anti-deutschen, diamanda galas ve ayrımcılık tuzağı

by

Everestmylord’un anti-deutschen ve diamanda galas başlıklı yazılarına, ayrımcılık tuzağı olarak adlandıracağım cok incelikli bir soruna çok önemli noktalarda işaret ediyor olduğundan dikkat çekmek istiyorum. Tuzak dedigim özetle şudur, ilk olarak onu belirteyim: tersinden yada düzünden etnisite gibi bir siyasal durumu doğallaştırmak, tarihsel bir sorunda olumlamayı(ırkçılık) ya da olumsuzlamayı(ırkcılık karşıtlığı) sabitlikler üzerinden kurgulamaya almak ve kendi politik konumlanisini bu cercevede sabitlemek. Bunun ne şekillerde ortaya çıkabileceğine dair bir kaygıyı derinleştirmek istiyorum özellikle.

„Anti-deutschen“lere gelirsek, Alman solunun antifaşist damarının ortaya çıkardığı en önemli akımlarından biri olarak ortaya çıktıklarını belirtmek lazım ilkin.Bu eğilim üzerine şimdi detaylı bir tarihçe ve kendi içlerindeki olası kavrayış ve konumlanış farklarına ilişkin bilgi veremeyecegim, ama temelde, bu akımın, antisemitizmin, ırkcılık ve ayrımcılığın „alman-olma“ niteliğine geri dönüşsüz bir şekilde yapışmış olduğu düşüncesiyle ortaya cıktığını belirtmek mümkün. Bu grup nazizmle ve antisemitizmele bağlantılı (olduğunu düşündükleri) herşeye karşı kesin reflekslere sahip. Bunların izini solun icinde de sürüyor ve tepki gösteriyorlar. Konumlanışlarında ulus kavramının kökensel saçmalığını hedef alan bir yaklaşım sözkonusu; bu yanıyla, örneğin solun içindeki anti-amerikancı ve anti-israilci yaklaşımların ne şekilde antisemitizm tehlikesi barindiracağı konusunda da reflekslere sahip. Bunların türkiyedeki millliyetcilik ve ırkcılık tartışmalarında dikkate alınması gereken refleksler olduğunu düşünüyorum, öncelikle bu yanını belirtmeliyim. „Türk-olma“nın etnik arındırma, ayrımcılık, milliyetilik ve ırkcılıkla ne şekilerde içice geçtiği ve daha da incelerek geçebileceği konusunda başka bir kapsamda ve fakat benzer nitelikte sorunlarla ve tartışmalarla malül olduğumuz bir gerçek. Bizdeki belirli bir solun anti emperlizminin özellikle nasıl ulusalcılığı üreten bir konumda kalmasına neden olduğu, vatan savunusu temelli bir kalkışın ırkcılıkla nerelerde birbirne karıştığı konusunda ciddi zorluklarımız var.

Anti-deutschen’lerin yaklaşımı bu yanıyla ilk elden önemli refleksler olarak kaydedilmelidir bir bakıma, ancak tam burada başlayan tuzağı da konuşmak durumundayız. Anti-deutschen’lerin ayrımcılık tuzağına düşmek konusunda, son yürüttüğümüz kimi tartışmaları yakından ilgilendiren bir karmaşayıda örneklediklerini söyleyebiliriz çünkü. Bağlantı verdiğim yazılar durumu açıklıyor; ayrımcılık tuzağı konusunda özellikle, siyasal bir durumun doğallaştırılmasıyla bağlantılı olarak ayrımcılığın karşıt konumlardan ne şekilde işleme sokulduğuna işaret edilmesini vurgulamak isterim yeniden. Öyleki, bu “anti-deutschen” grubu “alman-olma” karşıtliklarını, ellerinde abd ve israil bayraklarıyla ortalıkta gezme noktasına vardırıyor ve bunda bir beis görmüyorlar. „Anti-emperyalizm“e kilitlenmiş güdük bir solculuğun ırkcı ve milliyetci bir ulusalcılığı, dolayısıyla ayrımcılığı geliştirdiği/bu ayrımcılıkla ve ırkcılıkla açık ya da gizli bir ilişkiye girdiği konusunda haklı/doğru refleksler göstermelerine rağmen, tersinden abd’ye, ingiltere’ye ya da israil’e alınacak bir karşı konumlanış imkanı da bırakmıyorlar. Irkcılık ve ayrımcılık “tarih-üstü” sabitlikler olarak tasarlanınca, doğal olarak konjonktürel düzlemde baglamsal tuzaklara düşmek kaçınılmaz oluyor. Böylece karş çıkmaya çalıştığımız şeyin kendisini değil belki ama zeminini yeniden (bizzat kendimiz) üretmiş oluyoruz.

Bu noktada türkiyedeki milliyetciliğe/ulusalcılığa karşı bu türden reflekslerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha belirtmek gerek. Yanı sıra hemen ayrımcılık tuzağına karşı burada durulamayacağını da belirterek. Nedeni „anti-deutschen“ grubunun yaklaşımından açık olsa gerek. Çünkü bu durum gösteriyor ki, bu türden bir „anti-“lik, ne teorik ne de politik olarak, kendi başına, ayrımcılık tuzağına karşı bağışıklık kazanmaya yetmemektedir. Aksine, reflekslerine rağmen, o reflekslerin içinde bulunduğu kavrayış biçimi, karşı çıkılan şeyi başka yönlerde yeniden üretmekten muzdarip.

Everestmylord’un dediği gibi, sonucta iş ironik olmaktan çıkıyor ve örneğin anti-deutschen’ler, alman ulusculuğunun suçları konusunda sahip oldukları haklı kaygılarını, ortadoğu konusunda mesela israil’i her koşulda destekleyen bir konumdan tavır almaya ve konuşmaya bağlamakta tereddüt etmeyebiliyorlar. Bu anti-faşist yaklaşımın içinde ve biraz berisinde, israil’i ve batılı dünyayı sahiplenirken ortadoğudaki diğer halkları ve kültürleri küçümseyen, dışlayan bir yaklaşımın sotaya yatmış olması sözkonusu ki, bu noktada sanildiğindan daha ağır bir teorik-politik sorunla karşı karşıya olunduğu açık olsa gerek.

Reklamlar

2 Yanıt to “anti-deutschen, diamanda galas ve ayrımcılık tuzağı”

  1. Liberal sinizm ya da kuzu postunda kurt olmak « Mutlak Töz Says:

    […] Mutlak Töz “Bütün, yanlıştır” « anti-deutschen, diamanda galas ve ayrımcılık tuzağı […]

  2. Über die Anti-deutschen ya da Anti-Almanlar « Serdargunes’ Blog Says:

    […] Presse, zumindest in einer linken Zeitung kann man über sie lesen, auch in einem türkischen Blog. Im Urlaub hatte ich mal versucht einem türkischen Linken die Anti-Deutschen zu erklären. Er […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: