elipsis

by

…içimde bir burgaçla uyanıyorum apansız. uğultulu kelimeler, söylenmemiş sözcük yaraları, ve söylenmiş sözlerin kırık döküklüğü, ödünç alınıp geri verilememiş kitaplar üzüntüsü, silinmeyen bakış izleri, ten izleri, acılık. dönüp duruyor gece. dünüp duruyor sabahlar. ben neden böyleyim sorusuna cevaplar arayan aklım, karanlıklara karışıyor. bana adımla seslenen sesin, adımı varediyor boşlukta. ve adımla varoluyorum yeniden yitip gitmeden önce. aslında konuşacak çok şey var, diyoruz susmak için. kanayan onca söz içimizde cam kırıkları. konuşmanın imkansızlığı üzerinde duruyor oysa her şey. hep bir yanlışa varıyoruz. nasıl başlamı söze, bilmeksizin. susmadan önce. ve sonra. sessizliği örtünüyoruz. seni bulduğum her yerde biraz daha kayboluyorum. biraz daha özlüyorum sonra seni. eksik çıkıyorum bütün hesaplarda. sus diyorsun, susuyorum. anlıyorum bu susmak yazgısını. ben anlamak yorgunu, anlıyorum. karanlığı çünkü bulaştırmışım her yere. ellerim isli, yangınlardan kurtulmuş, bulaştırmışım. kir pas içinde dudaklarım. kabuk kabuk bu affedilmez. kötülük. herkes gibi ben de biliyorum. bir burgacın içinde uyanıyorum apansız, ağrılı uykulardan. sesin, uçurumları özleten bakışın biraz, karanlık merdiven başları soluğun, ağzından içtiğim suların sarhoşluğu, derinliklerinin yankısı, uçurum hep, uçurum. yokluğun dönüyor yongalar biriktirerek içimde. anlıyorum, geçilecek çöl benmişim, sonuna yolculuk edilen gece ben. bu beni sana bağlayan işte uçurum…

Reklamlar

13 Yanıt to “elipsis”

  1. passive Says:

    “yıkandığımız hep aynı ırmak”
    döne döne aynı yöne..

  2. tolga Says:

    Kacak usta Gercek’in colune hos mu geldik bilmem. Ama susmak yazgisi jouissance‘da bogulmamak icin var. Gerci ne icin oldugunun ne onemi var..

    Ucurumu aradaki bag’a ilistirmeni de alkisliyorum ayrica.

  3. beautiful disaster Says:

    ustadin dedigi gibi ‘soylenemiyor cok sey susmadan’. icimizi yaksa da, susuyoruz.

  4. Elestirel Gunluk Says:

    geçilecek çöl benmişim

    geçilecek çöl ben

    geçilecek çöl

    geçilecek

    ge
    çi
    le
    cek….

  5. kacakkova Says:

    passive, bu irmagin bi kiyisi, bi kenari, bi deltasi olsa da bi dursak ve hatta ciksak azicik…döne döne hep ayni yöne…
    ama cahit abi demis diyecegini, “dönüyor burgaç. dünya üstten yanlardan daralıyor”….

    tolga, susmak yazgisinin bizi jouissance‘da bogulmaktan kurtardigini düsünmemistim…ama dogru valla…gerci susmakla da bogulabilir insan….sustuklariyla da bogulabilir….fakat saniyorum bunlar farkli bogulmaklar…
    bu susmak yazgisiyla-jouissance arasindaki iliskiyi daha düsüneyim ben….

    beatiful disaster”in aktardigi söz de belki bununla baglantili, söylenemiyor cok sey susmadan…aklima baska bir soruyu getiriyor bu….susmakla söylenileni kimler duyuyor….

    elestirel abi, gecemedik cölü daha….

  6. tolga Says:

    Babanin-Adi, oznede sembolik duzenin garantisini sagliyorken, arada asla ici gosterenlerle doldurulamayan bir bosluk (Gercek’te) olusur.

    Bu bahsettigim bosluk, “psikotik” tarafindan bir zorlama ile doldurulmaya da calisilabilir yani bu tam da “cok konusmaya” denk dusuyor. Surekli konusarak, boslugu doldurmaya calismak demek, limitleri bu yolla asmaya calismak demek bir bakima… Susmak, yani tam anlamiyla susmak ise bu boslugun alanini giderek buyutmesi ve artik gosterenlerin adlandirilamamasi, Babanin-Adinin garantisinden bir vazgecistir.

    Oyleyse limitleri zorlayacak derecede cok konusmak ile sozcuklerden tamamen kopacak kadar susmak ayni paranin, (psikotigin parasinin) iki yuzudur.

  7. zeki Says:

    Onun Çölünde
    Onun çölüne gittim.
    Konuğum,
    Duvardaki kan pıhtısında.
    Onun bulduğu damar beni çağırdı.
    Ve ruhum eski bir kanla yıkandı.

    Onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
    Eski bir kavmin buluşması ve töreni.
    Bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
    Dedi ki bana “ölümsün sen”
    Mutlak
    Mutlak olan.

    Onun çölünde gece kımıldar.
    Yılan ve akrep karanlığıyla.
    Hayat bir zehre gizlenir
    Çoğalır sabırla.

    O bıraktı beni.
    Çöldeki kızıl sularda
    Balıklara bakacak
    Nefesimi tutarak
    Uyuyacağım.

    Onun çölünde her gece
    Fısıldadım kumlara.
    Sordum nasıl yaptıklarını çölü,
    Boğmadan koyun koyuna.

    Onun çölünde ölüyüm ben.
    Gelin ve kaldırın beni.
    Gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.

    Bir sesle uyandıracak beni
    Kahra kan olan bir aldanışla yakaracak

    Tanrıya söylendim.
    Nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
    Güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
    Hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
    Her yüz bir işarettir tanrıdan.
    Bunu yaşlı bir adam söylediğinde
    Gözleri yoktu.
    Annem öyle inanmış olmalı ki ona,
    Yüzümü kederli çizdi.
    Ve uzayıp tanrıya
    “işte” dedi
    “benim annem yeniden doğdu
    annem varlığıma döndü”

    Gece paslı bir kafesle durdu önümde
    Dua için zaman istedim tanrıdan.
    Onun varlığına adanacak hiçlik
    Düş için,
    O büyüde kalbime saplanan acıyla
    Bağırdım;
    Başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. Bizim için.
    Ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
    Kutsasınlar.

    Ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgârda
    Gövdem yitirdi yerini.
    Ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
    Ağır bir istekle.
    Kızıl kan pıhtısı. Tül sabah. Ört üstümü.
    Koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
    Ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
    Gördüm ben.

    Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.
    Yok bir gece bu.
    Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
    Ne çok sürdü diyecek bana.
    Ne uzun sürdü hayat.

    O uzun günün sabahında
    Sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
    Bir tül işleniyormuş gibi aralarında
    Kavuştular usulca.

    Uyu ağır uykunu
    Taşların altında ve su isteğinle kal.
    Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
    Sürecek olan dilsizlik.
    Rüzgâr tırmalıyor kapını
    Aşk uzakta.

    Ne tuhaf inanmaman.
    Sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
    Bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
    Gideceğini söyledin
    İnanmadım sana.
    Oysa ben daha doğmadan biliyordum.
    Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
    Saf ve çocukça bir düşün yatağında.

    Kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
    Beyaz tül yatağında başucuma
    Camdan bir göz bırakıp gittin.

    Ona fısıldanan sözlerin
    Aşk olan varlığı
    O gidince karardı.
    Yüzeyinde göğün
    Beyaz ve kıpırtısızım.

    Acıdan bir okla çıktım
    Bekleyiş yatağından.
    İçimde siyah bir taş.
    Atları gördüm.
    Kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
    Çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

    Bir sırrın bana verilmediği yerden
    Sordum ona
    Bana ne söyleyeceksin?
    Çölün söylemediği ne?

    Ruhumu orada tutan ağırlıkla
    Geceye ilendi tenim.
    Ve çağırmadı çölü varlığım
    Ondan sonra.

    Aynaya dönüyorum
    Değişmiş gözlerim.
    Çölde kumlara bakan kadın
    Kedere bakan
    Artık benim.

    Gördüm çizgilerini avuçlarının
    Çöl her şeyi söyledi bana.

    Anladım nerede bitti aşk
    Kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
    Neden sığmadı varlığa.

    Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
    Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
    Yakaran çizgisine.
    Çölden aldığını çöle ver
    Hayattan aldığını hayata.
    Artık beklemiyorum
    Kal orada.
    Geride, tepelerin art arda dizilmekle
    Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
    Bir hiç ve gölge.
    Gece ay
    Gece tül ve yokluk.
    Yok gece.

    Çölden aldığını çöle ver
    Hayattan aldığını hayata.

  8. yeraltindan(notlar)siirler Says:

    yürüdüğüm yollara kahret
    kahret düşündüklerimi, geçmişimi

    sokaklarda gezinirken kitaplar örtüştür koynuna
    “iyi”, “güzel”, “şirin”, “maceralı”, “politik” kitaplar

    gezin sokaklarının en cafcaflı sokak lambalarının altında
    meylenen sokakların yetimliğini sağlat
    şüphesinde bir gecenin sen

    … ve sen kendine düş
    gözünü çıkar, saadetli siyah gecenin

    uzak dur. . ah dişlerinin arasında ki tohum

  9. zeki Says:

    ah,untmusum;yukardaki “onun cölünde” siiri bejan matur`un ayni adli siir kitabindandir..

  10. kacakkova Says:

    tolga abi iyi izah etmissin durumu….
    konusmanin imkansizliginda konusma cabasiyla belki bir bakima simgesel düzen icinde fakat simgesel düzene ragmen bir sey söylemek mümkün olabilir….
    bilmiyorum, o düzen”in disinda bulusmak imkani midir bu…
    bunun icin “sessizligin grameri”ni daha fazla ögrenmemiz gerekiyor belkide….
    nietzsche”nin kelimelerin ötesinde konusmaya inancini, wittgenstein”in dostluga yükledigi anlami düsünmemiz gerekiyor…
    ya da psikotik olacagiz nihayetinde…
    yoksa coktan oldukta haberimiz mi yok baba!..

    zeki, aklimdan bejan matur gecti, ama sesini cok iyi bildigim söylenemez, emin olamadim bundan….bu siirini ve kitabini okumadim….buraya pek bi denk düstü bu siir….allah razi olsun…

    “Artık beklemiyorum
    Kal orada.
    Geride, tepelerin art arda dizilmekle
    Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
    Bir hiç ve gölge.
    Gece ay
    Gece tül ve yokluk.
    Yok gece.”

    sairlerden korkulur valla….

    yeraltindangelen, bu dizeler saniyorum sana ait….tesekkürler….gelip yerinde bakacagim diger siirlerine de…..

  11. metin Says:

    Kaçakkova Bey,

    “susmakla söylenileni kimler duyuyor….”

    Susmayı bilebilenler ve susmayı bile bilenler.

  12. kacakkova Says:

    metin usta,
    karanlıkta susanı başka bi karanlıkta duyan vardır belki…
    susmayı bile-bilenler….
    ne güzel demişsin…..

  13. endless Says:

    “…Çöl düştü peşime kum yürür
    Yavaş yürür fakat uzun yürür
    Yavaş yürür uzun yürür….”

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: