uğuldayan

by

“…………..
İnsanın en büyük azabı bu değil mi zaten? Maddi sınırının ötesinin bilincini içinde taşımak. Bu bedenden çıkamayız, bu dünyayı aşamayız ama içimizde devamlı uğuldayan o ses var. O ses bize kabuğumuzu kırıp kendimizi aşmayı telkin edip duruyor her adımda ve biz o sese uyarak attığımız her adımda çaresizliğimizi, ne kadar çabalarsak ve acı çekersek çekelim aslında ve nihayetinde hiçbir şeyin değişmediğini, değişmeyeceğini her defasında kafamızı duvarlara vura vura idrak ediyoruz. Bu dünya ve bu beden üzerinde hiçbir teminatımız yok, her an herşey değişebilir ve her an iskambil kağıtlarından yapılmış düzenimiz alt üst olabilir. Ve, bu, aslında ve nihayetinde hiçbir şeyi değiştirmez. İnsanın en büyük onursuzluğu da bu değil mi zaten? Bir şeyleri değiştirebileceğini yahut güvende olduğunu hayal etmek, durumun böyle olmadığını farkedince ölesiye acı çekmek, nihayetinde de ne kadar acı çekerse çeksin, ne yaşarsa yaşasın hayat denen merete devam etmek. Acılarının, çektiklerinin senin için bile bir önemi yokmuş gibi yola, yaşamaya devam etmek. Bu hal kadar insanı kendi gerçekliğinden şüpheye düşüren bir şey yok”
….
[ passiveapathetic, horror of void ]

Reklamlar

6 Yanıt to “uğuldayan”

  1. Passive Apathetic Says:

    Sevgili kacakkova,
    Oncelikle kohne blogumun en kohne yazilarindan bir parcayi bu aydinlik yere tasidigin icin tesekkur ederim ama bu postta bir eksiklik var: Senin o yaziyla ilgili yorumun. Cunku, okuyanlarin da farkedecegi uzeri o yorum yaziyi tamamlamakla kalmayip onu gelistiren, devam ettiren, her cumlesinin altindan dolu dolu baska bir yazi cikacak, insani dusunmeye sevkeden bir yorumdu. Eh, onu da ben ekliyorum:

    `yazdiklarini okurken dostoyevski’nin yeralti adamini hatirladim…..insanin görevi diyordu yanlis hatirlamiyorsam bir yerde, bir piyano tusu olmadigini kanitlamaktir…..hic tamamlanmayan, durmadan geri dönen ve her seferinde daha da acimasiz bir sekilde nsanin kendi gercekliginden süpheye düsmesine sebep olan bir görev bu…..varolus özden önce gelir diyen sartre’a dönüp hak vermek zorunda kalacagimiz yerlerden biri de bu belki….bilinc durumu bir tercihsizliktir, tercihler ancak ondan sonra basliyor….bir ara insanin, iceri ve disarinin ikiaradaliginda oldugunu söylemeye calismistim…..requentin haklidir, bulantinin sonsuz nedensizligi karsisinda bilinc bir yasamak acizligidir…..bu acizlikten kurtulmanin (sahte) bir yolu, herhangi bir sekilde disli olmaya razi olmaktir saniyorum…..inanmak bunun icin var….inancsizligini bile bir inanca dönüstürebilir insan bu yolda…..geriye kalan inancla inacsizlik, iceriyle disarinin ikiaradaliginda söyledigin o büyük azapla yürümeye calismaktir olsa olsa….
    “Bu bedenden çıkamayız, bu dünyayı aşamayız ama içimizde devamlı uğuldayan o ses var”….
    o ses, evet…`

  2. tolga Says:

    alin size bir nacizane sinik tavsiyesi:

    baskalarinin inanmasini saglayin, siz inanmasaniz da onlarin inanci dolayimiyla inanin (ya da inanmis gibi yapin).

    Badiou ne diyordu? : Miracles happen. Evet mucizeler gerceklesir, efem.

  3. tolga Says:

    aslinda “miracles do happen” olacakti sanirim, vurgulamak babinda.

  4. passiveapathetic Says:

    Tolga,
    Bu siniklik meselesi beni dusunduyor acikcasi. Bana oyle geliyor ki siniklerin cogu kahredici bir inanma askiyla yanip tutusur ama neye inanacaklarini bilememelerinden yahut iman etmeye layik birsey bulamamalarindan dolayi ortaya cikan hayal kirikligi ve umutsuzluklarini bazen kirgin ve aci bir alaycilikla, bazen sogukkanli bir suphecilikle ifade ederler. Sanki suphe kordur, iman ise sagir. Ve supheyle iman kolkola yuruyen iki kardes.

  5. kacakkova Says:

    tesekkürler passiveapathetic,
    hem yazin icin hem de yorumu aktardigindan dolayi…..senin yazilarin müdavimleri oldugu kesin….köhne degil hic de….ama bir ugultu var kimi yazdiklarinda……ben en cok ugultulu yazilari seviyorum, bu yüzden özellikle bu yazini almak istedim…..almak isteyip de kacirdiklarim da oldu arada…..
    zamanimizda siniklerin durumunu ben her zamankinden daha agrili ve sancili buluyorum…..”diz cök, inanacaksin” önermesi hala bir genel gecerlilige ve isleve sahipse de, temelde anomaliyi yaratan sey, sinigin sinikligi degil gibi görünüyor….bu nedenle süphe bir inanc arzusunun tezahürü olabilir, fakat sözkonusu arzuyu bir sorun olarak önümüze cikaran sey, ayni zamanda mecazi anlamda “disari”nin sessizligidir de….

  6. tekmilfuruş Says:

    “küfre yaklaştıkca inancım artıyor”şüphe inancı taze diri tutan yegane olgu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: