içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri

by

babil‘in genç yazarı, “dünyayı değiştirmek elimizde” başlıklı bir mim-dalgası başlatmıştı epeydir. bana da gelmişti o dalga, ne diyeceğimi tam kestiremediğimden bekletmiştim. evet, tabiki elimizde, bakınız dünyanın sorunlarına demek gayet olanaklıydı. fakat “kayıp ruhlar” öyle deyip geçemezler en apaçık hadiseleri bile. genç kardeşimiz sıkıntılarından bahsedip bunların aşılması anlamıyla bir bakıma eşitliyor dünyanın değiştirilmesi bahsini. bu haliyle elbette denecek fazla bir şey yok. ama aslında var. dünyayı değiştirme söylemi, herkesin kapısının önünü temiz tutmasından ibaret değil. marx’ın kızlarına verdiği, “her şeye kuşkuyla yaklaşın” öğüdünü hatırlıyorum şimdi nedense. mühim bir hesaplaşma sorunu vardır burada gerçekte. hem teorik hem politik. hem de…dışarıdaki kötülüklerden bahsederek meşrulaştırılamayacak kadar derine giden bir sorun. sorunun ardına düştüğümüzde bir yanıt bulma çabaları muhtemelen, siyaset felsefesinin yapısal gerilimleriyle karşılaşmak ve bu gerilimlere karşı üretilen çözümlerle (liberalizm, marksizm, anarşizm vs.) hesaplaşmak durumunda kalacaktır. benim babil’den gelen mime verdiğim karşılık ilk olarak bu sorunu bildirmek olsun. ikinci olaraksa, ben kacakkova, fazlasıyla yorgun ve fazlasıyla yılgın biri olarak, içimde yılgın rüzgarların ayak sesleriyle, bütün bunlar üzerinde çokca konuştuğumuz bir dostumun sözlerini ödünç alacağım yalnızca:

“ne bu dünyada yaşamak mümkün, ne de başka bir dünya”.

*mimi paslamaya gelince. özel olarak belirtmeyeyim, konuyla ilgilenenler olursa, burayla ya da asıl olarak mimle bağlantı kurarak yazsınlar düşüncelerini, oluversin…

Reklamlar

8 Yanıt to “içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri”

  1. tolga Says:

    Madem oyle, ben de Marx’in ogudunu tutup, kuskuyla yaklasayim, “Dunyayi degistirelim mi?” sorusuna.

    Eger degistirmekse, kimin icin ve ne icin degistirmek? (Lenin’i yad edelim burada.) Kriter ne?

    Ornegin Turkiye’de egemenler lehine Kurt sorununun cozumu de bir degisimdir. Ben bu degisimden yana miyim?

    Degistirmek istemenin aslinda kapitalin itkisinin, burjuvanin krizden kacmak icin “hadi hadi dunyayi degistirelim”demesinden farkli olan yani ne?

    Bana kalirsa, biz istesek de istemesek de, dunya degisir zaten. Dunyayi degistirmekten ziyade “disturb” etmek gerektigini dusunenlerdenim. Disturb’un Turkcesi sozlukte soyle: taciz etmek, karistirmak, bozmak, ihlal etmek, endise vermek, huzurunu bozmak…

    Arzulamak boyle birseydir aslinda. Iste o tipik Zizek ornegindeki gibi: karsima su nesne gelir, hayir bu degil derim; sonra baska biri, hayir bu da degil, ve boyle devam eder. Tek tek nesneler benim icin hicbir onem tasimaz yarattigim fantazi mekaninin nezdinde. Mesela Italyan iscileri 70’lerde sadece hak istemiyorlar, sadece grev hakki, ucret yukseltimi vs; ama “calismayacagiz” diyorlar. Hicbir nesne, aslinda object a ile olusturulan arzu icin yeterli olmuyor. Ama bu aslinda bahsettigim “disturbans” icin yeterli mi?

    Bence gerekli ama yeterli degil. Fantazinin asimi gerekli, sonra da itkide, kendi yaratacagimiz karanlik nesnenin etrafindan donupdolasacagimiz, dansedecegimiz itkide israra variyoruz. Ya da varmali bence. Sorun bu itkiye dayanak olacak bir Otekiye gereksinim var mi?

    Bence var, ama bu Oteki, mutlaklastirilan, kendinden komut beklenen bir Superego temsili olmaMAli. Oteki, surekli kendimizi de icine kattigimiz, surekli koordinatlarini oradan oraya degistirdigimiz bir figur oldugu surece, yaratilan disturbans sadece dunyayi degil dunyayla beraber kendi evrenimizin de “kurallarini” degistirecektir. Artik degisimin kendisi (yani ona kattigimiz anlam) bile degisecektir.

    Kisaca, degistirelim diye hareket etmekten once, degistirmek istedigimiz nedir diye kafa yorsak bence daha dogru is yapmis oluruz. Aceleye gerek yok, degisen degisiyor zaten.

  2. Ömer Says:

    yerine neyi koyacağımızı bilmiyorsak neyi neyle değiştireceğiz ki…
    bu dünyadan yaka silkiyorsun ama yerine koymayı düşündüğün şey cehennemin ta kendisi.

    insanlar önce kendilerini değiştirsinler; şu saçsapan önermelerini, manasız korkularını, etraflarına ördükleri duvarları, yargılarını, saplantılarını, özgüven diye dayattıkları kibri, çekememezliklerini, fesatlıklarını, gururlarını hele bir kenara bıraksınlar, önce kendilerini değiştirsinler üstat..

  3. passive Says:

    dünya böyle çok güzel değiştirecek nesi var ki gene abesle iştigal ediyor gençler..john terry’yi ağlarken gördüm hislendim başka sıkıntım yok.saygılar.

  4. banu Says:

    the holy perturbing!

  5. Elestirel Gunluk Says:

    Herseyin birbirine gectigi bu anomi durumunda bence kim neresinden tutabiliyorsa oradan tutsun ve degistirmeye calissin. Bir de degistirme terimini irdelemeli. Degisim TDK’ya gore “Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü.” Yani bu olumlu da olumsuzu da iceren cok genel gecer bir kavram. Dunyayi degistirmekten (tarihsel olarak) kastedilen de toplumsal yapinin (structure) transformsyonudur; yani bu degisim cok adil olmayan cok dengeli olmayan fundamental yapilarin koklu degisikliklerini ya da degisiklige yonelik cabalari iceriyor. Herseyin degisim icinde oldugu baska bir degisimdir, fasistlerin varolan dengesiz butunlugu yeniden uretim icin linclere ve katliamlarla yaratmaya calistigi degisiklik baska bir seydir. Yani Tolganin dedigi gibi “Turkiye’de egemenler lehine Kurt sorununun cozumu de bir degisimdir”. Bunu kastedmiyoruz dunyayi degistirelim derken…

    Omer arkadas herzaman da yerine neyi koyacagimizi bilmek mumkun olmayabilir. Ornegin ben sadece bugun varolanin beni mutlu etmediginden eminim, bunun degisimi gerekli diyorum. Yerine ne mi koyacagim. hele bi degistirmeye baslaylim belki birseyler daha da netlesir diyebilme olasiligini da bir kenara atmamali derim ben. Bu dedigim biraz anarsistce -hatta basibozukca bile algilanbilir ama, bazan BILMEK belirsizliklerle de doludur. Bunun izin hatta dusum var da deriz….

  6. kacakkova Says:

    “bat, dünya bat” diyelim hikmet abi gibi….

  7. trinity Says:

    ….yasamak icin bi neden yokken yinede yasiyorduk,dünya bir gübre teknesi gibi dönerken,camurun,lagimin icinde utanccla debelenirken yasiyorduk,hemde bundan hosnutmuscasina asi benzeri olmayan bir tutkuyla…ayhan geckin…genclik düsü….( küba`ya 22 agustos gidis bileti aldik kacak abijim hala sansin var, gel atayim seni rucksack`min terkisine :))

  8. kacakkova Says:

    caanim tirinity, dönüs biletini almadiniz mi, allah muafaza kalirsiniz bak orda 🙂 …

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: