çarşı çarşıya karşı

by

Rivayet odur ki, çokca kalabalık kitlelerin, Mehmet Ağar ile birlikte kolkola gezen Fatih Terim’e galeyan halinde imparator diye seslendiği zamanlarda, Çarşı grubu “imparatorluk değil tam demokrasi” pankartıyla karşılık vermiştir buna. İmparatorluk tartışmaları da düşünülürse, ilginçliklerle dolu olan “çarşı tarihi”nin en önemli efsanelerinden biri budur sanıyorum. Daha sonraları ise, yalnızca farklı ve karşıt sesler arasındaki ayrımlar derinleşmekle kalmayacak, “alayına karşı” olan çarşı ile temsilcileri arasında da sürekli kırılmalar meydana gelecektir. Homojen bir yapıya sahip olmayan ortam hiyerarşik bir tek sesliliğe kavuşturulmak istenecektir temsil edenlerce. “Alayına karşı olan çarşı” ile mesela “atatürk dışında herşeye karşı” olan çarşı arasındaki ideolojik ayrım, ikinci düşünce lehine bastırılacaktır.

Temsil krizinin aranacağı noktalardan birisi de bu olsa gerek. Farklı ve karşıt, dolayısıyla çatışan seslerin Çarşı adına konuştuğu bu çoklu ortamda, Çarşı, yuvarlak içindeki A’ya karşılık gelen reflekslerini giderek kaybetmiş, ya da kaybettirilmiş, ve sanki ortada homojen bir yapı varmış gibi sonunda onun adına konuşanların dediklerinden ibaret olması istenmiştir. O ideolojik çizgi karoğlan ecevit’e gönderilen sevgi mesajında açık ifadesini bulmaktadır bence; bugün “Çarşı artık bitti diyenlerin çizgisi” budur. Adına konuşanlar da elbette efsaneyi besleyen şeyler yapmışlardır, belki kendilerini efsanenin gerçek sahipleri olarak görmelerinin haklı sebepleri de vardır, fakat efsaneyi efsane yapan nihayetinde sahiplerine rağmen mevcudiyetidir.

Devamla, bütün ilginçliklerine rağmen sanki bir şeyler eksik olmaya başlamıştır. Eksiktende öte trübünlerdeki bu “asi ruh” kasten “resmi deoloji”ye eklemlenerek temsil edilir olmuştur bir yanıyla. Kapalı’nın ortasında konuşlanmış olan “resmi çarşı”nın ideolojik yaklaşımı bu minvaldedir. Ancak sorun bu ideolojik hadisenin de ötesinde çarşı’nın (adına konuşanlar nezdinde) güç ve çıkar ilişkileri ağındaki ilişkiler silsilesinde ortaya çıkmıştır. Alen Markaryan’ın kişisel niyetleri ve samimiyetinin olup olmaması konuyla alakalı değildir. Heterojen bir yapı olarak Çarşıya çok fazla anlam yüklendiği ve bu yükü kaldıramayacağı kabul edilmelidir elbette; bu noktada temsilciliğine soyunmuş olanlara yüklenmek anlamsız olacaktır. Ancak temsil krizindeki sorun başka yerdedir.

İmparatorluğa karşı olma refleksinin, mesela “Çarşı sinan engin’e karşı” ifadesinde anlamını bulması oldukça yerindedir; sonuçta adı Alaattin Çakıcıyla birlikte geçen biridir ve Çakıcının isminin kimlerle birlikte geçtiği de malumdur. Buna rağmen, temsilcileriyle temsil ettikleri arasındaki çelişki tam da bu nokta üzerinde patlak vermiştir. Açılan pankartın ardından Temsilciler Sinan Engin’e çiçekle giderek içerdeki refleksi tekzip etmiştir! Feridun Düzağaç’ın değişiyle Beşiktaş’ın ve Çarşı’nın iç-sesinin tekzip edilmesidir bu. Bugün ellerini temiz tutma kaygısında olanların, dolayısıyla çarşıyı bitirme kararı almalarına sebep olan olayları, ne olduğunu ve bunlar olurken çarşı adına ne yaptıklarını açıklamaları daha yerinde olurdu.

“Asi Ruh” yönetici-taraftar ilişkileri ağına yenik düşmüştür bir bakıma çoktan; bunda şaşırtıcı olan bir şey yoktur, Çarşı her ne kadar farklılılarıyla öne çıkmışsa da 12 eylül sonrası şekillenen “tribün kültürü”nden tümüyle farklı olamamıştır asla. Özelikle de resmi temsilcileri elinde. Çarşının markalaşması ve markanın da tescil sahiplerinin olması tam da Çarşı’yı Çarşı yapan ayrıksılığın tasfiyesi süreci olarak biçimlenmiştir. Temsilcilerinin elinde Çarşı homojen bir yapı olarak sunulmaya ve algılanmaya başlanmıştır -açıklamalarda farklı seslere yapılan vurguya rağmen. Temsilin meşruiyetinin her zaman bir sorun olarak mevcut olduğunu varsayabiliriz, ancak bunun su yüzüne çıkması ya da bir sorun olarak belirginleşmesi anılan olaylarla ortaya çıkmıştır. En azından “iki Çarşı” vardır bu olaylar nezdinde: Birincisi yaratıcılığı ve muhalifliği ile dikkat çeken Çarşı, ikincisi ise giderek güç ve çıkar ilşkileri ağında yer alan Çarşı. Temsil krizinin boyutları ve derinliği tribünlerde açılan “Satılmış Çarşı” pankartından da bellidir. Çarşı’nın iç kavgasının doruk noktalarından biridir bu. Bu kırılmanın geri dönüşü mümkün olmayacaktır.

Bunlardan dolayı Alen Markaryan’ın “Çarşı Grubunun feshi” hakkındaki okuyanın çiğerini dağlayan yazısı, bu süreçlerin geldiği son noktadır. Damardan girip devam eden yazı, mana vermekte zorlanacağımız imalar doludur; yüreğimizi dağlayarak sonlanırken, ne var ki geriye işin içinde başka işlerin olduğunu düşündüren soru işaretleri bırakıyor yalnızca: Dediler ki Çarşı Beşiktaş’ın önüne geçti, o halde gidiyoruz! Duygusallığın doruğunda, “kalbimiz”e fena halde seslenen bu veda yazısının tam da bu nedenle “aklımız”dan neyi bertaraf ettiğini ya da etmeye çalıştığını sormak kaçınılmaz oluyor. Böyle bir gerekçenin inandırıcılıktan ne kadar uzak oduğu açıktır. Olayı, kulüb içindeki “klik çatışmaları”yla, bunların Çarşıdaki yansımalarıyla, Çarşının resmi temsilcilerinin klüple girdikleri ilişkinin boyutlarıyla, daha genel olarak tribün kültürünün yapısıyla ve Çarşının kendi iç temsil kriziyle birlikte değerlendirmek, ortaya koymak daha yerinde olacaktır. Şurada belirtilen düşüncelerde bu yanına değiniliyor kısmen. Özellikle “Bu konuda istihbaratım var” diyen Haşmet Babaoğlu mesela anlatabilir neler olup bittiğini. Atlatılamayan travmanın önünde ardında ne olduğu açılabilir.

Tuhaf olan şey, bu fesih yazısında, temsil sorununun, temsilcilerin kendilerini feshetmeleriyle değil, bir bütün temsil edilen Çarşının feshedilmesi şekline büründürülerek çözülmek istenmesidir. Çarşı Kapalı tribünün ortasından ibarettir bu algıya göre. Kopma noktasında, temsilciler, sanki son bir hamleyle efsaneyi kendilerine ait kılmak istiyorlar. Belki de haklarıdır bilmiyorum. “Efsaneyi öldürerek yaşatmak” düşüncesini bir de böyle anlayabiliriz. Oysa “efsane” açısından sorun olan şeyin tam da bu sahiplenme girşimi olduğunu söylemek de mümkün. Adına konuşanlar gelinen noktada artık bünyedeki gerilimlerin taşıyıcısı olmak istemiyor olabilirler. Bu da en doğal haklarıdır elbette. Tamam “Gerçek Çarşı nedir?” gibi haybeden gerçeküstü bir mevzu yaratmaya gerek yoktur şimdi, ama neden Çarşı Kapalının ortasından ibaret olsun sorusunu da gözardı etmemek gerek. Şimdi Çarşı da yok, ya da Çarşı öldü, geriye çarşı kaldı belkide.

Reklamlar

16 Yanıt to “çarşı çarşıya karşı”

  1. Elestirel Gunluk Says:

    Ben de merak ettim durdum yazini okurken. Bunlarin gundeme konu olabilecek degeri nerden aldigini? Hala da bilemiyorum…Sagci sokak entellektuelleri mi bunlar? Butun anominin icinde yitmis bir kusak mi? Koy kokenli degil de kozmopolitan kokenli koy arabeskinin spor sahalarindaki postmodern yansisi mi?

  2. kacakkova Says:

    bunlar tribün adamlari elestirel abi….
    sagcisi da var solcusu da….kemalistinden anarsistine, ekolojistinden islamcisina, sosyalistler de vardir muhakkak, her fikirden insani barindiriyorlar kendi aciklamalarina bakarsak….kendilerine göre gündeme konu oluyorlar bir sekilde…futbol sadece futbol degildirden aliyorlar gündem olma degerlerini bana kalirsa…
    bi de gündem eger sen onu gündeme alirsan gündem oluyor….benim ilgimi cekiyor tribünler…futbol ve daha cok insanlarin, kalabaliklarin futbolla ilgisi…iliskisi…futbol araciligiyla birbirleriyle iliskisi…..carsi grubu ise, tribünlerin nev-i sahsina münhasir bir fenomeniydi…nihayetinde infilak etti….bir tribün grubunun öyle ya da böyle kendini feshetmesi bile bir ilginclik örnegidir aslinda….dikkate degerdir…türkiyedeki futbol tarihinde böyle bir seyi ben ilk duyuyorum….kendini feshetmek bizim kültürde birakalim futbolu genel anlamda pek bilinen bir hadise degil…kisacasi, futbol olayi ve carsi grubunun özelikle son on yilinda olan bitenler dikkat cekmediyse, bu yazi pek bir sey söylemez….

  3. yeraltındannotlar Says:

    3F Formülü “Festival / Fiesta / Futbol..”

    Çöken sınıfların aydınlarının üretime, emeğe, insana, topluma ve kendilerine yabancılaşmaları olayı, özellikle Rus edebiyatına derin çizgilerle yansımıştır. Gonçarov’un, Oblomov’u, Turgunyev’in, Rudin’i, çöken sınıfın yıkılan aydın tiplerini temsil eder. Üretimden ve hayattan kopukturlar. İnsana ve topluma yabancılaşmışlardırlar. Bu yabancılaşma, kimi zaman Oblomov’un vurdumduymazlığı ve boş vermişliği şeklinde kendini gösteriri; kimi zaman da Rudin örneğinde olduğu gibi, barikatların üzerindeki intihar eylemiyle noktalanır. Çarşı’nın durumuda tam da budur.

    Örneğin: ne köleci aristokrat, ne derebeyi, ne vahşi kapitalizm.. Sistem yerine yenilerini güçü yettiği süreçe koyacaktır, Çarşı’nın olup-olmaması o kadar önemli değildir zaten, sadece aykırı (marjinal bir akımdı -ve cidden iyi gündem belirliyorlardı) kaldı ki dünya üzerinde ki, bütün marjinal akımlara bakın hep en üst derecede ilgi odağı olmuş, taban yapmıştır.. Örneğin, faşizm, anarşizm vb. ideolojiler ve doktirinler…

    Ezilen Dünya’da, bağımsız devletlerin tasfiyesi için, her türlü bölünme etkeni harekete geçirilmekte, toplum büyük bir kaosun / keşmekeşliğin içine itilmektedir. Çarşı ve onun türevlerinden olan “Sivil İtaatsizlik” bu amaçla kullanılıyor, kullanılmaktadır. Bugünlerde en çok tutulan şey ise siyasi bir oluşumdur, marjinaliliğin olmayışıdır, hazır Çarşı kendini feshetti, yeniden siyasal bir oluşum olarak gelebilir.. Neden olmasın!

  4. Lilith Says:

    Carsiyi sevmistim, hatta bu yuzden Besiktasli olmaya bile karar vermistim…Carsi futbol taraftarlarinin, apolitik-lumpenlerden olustuguna bir itirazdi. Ulkenin cesitli gundemlerine, tribunlerden de anlamli tepkiler gosterilebilecegine isaretti…Ayrintilari bu yazidan ogrenmemiz, bilgilenmemiz iyi oldu.

    Yeni Carsilarin cikmasi belki de futbolun egemenler tarafindan kitlelerin uyutalmasinin bir araci olarak kullanilmasini bir nebze olsun onleyebilirdi…olmadi, bir tane vardi, o da yitti.

  5. kacakkova Says:

    3F formulu bir takim seyleri aciklamaya yaramistir, hala da yariyor olabilir, ama “futbol hadisesi”ne oradan yaklasmanin tamamen dogru olmadigini düsünüyorum…
    kitle kültürü, kültür endüstirisi, pop kültür, popüler kültür, iktidar, hegemeonya vs. kavramlariyla iliskili bir hadise olarak futbolu degerlendirmek üzere saniyorum öncelikle bu kavramlari bir gecmek gerekiyor…
    solun “geleneksel” yaklasimi/söylemi birincisi bunlar arasindaki ayrimlari yok sayiyor, buna bagli olarak da mesela popüler kültürü dissalllastirmak seklinde bir tavir gelistiriyor….bunun ardinda belirli bir türde anlasilan ideoloji anlayisi var….ona baglli bir tür kültür ve dil anlayisi…bir tür bilinc ve bilgi anlayisi var….daha önce konustugumuz meselerden de anlasilacagi üzere, ben bunlari solun sorunlu bölgelerinden oldugunu düsünüyorum….
    bir ara üzerinde knusacagimizdan süphem yok…”egemen ideoloji tezi”ne, popüler kültürün egemenlere ait bir alan olarak degerlendirilmesine, dolayisiyla da futbolun salt egemenlerin kitleleri aldatma olmaya indirgenmesine (konular arasinda hizli baglantilar kuruyorum simdi) bir vakit itiraz edecegimi simdiden duyurayim bari!….

  6. yeraltındannotlar Says:

    “3F formulu bir takim seyleri aciklamaya yaramistir, hala da yariyor olabilir, ama “futbol hadisesi”ne oradan yaklasmanin tamamen dogru olmadigini düsünüyorum…” Bu cümle benım için yeterlidir.. Teşekkürler.

  7. kacakkova Says:

    olsun efenim, yine de vakit olunca ve denk gelince edelim lakirdisini….

  8. yeraltındannotlar Says:

    sakıncası yok efendım:) önemsediklerim linklerine eklendiniz! çalışmalarınız da başarılar.

  9. zeki Says:

    endüstriyel futbol elbette ki egemenlik iliskilerinin yeniden üretildigi,hiyerarsinin,cinsiyetciligin,milliyetciligin olumlandigi ve görünür kilindigi bir alan..tribünü de endüstriyel futbol iliskilerinin disinda düsünmek mümkün degil zaten..Ama her toplumsal ve kültürel alan gibi,hegemonya mücadelesinin sürdügü bir alan da ayni zamanda..yani boyun egme ve direnmenin birlikte var oldugu bir alan..
    cArsi tartismalarini da bu baglamda ele almak gerekir bence..cArsi,endüstriyel futbolun ürettigi ve dayattigi tribün kültürüne pek uymuyordu..cember icindeki “A” da ya da “cArsi alayina karsi” da ifadesini bulan karsitligin gercekci bir karsi cikis olup olmadigi tartisilir..futbol endüstrisinin tüketim alani sinirlari icerisinde kalan bir “asi ruh” da denilebilir..(hatta bu durum,seckinci kültür karsisinda bir zamanlar arabeskin “isyan” i,”asi” ligi seklinde de okunabilir,mümkündür)…ama yine de tribünü egemenlerin ve endüstriyel futbol baronlarinin hegemonya alani olmaktan nasil cikarabiliriz sorusuna baslangic teskil edebilecek bir deneyimdi cArsi..dünyadaki tek örnek de degildir hani..
    kAcAkkovA (amma da “A” var haaa) cArsinin gerilimlerini fazlasiyla iyi ifade etmis gerci..örnekleri cogaltmak gerekmiyor..bir yanda “Iktidar” in görünür bicimi olarak “abilik” kültürünün tribündeki hakimiyeti,diger yandaysa icerilebilir de olsa bir direnme ve iktidardan uzaklasma bicimleri..ne hakim olan endüstriyel futbolun tribün kültürüyle özdes,ne de tam olarak ondan kurtulmus…carsinin “sürekli” gerilimi bu kanimca..
    ama bu kacinilmaz gerilimler ne olursa olsun bu alani birakmamak gerektigini düsünüyorum..gramsci den aldigim ödünc kavramlarla,her türlü cephe,mevzi ve hatta gerilla savasina girmek gerekir..cArsi`yla yüklen,kazanacagiz..

  10. ayyildiz1905 Says:

    bir galatasaraylı olarak çarşıyı canı gönülden desteklıyorum. onlar sizin değerinizi bilemediler

  11. kacakkova Says:

    “endüstiriyel futbol”, frankfurt okulundan gelen, “kültür endüstrisi” tartismalarini yeniden bahse acmak icin iyi bir nokta….hele ki o noktaya gramsci”nin hegemonya kavramiyla birlikte bakilirsa…adorno, kültür endüstrisinin ortaya cikisinin baslica sonuclarindan biri olarak, yüksel kültür ile asagi kültür, popüler olan ile olmayan arasindaki ayriminlarin belirsizllestigini, dahasi ortadan kalktigini belirtiyor….durumun böyle oldugu bugün adorno”nun zamanindan daha da acik anlasilabilir….baudrillard”in simülasyon ve simülarklar analizi bu olgunun geldigi boyutlari isaret ediyor da denilebilir…bunlari bir irdelemek, daha yakindan bakmak meselenin anlasilmasi icin önemli görünüyor…baska bir zamanin konusu bunlar bu haliyle…ancak popüler olan ile olmayan arasindaki belirsizlesmenin, acik ya da örtük “yüksek kültür”ü sahiplenen bir noktadan hareketle yapilamayacagini kisaca belirtmek isterim bu mesele icinde….bu noktada özellikle “kitle kültürü” ile “popüler kültür” arasindaki farki belirginlestirmek gerekiyor…siklikla birbirne karistirilsalar da farkli uzamlara karsilik geliyorlar bunlar bence…solun bu noktada genel anlamda “seckinci” bir tavra sahip oldugu acik olsa gerek….öte yandan sol söylemin genel yapisina sinmis bir “halk dalkavuklugu”nun da bu seckincilikle eklektik sekilde bir arada bulundugunu tespit etmek zor degil….
    “arabesk hadisesi”nde sol söylemin ve kültür endüstirisi kavrami etrafindaki tartismalarin nasil bir hal aldigini 90″lardan sonra daha iyi anlamak olanakli oldu…su meshur kitap, meral özbek”in “popüler kültür ve orhan gencebay arabeski” adli callismasi gayet kapsamli bir yaklasim getiriyor bütün bu kavram ve tartismalara….arabesk dinlemenin neden bir suc olmadigini, hele ki arabesk müzigin de knedi basina neden “yoz müzik” olmadigini solun hala anladigi tartisilir….(tabi burada “hangi sol?” gibi luzümsuz bir tartismayi acmaya hic gerek yok, “sol” iste 🙂 )….
    “futbol hadisesi”ni konusmak icin de bu türden acilimlara ihtiyac oldugu kanisindayim…hadisenin 3F formülünü asan kisimlari ben icin bu baglamlarla iliskilidir….

  12. samsunlu Says:

    bir vakıtler dilimdeydi hep evlatlarıma mırasım tıpkıbabamdan bana kalan mıras gıbı..bılıyorumkı gordugumbu son kabus bır gunn bıtecek..vçarsı yıne bır gece ansızın gelecek..ve carsı yıne alayına karsı dıyecek.optıkbaskan duy artıkbızı..

  13. dryclargy Says:

    Честно, хорошая новость

  14. kacakkova Says:

    iyi hos da canim cigerim, ne diyorsun…..anlayan biri olursa bari o söylesin, silecegim yoksa……

  15. farukahmet Says:

    Google Translator’a sordum, “Frankly, good news” demekmiş.

  16. kacakkova Says:

    sagolasin faruk, sagolsun google……ne ki bu simdi, gecenlerde birakilmisti benzer bir yazi, belli ki reklam seysi…..inatci bir kisi herhal….ee kalsin, ugrasmayayim daha fazla……..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: