gülmenin tarihinden bir kesit

by

gargantua

(….)Ortaçağ’da folk mizahı yüksek ideoloji ve edebiyatın resmi alanının dışında var olmuş ve gelişmişti, ama tam da gayri resmi varoluşundan dolayı, olağandışı bir radikalizm, özgürlük ve acımasızlık taşıyordu. Bir taraftan, gülmeyi yaşam ve ideolojinin her resmi alanında yasaklamış olan ortaçağ, bir taraftan da ona bu alanlar dışında olağandışı serbest ve kuralsız  olma ayrıcalığı bahşetmişti: pazar meydanında, bayramlarda, karnavalesk eğlence edebiyatında. Ortaçağ gülmesi bu ayrıcalıkları yagın olarak kullanmayı biliyordu.

En radikal, en evrensel ve aynı zamanda en neşeli biçimiyle gülme, Rönesans döneminde, folk kültürünün derinliklerinden doğdu; tarihte yalnızca bir kereliğine, elli veya altmış yıllık bir dönem boyunc(muhtelif ülkelerde ve muhtelif dönemlerde) ortaya çıktı, halka özgü (bayağı) diliyle yüksek edebiyat ve yüksek ideolojinin  alanına girdi. Sözgelimi Boccaci’nun Decameron‘u, Rabelias’ın ve Cervantes’in romanları,  Shakespear’ın piyesleri ve komedileri gibi dünya edebiyatının başyapıtlarının yaratımında temel bir rol oynadığı anlaşılıyordu. Resmi ve gayri resmi edebiyat arasındaki surlar, kaçınılmaz olarak çökmekteydi; özelliklede bu surlar, en önemli ideolojikalanlarda dilleri ayırmaya  -Latinceyi konuşulan dilden ayırmaya- hizmet ettiği için. Konuşulan dilin edebiyat ve belirli ideolojik alanlar tarafından kullanılmaya başlanması, bu sınırları silip süpürecek yada en azından zayıflatacaktı.

Ortaçağ’ın feodal ve teokratik düzeninin çözülmesiyle bağlantılı bir takım başka etkenler de, resmi ve gayri resmi alanların kaynaşmasına katkıda bulundu. Yüzyılardır şekillenmiş olan ve insanların yaratıcilığını gayri resmi biçimlerde, sözlü anlatım ve gösterilerde korumuş olan folk mizah kültürü artık edebiyatın ve ideolojinin yüksek düzeyine çıkıp onu döllendirebilirdi. Daha sonra, mutlak monarşi ve yeni bir resmi düzenin oluşum dönemlerinde, folk mizahı türler hiyerarşisisnin daha düşük bir düzeyine düştü. Burada yerleşip yaygın köklerinden koptu, ucuzladı, daraldı ve yozlaştı.

Bin yıllık folk mizahı birdenbire Rönesans edebiyatına girdi. Bu bin yıllık gülme, edebiyatı güçlendirmekle kalmayıp, kendisini de hümanist bilgi ve ileri edebiyat teknikleriyle birleştirdi. Sözgelimi, Rabelais’de ortaçağ soytarısının konuşmasını ve maskesini, folk ve karnaval neşesini, demokratik papazın saygısızlığını, şarlatanın konuşmasını ve jestlerini görürüz  -hepsi de, hümanist ilimle, hekiimin bilimi ve pratiğiyle, politik deneyimle birleşmiştir. Bu yeni bileşimde, ortaçağa özgü gülme değişime yazgılıydı. Popüler niteliği, radikalizmi ve özgürlüğü, yalınlığı ve maddiliği neredeyse doğal güçler olmaktan çıkıp bir sanatsal farkındalık ve kararlılık haline aktarıldı. Başka bir değişle, ortaçağ gülmesi, gelişiminin Rönesans aşamasında yeni bir özgür eleştirel tarihsel bilincin ifadesi oldu. Bu niteliği ise ancak, yeni potansiyellerin tomurcukları ve filizleri ortaçağ döneminde hazırlanmış olduğundan kazanabilmişti.(…)”

[Karnavaldan romana, “Gülmenin Tarihinde Rabelais”, Mikhail Bakhtin ]

Reklamlar

16 Yanıt to “gülmenin tarihinden bir kesit”

  1. apeironlushadow Says:

    Okurken merak ettim; Gulmece Ortacag’da nasil bir illegalitede varligini surdurdu. Bizim hemen 12 Eylul sonrasi fisiltiyla kulaktan kulaga aktardigimiz gibi birsey miydi? Her gulmede sanki ana-avrat kufureder gibi bir sey miydi? Gulmeye siginip insan kalmaya calistigimiz gibi bir sey miydi?

  2. Gunes Says:

    katıldım..gülmekten.

  3. uzakkarlibirülkeden Says:

    merhaba günes
    keyfini bozmak istemem ama ,
    son zamanlardaki “imali yorumlarin” bir okuyucu-n- olarak-tuhaf bir sekilde dikkatimi celiyor.. diyecegim: neden bu tarzi denedigini “kendi basina” bir halletsen iyi olur derim. bende burada bir seyler okurken..birden “ne oluyor ya ? gibi bir tuhaf soru sormaktan kurtulmus olurum..tesekkür ederim.

  4. gunes Says:

    🙂 Selam uzak karlı bir ülkeden..Estagfirullah keyfimi bozmuyorsun bilakis uyarın için teşekkür ederim. Aslında ima etmeye çalıştığım birşey yok ama doğru anlaşılamıyormuş okunduğunda, fark ettim sayende. mutlak töz blogunun yazarı kacakovayı değerli buluyorum, yazdıklarını, düşündüklerini,söylediklerini. O’na takılmayı seviyorum, sanırım o da bana takılmayı seviyor. Çok kişisel bir iletişim kanalında art niyetsiziz ikimizde. Haklı olduğun bir gerçek şu ki, yazarın şahsına takılırken okuyan diğerlerinin durumunu göz ardı etmişim, özür diliyorum. Bir daha yorum yapmam , kendi içimde halletmeyi düşünür, değerlendiririm. Uyarın içn sağolasın.

  5. zeynep Says:

    Sevgili Kaçak,

    Yazı bana Bruegel’in “Karnavalla büyük perhizin kavgası” tablosunu hatırlattı. Hani şehrin meydanında bir karnaval, ve halk; köylüler, sakatlar, dilenciler, fahişeler, soytarılar dans edip, yemekler ve çeşitli gösteriler yapıp çılgınca gülüp eğleniyor. Siyahlar giyinmiş ruhban ve asil sınıf büyük bir ciddiyet, hatta tehditkar bir gövde gösterisiyle biraz uzaktan izliyor…

  6. Elestirel Gunluk Says:

    Ben uzakkarlibirülkeden’in Gunes arkadasa yonelik mesajini gorunce (ki elestirisine katiliyorum) simdi ortalik cirkin olacak diye dusunmustum. Gunes’in gosterdigin anlayis ve olgunluk beni bir insan olarak cok mutlu etti. Hatta ornek alinabilecek duzeyde.

    Gunes tesekurler ve seni kutlarim.

  7. kacakkova Says:

    Sevgili zeynep,

    kanimca cok isabetli bir hatirla(t)ma oldu söyledigin….bakhtin edebiyat ve ideolojik boyutuyla gülmenin ve komigin degerlendirmesini yapiyor…sözünü ettigi atmosferi anlamak üzere dönemin resimleri de önemli olacaktir kesinlikle…sanirim resimde ortacag-rönesans araliginda bakhtin’in isaret ettigi duruma denk düsen isimlerden birisi de breugel’dir….bosch’tan farkli olarak bruguel’de cizgi ve renk unsurlarinin ötesinde „komik“le olan iliskisi dikkat cekiyor….aklimda kaldigi sekliyle böyle, aslinda sanat tarihi icinden degerlendirme sart iyi bir degerlendirme icin….yaniltici olmak istemem bu “komik”le olan iliski bahsinde….bahsettigin resmine bakamadim simdi, ama o türden tematik kontraslari kullandigini biliyorum genel olarak….dogaya ve gündelik yasama odaklanmasi, bahktin’in belirttigi anlamda „ortacag“in asagi-yukari bölümlemeleri, toplumsal kastlarini bir sahnede görme imkani yaratiyor….deliler, dilenciler, fahiseler, köylüler “yüksek kültür”ün temsilcileriyle birlikte ve fakat bir karsitlik halinde zer aliyorlar… komigin islevselligi ve karsitliklari vurgulamasi böylece beliriyor…toplumsal durum icinde bir günün ya da belirli bir olayin kompozizasyonu, kontraslar halinde dillerin yanyana gösterilmesini olanakli kiliyor breugel’de….hic düsünmemistim, ama bakhtin’in rabelais degerlendirmelerinde yaptigi gibi mesela “karnavalesk” kavramini tartismak ve degerlendirmek icin bruegel’in resimlerini kesinlikle hatirlarim artik…..

  8. Elestirel Gunluk Says:

    Zeynep ve Kacak

    Cok tesekkur ederim yahu. Guzel seyler ogreniyorum.

  9. kacakkova Says:

    sagolsun zeynep….

  10. kacakkova Says:

    orhan tekelioglu’nun melezlesmis bir mizaha dogru yazisi, saban karakteriyle ivedik karakteri arasindaki farktan hareketle bir degerlendirme sunuyor….önemli noktalara degindigi kanisindayim, itiraz edecegim yönleriyle birlikte….özellikle ifade edilen “melezlesen mizah” kavramlastirmasina bir serh düsmek istiyorum….”melezlesme” burada sorunu dile getirmek ve degerlendirmek icin ne derece uygun bir kavram süpheliyim acikcasi…..”ortacag” ve “rönesans”ta bakhtin”in sözünü ettigi türde bir “birlesme” degil “ivedik fenomeni”nin bize gösterdigi….yani, günümüzde aldigi bicimiyle “gülme ve mizah”, neredeyse “doğal güçler olmaktan çıkıp bir sanatsal farkındalık ve kararlılık haline aktarıl”mis olunmuyor…..”melezlesme” bu yönde de olabilir, eger kavrami tümden olumsuz yönüyle almak zorunda degilsek….tekelioglu, merkez ile cevre arasindaki iliskinin degisen yüzü olarak degerlendiriyor ivedik’i, saban ile olan farkini da buradan hareketle gösteriyor……bu merkez-cevre analizini veri alsak bile, burada mayalanan seyin, yani ivedik’in cevre adina ve cevreyi temsilen merkeze yerlesmesinin ve kabul görmesinin baska yönlerde degerlendirmesi gerek….mizahin melezlesmesinin ötesinde….cünkü “melezlesme” burada bir gecis durumuna degil, verili toplumsalligin olaganlasmasinin bir septomuna isaret ediyor……

  11. zeynep Says:

    Eleştirel ve Kaçak, asıl ben teşekkür ederim. Evet ben çok şey öğreniyorum sayenizde buradan ve bu paylaşımı çok seviyorum…

  12. cüneyt uzunlar Says:

    Katkı bâbında:

    Bergson Gülme’yi bir yerde doğaya giydirilmiş mekanik olarak tanımlar. Örneğin güneş gözlüklü bir köpek, bıyık çizilmiş bir oğlan çocuğu, kulakları hasır şapkadan fırlamış bir eşek bizi gülümsetir. Bergson burada doğa derken doğalaşmış, normlaşmış olanı da kast eder. Mesela giyim kuşamda norm olan modanın dışına çıkıldığında; Beyoğlu’nda tarlatanla dolaşan ve saçları bukle bukle bir hanımefendi gördüğümüzde gülümseriz. Gene Bergson’a göre normlarda mutabık olan toplum, bu normların dışına çıkanlara yönelik gülmeyi bir eleştiri biçimi olarak kullanırlar. Ve aykırı formları gülerek yani bir anlamda incelikle yadırgayarak yontarlar.

    Birer gösteri sanatı olarak coğrafyamızdaki en köklü güldürüler Karagöz-Hacivat, Orta Oyunu, Meddah ve Köy Seyirlik Oyunları’dır… Bunların ilk ikisi ana tiplemeleri bakımından ortaktırlar. Hacivat Orta Oyunu’ndaki Pişekar ile Karagöz Orta Oyunu’ndaki Kavuklu ile denk gibidir. Karagöz aşağı tabakadan kaba saba, sözden anlamaz bir tiptir. Hacivat ise tam tersi söz sanatlarına düşkün, incelikli ve bu yüzden sürekli Karagöz’den dayak yiyen bir tiptir. Her iki tip de gülünçtür. Çünkü her ikisi de ‘doğal’ın dışında abartılı, mekanikleşmiş tasvirlerdir. Karagöz günümüzün magandası, Hacivat ise günümüzün aşırı nazenin ve kırılgan seçkini gibidir.

    Karagöz ve Ortaoyunu geleneğinin yetmişli yıllarda tarihe karıştığı düşünülür. Ama bu geleneksel oyunlardan izler kalmıştır. Haldun Taner’in Keşanlı Ali’si Karagöz’ün modernizasyonu olarak düşünülebilir. Buna karşılık Ali Poyrazoğlu’nun canlandırdığı Ali Uyanık tiplemesi Karagöz’ün başarısız bir taklidi sayılabilir. Yılmaz Erdoğan’ın Mükremin Abi tiplemesiyse çok daha seviyeli bir Karagöz akrabalığı gibidir. Son olarak Recep İvedik tiplemesi ise geleneğin tek yönlü hale getirlişi sayılablir. Çünkü Karagöz veya Kavuklu hem kaba sabalığın bir eleştirisi iken mürekkep yalamış taifeden öç alma biçimiydi de. Yani hem görece olumsuz ve görece olumlu yanlar barındırıyordu bu tipler. Keşanlı Ali, Mükremin Abi bu anlamda geleneğe daha yakın ve geleneği insani yönde ilerletmiş görünmekteler. Fakat Recep İvedik ve bir çok cüsseli, ensesi kalın, tombik ‘komedyen’deki tavır/lafız tek yönlü, özeleştirisiz, eleştiriye tahammülsüzdür. Dolayısıyla geleneksel olandaki kabasabalık vurgusu doğalaştırılmış, mekanik olan doğal kabul edilmiştir. Karagöz ve Ortaoyunu’daki diyalektik büyük bir ameliyatla alınmış geleneksel tipler hacamat edilmiştir. Ve seyirciler bu yeni post-karagöz tiplemesiyle sadece intikam duygularını doyurup, kabasabalığı bir değer, bir şahanelik olarak içkinleştirmeye başlamışlardır.

    Elbette aldatılan, eğitimsiz bırakılan, açlığa ve avuç açmaya terk edilerek yığınlaştırılanlar isyan etmeyi bilmedikleri için gülmek, küfür etmek istiyorlar. Küfür etmek istiyorum hatta. Hazin olan bu isteğimin Recep İvedik veya badici, a-politik, otoriter, muktedir ‘komedyenler’ üzerinden gidermek zorunda kalmam.

  13. kacakkova Says:

    cüneyt usta, gülmenin bizdeki hikayesini kisa ve derli toplu sunmak gerekliydi, bu söylediklerin onu karsiliyor….gülmenin, aykiriligi yadirgatma üzerinden normallestirici, olaganlastirici bir islevi var, o yani daha cok baskinlasiyor belki…gülmek ve küfretmek böylece belirli bir tür tepki gösterme, “isyan etme” özelliginden uzaklasiyor, cevrenin merkeze tasinmasina bagli olarak…..

  14. boş arsa Says:

    1- Çevrenin temsilcileri merkeze taşınsa da çevre çevrede kalıyor…

    2- Gülmek ve küfretmeyi zaten isyanın parçası olarak görmüyorum…

    3- İsyana en yakın duygu eylemleşmiş öfkedir nazarımda…

  15. kacakkova Says:

    1.evet aynen katiliyorum….sorunda bu, yiginlastirilanlarin “nesesi”, “kederi”, “öfkesi” baska baska ifade yollari buluyor….”biz” simdi bu tür tespitleri yapanlarda bu mekanizmalara dahiliz….

    2.isyandan anladigim seye göre belirli bir durumda gülme ve küfür isyanin kendisidir

    3.öfke, isyan olmadan bile eylemlesebilir ve herhangi bir sekilde eylemleserek bu dünyayi yadsiyabilir…

  16. kacakkova Says:

    bi de kadinin kahkahasi var, “kadinin vahsi cinselligi, vurucu silahi” diye yazmis hande ögüt……

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: