“ulus baker’in temel ilkeleri”

by

Hiçbir “muhalefet” pozisyonu göremeyiz Ulus’cuğun hayatını gözden geçirdiğimizde. Hiçbir şeyi karşısına almadı (ve dolayısıyla hiçbir iktidarı meşrulaştırmadı) dostumuz, ama hiçbir şeyi de kabullenmedi. Her zorluk ve zorbalık gördüğünde bir şekilde kaçmayı ve varlığını korumayı becerdi, asla ele geçmedi, hiç yakalanmadı. Öte yandan her kaçışıyla yeni hareket alanları açtı, her hareketiyle “kabullenilebilir” olanın sınırlarını genişletip karşısındaki cepheyi araladı, kendinden çok daha güçlü bir sistemi azar azar zayıflattı.

yokluğu da hesaba katarak saymaya sıfırdan başlayan ulus baker’in dostları, onun “imajlarla düşünmek” fikrine odaklanarak bir nevi ulus baker klavuzu hazırlamışlar. klavuz değilde ulus baker ile birlikte düşünmenin çeşitli işaret noktalarını ve olanaklarını belirginleştirmişler demek daha doğru belkide. dağınık, pek çok kola yayılan, pek çok farklı ilmeklerden ve kesişme noktalarından oluşan ulus baker külliyatına, kendileri her nekadar “açıklanacak bir şey yok, ulus ne diyorsa gayet açık demiştir” diyorlarsa da, kiriklar ve çatlaklar arasında dolanarak belirli bir “yüzeybilim” yaklaşımıyla bakıyorlar – “Yüzeybilim akademik bir disiplin değil, bir göçebe bilimidir. Göçebeler iz sürmesini bilirler; çatlakları birbirine bağlayan izler, kesişme noktalarını ve kaçış yollarını tarif eder bize, aynı yüzeyde mümkün olan başka hareket güzergahlarını gösterir, gerektiğinde sığınılacak oyukları imler. böylece ortaya farkli kollarda “aşındırma denemeleri“ne girişmiş olan zihinsel üretimin bütünlüklü bir tablosu konulmuş oluyor. sessiz sedasız oluşan bir ulus baker düşüncesinden sözedilmesi mümkündür; bu yazı bir bakıma işte o düşüncenin bazı açılımlarını sunuyor bize. entelektüel bir varlık olarak ulus baker’in içiçe geçmiş olan teorik ve yaşamsal pratiğini sergiliyor, anlamamızı sağlıyor. bu pratiğin hangi bakımlardan anlamlı ve önemli olduğunu anlamak mümkün oluyor bu sayede. sanıyorum bunların en önemlilerinden birisi politik düzleme ilişkin ulus baker’in aldığı farklı konumlanıştır. bu konumlanışta sözkonusu olan asli şey, zaten varolan politik gündemin içinde zaten alınmış olan politik konulanışlara göre (güncel) yorumlar üretmek değil, yazıda da belirttildiği üzere, yeni bir politik felsefe oluşturma yönünde bilgi arayışına yönelmiş olunmasıdır. bu noktada felsefe (düşünce) ve politika (ontoloji) ilişkisini farklılaştıran isimler devreye girer baker’in çalışmalarında: spinoza, marks, nietzsche uzak referansları; deleuze, foucault, negri yakın kaynakları olarak oluşturmaya giriştiği şeyin öncüllerini oluşturur. buradaki bilgi türü, “nesnelerin mekaniğiyle birlikte dilin kendisini, arzuların akışlarını, kanaatların oluşumunu, duygulanımların mekaniğini de barındırabilecek bir bilgi türü” arayışıdır. böyle bir bilgi türü arayışının sadece teorik ilgiyle değil politik bir ilgiyle bağlantılı olmak zorunda olduğu/olacağı anlaşılır olsa gerek. ancak farklı bir şeydir burada sözkonusu olan.bir inanç sahibi olmak ve gündeme dair kanaatler geliştirmek değil, “kanaatlerin ve inançların eklemlendiği güç ilişkilerini” anlamak ve ona karşı konumlanmak mesela. bu teorikpolitik varolma biçimini anlamaya yönelmek her bakımdan önemli görünüyor.

……….

ama yine de geriye kalan, ulus baker’in dediği gibi, “her yeni gün geriye kalan günlerin sorgulanmasıdır diyerek geçiştirmeye çalıştığımız bir hüzün”dür her zaman….

Reklamlar

4 Yanıt to ““ulus baker’in temel ilkeleri””

  1. tolga Says:

    Linkini verdigin yaziyi bir solukta okudum, bir tur otonominin sahiplenisine denk dusuyor genel olarak yazi; hem otonominin karsi konulamaz cekiciligini hem de zaaflarini goz onune seriyor, en azindan benim icin. Satir satir tartisip, hesaplasilacak ozet bir yazi bence.

    Su paragrafi ozellikle sevdim:

    “O halde sorun “muhalefetin örgütlenmesi sorunu” değil, bir öznellik sorunu olsa gerek. Öyle “soyut” ve “aşkın” bir fikir değil bahsettiğimiz öznellik sorununun “özne”si, tam tersine çok basitçe ve somutca, insanların pratik yaşamlarını başka şekilde üretmeleri, pratik toplumsal ilişkilerini başka türlü kurmalarından ibaret. İnsanların “muhalif bir akademisyen” olmak yerine düşünsel pratiklerini akademisyen olmayaraktan üretmeleri, “eleştirel sanatçı” olarak galerilerde boygöstermek yerine yaratıcı pratiklerini gösteri ve pazar ilişkilerinin uzağında, onlara eklemlenmeden kurmaları ve bu pratik içerisinde başka tür bir kamusallığı yeniden üretmeleri, “aslında deneysel filmci olan ama işte bildiğin hayat gailesi içerisinde mecburen yönetmenlik yapmak durumunda kaldığı için deneysel işlere ayıracak vakti hiç kalmayan, ama gene de en azından muhalif işler yapmaya çalışan” biri olmak yerine gayet mütevazı bir şekilde kendi bildiğince “deneysel film” yapan biri olmaları. Hayatın kendilerine sunulan halinin pazarlığını yapmaktansa basitçe başka bir hayat yaşamayı seçen, başka bir oyun oynayan insanların varlığı –daha doğrusu bu varlığın eksikliği. Herkesin “muhalif” olmasının ardındaki neden de bu belki, gereklilikler etrafında onlara sunulan, “gaile”den ibaret kalan bir yaşama, salt bu “gereklilikler”den dolayı direniş gösterememeleri, fakat aynı zamanda da, belki unutamadıkları bir özgürlük tasavvuru dolayısıyla, tam da kabullenememeleri. ”

  2. Elestirel Gunluk Says:

    Hic okumadim Ulus beker’i. Sizlerden duyuyorum. Birgun okurum elbet.

  3. tolga Says:

    Yorumda “zaaflardan” bahsetmisim, kisaca acayim da, dedigim anlamsiz kacmasin, bu zaaflarin guce karsi konumlanmakla iliskili oldugu zaten geleneksel sol cevrelerde kabul edilen birsey.

    Otonomist hareket, genelde bu gucu gormezden gelmekten yana; gucun kendisi yokmus gibi davranarak “sistem” ici catlaklar, yani sermayenin (ve aslinda Negri’nin teorik algilayisinda emegin kendisinin de sermayenin bir bicimi oldugu da hesaba katilarak) dayattigi ve onun dogalindaki iliskilerin icine girmedigi “alanlar” yaratmayi hedefledigi ozetlenebilir. Yazida da bir tur anlatilmak istenenin kabaca boyle oldugu belli. Yalniz bu denilenin cekiciligi ve gerekliligi bir yana, bunu yapmanin tehlikesi bulundugun yeri belirleyen gucu gormezden gelerek, burjuva rahatligini da hokuspokusla saglama almak oldugunun farkinda olunmali. (Oyle bir liberal sol hava olusturuldu ki bu ulkede ve dunyada, burjuva demek bile entellektuel solun dilinde kullanmaktan cekiniliyor. Burjuva gibi, ortodoks gibi, kucuk burjuva gibi sozcukler en radikal olanlarda bile bir cekingenlik yaratiyor. Jakobenlik denen sey Fransa’da aydinlanmanin, ozgurluk isteminin sozcusu olmus iken, onun uzerinden fasizm elestirilerine gidiliyor. Hatta bakin Ece Temelkuran hanimefendi “liberal jakobenler” ve Kemalist jakobenler gibi sacma sapan kavramlar kullanarak, bize gecmisin buyutecle bakmamiz gereken radikal demokrasi girisimlerini gormezden gelmemizi saglayan, hem ellerini temiz tuttuklari, hem de bir tur V-for-Vendetta kahramanligina soyunarak yigin denen sol orta sinif suruleri de kendilerine alkislatabildikleri bir ‘muhalif’ ruzgar estiriyorlar. Bu tuzagin farkina olmaliyiz.) Ondan bu farkindalik icin Freud’a her zamandan daha cok ihtiyacimiz var: Wo Es war, soll Ich werden.

    Ozellikle Turkiye gibi daha Avrupa’nin gecmis oldugu ekonomik-kapitalist iliskileri farkli bir sekilde yasamis toplumlarin “kendi” dogalari reddedilerek ne hakiki otonomist alanlar yaratilabilir, ne de baska bir sey. Ornegin hep soyluyorum, Zapatistlere bakarken Kurt hareketini gormezden gelmenin neresi samimidr, neresi “aydinlanmis” entellektuelliktir, neresi ozgurlukcu otonomistliktir? (Elbette sozum meclisten disaridir.)

    Tum bunlar, otonomizmin emek eletirilerinin degerini gormemizi asla engellememeli. Ornegin yazida da gecen Ulus Baker’in “ignoramus”a yani bilmemeye bagli bir yaratimin devrimci potansiyelini hesaba katan bir politik dil ve eylem gelistirmeye dair dediklerinden tutalim; Negri’nin ve Hardt’in “Imparatorluk”ta ortaya koyduklari yeni dunya duzeni tezine, icerinin ve disarinin artik tanimlanamayacagina dair soylediklerinin onemi ve teoriye katkilari ortada. Ama, bir de su var ki, ortaya cikinca her dusunce kendi tuzagini da kendi kurabiliyor. (Ornegin Hegelcilik’i cope atalim sacma geliyor bana. Negri’nin Imparatorluk’ta izlemis oldugu yolun kendisi Hegelci bir Marx’in mentalitesini apacik yansitmakta iken, Hegelciligi toptan reddetmesini bir semptom olarak okumak gerekir.)

    Bu konuda daha cok konusmaktan korkmamali, utanmamaliyiz, cunku eskinin “ne yapmali?” sorularinin onumuze geldigi bir cagda yasiyoruz; cunku o gereginden fazla uzun suren 20. yuzyilin onumuze koydugu ve cozulmek zorunda olan pratik ve ideolojik problemler yigini kendini radikal addeden herkesin onunde oylece duruyor. Ulus Baker’in mirasini ona gerekirse “ihanet” etmekten korkmayarak yasatabilecegimizi dusunuyorum.

    Kacakkova abi kusura bakma, insan blogsuz kalinca boyle uzun yorumlar yapabiliyor demek ki!

  4. kacakkova Says:

    tolga abi rahatsizlik olur mu, diledigince yaz, hem uzun yorumlara aliskiniz hepimiz, eminim burada söylediklerin ilgilleri icin önemli tartismalarin baslangici olacaktir….

    ben simdilik kendimi veremiyorum meseleye, kusura bakma…
    aklim biraz baska yerlerde….
    otonomist düsüncenin sahiplerinin, saniyorum bu yorumuna dair verecekleri karsiliklar vardir…ben sahsen kimi noktalarda elestirilerine hak veriyorum…sonucta “dogru yasam felsefesi”ni kederli bir bilim haline getiren sey, yanlis yasamin dogru yasanamazligidir….bu bakimdan yer yer “sol”un elestirisi dogru yer burasidir gibi bir imaya dönüsüyor, ki bana o söylemde en cok sorunlu gelen nokta burasi oluyor…baker”in ya da genelde durumun farkinda olanlarin böyle olmadiklari ise acik…
    gücle iliskilenmek ya da güce karsi konumlanmak konusunda mesela foucault”dan gelen politik yönelim daha cok sey anlamis durumdadir (“radikal” addedilenlere kiyasla)….toplumsalin yapisi, siyasal alan, öznenin kurulusu, hakikat konularinda da….böyle olmasi tabi bu düsüncelerde her seyin halledildigi anlamina gelmiyor…anladiklarini varsaydigim seyle bütün meselelere esasli cözümler bulduklari da söylenemez…tartismalar ve arayislar sürüyor….bu cercevede otonomist hareketin hareket olarak kapildigi heyecani degil, daha cok o harkete referanslar olusturan isimlerin ortaya koyduklari teorik müdahalalerin önemli oldugunu düsünüyorum….siyaset felsefesindeki büyük stratejik girisimlerin pek de burada dedigin gibi güse karsi konumlanmakta basarili olmadiklarini o müdahalaler dolayisiyla daha iyi anlayabildik örnegin…bunu zaten görmüstük, fakat neden öyle oldugunu, o stratejik girisimde görünmeyen seyin ne oldugunu o sayede daha iyi anladik…
    bunun karsiligi, cözüm anlaminda, siyaseti minimalize etmek midir emin degilim…
    kisisel olarak negri cizgisini, foucaultcu teorik-politika anlayisini, laclaucu radikal demokrasiyi ve benzeri türde hamleleri icinden geldikleri ve üstlendikleri düsünce gelenekleri baglaminda itiraz ettikleri ve elestirdikleri noktalarda önemsiyorum, ama bunlarin ötesinde cözüm niyetlerinde cok fazla iyimser ve umutlu buluyorum en basta…o kadar iyimserlige benim bünyem izin vermiyor…umut olmadan siyasal alanda dogru düzgün söz söylemekte pek olanakli görünmüyor…mesele bardagin dolu mu bos mu tarafini görmek meselesi olmadigindan kimseye aksini anlatmak olanakli ve gerekli degil… bu nedenle bu ismlerin yaptiklari seyin birinci kismi bana daha önemli görünüyor…yer yer ikinci kisminda da önemsedigim seyler oluyor…mesela senin ilk yorumunda alintiladigin kisimda önemli seyler var (ama toplamda bu ikinci kisim sorunlu bir bölge)…..baska oyunlar oynayan insanlarin varligi ya da oyunu baska sekillerde oynayan insanlarin olmasi önemli bir hadise gercekten….bunlar bir alan aciyorlar, baska bir aura olusturuyorlar su ya da bu boyutta….baker”de efsanevi olan da bu auradir zaten….öte yandan bütün bunlar sonuc olarak nedir, politik düzlemde neyi degistirmistir, neye karsilik gelmistir, neyi dönüstürebilecektir sorularini sordugumuzda bulacagimiz cevaplar kimseyi mutlu (ve tatmin) etmeyecektir…bunun disinda siyasalin diger failleri de, radikal cenahtakiler mesela, ya da otonomist harekette, baska bir oyun oynadiklarini düsünebilmektedirler yine…oysa bu basit bir yanlis anlamadir….

    neyse…güya uzatmayacaktim :)….sanyorum tam olarak senin belirttigin noktalarin üzerinden gecemedim…genel bir karsilik oldu biraz…devam ederiz yine…sen uzun yorumlar konusunda sikinti duyma onu diyecektim asil….

    elestirel abi, okursan ve dikkatini ceken seyler olursa bahsini edersin bizlere de….

    kolay gelsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: