jenseits

by

Birey, kendi kavramıyla ölçüldüğünde, gerçektende Hegel’in felsefesinin öngördüğü kadar boş ve geçersiz bir konuma düşmüştür; ama bireyin kendi açısından bakıldığında özsel olan da görünüşte anormal bir durum gibi yaşamasına izin verilen o mutlak olumsallıktır. Dünya sistematikleştirilmiş dehşettir; ama bu yüzden dünyayı bütünüyle bir sistem olarak düşünmek de ona fazla değer biçmek olur; çünkü birleştirici ilkesi nifaktır ve genelde tikelin uzlaşmazlığını olduğu gibi koruyarak sağlıyordur uzlaşmayı. Canavarlıktır dünyanın özü; ama görünüşü, sürüp gitmesini sağlayan yalan, bugün için hakikatin vekilidir

Minima Moralia, 116, Thedor Adorno

tren istasyonuna çıkan merdivenlerin altında uyurken ya da otururken görüyordum onu çoğunluk….işe, okula, alışverişe, bir randevuya, herhangi bir amaç ya da gereksinimle bir yerlere koşuşturan, hareket eden kalabalıklar arasında…..karton kutular ve tahta kasalardan oluşan bir mekanı vardı….aşklarköpekler’deki o eski gerillayı getiriyordu aklıma…..yalnız etrafında köpekler yoktu ve pejmürdeliği sınırsızdı…..onun eski bir gerilla olduğunu varsaymam oysa romantik zırvalıkların bir parçası, bunu artık daha iyi anlıyorum….saçı sakalı birbirine karışmış, asla münzevilik barındırmayan bir yalnızlığa gömülmüştü….resmi anlamda herhangi bir kağıda sahip değildi, ne de herhangi bir toplumsal ilişkiye…..konuştuğuna hiç tanık olmamıştım…..yaşamıyla ilgili bir çok farklı hikayeler anlatılıyordu…..kendini dil’den de sürmüştü belkide…..bir çok kez alıp götürmüşler, temiz giysiler, yemek yiyebileceği ve barınabileceği sıcak bir yer vermişler, her seferinde aynı şekilde her şeyi bırakıp dışarıya gitmiş…..ya da kaçmış demek gerek belki de……bakışlarında saydam ve geçirgen olmayan bir ifadesizlik vardı, kelimenin tam anlamıyla karanlığın yüreğine(joseph conrad) yerleşmişti belkide….kuntz’un “dehşet! dehşet!” diye haykırdığı o son ana……o bakışları düşündükce dışarı dediğim şeyin tasavvur edebileceğimiz zamansal ve mekansal düzenlemelerle ve algılamalarla anlaşılamayacağını görüyorum…insanı delip geçen, herhangi bir anlam kırıntısına, ilişkiye ve tercümeye olanak vermeyen bir dehşet bakıştı onunkisi….yanından her geçişimde duyduğum bir dehşet……ulaşabilmek olanaksızdı….onu görmüyoruz diye düşünmüştüm ilk seferinde…..sonra aslında onun da bizi görmediğini düşündüm…şimdi-ve-burada, fakat bambaşka bir boyutta yaşıyor….bildiğimiz anlamda zamanın ve mekanın düzenini iptal etmiş, bizimle yaşamıyor asla, ve dahası sürdürdüğümüz hayatı varlığıyla bizzat sorunsallaştırıyordu…..yargılamadan, herhagi bir şekilde sorgulamadan, soru sormadan, sırf varlığıyla…..bu yüzden sürekli alınıp götürülüyor ve kapatılmaya çalışıyor olsa gerek……bunları düşünürken, onunla her karşılaşmanın sonrasında olmuş olduğum herşeyden yeniden ve yeniden tiksindim…..onun orada olmaklığıyla kendini kapattığı dehşet, içinde kendi hayatımız diye ahkam kestiğimiz büyük kapatılma‘nın dehşetini apaçık kılıyordu yalnızca…..öyle ya da böyle, ona lanetler yağdırırken bile bir dolu anlamlar yüklediğimiz dünya sefilleşiyordu……her tür anlamı iptal eden bakışlarındaki saydamsızlık, benim dünyaya getirebileceğim bütün inceltilmiş eleştirilerin, bütün etkileyici itirazların, okuyan çoğu insanın da hoşuna gidecek karşı çıkışların hepsini katlanılmaz bir sefilliğe dönüştürüyordu daha dile gelmeden…..sefaletin eleştirisi ve eleştirinin sefaleti…..zamanın ve mekanın düzenine nasıl ait olduğumuzu, onu nasıl yeniden ürettiğimizi, karşı olma konumlarında bile onu nasıl süreklileştiridiğimizi dehşetli bir şekilde duyuyorum o bakışları hatırladıkça…..bildiğimiz anlamda zamanın ve mekanın dışındaydı…..kacımız gercekten kendine ait olduğunu söylebileceğimiz bir zamana sahip diye soruyorum sık sık…..zamanın ve mekanın düzeninde kendimiz dediğimiz şey kendimiz değiliz asla…….bunu belki çoktan biliyoruz…..ama bilmek neyi değiştirir…..kişi zamanı kendisine ait kılmamalıdır, aksine zamanı kendiyle birlikte parçalamalıdır….nasıl peki?…tam bir çıkışsızlık….her halükarda “zamanin ve mekanin düzeni“ne yenik durumdayız…..üretimin ve tüketimin bütün carklarından geriye cekilmek, her tür insani ihtiyacın ve gerekliliğin dışınana çıkmak, ancak insanin kisisel olmayan bir felaketi kişi olarak üstlenmesiyle mümkün…..oraya bilgiyle gidilemeyeceği çok açık….her tür hamle, dile getirilen her tür inceltilmiş eleştiri, her tür bilgi kırıntısı, her tür kendilik, çoktandır yaşamın yaşamadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye hizmet etmek olacaktır…..

o kayıp ruhun, her türden özne konumunu yadsıyarak üstlendiği dehşet bu hizmetin reddidir….

Reklamlar

Etiketler: , , ,

5 Yanıt to “jenseits”

  1. Elestirel Gunluk Says:

    Utancimizi kaciracak yuzumuz yok…

  2. Lilith Says:

    Ses boguk geliyor, sifre cozucu kullaniyor polisler. Adam sunlari diyormus anlayabildikleri kadariyla:

    ” ben karagöz filan değilim. herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz. kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. son kapıya geldik. insaf sahiplerine sesleniyoruz. ey insaf sahipleri! ben ve olric sizleri sarsmaya geldik. dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendinibeğenmişçesinesankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz…….. sizi ağlatmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. size dünyanın dörtten fazla bucağı olduğunu göstermeye geldik. bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı ağlatmaya niyetliyiz.”(Tutunamayanlar, O.Atay)

  3. kacakkova Says:

    🙂

    bu minvaldedir söyledikleri kesin…..eğerki topunuzun gelmişini geçmişini, soyunu sopunu, cinsini cibilliyetini….demiyorsa…..

  4. trinity Says:

    Popüler kültürün insani oyaladigini,islem disi biraktigini,insanlarin geleceklerini bilmediginden dolayi fala,astrolojiye megillendigini,bunun sebebininde insanin kendi yasaminin öznesi olamadigini söyleyen adorna abimize saygim büyük…Ama saygidan öteye bu oyalama carkinin disinda kalabildigim söylenemez….Peki bu karamsarliga karsi bi durus noktasimidir,yani bu carkin dislileri arasinda olmak?! yoksa nedir bu karamsarliga karsi cikis noktasi?…yada en iyisi einstein`in dedigi gibi dünyayi anlamaya calismak gerekmez onun icinde kendi yolumuzu bulalim yeter….mi?

  5. kacakkova Says:

    hosgeldiniz y.yilmaz,

    frankfurt okulu hakkinda nasil bir calisma yürüttügünüzü merak ettim acikcasi. genel olarak okulun tarihcesi mi, daha özel alt bir baslik mi sözkonusu. kitap ya da makale olarak yayinlanacak olursa ve bildirirseniz sevinirim. sitedeki yazilar icin söyledikleriniz dolayisiyla tessekkürler.

    söylediklerinize hak veriyorum.adorno karamsar ve fakat kendisini cikissizliga mahkum etmeyen, etmek istemeyen bir düsünürdür.ama ben zaten adornodan bir alinti koyup burada su söyleniyor/söylenmek isteniyor demiyorum. ya da bir seyler söyleyip onu adornonun mantigiyla eslestimeye calismiyorum. benimkisi biraz asiri-yorum oluyor, kabul. ayni zamanda bir tür asindirma denemeleri olarak da ifade edilebilir -ulus baker’in affina siginarak.

    adorno”nun karamsarligi kendi icinde bulundugu tarihsel kosullarla baglantili olarak anlasilabilir ve belki dogrusu da budur.bir soykirim yasanmis, bir savas gerceklesmis, ve bu sürecte kacmak zorunda kalmis bir düsünürdür adorno. minima moralia”nin sürgünde yazilmis olmasi, kitabin alt basliginin sakatlanmis yasamdan parcalar olmasinin sebebi olarak anlasilabilir elbette. zaten kendisi de sunus yazisinda deginiyor isin bu yanina. ben yine de biraz daha “tarih-disi” algiliyorum adorno”nun yaklasimini. nihayetinde minma moralia”da okura, kurcalanmasi gereken noktalar ve zorlu düsünce konulari icin kücük modeller sunuluyordur. oradan devam etmenin pek cok farkli, birbirine karsit ya da celisen/kesisen yollari vardir. adorno”nunsahip oldugu karamsarligin düzeyini belirleyemem, ve buradan adorno”nun ne derece karamsarliginin kuramsal algisina sahip oldugunu ileri süremem, ama bu metindeki karamsar düsüncenin (ya da düsünce karamsarliginin) tarih-disi algilanmasinin zemini oldugunu da söylemek gerek.

    bununla birlikte adorno, umutsuzluga karsi kesin bir tavir beyan ederek bitirir kitabini. düsüncenin görevidir bu.yani her seyi kurtulusun perspetifinden görmek. kurtarilisin sactigi isiktan baska isigi yoktur bilginin, der. acik. buna karsi, hayir öyle degil demek sacma olacaktir. ama buradaki umutsuzlugun kapsami da belli bir bakima. umut ya da umutsuzluk, yasamin yasamadigini gizleyen bir ideoloji olarak ortaya cikabilirler, ya da o ideolojiye bagli olabilirler.o eksende onlara karsi olmak, onlara karsi elestirel bir konum almak sözkonusu olabilir. ancak yasamin sakatlanmisligini ya da yasamin yasamadigini, bu önermeyi ortaya cikaran tarihsel kosullarin biraz daha ötesinde ya da daha dogrsu berisinde okumayi denedigimizde, saniyorum karsimiza baska bir sey cikmaktadir. bu okuma bicimi cikissizliga mahkumsa bile mesrudur.
    yeniden görüsmek dilegi ile, bitireyim bunu.

    trinity, valla einstein”a kulak vermek lazimdir, iyi demis, dünyada kendi yolumuzu bulsak yeter anlamasak da olur…..

    sevgiler……

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: