şerhiye

by

metne giriş yollarından birisi de ‘şerh‘ ise, orada artık metnin kendi adına konuşmasından kelimenin tam manasıyla söz edemeyiz kanımca -hele ki şerhin anlamları arasında yarmak, keşfetmek, açmak ve yorumlamak gibi katmanlar varsa. bunun anlamı, metnin yerine kendimizin konuşması ya da konuşuyor olduğu da değildir elbette. çünkü metin bir düzeyde ‘tamamlanmış ve bağlanmıştır‘ da. artık kimbilir kaçıncı kuşak (“almancı”) dükkan sahibinin türkçesiyle yazılmış “şerhiye çorbası” ile karşılaştığımdan beri, aklımda bir ‘şerhiye’ kategorisi oluşturmak vardı! şerhin anlamları üzerine bulduklarımsa ilk elden bana mikhail bakhtin’i ve onun “diyalojik yöntem“ini düşündürdü açıkcası. nitekim, konuşmayı, ne metnin kendisine ne de okuyana indirgeyemeyeceğimiz açık olsa gerek. sırlarını açsın diye metni yarıyorsak, bunu bir tür diyaloji olarak anlayabiliriz belki -çift yönlü metinsel şiddet. şerh’iye (ya da şerhetmek) burada metne uygulanan şiddetin bir boyutunu işaret ediyor olsa gerek. derrida’nın gönderiler‘i ya da gramatoloji‘si aynı zamanda sanıyorum buna emsal gösterebileceğimiz bir şerh çalışmasıdır! dolayısıyla, aşağıda bir kısmını aktardığım osman çakmacı’nın ‘konuşsun diye metni yarmak‘ başlıklı yazısından sonra bir şerhiye başlığı açmanın ve bakhtin’i okumaya başlamanın vaktinin geldiğini kabul ettim. bu şerh meselesi aslında çorbacıdan da evvel, hermeneutik konusunda aklıma düşmüştü -özellikle heideggerci fenomenolojiden derridacı yapısöküme geldiği tarzda bir ‘metin okuma‘ okuması da yapmak isterdim –yorumsamanın radikalleşmesi süreci olarak yapıbozumcu metin okuma. vay be, ne başlık olur bu ama! ‘yorumsama‘, bir metin okuma yöntemi olarak, bu bakımdan pek çok farklı yollardan biri olarak anlaşılabilir. şerh çalışmaları ise, metin okuma yaklaşımlarının bir parçası ve tamamlayıcısı olsa gerek. neyse, yazıyı aktaracaktım bir sürü laf ettim. çakmacı’nın şerhli metnine şerh düşerek aktardığım bu metin, şerhiyenin ilk yazısı oldu….

***********************

” Şerh kelimesinin terim olarak sözlüklerdeki karşılığı şu: Açma, yarma, açıklama, genişletme, izah etme. “Bir metnin sırlarını, ince dikkatler gerektiren ifade ve nüktelerini açıklama ve yorumlama”, “anlaşılması zor bir metni beyaz, tefsir ve keşfetmek; niteliğini açıklamak, aydınlatmak, yorumlamak.” Peki şerh çalışmalarının kökeni nereye dayanıyor? “Aslında bütün bu isimlerle kastedilen daha doğru anlama ve anlatma, İslam dünyasındaki diğer birçok ilim dalında olduğu gibi Kur’an’ı hakkıyla anlama ve anlatmaya yönelik araştırmalardan kaynaklanmaktadır. Kur’an’ın meali üzerine yapılan araştırmalardan doğan tefsir ilmi, bu nedenle şerhin menşei olarak kabul edilir.” Demek ki, şerh, Kur’an’ı yorumlama, onun söylediklerini anlama çabalarına dayanıyor.

Ben bir metnin kendi adına konuşma yeteneği olduğuna inananlardanım; eğer metne kendimizi verebilir, ona bütün varlığımızı açarak, önyargısız yaklaşabilirsek metin kendini olduğu gibi bize kendisini açacaktır. Ama işte mesele, metne nasıl yaklaşacağımız, on un bize nüfuz etmesini nasıl sağlayacağımızdır. Evet, metin kendi adına en doğru biçimde konuşur, ama işte onun söylediklerini anlamak için metne belirli bir yöntemle yaklaşmak gerekir. Şerhin sözlüklerdeki karşılıklarından olan “yarma” edimi, bence bu çabayı en iyi açıklayan kavramlardan biri. Öyle ya, metin, içinde sırlar barındıran, ilk bakışta bizi içine almayan, kapalı bir yapıdır. Tamamlanmış ve bağlanmıştır. Bu yüzden o yapıya giriş kapılarını bulmak gerekir. Yani metni yarmak, teşrih etmek gerekir. Demek ki metnin yapısında öncelikle bir gedik açılmalıdır. Sonra o metni, kendi iç dinamiklerinden kopmadan, yaratıldığı dönemin karakteristiklerini de göz önünde bulundurarak, belli bir koordinata yerleştirmek geliyor. Metni yorumlarken, öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta, aşırı yorumlardan kaçınmaktır. Nihayetinde biz metnin konuşmasını sağlamaya çalışıyoruzdur, yoksa metinden yola çıkarak kendimiz konuşuyor değilizdir. (Bu herhalde denemenin sınırları içine girer.) Metnin kendi iç bağlantılarını iyi takip edip, bu bağlantılar sonucu ortaya çıkan yapıyı anlamak gerekiyor. Yani şerh, aslında metnin konuşmasını sağlama çabasıyken, aynı zamanda ona girilebilecek birçok kapıdan biri anlamına da geliyor.
(….)

Reklamlar

Etiketler: , , , ,

4 Yanıt to “şerhiye”

  1. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili Kacak (Kovasiz kacak demek daha bir hosuma gidiyor),

    Arastirmamda kisilerle yaptigim gorusmelerden sonra yasamlarini oykulestirdim sonra yasamlarini (yararak) analiz ettim. Hocalarimdan biri sordu bu hikayeler senin mi onlarin mi? Hepsisi bana aittir dedim. Cunku ben souylemeye baslar baslamaz o kis(lerin) hayalatlari ozgun olmaktan cikiyor. Benim hikayem oluyor dedim. Hatta diger hocalari ikna icin bakin Maykovsky siiri okumak yeniden yazmaktir diyor dedim. Evet siiri okurken bile siir sairine ait olmaktan cikar bizim vurgularimizda bizim anlayisimizda yeniden yazilmis olur dedim.

    Simdi bir metne “objektif” olarak yaklasmak gerceklik disidir ilk once. Ben objektif olamam. Kimse olamaz. O metni kendi icindeki gercekligiyle de kimse algilayamaz. O metnin icinden ciktigi nesnel kosullarin yorumu bile gorelidir. Ben baska degerlendiririm bir baskasi baska degerlendirir. Kendimi phenomonojistlerin (Husserl mesela) iddia ettigi gibi parantez icine alip yaklasamam benim disimdaki nesneye ya da olguya. Cunku benim varligim bile bir sosyal insadir (constructed). Benim bilimsel yontem diye tanimladigim edimler dizgesi bile ideolojiktir, belli bir bakis acisinin urunudur. Metnin BIR TEK anlami yoktur.

    Tam bir sofist gibi oldu bu yanit yahu…

  2. tolga Says:

    Elbette metni ben baska, baska biri baska degerlendirir de (EG’ye atfen), buradan metnin kendisinin goreligine gidilemez bence. Ne de metnin yukarida dendigi gibi sirlari vardir, ya da varsa bile bence olmamalidir. Metin dedigimiz eni konu, sozcuklerin birlesiminden olusmustur ve bir anlam, hissiyat, fikir yaratimi amaci tasir. Yani onun sirri aslinda pek de sir degildir iyi bir okuyucu icin. Bir sir varsa eger, o da sirrin sir olarak kalmasi gerektigine dair olan sirdir.

    Oyleyse, metin anlaMAdan okunmalidir; metin sadece okunmalidir. Acmaya ve yorumlamaya calismayi oncelige oturtan bir (en azindan nitelikli bir metni) okuma basarisiz bir okumadir. Hatta daha ileri gidip de sunu diyesim geliyor: Okuma sadece ve sadece okuma olmalidir, dolayim tasimamalidir; okunmasiyla zorunlu olarak okuyan tarafindan yazilacaksa da bu kayginin okumaya dahil edilmesinin problemli oldugu kanisindayim. Cunku bu oznellik-nesnellik ikileminde yurutulen kayginin kendisi bence anlamsizdir. Elbetteki yazilan nesnel olamaz ve elbette yazilan oznel olamaz. Ne ozne, ne de nesne butundur sonuc olarak.. Bunu surekli tekrarlamanin ya da bunun uzerinden, buna dayali olarak okuma yapmanin nasil bir katkisi olabilir okuma edimine!?

  3. Elestirel Gunluk Says:

    Tolga sanirim yorumlama edimini netlestirmemiz gerekiyor. Yorumlamadan kastim aklin ve duygunun bilincli eleginden analizlerle gecirme anlaminda almiyorum ben. Bilmenin olusmunda bilgi ogelerinin beyinde kodlanirken, uzun ve kisasureli bellege aktarilirken falan gectigi o cok ozel kisiye bagli surecten sozediyorum. Bizim dis dunyayla (hatta kendimizle) her tur iletisimimiz bir deneyimi ve her deneyim de bizim anlam semalarimiza iliskin bilgi edinmelerle, kani gelistirmelerle, analiz yapmalarla, ve cikarsamalarla ilgilidir. Bu nedenle biz sen istesen de istemesen de yasadigin hersey bir anlama ve anlam verme yetisine donusuyor. Ister (bilincli) yorumla ister bilincsiz, sonucta her metin okuma bir yorumlama ve anlam vermeyle son buluyor. Burada metini disimizdaki herhangi bir nesneden farkli da degerlendirmeliyiz kuskusuz. Yani metin bir nesne (benim disimda benden bagimsiz olarak var olan bir nesne-tas gibi mesela- degil) bir baskasi tarafindan, baskasinin deneyimlerine bagli olarak yazilmis yorumlamalar butunudur yani tasdan farkli olarak daha bir organiktir; bir dili vardir, bir ruhu vardir, bir tinisi vardir.

    Lafi daha da uzatmadan soyleyeyim: metin sadece okunamaz gibi geliyor bana.

    “Acmaya ve yorumlamayi oncelige oturtan okuma”dan soz etmemistim ama boylesi bir okuma da “basarisiz” bir okuma denemez cunku “basarisiz alabildigine muglak ve relative bir kavramdir.

    “okunmasiyla zorunlu olarak okuyan tarafindan yazilacaksa da bu kayginin okumaya dahil edilmesinin problemli oldugu kanisindayim.” Boyle bir kaygi okumaya dahil edilmiyor ama boyle bir bilinc (oznel olarak) bana siiri okurken daha bir ozgurluk verirdi. Daha da cok zevk alirdim sanki. Hani Nazim der ya “hem ne dersin/ O berbat ayarsiz sesim/ oyle bir dokunuyor ki icime/ yuregim sizliyor/ ve o eski acikli hikayelerdeki yalinayak karli yollara dusmus yetim bir cocuk gibi bu yurek/ aglam istiyor”du…

    “Cunku bu oznellik-nesnellik ikileminde yurutulen kayginin kendisi bence anlamsizdir.” Bu kaygi dengesiz dagitilmis sosyo-ekjonomik ve politik erk’i elinde bulunduranlarca “nesnelligi” bilmeye yetkin ve lisanasli bir tek biziz ve bizim yontemimizdir (scientisizm) ” dendigi surece anlamsiz degildir. Cunku bunu anlamsiz diye iddia etmek sesi kisilmislarin sesi kisilmisliklarina onay vermeye gitmektedir. Bir de oznellik ve nesnellik ikilem degil daha bircok sosyal, biyolojik ve politik yapisal katmanlari icinde barindiran dizgisel olmayan bir kavramsallastirmadir. Bunun ikilemmis gibi sunulusu da meseleyi basitlestirme oluyor gibime geliyor.

    “Elbetteki yazilan nesnel olamaz ve elbette yazilan oznel olamaz. Ne ozne, ne de nesne butundur sonuc olarak.. Bunu surekli tekrarlamanin ya da bunun uzerinden, buna dayali olarak okuma yapmanin nasil bir katkisi olabilir okuma edimine!?” Okuma zenginlesecek, ve beyaz adam kara adamin soylediklerini duyar olacak. Lorde’ soyle anlatiyor bir deneyimini:

    I speak out of direct and particular anger at an academic conference, and a white woman says “Tell me how you feel but don’t say it too harshly or I cannot hear you”. Cunku bir seyi kizginlikla butun carpikligi ve ciplagiyla soylemenin norm olmayisini -nesnel olmayisini- belirleyen birileri var ve degirmenin suyu onlarin yararina donuyor…Belki degirmenin suyunun herkes icin esit dondugu bir dunyada kimsenin sesi ozneldir diye kisilmaz. O zaman okuma edimi daha da zengin olacaktir.

    off cok uzattim yine…

  4. kacakkova Says:

    selam ile…..

    şerhetmek, yorumlamak, yapısöküm……okumanın çeşitli yollarını işaretliyorlar…..dolayısıyla benim bu posttaki dikkatim öncelikle bu noktalara dönüktü daha çok…..çakmakcı mesela, metni konuşturmak yerine kendimizin konuşmasının denemenin sınırlarına girdiğini söylüyor bir yerde….ben bu ayrımların çok da yerinde olmadığını şerhetmek istedim bazı kabullerle…..’nesnel okuma‘ ile ‘öznel okuma‘ arasındaki ayrımın temelde yanlış olduğu, daha oğrusu yanlış konulmuş bir ayrım olduğu neyse ki artık biliniyor….althusser’den sonra, masum okuma olmadığını da biliyoruz…..özneyi paranteze alabiliriz, ya da nesneyi de parantaze alabiliriz (zorlarsak), ama derrida’nin dediği gibi dili paranteze alamayız….öznellik nesnellik ikileminde devam ettirilen kaygısının anlamsızlığına katılırım elbette, ama bu kavramların kuramsal düzlemdeki yerlerine ilişkin meselenin aşılmış olması anlamına gelmiyor bu…..her tür “eleştiri”nin zorunlu olarak sahip olduğu ikilemlerin başında gelir nihayetinde bunlar…..her tür eleştirinin yararsızlığı ve boşunalığı önerilirse buna önericiden daha da cok katılırım!….(allam ya bu nasıl bir dil böyle!)…..
    nihayetinde metnin dışarısı yoktur…..sırrı da budur belki…sır, her zaman sır olarak kalır……
    sadece okumalıdır……

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: