Liberal sinizm ya da kuzu postunda kurt olmak

by

Bir adam, karısından fena halde şüphelenmektedir ve artık dayanamayıp sorar: “Beni aldattın, değil mi?”

Bu sorunun kendisini sadece bir objektif “soru” (merakı gidermek üzere ifade edilmiş) olarak almak elbette hatalı olur, sorudaki reflektiviteyi gözden kaçırmak olur. Soru sorulduğu andan itibaren, kendi cevabını da içinde taşır çünkü… Eğer soru, olumlu olarak “evet, aldattım” diye cevaplansa, “aldatmak” eylemi fiziksel olarak “gerçekte” vuku bulmuş olsa da olmasa da, en radikal biçimde gerçekleşir. Kubrick’in Eyes Wide Shut’ındaki Nicole Kidman’ın oynadığı karakterin aldatma ile ilgili itirafını hatırlayın… Kadın, içine bir gemici imgesini de katmak suretiyle öyle ‘fantastik’ bir tablo çizer ki aldatışı ile ilgili, artık aldatmış olmasa bile bu Tom Cruise’in oynadığı adamın sonu olmayacak iktidarsızlık tüneline girişini engelleyemez.

Şimdi “evet, aldattım”ın alternatifi olan cevaba gelelim… Kadın, “hayır” dese ya da yanıt vermese, bu “kıskanç” adamımızı daha da şüphelendirir. Nuri Bilge Ceylan’ın son şaheseri Üç Maymun’unu anımsarsak, Yavuz Bingöl’ün canlandırdığı karakter karısından “evet aldattım” diye bir cevap almamasına rağmen, çılgına döner, hayatı zehir olur.

Demek ki, soru bir kez ağızdan çıktıktan sonra, zaten cevap da otomatikmen verilmiştir; aldatma eylemi materyal olarak gerçekleşmemisse bile yine de “olmuştur”… hem kadının hem de adamın safında. Verilen cevap buna bir etkide bulunmaz. (Verilen cevabın tabii ki çok önemli bir etkisi vardır ama bu “olma”nın olmaklığını değiştirmez.)

Son günlerde İsrail’in Gazze’de gerçekleştiridği yaptığı operasyona karşı çok geniş gerçekten “şenlikli” (o kadar şenlikli ki Filistin için para toplamak yolunda göbek atanlar bile var!) bir cephe biraraya gelebildi: hümanist çokkültürcü liberaller, dinciler, milliyetçiler, sözde radikaller… Bu karşı çıkışın olası bir ırk-ülke-din üzerinden “günah keçisi” yaratışına karşı, ya da genelde Kürtlere, eşcinsellere, Alevilere, devrimci demokratlara en antidemokratik uygulamalar gerçekleştiğinde ses çıkarılmayan bir ülkede bu bazılarımızı huylandırdı. Huylanıp da bu çok sesli liberal-milliyetçi-dinci koroya katılmayanlar ne kadar ısrarla “İsrail destekçisi” olmadıklarını söyleseler de, şu aldatıldığını düşünen koca gibi “duyulmadı” ya da duyulmazdan gelindi.

Şöyle ki, “Ben hiçbir devleti savunmuyorum, İsrail de buna dahil…” ya da “arada Yahudi düşmanlığı yapılarak antidemokratik, ahlaksız, gerici, yozlaşmış Arap ülkeleri Yahudiliği bahane ederek kendi yozlaşmış düzenlerini devam ettirip Filistin sorunu kullanıyorlar” ya da “faşizm canavarlar yaratır ve bu canavara düşmanlık üzerinden ülkedeki esas sorunların üstünü kapar. Bu sorun da böyle kullanılıyor. Asıl ikiyüzlülük budur.” dendiğinde dahi, “İsrail ya da devlet yardakçısı” etiketi bir güzel rahatlıkla yapıştırıldı. [Hem de geçelim dinci gerici ya da ırkçı eylemlilikleri, sinagog bombalamalarını filan, kendine solcu diyenlerin bile yürüyüş sırasında sokakta gördükleri bir İngiliz’i Yahudi diyip adamakıllı dövdükleri bir ülkede, bir Yahudi düşmanlığı uyarısının ısrarla üstü çizildi. Bu ne çeşit bir semptomdur Allah aşkına?]

“Sen beni aldatıyorsun” saplantısındaki kıskanç kocanın iktidarsızlığına ne kadar çomak sokarsanız sokun, ona ne kadar ısrarla onun tarif ettiği gibi olmadığınızı söylerseniz söyleyin ısrarla ihanetle suçlanacaksınızdır.

Kaçakkova’nın şu yazıda “Anti-deutschen”lerle ilgili verdiği örnek gerçekten de ciddiye alınmalıdır. Ama üzerinde biraz düşünüldüğünde ironik olan şudur ki, ciddiye alması gereken taraf, görünenin tam aksinedir. Anti-deutschen adlı antifaşist grup giderek İsrail savunucusu hale gelmesinin biricik nedeni, “Öteki”ne karşı saygı ve acımak üzerinden vücut bulan politik bir refleks, değilse nedir? Ve resme dikkatle bakılırsa, görülecektir ki, Anti-deutschen’i İsrail devleti savunucusu yapacak konuma düşüren gerçek ilk olarak her fırsatta, “Filistin’de ne oluyorsa haklıdır.” tekrarlamamaktan başka birşeyi dememek ve diyenleri de engellemek suretiyle aslında sorunun devamının objektif olarak “destekçisi” olanlar olmalıdır. Bu sebeple, Anti-deutschen grubundan ders çıkarması gerekenler Türkiye’nin sözde “sol”, liberal, “düşüncesiz” hoşgörücü horgörücüleridir. O hoşgörücülerdir ki, toprakları işgal edilen Filistin halkının haklılığı ile, kendi yaşadıkları ya da mensubu oldukları ülkede bu “haklılığa” nasıl bir tepki verildiğinin, olayların “kimi, neyi, nasıl” desteklediğini görmezden gelmişlerdir. Özce, Anti-deutschen nasıl İsrail’e karşı çıkana “anti-semitik” damgası yapıştırırak İsrail eleştiren muhalifleri duymamayı tercih edip haksızlık etmek yoluna girmişse, bizim “hoşgörülü” muhalifimizin Filistin’de yaşananlara sebep olanları açıklamaya çalışan, Türkiye’de gösterilen sinik muhalefetin patolojisini gözler önüne sermeye çalışan birine cevabı aynıdır: “Seni gidi İsrail yardakçısı seni…”. Bu anlamda Anti-deutschen’den örnek alması gerekenlerin kimler olduğu açıkça ortadadır.

Şimdi tüm bu sorunlardan atlayıp, bir ay öncesinin İran’ına gidelim. Bildiğimiz Bush’a karşı ayakkabı fırlatan gazeteciye… İran’da bu olaya verilen tepki şöyle oldu: Devlet töreni altında, polisler eşliğinde Bush resimlerine “öfkeli” kalabalıklar, ayakkabılarını yağdırdılar.

Mideast Iran USDikkat edelim: Iraklı gazeteci doğru ve kahramanca bir eylem gerçekleştirmiştir, Bush’a gerekli cevabı da vermiştir. Yine de İran’da gerçekleşen toplu ayakkabı atma eylemini paranoyak sol bir çıkışla anti-emperyalistliğe denk düşürüp alkışlamakta acele etmemek gerekir. Her ne kadar “çıkış sebebi haklı da görünse” de (aslında rağmen değil tam tersine, haklı gibi gözüktüğünden ötürü) bizim açımızdan eylemin İran’daki koşullar üzerinden yansıması es geçilemez. (Yani Lacan’ın diyeceği gibi kadının, ‘gerçekten’ aldatmış olması ya da olmaması, kıskanç adamımızdaki patolojiyi, onun kaynağını ortadan kaldırmaz. Bizim büyüteçle baktığımız yer bu.) Ya da başka bir deyimle, gazetecinin hakkını teslim etmek bir tarafa, orada olup biten İran’ın kokuşmuş rejiminin, halkına gerçek düşmanı (gerçek düşmanı yani yolsuzlukla , rüşvetlerle, recmlerle, idamlarla, çalkalanan İslami rejimi) unutturmak için olmasın sakın!? Burda aptal, bunun farkında olmayan bir halktan bahsedilmiyor tabii… Mideast Iran USO “halkın” kendisi içindeki gerçek çelişkiler yerine, devlet iktidarından nemalanarak, gücü de arkasına alıp, o çelişkileri bir abradakadabrayla yok edebiliyor “haklı” bir sebebe bağlıymış gibi gösterilen eylemlilikler… Bush’a atılan ayakkabı ne kadar heyecan vericiyse de, İran’da bunu görmezden gelip “davullar” eşliğinde ayakkabılar fırlatıp, “keyif almanın” sorgulanmadan es geçilmesi, bu koroya katılınması en hafif deyimle anti-etik’tir.

Bu babda Türkiye’de son zamanlarda Filistin’de yaşananları “kritik” etmek gereği duymadan koroya katılanlara iyi bir örnek İran’da bu yaşananlar… Burada öyle bir oyun dönüyor ki, başkalarının “masumiyet”i ve mesela en korkunç kafası kopuk çocuk resimleri dahi araç edilerek, kaş göz arasında birilerinin kirliliği örtülmekle de kalınmıyor, belki daha kötüsü, Ortadoğu’da varolan kıskacın “gerçek” sebepleri üzerinden düşünmekten de kaçınılmış oluyor. Aynen kıskanç kocanın kendi patolojisiyle yüzleşmekten kaçındığı gibi. Böylece o kıskacı ortadan kaldıracak politik bir refleksin, sorunun çözümünün de önü en baştan kesilmiş oluyor, hem de “büyük insanlık” adına naralar atılarak…

Reklamlar

6 Yanıt to “Liberal sinizm ya da kuzu postunda kurt olmak”

  1. kacakkova Says:

    baba selam,

    kendi dükkanini kapayinca senden bir zaman ses cikmaz dediydim, yanilmisim, genis bir yaziyla ciktin ortaya…..sagolasin…..
    bu yazilanlara özel olarak denilecek bir sey yok…..itiraz noktalari dogrudur, dile getirdigi sikintiya katilirim aynen….
    antisemitizme karsi olmak, ve hatta olusan yahudi ve israil karsitliginin neleri perdeledigi konusunda dikkatli olmak cok önemli…yine de bu dogru seyin önemli olmasi, ancak „öteki koro“nun hamas üzerinden, islam ve ortadogudaki „gericilik“ üzerinden neyi perdeledigi konusunda dikkatli olmaya baglanmasiyla tamamlanmalidir…..
    anti-deutschnelerin politik sahnede düstügü tuzagin bu bakimdan belli bir kesime özel olarak baglanmasi yanlis olacaktir….
    bence her kesimi icine alan, özellikle belirli bir „dogru“yla icinde bulundugu söylemin („koro“nun) ne söyledigine dikkat edemeyen herkesi….bu noktada sorunumuzun, politik sahnedeki savasta ne tarafa düsütügümüzden öte, sahip oldugumuz patolojileri bu sahnenin hengamesi icinde unutmak/gözardi etmek oldugunu düsünüyorum…..
    „Anti-deutschen nasıl İsrail’e karşı çıkana “anti-semitik” damgası yapıştırırak İsrail eleştiren muhalifleri duymamayı tercih edip haksızlık etmek yoluna girmişse, bizim “hoşgörülü”muhalifimizin Filistin’de yaşananlara sebep olanları açıklamaya çalışan, Türkiye’de gösterilen sinik muhalefetin patolojisini gözler önüne sermeye çalışan birine cevabı aynıdır: “Seni gidi İsrail yardakçısı seni…”. Bu anlamda Anti-deutschen’den örnek alması gerekenlerin kimler olduğu açıkça ortadadır.“
    Bu aslinda o kadar acik degil sanirim, cünkü verili sahne ve benzer durumlar, aslinda her türden söylemi, kendi icinden ve disindan acmazlarla kusatiyor….
    tam da bunlardan dolayi, aslinda her aciklama sahibinin baskilanmasinin ve aciklamalarinda mesela „yahudi düsmani olmadigini aciklamak, belirginlestirmek“ durumunda kalmasinin ya da tersinden mesela „israil yardakcisi olmadigini bellirtmek durumunda“ kalmasinin iyi bir sey oldugu kanisindayim…..cünkü ancak böylece sadece öteki koronun sesini bastirmakla degil, kendi denk düstügümüz korodaki sesi de atonallestirmek, bozmak, orayi ayritirmak durumunda kaliyoruz ve bu iyi bir sey…..
    bu yaniyla asagida link verdigin ayse günaysu’nun, „niyetimiz neydi“ diye aciklama yapmak durumunda kalmasi da bence iyi bir sey, yaptigi aciklama ayrica kimi noktalarindan yeniden baskilanmaya alinmalidir üstelik…..
    kisaca söyle anlatabilirim sanirim…..
    günaysu, eger “eski kurbanlarin simdi cellat oldugu” söylendiginde, bunda irkcilik ve ayrimcilik oldugunu görebiliyor ve buna itiraz edebiliyorsa, ayni sekilde mesela senin baslikta kullandigin “kuzu postunda kurt olmak” ifadesine de benzer bir ihtiyatla yaklasabilmelidir….oysa bunu yapamayacagini, “ansemitizme karsi metnin” icsikintilarini “niyetimiz neydi” üzerinden aciklamaya calismasindan anlayabiliyoruz…..
    simdi celiskiye bir de diger yanindan bakalim….
    eger günaysu, senin bu “kuzu postuna bürünmüs kurt olmak” ifadene irkcilik ve ayrimciliktir diye itiraz edecek olsa, bu kez kendisiyle tutarli olacak ama tam da bu tutarlilik sebebiyle, senin böylece söyledigin dogruyu iskaladigi ve onu anlamak yerine seni dogrudan yaftaladigi icin meseleyi yanlis bir sekilde anlamis olacaktir…..
    nasil derler, “hadi buyurun cenaze namazina”……
    ……
    her iki korododa söylenen „dogrular“ var(dir), „dogruyu söyleyen“ler var(dir), ancak gelin görün ki mesele hic de „dogruyu söylemek“ degil artik (foucault”nun ruhu sad olsun)…..bahsettigin “aldatilan kocanin psikopatolojisi” de meselenin dogruyu söylemek olmadigini gösteriyor zaten…..sorun su ki burada maymunlarin sayisi üc degil ve “lan beni aldatiyormusun” diyen koca da bir tane degil…..
    aksine kocalarin durumu ultrapatoloik nitelikte bu sahnede ve herkesin “gözü tamamen acik” üstelik…..1.koca burada sadece aldatildigini düsünmüyor, öteki kocaya da dikkat et karin seni aldatiyor diyor ayni zamanda……bunu söylemesi de muhtemelen kendi patolojisini kaydirmak anlamina geliyor….ee tabii öteki de bos durmuyor, “hadi len, asil sen kendi karina bak” diyor bu arada…..
    saddam diktatörlügünden, fasizminden bahsetmek dogrudur, ama abd’nin oraya girisini ve oradaki varligini bu dogruyla iliskinlendirmek baska bir seydir(ya da tersi)…..
    israil-hamas meselisinde de bunu benzer sekilde görebiliriz…..
    su halde her iki yönden korolarin akortlarini bozmak, seslerin bastirdigi seslere dikkat etmeye calismak, bu zemin icinde, kendi basina anti semitizmden bahsetmenin bile bir tuzak olabilecegini gündemde tutmak ve bununla birlikte antisemitizme kesin bir sekilde karsi olmak, islamifobiye karsi olmak ve fakat ‚islami dünyanin realitesi’nin de bu yoldan perdelebilecegini fark etmek, hasili kelam bu hengame icinde de su „ortadogunun gercek kiskaci“ dedigin seyi gündem de tutmak önemsedigim bir sey……
    acmazlarimizdan ve tuzaklarimizdan (olabildigince) sakinabilmek icin….

  2. metin Says:

    “su halde her iki yönden korolarin akortlarini bozmak, seslerin bastirdigi seslere dikkat etmeye calismak, bu zemin icinde, kendi basina anti semitizmden bahsetmenin bile bir tuzak olabilecegini gündemde tutmak ve bununla birlikte antisemitizme kesin bir sekilde karsi olmak, islamifobiye karsi olmak ve fakat ‚islami dünyanin realitesi’nin de bu yoldan perdelebilecegini fark etmek, hasili kelam bu hengame icinde de su „ortadogunun gercek kiskaci“ dedigin seyi gündem de tutmak önemsedigim bir sey……
    acmazlarimizdan ve tuzaklarimizdan (olabildigince) sakinabilmek icin….”

    Bence budur sağduyunun (ya da isterseniz: solduyunun) sesi!

  3. z.betül Says:

    öyle miydi, böyle miydi, kim haklı kim haksız filan derken çocukların kafaları kopuyor, hiç anlamayacak çocuklar olup bitenleri, hiç anlamayacaklar ve hep çocuk kalacaklar, az yaşadıkları için azıcık ölecek onlar azıcık yanacak canları böyle diyorum
    çünkü aklım almıyor olanları, utanç duyuyorum; kış işte ve birbirinden uzakta bazı insanlar, insanlar insanlıktan uzakta, ayrılık değil, ağıt değil
    bir aşk şarkısı dinlemek istiyor canım, ağzımda döndüre döndüre-
    hani anlam veremez ya büyükler nasıl yerler öyle döndüre döndüre-
    öyle yiyeceğim bir şekeri
    o çocukların yerine

  4. yeraltındannotlar Says:

    İsrail’in Filistin’de uyguladıkları bazılarının hoşuna gidebilir mi? Bu iş artık tıpkı İsrail’in genel olarak uygulamış olduğu politikalar gibi çığırından çıktı ya da Erdoğan’ın siyasi üslup ve ahlaktan uzak konuşmalarına benzedi. Hamas’ı kendi gibi gören bir anlayış… Ne alaka değil mi? Ama İsrail uçakları Konya’dan kalkıyor’muş ve Gazze’yi bombalıyor muş!! Dostyovski ve Gandi’nin, Gandi’nin de Fethullah Gülen’e benzetilmesi gibi bir şey. Sizinde yer vermiş olduğunuz şu başlıkta ki gibi: “Filistin için göbek atıp para topladılar!” Bazen unutuyoruz bu ülkede yaşadığımızı. Enternasyonal bir “fener” Deniz Feneri, diğer bir Fethullahcı yapılanma olan Kimse Yok Mu?, İHH derneklerinin yanına AKP – Kızılay’da katılmıştı biliyoruz, İstanbullu simitçilerde “hümanist” bir şekilde en son gördüğümde. Çocuk koymuş bir bağış kutusu hem de camekândan önemsiyor işi anlaşılıyor, birde üzerine bir Filistin bayrağı!

    Söylemiştim daha önceden söylemekten de sıkılmayacağım walla… Yüzde 60’ı aptal (Aziz Nesin’lik yani) yüzde 10’u hain, geriye kaldı yüzde 30! Onlarda bağımsız bir denklemde, girebilecekleri bir gurup ya da sınıf yok. Oysa nesnellik şunu diyor ve çelişkiler de bunu doğruluyor. Bütün mesele “ezen – ezilen arasında ki çelişki”de!

  5. tolga Says:

    Gun Zileli’nin en son yazisi … bu yazi her ne kadar “Ergenekon davasi” denen seyden yola cikip baska bir acidan yaklasiyorsa da, benim Turkiye guncel poltikasina dair yukarida tartistiklarimin temel mantigiyla ortusuyor.

    Zileli, yazisinin sonunda soyle demis: “O halde, Kronstadt toplarının namlularını liberallere doğrultmasının zamanıdır.” Aynen!

  6. Serbest Yazarlar » Yurttan Says:

    […] da sürekli yeniden sorunsallaştırmak, ve bağlamsallıklara dikkat etmek durumundayız. “Liberal sinizm ve kuzu postunda kurt olmak” başlığında ortaya çıkan mesele/miz bir bakıma […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: