karadır bu “bakhtin” kara

by

James C.Scott’ın Gizli Senaryolar mantığını dikkate alacak olursak, büyük bir sessizliğe gömülmüş olan Bakhtin’in, bizzat eserleriyle(yazısıyla) tam da bu sessizliğe neden olan gücün karşısında (ve içinde) bir direniş örneği oluşturudğunu düşünebiliriz. Scott’a göre Bakhtin, mesela Rabelias ve Dünyası‘nı yazarken, orada şekillendirdiği karnavalesk düşüncesiyle bizzat kendisini ezen ve ‘rıza’ gösterdiği İktidarla kedi fare oyunu oynamaktadır bir bakıma. Bu türden bir varolma ve direnme biçiminin sergilediği direncin siyasal düzlemde ne derece önemsenebileceği tartışmaya açık. Ancak “kudretsizlerin iç-siyaset”ni (J.Scott) değerlendirebilmenin yolu da bu direnci anlayabilmekten geçiyor.

Yazı (bir etkinlik biçimi olarak) bir bakıma, burada  güçsüzlerin “gizli senaryoları” denilen şeyi gerçeklestirmeyi mümkün kılmış görünüyor. Eğer Bakhtinci anlamda yazıya karnavalesk bir imkan olarak bakarsak, bu gercekleşen gizli senaryoyu açık bir şekilde anlayabiliriz. Biliniyor: Tahakküm altındaki söylem alanında, asla tam bir tahakküm sözkonusu değildir hiçbir zaman. Muktedirler asla kadir -i mutlak bir hakimiyete sahip değildir. Çatlaklar ve gedikler, kırıklar ve boşluklar tahakküm alanının yüzeyinde her zaman mevcuttur. Karnaval ruhu tam da bu tahakküm anında, geri planda ayakta kalmayı sağlayan bir aralık ve şüphe ortamı yaratır, dahası kendisi de o aralıkta varolarak kendisini sürdürür. Tabi-olanın gösterdiği “rıza” bu nedenle bir tür gizli senaryo dahilinde işler ve belirli bir tarihsellikte görünür olmasa da kırıklar, çatlaklar ve aralıklarda varlığını sürdürerek bir direnme imkanını var eder. Bakhtin’in bizzat yazdıklarıyla altmış yıllık bir suskunluk ve unutuluşun ardından yeniden bulunuşunu bu şekilde anlamlandırmak mümkün.

Bakhtin”in “Karnavaldan Romana” başlığıyla oluşturulan seçkideki yazılarını (altbaşlıkta belirtildiği üzere, tam manasiyla “edebiyat teorisinden dil felsefesine seçme yazılar” bunlar) okurken, 20. yüzyıl boyunca devam edegelen bütün o fenomenoloji, varoluşculuk, yapısalcılık tartışmalarında nasıl olup da görmezden gelindiğini anlamaya çalışıyorum. Muhtemelen bunda kendini gizlemesinin, kendisine karşı iktidarın verdiği hükme “rıza”  göstermesinin büyük bir rolu var. Bakhtin’in çalışmalarını, içine gömüldüğü sessizlik halesinde bu şekilde anlayabilir miyiz bilmiyorum. Ama mümkün. O geri çekilişteki kararlılığı ve derin suskunlugu etkileyici buluyorum doğrusu. Büyük olasıkla burada bahsedilen türde bir gizli senaryonun ayırdında değildi. Bununla birlikte calışmalarını yürütürken, yazının bir karnavalesk imkan olarak tam da kendi unutuluşuna karşı bir direnc oldugunun farkında olduğunu varsayabiliriz. Elbette insan korkar, her şeyden elini eteğini çeker, görünürlüğünü iptal eder, bu anlaşılmaz bir şey değil. Önemli olan bu hal içinde varolabilmeyi ve yeniden bulunduğunda anlamlandırılabilecek olan izleri varedebilmeyi başarmış olmaktır.

Bastırmanın gücü, bastırılanın geri dönüşünün kesinliğini garantiler bir bakıma. Bu basit bir psikolojik mekanizma değil, belkide toplumsal ve politik düzlemin genelinde anlaşılabilecek bir durumdur. Bakhtin’in postmodern durum içinde, bir düşünür olarak ortaya çıkışını bu yandan düşünebiliriz. Bahktin, edebi metnin incelenmesinde, bicimin ideolojiyle ve sözün yasamla olan bağlarının önemli olduğunu belirtiyor. Aynı şekilde bunun toplumsal ve politik düzlemde de önemsenmesi gerektiği açık olsa gerek. Bahktin’in kendisi bu türden bağların son derece sıkı olduğu bir tarihsel toplumsal kesitte yaşadı. Anlaşılan o ki, bir şekilde bahsettiği karnaval ruhuna inanarak yazdı ne yazdıysa; Sibel Irzık’ın Önsöz‘de belirttiği gibi, “dolaylı”, “çift anlamlı” ve her zaman “iki-sesli” olarak.

“Belki Bakhtin’in dil ve edebiyat anlayışına yöneltilecek geçerli bir eleştiri olarak, bicimle ideoloji arasında, sözle yaşam arasında kurulan bağların her zaman Bakhtin’in düşündüğü kadar sıkı ve özgün olmadığı söylenebilir. Ama onun yazarlığında böyle bağların örneklerini görmemek mümkün degil: Stalin döneminde yaşayan bir aydının, üstelikte din üzerine düşünen, Hristiyan bir aydının, “dolaylı”, “çift anlamlı”, “iki sesli” söz saplantısı. Yazdıklarının büyük kısmını yayınlama fırsatı bulamayan, sesine yanıt alamayan bir düşünürün her yazdığına damgasını vuran diyalog kavramı, her düşüncesini bir polemik bağlamında geliştirmesi. Yaşamının büyük bölümünü sürgünde, yalnız, hasta geciren bir insanın kitaplarını dolduran öteki, kalabalık, karnaval imgeleri. Orta yaşa gelmeden hastalık yüzünden bir bacağı kesilen birinin toplumsal ütpoyasının merkezinde duran insan bedeni. En önemli yapıtlarından birinin büyük bölümünü sürgünde sigara kağıdı olarak kullanıp yok eden,  büyük olasılıkla bir çok yapıtını dostlarının imzasıyla yayınlayan bir yazarın, ötekinin sesine özgürlük tanıyan, yazarlık otoritesini en aza indirgeyen anlatım biçimlerini yüceltişi.”

Reklamlar

Etiketler: ,

3 Yanıt to “karadır bu “bakhtin” kara”

  1. tolga Says:

    Bakthin ismini de sayende duymus oluyorum. Kendisinin “Problems of Dostoevsky’s poetics ” gibi isimde bir kitabi da yayinlanmis ve denilene gore bahsettigin “karnavalesk” ve ayrica polifoni ile “unfinalizability” (sonlanamazlik?) gibi konseptleri geciyormus. Eh ben de hemen aliyorum o kitabi kutuphaneden bugun.

    Gerci “karnavalesk” (bu aralar Negri’ye kil oldugumdan) bana kotu seyler animsatiyor ama onyargiyi birakip, bakalim kara bahtli Bakhtin ne diyormus bu konuda… Sonra duserim bir not ben de.

    Yanlis anlasilmasin tabii sonucta anladigim kadariyla B. bir tur “kollektivite” tanimina varmaya calisiyor karnavaleskle, (en azindan Wikipedia’ya gore oyle.) ama ne zaman kollektif tanimlanmaya baslansa senin deyiminle bunyeye fazla gelen bir iyimserlik sozkonusu olabiliyor; aynen Cokluk (multitido) tanimlamalarinda oldugu gibi. “Uyumlu” bir kollektivite tanimlanmaya basladigi anda, Ozneyi olusturan (ozne derken oznellik degil ‘yasaklanmis’ ozne) yarik’i “kapatmak” adina caresiz bir girisim gibi bir suphe beliriyor bende. Killigim ondan.

    Kollektifi tanimlamasak da direkt “eylesek” daha iyi gibi bu yuzden. Yani eger kollektife egilimliysem neden kollektifi tanimlayayim? Belki “negatif” bir dusunce sistemine daha yakinim, ondan oluyor bunlar.

  2. kacakkova Says:

    haklisin tolga, ihtiyat payini elden birakmamak gerekiyor….bakhtin epey bir zamandir fazlasiyla gündemlesen bir isim…bakhtin asagi bahktin yukari….bunda calismalarinin kapsamliligi bir nedense, diger bir neden icinde yasadigimiz tarihsel-toplumsal iklim…..ben bakhtin”in meselelere (özneydi, ötekiydi, karnavaldi, hakikatti vs.) dahil edilmesinin iyi bir sey olacagi kanisindayim….bu türden meselelrde cözüm konsunda ise dikkat etmek gerek….

    ayni sebeplerden mi negri”ye kil oluyoruz bilmiyorum….
    benimkisi kil olmakta degil belki, inanmamak….bütün o cokluk üzerinden üretilen alternatif cözüm düsünceleri fazlasiyla pozitif ve iyimser….dünyaya ve dünyayi anlamlandiran düsüncelere baktigim zaman ben bu kismini pek manali bulmuyorum…bununla birlikte bildik solcularin negri”nin analizlerine gösterdikleri tepkileri de sacma buluyorum….bu elbette ayni düzlemde at kosturuyor olmalarinin bir sonucu…
    herkesin devrim ati kendine gölgeyele gibi görünüyor ve bunu kanitlamaya calisiyor….

    ayni sey bakhtin üzerinden de yapilabilir ve yapiliyor….edebiyat kuramindan dil felsefesine, özne teorisinden ideoloji anlayisina, ötekiligin kurulusundan hakikat sorununa bakhtin”i herderde deva görenlerle, yahu birakin su liberal idealist düsünceleri diyenler mevcut anladigim kadariyla….
    en iyisi bunlari bos verip bakhtinci kavramlari alarak meseleleri konusmaya devam etmektir…
    tabi devam etmek gerekiyorsa….
    gerekiyor mu???..
    burasi da tartismali….
    zira zaman bizi düzmeye devam ediyor….

  3. süleyman Says:

    bakhtin’e yönelik “liberallik”, “iyimserlik” eleştirileri gelmiştir: Mesela Neubauer “Bakhtin versus Lukacs” adlı makalesinde diyalojinin otoriterliği çökerteceğine dair argümanı fazla naif bulur. Keze Moretti’ye göre de bu liberal yaklaşım gene naiftir: “Çokseslilikle demokrasi arasındaki doğal ittifaka dair Bahtinci düşünceye karşı (…) demokrasinin ilerleyişi tekseslilik eğilimlerini; sayısız farklı kültürleri değil, bir ortak kültürü güçlendirmiştir.” Ancak Maria Shevtsova edebiyatla yetinmez ve Bakhtin’in teorisini popüler kültür açısından alır. Kısacası: Bakhtin diyalojik, karnavalesk “halk” kültüründen beslenir. Bu da görece de olsa siyasi bir ima taşır.
    Dahası, Bakhtin’in “öteki anlayışı”nın Yuhanna İncili’nden kaynaklandığını söyleyen argüman da Bakhtin’e dinsel bir atıf yapar. Ancak bu “kelamları karşılaşması” söylemi de gene siyasal olmasa bile sosyal bir düzleme sahiptir.
    Dolayısıyla Bakhtin sadece edebi alanda kalmaz, naif bir iyimselikten çok sosyo-kültürel bir bağlamı işaret eder. Nitekim Shevtsova Bakhtin’in sadece eski halk masallarını, edebi eserleri değil Devrim’in ilk yıllarında sokaklardaki söylemleri de dinlediğini yazıyor. Bu açıdan Bakhtin’e liberal demek çok daha doğru değil gibi geliyor bana…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: