli bir yaziya rastladim dün, onuda ilgilenecekler icin haber edeyim….”bir komedi ve traji-komedi ozanı” olarak tarif edilmis bruegel……bakhtin’in degerlendirmelerine ilistirebilmek icin, gözüme carpan iki noktayi ekleyeyim buraya…..

    “1568’de, insan figürü, İnsandan Kaçan’da ve özellikle Körler Meseli’nde ağır basar ve bu resimlerde doğanın güzelliği ve kayıtsızlığı, insanın alınyazısının gülünç örnekleri olan bu zavallı insanların çaresizliğini belirgin bir biçimde ortaya koyar. Bruegel’in tutkallı boya tekniğine geri döndüğü bu iki resim, renklerin seçimi ve suluboyanın matlığı, insan dramını dile getirmeye yönelerek, kompozisyonun inceliğiyle kaynaşır. Bruegel’in, Denizde Fırtına’dan başlayarak Düğün Yemeği’ne kadar uzanan son eserleri çağdaşlarının mutlulukları ve zavallılıkları konusunda daldığı derin düşüncelerin ürünleri olarak görülebilir.”

    “Bruegel de olayların zaman içinde gelişmesini çizerken Ortaçağ geleneğine sadık kalır, İtalyanlar gibi alanı perspektifle kavrama yoluna gitmez. Ancak kompozisyonun “komedi” yapısıyla bu gelişmeler değişik bir niteliğe bürünür, bir günün olaylarının anlatımı olur sanki. Bu, dünya gerçeğine, o zamanların deyişiyle “dünya mekanizmasına” karşı yeni bir duyarlılıktır. Bu kavram İtalyan Rönesans’ından gelmekle birlikte Kuzeye özgü bir ahlaki değer de yüklenir. Bruegel’in eserlerinin bu yönü, onun sanatında Ortaçağ ile Rönesans, Reform ile doğa felsefesi, ahlaki yaşamla yaratıcı özgürlük sentezini ortaya çıkarır. Ortaçağdan çıkan Bruegel, görkemli bir biçimde modern çağa girer.”

    sevgili enigma cok tesekkürler,

    fotografi begenmene sevindim…..bruegel’den örnek verdigin resimde cok etkileyici…..kompozisyonun ve renklerin gücüne hayran olmamak imkansiz……

  6. zeynep Says:

    Enigma’nın favorisi olan resim gerçekten çok etkileyici…

    Brecht’in bir yazısında okumuştum. Brecht yeni yazdığı bir oyundan bahsederken der ki;

    “Ama ben bunu gerçekçi bir oyun sayıyorum. Bu konuda köylü Brueghel’in resimlerinden öğrendiklerim, gerçekçilik üzerine yapılan incelemelerden öğrendiklerimden daha çoktur.”

  7. zeynep Says:

    Sevgili Kaçak, Hay Allah Bruegel’in resimlerini yorumlamak için, rüya yorumculuğu gibi doğaüstü yeteneklere veya bir rehbere ihtiyaç var sanırım. Ama ben kafayı taktım, gözümü alamıyorum yine…

    Mesela, şarap fıçısının üzerinde danseden adam sanki şenlik alayının başı gibi duruyor. Elindeki bir kısmı yenmiş domuz geçirilmiş sopayı silah gibi tutmuş ve hemen arkasında bir soytarı -ki bu kesinlikle Bruegel’in yaşadığı medeniyeti temsil ediyor bence. Karşısında tekerlekli platformla iki kişinin çektiği figürün ayağındaki şeylere dikkat ettin mi. Bu kesinlikle Hollanda’nın tahta ayakkabılarına benzemiyor:) Bu figür kesinlikle bir doğuluyu temsil ediyor. Ekmek dağıtıyor. Ve elinde uzun bir tahta küreğin üzerinde uzattığı şeyde iki pişmiş balık var. Bu sembollerin anlamını çözmek zor olmasa gerek yahu…Hatta bu tabloda çinliler de var.

    İzin verirsen ben buraya gelip gidip karalayım kafama takılanları. Belki bir sonuca ulaşırım. Hı?

    🙂

  8. heidi Says:

    sanıyorum burada zıtlıklar söz konusuydu diğer tablolarıyla, herşeyin karmaşıklığı temelsizlik verilmeye çalışılmıştı dini anlamları da vardı ancak net hatırlayamıyorum richard sennett’in ten ve taş adlı kitabında bununla i,lgili bir kısa bölüm vardı. ondan da faydalanılabilir derinlemesine bilgi için…

  9. zeynel sağ Says:

    bu resmı bır arkadaşıma göstermek ıcın aratırken sayfanıza denk geldım arkadaşlar… bu arada resımın bır başka yorumu da jacques attalı nın “gurultuden muzığe” ısımlı kıtabında mevcut… alıntı yapamıyorum su anda kıtap yanımda deıl…
    bruegel ın bu resmı yapışı müzık tarıhınde sanat muzığın klıseden ayrılıp saraylara gırışıne rastlar… konu olan zıtlık aslında orta cağda eğlencenın kılıse ıktıdarı altında ezılışının tarıhsel sonucu olarak bu resımde vucut bulur…
    teşekürler…

  10. Serdar murat Says:

    bruegel de çalışan insanlar herzman yerini bulmuştur. Toplumsal uğraşı içinde üretme görevini yerine getiren köylüyü ve el emekçisini göstermek için sanatın zengin olanaklarından yararlandı. Genel olarak resimlerine bakıldığında herşey muhteşem bir denge içinde resmedilir. Her bir ayrı parçada bulunan her bir insan ayrı ayrı kendi üretimi ile ilgilenirken resimi tamamı akıp giden bir doğrultuyu tasvir eder. . yükseklerden bir yerlerden kalabalık alana bakan sevimli bruel tatlı bir iç geçiriş ile dudaklarında tebessüm resimini yapmaya koyulur.Bu ruh hali bütün resimlerine yanmıştır.Evet ”hayatın kendisi” var bu resimlerde ama hayat dediğimiz şey kapitalizmin kendisi demek ise eğer bruel burda harika bir burjuva sözcüsü oluyor. Millet ‘ ın resimleri incelendiğinde bruelin gösteremediği cesareti gösterek o kalabalık alana inmiştir. Yani üreticiyi üreticinin gözünden resmetmiştir.Jean-François Millet in resimlerinin alternatif olarak incelenmesi tavsiyesini sunmak isterim size…

  11. kacakkova Says:

    hosgeldin serdar,
    bruegel pek öyle yüksek bir noktada durup keyif icinde ya da tatli bir ic geciris ile dudaklarinda tebessüm halinde kalabaliklara bakarak resmediyormus gibi gelmiyor bana.yüksek bir noktadan baktigi dogru belki resimlerin kompozisyonu acisindan, ama o resmedilen hikaylerin icine de giriyor, iceriden biliyor tablodaki hikayeleri.
    üreticiyi “üreticinin gözünden resmetmek” yine de farkli bir tavirdir belki. ancak, millet ile bruegel arasindaki üc yüz yillik zaman farkini göz ardi etmemek gerek ilkin. yani, henüz hayat dedigimiz sey kapitalizmin kendisi olmamis.
    daha önemli olansa, bruegel resimlerinde gördügümüz “hayatin kendisi”nin, kendi zamaninin egemen zihniyetine indirgenebilir bir hayat olmamasidir. hep bir fazlalik vardir, bunu saniyorum anlam fazlaligi olarak ifade edebiliriz, bana öyle gelir, en yalin dogayi iceren bir resminde bile tuhaf ve zapedilemeyen bir anlam fazlaligi vardir sanki. kompozisyonun unsurlarini ve tablonun kendisini metaforiklestirmesinden belki. yorumu zorlayan, düsünmeyi zorlayan, anlamlandirmayi zorlayan bir semboliklik.
    bu anlamda bruegel’i bir burjuva sözcüsü saymak dogru degil saniyorum. sinifsal bir tercih yapmamasi anlaminda diyorsan, bundan emin degilim, ama toplumsali bütünlügü halinde resmetmeye yönelmesi, bir bütünsel hikaye icinde emekciyi yerlestirmesi pek de bu anlamda yorumlanmamli diye düsünüyorum. bruegel caginin elestirel bir ressamiydi, bu kelime anlamli ise; tavri kendi zamaninin zihniyetiyle ya da imgesiyle kendisini özdeslestirebildigi bir tavir olarak görünmüyor hic.
    millet’i bilmiyorum, bakarim ona daha iyi, tercih ettigi renkleri seviyorum aklimda oldugu kadariyla. tavsiyeye uyacagim kesinlikle, iyi de olacak. surada, bruegel bahsi geciyor, onun “ölümün zaferi” zaferi tablosu icin verilen alintinin sonunda, “bruegel yaşadığı çağın bozukluğunun anatomisini çıkarmıştı” seklinde bir ifade var, ben buna tümüyle hak veriyorum dogrusu.
    ayrica resimlerinde anlam fazlaligi gibi varolan baska bir sey de “melankoli”dir saniyorum, bu da kendi zamaniyla özdezlesememis olusunun bir isareti gibi görünüyor.
    yorum icin tesekkürler serdar, tavsiye icinde. baska türlü Millet ile ne zaman karsilasir, ne zaman üzerinde düsünür, hatta bruegel karsilastirmali bir anlama cabasina girmek nasil mümkün olurdu bilmiyorum, simdi kaydettim tam da böyle bakacagim buna.
    kolay gele.

  12. Serdar murat Says:

    Geç cevap verdiğimden üzüntü duyarak devam etmek istiyorum sayın kaçankova…
    Yazmış olduğun cevabın bende yeri tarif edilemez bunun için teşekkür ediyorum.

    Tam olarak kendimi anlatamadığımı düşünüyorum bu yüzden biraz daha kendimce ayrıntıya girerek brueghelden bahsetmek istiyorum…

    Avusturyalı sanat tarihçisi Max Dvorak bruegel hakkında şunları söyler:

    ”Brueghel gerçekçi halk görünümlerini bir sahne dekorunun dış görünüşü olarak kullanmayan ilk sanatçıdır. Onun için hayat bütün insanca nesnelerin ölçüsü, insanlığı yöneten itkilerin , zayıflıkların , tutkuların , törelerin , alışkınların, düşüncelerin ve duyguların incelenmesi , anlaşılması için bir kaynaktır. ”

    Toprağı işleme ve çalışan insanlar brueghelin resimlerinde genel olarak ülküleştirilmeden , toplumsal bir karşı çıkış yada boyun eğiş havasına bürülmeden , olduğu gibi yansıtılır. Sert yürüyüşlü köylü kadınları , sağlamca örülmüş bir duvara benzeyen sapsarı ekinleri biçen köylüler, işleri ile uğraşan orakçılar , hasat gününün sıcaklığı : (bütün bunlar sanki şöyle bir söylercesine etki yaratıyor )- işte durum böyle dileriz böyle sürüp gitsin ! der gibi…
    Brueghel in sanatı kendi anlamını ve doğrulamasını , herhangi bir duygululuğa ve süse kapılmaksızın , kendi için bulur. Çalışan insanlara ne uydurma güzelliğin parıltısı eklenir , nede üzerlerine nahoş bir ışık demeti vurur. Güçlü kaba saba belirgin özellikleri , güvenli bir elle çoğu zman nerdeyse abartırcasına çizilir. Ama bu abartma -kimi zman shakespeare de olduğu gibi – halka tepeden bakmak için değil (anlaşılamadığım nokta sanırım bu) tam gerçekçi bir ustanın halkı -başarıları kötü alışkanlıkları güçlü ve eksik yanları ile- olduğu gibi göstermek için kullanılır. Brueghel insanları hiçbir zman erdemli çoban yada doğa düşkünü soylu kişiler olarak görmez göstermez. Bu resimleri yapan brueghel işte bu yüzden gelişmekte olan ve kendine güven duyan burjuva sınıfının büyük sözcüsüdür.

  13. kacakkova Says:

    selam serdar,
    gec yanit vermen sorun degil. önemli olan simdi kendini tam anlatamadigini düsündügün noktalarda netlestirmen ve yorumunu kendin icin belirgin bir hale sokmus olman.
    bu noktalarda buregel üzerine daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum. eklenecek pek de bir sey yok. söyledigin sekilde, bruegel’in tavri konusunda, hayati oldugu gibi yansitmaya dayandigi, yani yermeden ve süslemeden olani ifade ettigi düsüncesine katiliyorum aslinda. yine de bunun basit bir gercekcilik egilimi olmadigini düsünüyorum. aktardigin alintida söylenen sey dogru, belirli bir durum icinde insanin gercekliginin bütünlük halinde görülmesini ve anlasilmasini saglamak ister söz konusu resimler. fakat yine de, bruegel tablolarinin tuhaf görünen sembolik bir boyutu oldugunu da eklemek isterim buraya. senin ekledigin yorum da -“iste durum böyle, dileriz böyle sürüp gitsin! der gibi”- buradan cikiyor. gercekligi asan gercek algisi icin onun kis resimlerini ele alalim örnegin. karda avcilar tablosunun unsurlari ve kompozisyonu neredeyse yalinkat bir dogalcilik halinde görünür, süsleme yoktur, yergi yoktur, öylece her sey oradadir, hareket dahi devinimini kaybetmeksizin adeta belirli bir anda yakalanmis ve tuvale aktarilmistir.
    ama mesele burada durmaz yine de, yaniliyor muyum? bir fotograf cekimi degildir söy konusu olan, en azindan basit bir fotograf cekimi degildir. kis tablolari bana her seferinde estetik bir tavir olarak kafka’yi hatirlatir bu sembolik muhteva yönünden.
    ama bruegel, öyle ya da böyle burjuva sinifinin sözcüsü müdür? gelecekte yükselecek olan burjuva sinifinin sanatci duyarliligiyla ön temsilcilerinden biri midir? olabilir, emin degilim böyle denilip denilemeyeceginden.
    kolay gelsin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: