Uykudan İlk Kalkışta: Yeni Bir Renk

by

1- 21 Şubat 1911 (Kafka-Günlükler)

Bu dünyadaki hayatım öyle ki, adeta ikinci bir hayat yaşayacağımdam eminim. Örneğin, başarısız kalan Paris gezisinin acısını çok geçmeden yine oraya gitmek isteyeceğimi düşünerek sineye çekmiştim…

2- 27 Temmuz 1957 (Ece Ayhan-Galata Kantosu)


geceleri Galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık
ölüme
diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken
Galata’da.

3- Temmuz 2008 (Cem Kurtuluş-Turuncu ama Devlet/Monokl Hegel Sayısı)


korkup yine
kaçmış olacağız yanına devletin
ah, önce öp
sonra yık beni!
yok oluşun bütün izlerine
susamış rengim.

1- Üzerine düşünme yazgısını üstümde hissetmediğim tek bir gün bilmiyorum. Ne zaman ki yaşamın gidişatına atsam kendimi, hemen suya batar gibi dibe batıyorum: yaşam değil ama içim boğuyor beni. İçim, algım yaşamla dolaysız bir dünya kurmayı hazmedemiyor. Hem bu dünyada yaşamak, yaşamaya, hayatta kalmaya zorlanmak,,, hem de onu değiştirmek, onu kabul etmemek, ondan tiksinmek halleri arasında gidip gelmekten ne yaşamasını ne de yaşama karşı radikal bir eylemler halini, yani kendimizin arzusuna doğru olan dünyayı etkinleştiremiyoruz. Ortada bir yerlerde, neredeyse çok azını başardığımız isteklerimizle, tam bir yaşama haline geçememiş bir sıkışıklıkta duruyoruz: sanki sahip oldukları zaman zinciri yalnızca güneşin aydınlattıklarını görebilen köleler gibi. Halimiz nice: biraz sağa kayarsak güneş yakıyor yaşamak bilmeyen bedenimizi, biraz sola ya da aşağıya kayarak bu sefer de bir hayal dünyasında hiçbir zaman gerçeğe dökemediğimiz sayısız plan ile, o planların salt gölgeleri ile nefes almaya zorlanıyoruz. Hem nefes almak hem de güneşe alternatif bir ışık zerresi olmanın zorluğuna ne kadar dayanabilir insan!..

İmgeselimin bu denli güçlü olmasından çok fazla sıkıldığım zamanlar oluyor ama bunu kendimden başkasına anlatamadım hiçbir zaman. Kendi imgeselim kendisini avutacak başka bir imgesel düzlemi açtığından olabilir başkasını ben ile ilişkiye sokamamam. Fight Club’un asi çocuğu Tyler Durden gibi “Bırak olsun” diyemiyorum, rahat olamıyorum. Yaşamı her zaman yaşayabileceğim, her zaman onu elde edebileceğim gibi bir his var içimde,,, ve bu yaşamı elde etmenin kolaylığından o denli çekiniyorum ki onu zorlaştırmak için bir gerekler düzlemi içinde bana bahşedilmiş yetenekleri açığa çıkarmak istiyorum: Yaşama müdahale etme isteği diyebilirim buna. Hiçbir zaman yeterli gelmeyen bir şey oluveriyor yaşam benim karşımda. Olduğu haliyle onu kabullenemediğim, ona kendimi bırakamadığım yani onu kendi karşımda o denli zayıf gördüğüm bir varlık olarak duyumsuyorum. Bu yüzden Kafka’dan daha zor bir yerdeyim belki de, o kendisini ikinci bir hayat yaşayacağı koruması ise doldurarak yaşamla bir sürekli bağ inşa etmiş oluyordu. Aslında belki de o da benzer bir şey yaşıyordu: çünkü ilkin dışındaki bütün yaşamları toplasanız bir ikincisi ancak eder…

Ya peki bizim çağımızın Kafka’ları için çözüm nedir? Karşımızda sonsuza kadar ertelenen bir yaşam durumu dikiliyor, bunu biz yapıyoruz çoğunlukla ama bununla karşılaşmayı, onun üstesinden gelmeyi istediğimiz halde neden bunda başarılı olamıyoruz: Sonsuz ya da ikinci bir yaşamımız olduğu yanılması içerisindeyiz. Bağımlılıklarımız, rahatlıklarımız var vazgeçemeyeceğimiz ve bunlar bizi yaşama bağlamaya çalışan şeyler ama o denli acımızı artıran şeyler. Hem yaşamı kolay görüyor, onun bizi tatmin edemesinden, onunla yaşayamamaktan şikayet ediyoruz hem de el altından onun nimetlerinden faydalanmaktan geri durmuyoruz: Çok uyku, rahat bir ev, teknolojik imkanlar, bol para isteği, toplumsal kabul edilmişlik, konum ve kariyer… Bunları da istiyorum örneğin ben. Peki ne yapmak gerek o zaman! Hala bir gerekle soruyu sorduktan sonra yaşamın bize yön göstereceği bir cevabın izini aramaktan başka yapacak ne kalır ki geriye!

2- Geceleri seviyorum, nedeni belki de depresyon hormonunun o saatlerde doğal bir artış içine girmesi olabilir. Ya da gerçekten de gündüzü yaşamakla eşitlemişimdir ve geceyi de o yaşamı reddetmekle. Aslında yaşamadan, onu reddetmemeyeceğimiz gerçeğini yaşamsal reddin bile bir yaşama biçimiyle ilişkili olduğunu kavradığımızda açıklıkla anlıyoruz. Ben şu an yazarken de yaşamla sıkı sıkıya bağlıyım esasında. Tek bir farkla ayrılıyorum gündüz yaşamından,,, her yazım bilinçli, her eylemimde düşüncenin en ince tasarımları mevcut. Bilinçli bir yaşam haline geçmiş gibi hissediyorum kendimi. Aslında gece midir tek gerçeğimiz diyen Rilke’ye bir adım yaklaştım. Ya da yazı ile aynızamanlıkta var ve yok olan, yani yaşamı aşan, içinde olduğu yazma edimi ile yaşamdan yok olan bir Blanchot sevdası düştü içime. Hegel ve Nietzsche’yi unutmayalım bence. Aslında yaşamım ikisi arasında, Hegel ile yaşamla diyalektik bir bağı yapıcı bir şekilde düşüncenin rehberliğinde inşa etmeye çalışırken, Nietzsche ile bu bağın imkansızlığı ve karanlığı kafamı meşgul ediyor. Bu yaşamı kökten olumsuzlayan bir tavra dönüşüyor. Düşüncelerimle Hegel’i onaylarken, yaşamımla her seferinde Nietzsche’yi kendime rehber alıyorum. Duyguların, tutkuların ve aklın dışında olan hangi süprizler varsa onların ardından olmanın heyecanı ile kendime saklanacak bir başka dünya buluyorum. Ölüm var bu dünya ile o başka dünya arasında ve sanırım Ece Ayhan’ın dizeleri benim için başka bir anlama bürünüyor: gece, bu dünya ile o dünyanın ayırıcısı ve İvan Milinski sana söylüyorum: bu da bana ciddi bir mutluluk veriyor,,, ve güzel kahkahalar!

3- Cem Kurtuluş, değerli arkadaşım benim. Bana ithaf edilen bir şiir’den bana dönen mükemmel bir dize yukarda alıntıladığım. Korkup yine kaçmış olacağım gecenin yanına, ah önce sarmala içine al beni gece, yazıda ve kitaplar arasındaki varoluşun ve yokoluşun aynızamanlığında yeni bir renk ver bana: o renk kendimi ve fikirlerimi biraz daha gerçekleştirmeye doğru giden ve yeni bir günün, yaşamın başlangıcı içinde olabilen bir anlar çokluğunu döşesin: sabah 6.30 ile 9 arasında her gün yaşamı kendi istediğin şekilde, roman tasarıları, felsefi taslaklar ve kurgulamalar arasında geçirmeyi isteyen bir rengin betimlelemeleri olsun bunlar: devrimsel bir rengin ilk yaşamı: uykudan ilk kalkışta!..

v.ç.
2008 aralık

Reklamlar

8 Yanıt to “Uykudan İlk Kalkışta: Yeni Bir Renk”

  1. yeraltındannotlar Says:

    Dünya üç şey üzerine kurulu..

    1) Siyaset
    2) Aşk
    3) Din

    Üçünden de uzak durmak lazım. . Üçünün de dibi yok. .

    Kurgularımız, filozoflarımız, evilayalarımız.. Hepsini ‘felsefe’ açıklayabilir ama bi’yere kadar. Kendi döngeçindeyken dünya, sen ondan kurtulamazsın.. Örneğin iki duvarı çarptırmasına ramak kala izledim bir adamı.. Gerisi hikaye.

    Sevgiyle.

    “el altından onun nimetlerinden faydalanmaktan geri durmuyoruz”

  2. yeraltındannotlar Says:

    Not: Aslında “el altından onun nimetlerinden faydalanmaktan geri durmuyoruz” üzerine birşeyler yazacaktım, birde Hegel ve Nietzsche üzerine. Sonradan düşündüm hiçbirinde ‘kadın’ gerçek anlamda yok. Çok aşağılarda, o yüzden de tırnak içinde ki yazıyı fark etmeden göndermişim. 😦

  3. zeynep Says:

    sevgili kacak, hayat ne kadar basit ve mükemmel aslında ve gerçekler ne kadar sade, hatta bu denge içinde akıp giderken yaşadığımız trajediler bile ne kadar katlanılası. aynı, sabah gözlerimizi açtığımız ilk an gibi. “ilk an” diyorum, zira ikinci saniyede o kuruntucu, evhamlı, ölçüsüz, yalancı imgelem şakkk! diye devreye girene kadar olan o an, öyle kısacık ki, çoğu kez kaçırıyoruz: )

  4. monokl Says:

    kaçak henüz burada yok, bir yanlış anlaşılma oldu sanırım 🙂 ya da ben yanlış anlıyorum…

  5. kacakkova Says:

    merhabalar sevgili zeynep,

    öncelikle hosgeldin, uzun zamandir özlettin kendini…..
    söylediklerinde haklisin…..dünya bir an icin bazen neyse o olarak aciliyor gözlerimizin önünde……sonradan hayal meyal hatirlayabildigimiz ve hatirladiklarimizin nedense pek gercekci görünmedigi biraz tuhaf zamanlar…..mesela agaclarin üzerinden yansiyan isikla duyumsadigimiz aydinlanma anlari…… tampinar’in yekpare, bölünmez, sonsuz dedigi zamanla karsilasma anlarimiz belki…..ya da volkan’in dedigi gibi, “uykudan ilk kalkista” buldugumuz renk……bir an…..boyutlarini ve kapsamini hic belirleyemiyoruz an’larin, her zaman, daha o anin icinde ne oldugunu tam yakalayamadan, imgelem giriyor devreye……..imgelem….gecmisin ve gelecegin yüküyle…..böylece “o an” simdi’ye dönüsüyor…simdi’nin camurlu akintisina karisiyor(uz)…..

    …….
    bu arada tolga, ve monokl’dan volkan yaziyorlar burada…..son bir kac yazi gibi, yukaridaki yazida volkan’in kaleminden….elllerine saglik diyeyim gelmisken…..kusura bakmayin bu aralar yorumlarla dahil olamiyorum yazilara……

    cümleten sevgiler…..

  6. zeynep Says:

    Merhabalar Sevgili Kaçak, hoşbuldum. Monokl’u okuyunca, bir an yanlış yere mesaj yazdığımı sandım. Evet yanlış anlamışım ama, evsahibine seslenmek konusunda yanılmamışım yine de:)

    Volkan’a güzel yazıları için teşekkürler. Okurken, kesinlikle Vendetta’nın V’si kadar heyecan verdi:)

  7. feelozof Says:

    … GECE, gece hakkında yazılmaz mı, kendi kelimelerimle, kelimeler bazen kel imler,,, insanı dosdoğru da gösterebilirler,
    Gece ana rahmine sığınmaktır en başta,
    sesin ne menem bir şey olduğunu geceler öğretir bize, sessizliğin de,
    gece basitçe gündüzü takip etmez,
    gün düzdür gece eğri büğrü, gündüz aklımıza düşmeyenler gece aklımıza düşüverir, gündüz ve gece ayrı ayrı şeyleri düşünürüz,
    gece soğuktur bu doğru ama bir insan bilirki ruhun üşümesidir beter olan vücudun değil, gece ruhu üşüyenlere sıcaklık verir,
    hayaldir gece, katran karası, çingene pembesi, umudun mavisi, ayva kırmızısı, gül mavisi, nar mavisi, gece bazen gündüzden daha beyazdır,
    rüyadır gece, uykuda bile bırakmaz peşimizi,
    gece iki hecedir ve gün kralsa gece ecedir…
    Gece benliktir, gece insan kendinden kaçamaz, kendine dokunur, kendini hisseder, kendiyle barışır, kendine küser,
    Gece acıdır, acının hası gece vurur adamı, gece acıtır,
    gece evren büyür, binlerce güneş serer gözümüzün önüne,
    Gece şeytanı sever, gece şeytana uyar,
    gece günahtır, günahkardır, gece sırdır, sırdaştır, gece dosttur, arkadaştır,
    aşk geceye sığmaz lakin ayrılık olmuşsa hesap geceye kesilir,
    gece yan kesicidir, hırsızdır, çalar,
    gece çapkındır, gece serseridir,
    biraz da kendi kafasına göre hareket eden bir çocuktur gece, gece yaramazdır,
    gece eğlenmeyi sever, gece içki içer sarhoş olur, gece esrar içer mayhoş olur, gece takılmayı sever, kendine takılanları sever,
    gece mahremiyettir bir taraftan, gece sukuneti sever,
    gece kitap okur, entelektüeldir, gece sanatçıdır, yaratır,
    gece deniz konuşur, rüzgar konuşur, yağmur konuşur,
    gece baykuştur ve bazen uğursuzdur,
    gece karanlıktır, gece yalnızlıktır, gece korkudur, ölüm geceye sokulur,
    gece beladır, gece kafa atar,
    gece kalenderdir nezarete düşer,
    entrikalar gece planlanır,
    Bunalım azar azar gece azar, gecenin uykusu kaçar,
    gece voltadır,
    gece sevişmeyi sever,
    gece hatırlamaktır ama unutmaktır da,
    gece mumu sever, ateşi sever, gece müziği sever,
    gece uyursan kıpkısadır, uyumazsan upuzun,
    gece şöhreti sever, gece sohbeti sever,
    gece, “gece gece”dir, uyarır ama kendisi söz dinlemez,
    gece akıllıdır, gece plan yapmaya bayılır,
    gece farkındalıktır,
    gece, biz mi ona sarılırız, o mu bize sarılır, bilinmez,
    gece masaldır, rivayete göre 1001 gece vardır,
    gece oyunu tek kişilik oynamayı sever,
    gece aydır,
    gece felsefeyi sever,
    Gece hiçliğe yaklaşır insan, nihilist oluverir,
    Filozof, “önemli olan tek felsefe sorunu intihardır” der ve insanlar bu sorunu gece çözmek isterler,
    gece batıl inançtır, büyüdür, gece duadır, gece tanrıyı yaklaştırır,
    gece sayıklar bazen,
    gece ulur hem de köpek gibi, gece uyur tıpkı ceylan gibi,
    gece ayazdır, insanın içine işler,
    gece tiryakidir, müpteladır, keştir, gece keşiftir, gece keyiftir, gece hazdır,
    gündüz karıncadır, gece ağustos böceği,
    gece ağlar,
    gece ve gündüz birbirlerini yok ederler ama var da ederler birbirlerini,
    gece yang’dir, dengedir,
    gece karabasandır, kabustur ara ara,
    gece gizler, gizemlidir,
    gece yarasadır, kördür ama iyi işitir,
    gece hasrettir, sıladır, özlemdir…
    gece hüzündür, kederdir,
    felek gündüzdür, gece kaderdir,
    gece çiğdir, nemdir, gözyaşıdır,
    gece; ya dost uğrar ona ya düşman,
    gece sancıdır,
    gecenin kurallarla, yasaklarla arası pek iyi değildir,
    gece vurur, gece kırar, gece dağıtır,
    gece kuşkudur, paranoyadır, gece cindir, peridir, halüsinasyondur, illizyondur, maharetli bir illizyonisttir,
    gece beste yapar, gece şiir yazar, gece hayatın anlamını arar, gece eleştirir,
    gece ayindir,
    gece umuttur,

    Bahis konusu benim umutlarım
    Perspektif sorunlu umutlarım
    Gel gör ki anlaşılmaz , kilitli bir büyüdür
    Yanına yaklaşılmaz , yaklaştıkça küçülür

    Umutlarım ?
    Böldükçe çoğaldı
    Yuvarladım mantığa çarptı
    Topladım incir çekirdeğini doldurmadı
    Çıkardım okyanuslara sığmadı

    Umutlarım !
    Tüm renkleri çılgın bukalemunun
    Tek celsede sonlanmaz , dokuz canlıdır
    Onlarsız yaşanmaz , yalnızlık ilacıdır.

    gece cesurdur,
    gece süslenmeyi sevmez, doğaldır,
    gece bekçidir, bekleyiştir,
    gece tembeldir ama dansetmeyi sever,
    gece dinginliktir lakin işler karışınca gece karışır,
    gece hayduttur, taciz eder,
    gece zordur, zorbalıktır,
    gece kordur, ordalıktır,
    gece yorar, gece sorar,
    gece kısa cümleler kurmayı sever,
    gece fantezidir,
    gece kara sevdalanır, gece cehennemdir,
    gece haindir,
    cennetin altı katı gündüzdedir ama yedinci katı gecededir,
    gece kıskanır,
    gece haykırır,
    gece şehrin efsanesidir,
    gece ıssızdır, uçsuzdur, bucaksızdır,
    okyanus gecenin kardeşidir,
    gece mağrurdur, alçak gönüllü,
    gece yürek yakar, gönül verir, kalp yapar,
    gece mercek gibidir, yakınlaştırır, uzaklaştırır,
    gece, bütün dünyayı kaplamaz bu doğru, ama bütün evreni kaplar, gece sonlu bir sonsuzluktur,
    gece karadelik kadar delidir, küçük balığın büyük balığı yutmasıdır,
    mesafeler erir onun içinde, perspektif yok olur, yakının yakın olduğu bir yakınlık, uzak gibi bir uzaklıktır gece,
    gece, masumiyet yakışır ona ama sanmayınki hep masum,
    gece lanetli bir aynadır, karabüyüdür, dipsiz bir kuyudur; Lanetli aynalar insanın içini gösterir , karabüyüler insanın yazgısını çiviler , dipsiz kuyular insana ölümü özletir…

    gece sezgidir, gece yazgımdır…
    yazı bir oyundur, yazgım bir oyundur…

    kaçak! bir şeyi iyi yapanlara
    saygı duyuyorum; kaçmak olsa bile…

    • kacakkova Says:

      feelozof kardesim, metin icinden metin cikarmissin bu yorumunla, eline saglik…..geceye methiye’lerin her birini ayri ayri severiz….kacaklar malumdur ki tabiatlari geregi geceyi severler, gecelerde bulur gecelerde kaybederler her seyi…..cünkü dediginiz üzre,

      “gece, masumiyet yakışır ona ama sanmayınki hep masum,
      gece lanetli bir aynadır, karabüyüdür, dipsiz bir kuyudur; Lanetli aynalar insanın içini gösterir , karabüyüler insanın yazgısını çiviler , dipsiz kuyular insana ölümü özletir…”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: