“ablam der ki kafamızı karıştıranlara lanet olsun pass!”

by

 

pass

 

 

aslinda dün yaptik sohbeti passive ile, ama öyle konuşmuşuz ki oratalığı ancak toplayabildim. passive’in sevgili halkına bi hediyesi var, bu gördügünüz resim, kendi eseri, suluboya, tıklayın büyük halini görmek için, masaüstü yapmanız gerektiğini unutmayın. kendisi banu‘yu secti yeni kurban olarak. banu icin sorulari passive yaziverin. ve buyurun bu uzun mülakata….

 

___________

 

sevgili passive burdasin ne güzel.daha erken bi bakayim dedim, hazirlandin mi büyük röportaja

merhaba, yakalanmamak için çok uğraştım. çook heycanlandım ayol.milakata gircek gibi falan hissettim kendimi. ama bakın yarısında uyyakalırsam şaşırmak.gücenmek yok. demedi demeyin.

niye uyumadin mi aksam

dört gibi yattım. sabah da bayram törenine gittik.

hazir isen baslayiveririz birazdan ben de bi kahve alayim

ok.ben her zaman hazırımmmm

halkimiz bekliyor

ya yaaa.merak içindeler.bi sınırötesi operasyon bi de bu röportac…

takip ediyor musun sinirötesi opresyon gelismelerini, ben hic bakmiyorum

tabiyki, insanların acı çektiği her şeyi takip ediyorum

ne düsünüyorsun, nedir bütün bunlar?

Nedir?ben bilmem böyle soruların cevaplarını….ıhmm… sadece boşuboşuna ölmek berbat bişi. yani banka kuyruğunda kalp krizinden ölmek ne kadar anlamlıysa terörist denen şeyle öldürülmek o derece anlamsız.

hep böyle oluyor bosuna oldugu belli ama hep ölmeye degermis gibi anlasiliyor ve anlatiliyor. ve cözülmüyor mesele. Her nasılsa…..

Evt. kim kimi görüp şehit oluyor anlamıyorum mesela….ha bunları düşünmek içimdeki militarizmi öldürmüyor

cözüm bu kadar zor mu gercekten?

çözmek isterseniz her şey kolay da

isteyen mi yok! ?savasa hayir diyenleri de dövüyorlar zaten

ama bakın sevgili kk. savaşa hayır diyenlerin hepsini inandırıcı bulmam ben. yani ben savaş karşıtı değilim.savaşsız bir gün bir yıl bir dönem gösterin.bilmediğim bir şeyi savunamam. barış nedir? mümkün mü barış?bence değil. ha bir şey söyleyip dövülmek korkunç ya da herhangi bir şekilde baskıya uğramak

savas olmamasi anlaminda baris mümkün belki, ama saniyorum sen barisin bir cözüm getirecegine inanmiyorsun….

ıhmm !..belkide. barış dedikleri şeyin kastettiklerini tam kavrayamıyorum insanların biribirini yok yere öldürmesi ise tabiyki savaş olmamalı. ama barış ne? atalat demek gibi. Atalet !

belirli bir somut durum icinde baris anlasilir bir sey. su an icin sinirötesi olmasin kürdün hakki verilsin demokrasi gelsin falan gibi seyleri kapsiyor anladigim kadariyla. Bunda ne var?

kürdün hakkkı mı? nedir ki hak?

keske sana bir kahve ismarlayabilseydim

keşkee…caramelli severim ben kahveyi

alman kahvesi cok sert yeni alistim bende

aa…çok severim ben. burda davidof falan buldum da çok mutluyum.nescafe ve jacobs a talim ediyorduk istanbulda.korkunç bişi buu. ben mesela nescafeyle savaş halindeyim. bir an bile barış olsun istemiyorum

baris vs. üzerine binen anlamlar o kadar cok ki.bazen kelimelerle bir yere varmak olanaksiz oluyor

esasıda kaçakkova konuşarak ya da diplomasiyle ülkeler arası mevzuların nihai sonuca ulaşmadığını tarihin her yerinde görmüyomuyuz. yani benim okuduğum tarihte.

evet görüyoruz tabiikine de…..

ve bir ulus devlet sınırlarını halkını askerini korumak için yapması gerekenleri yapmalı diye düşünüyorum

savas politkanin baska araclarla devamidir demis bir mühim zat

evt. iyi demiş. düşmanı iyi belirlemek gerek.

hangi düsmani? Kimdir düsman!?

sınırötesinde kimi yada neyi ortadan kaldırmak istediklerine iyi karar vermeliler.evt….işte hangi düşmanı. pkk denen şey düşman mı, evet ama pkk deyince tüm kürt ırkını kast ediyorlar bundan hoşlanmıyorum.

bu operasyon disarida bir seyleri ortadan kaldirmak icin mi yapiliyor gercekten? yoksa iktidarin iceride, kendisiyle ilgili bazi meseleleri kaydirma bicmimi var burada?

yani esasında içeride haledilmesi gereken bir sorunu dışarı tankla tüfekle hede hödö gidip halletmek yer yer komik ama hergün üç beş askerin de öldürülmesi birilerinin buna yardım etmesi ve daha öleceklerin olması ve karşı taraftan öldürülenlerin de bu ülkenin vatandaşı olması, düşündürücü. yahu ben bu konudan hazzzetmyiroum geçelim allaşkına.

Gecelim, sicak ya konu, daliverdik birden? Bunlar aklimda yoktu yoksa…..

vallaa… zaten son dakka takibi yapmaktan anam ağlıyor

baslayalim öyleyse!…

ha ama bakın az önce jaap stam ın futbolu bıraktığını öğrendim nasıl mütehassisim bilseniz

o kim yahu simdi?

(spor haberlerini son dakka takip eden bi kızdan hayır beklenmemeli son tahlilde)

aaa! a! yoksa siz dünya kupası takip etmezmisiniz. hollandanın muhteşem defans oyuncusu korkunç bi adam. Severdim. Neyse. her şey geçici şu alemde. sınırötesi de.

kadinlar futbolu sevmez sanirdim

ben severim. kadınlar ne yapar bilmem.

kadin yoktur kadinlar vardir diye mi?

valla bence insan vardır. ötesini pek anlamıyorum

o da öldü diyorlar ya

olsun. hayaletleri yeter

sorularima geceyim ben artik!

eh buyrun buyrun

bloglaralemi merak ediyor kimdir bu passive, nerede yasar, ne is yapar, nelerle mesguldur?

aa cidden!?nemiz var nemiz yok ortaya dökmüşüz hala mı merak….oyh!! bu insanlar nasıl doyursak bilmemkii !?

ögretmenlikten memnun musun diyeyim o zaman?

Ihmm… bazen… gün gün değişiyor benim hoşnutluğum. bir karar da duramıyorum. şöyle söyleyebilirim ama örtmenlik konusunda: öğrenci ve ders kısmını ve tabii edebiyat dil öğretme kısmını çok seviyorum.

edebiyat ögretmenligi naasil oldu peki hep istedigin bir sey miydi?yoksa hayat sartlari mi?

hani zorlasam varoluşumun yegane amacı falan gibi haddini aşan laflar bile edebilirim. ama o kadar abartamam.ama memuriyet kısmından uymam gereken çoğu anlamsız kurallardan diğer öğretmenlerden idarecilerden ve erken uyanmak zorunluluğundan ve he rgün uyumul giyinmek zorunluluğundan nefret ediyorum. edebiyat istediğim bir şeydi fakat öğretmenlik kısmı biraz zorlama oldu.en kolay iş buydu.devlet hemen işe aldı beni. hoş ben yapmadım başvurularımı babam ve ablam yapmışlardı.ben istemiyordum çünkü…oyh, o talihsiz güne dönmeyelim tekrar. atama haberini taksim meydanında almış hüngür hüngür ağlamıştım.

iteklenmissin o zaman sen bu ise, peki edebiyati yine de istedigini söyledin, tam olarak istedigin neydi ki baska?

şimdi kk bu soru için çocukluğuma dönmek gerek.ben hiç bir zaman ne olmak istiyorsun sorusuna cevap veremedim. kafa karışıklığım bebekliğime denk düşer. lise ikide falan iyice rus edebiyatı dosto aşkı vesaire derken. fen bilimlerinden mezun olup sosyal bilimlere abayı attım. falan filan. sonra işte öss türk dili edebiyatı….böyle

anladim, peki simdi edebiyat ile iliskin nasil?

tabii üniversitede tek kelime rus edebiyatı dosto vesair bahsedilmedi. bu da memuriyet kadar sukut-u hayaldi…..ıhmmm ilişkimiz?! Güzel. tek taraflı bazen. ben öyle uzun yorucu okumaların ve çalışmaların insanı değilim. sistemli hiç bir şey yapamayacağım için edebiyatla ilişkim yer yer su sızdırıır. ha ama hala dostoyla aşıkız o da ayrııı.

edebiyat yasamlarimiz icin gerekli midir?cocuklar mesela „yahu hocam birakin edebiyati ne ismize yarayacak“ demiyorlar mi?

diyorlarr.desinler. onların bilişsel ve duyuşsal seviyeleri yeterli dğil diyorum bazen. bakın nasıl bilimsel açıklamalar buluyorum kendime. ama bu yıl ilk kez bir sınıf dil anlatım dersinde öğretmenim noolur edebiyat anlatın diye yalvardıı. Şaşırdım. ölcektim şaşkınlıktan haaaattta. dedim ben siz gibisini hiç görmedim sekiz yıldır.

10 verseydin hemen hepsine hemen

Aaa…yok o derece diil…not vermekte pek zorlanırım….:9.ama çolk seviorum onları bu ondan daha kıymetli.eh tabi anlayana miirim…

sevgi sinif gecirmez ya, neyse. Hopi yerlileri dosto okumadiklari icin ne kaybediyorlar sahiden merak ediyorum?

bir kere ne kaybettiklerini bilmemeleri büyük bir kayıp. hem ben o kadar uzağğı dşünmem. başka insnalrın edebiyattan ne anladıığı onda ne bulduuğu pk umrumda değil. edebiyat sanattır. Zevktir. faydacı olmak hayal kırıklığı yapar. kırılmayacak hayaller üretiinnn. fleksi hayallerim var. frimus adlı blogıra yollıycam onlardan. ahahh fena sataşırım ben insanalra farkettiniz deilmii.

frimus dedin de, passive görünce aklina tolstoy ve neval el saddavi geliyormus. Gercekten var mi böyle kendini pasifist olarak tanimlama durumlari?

evet var

pasifist olmak icin neler yapiyorsun mesela?

uzun uzun bu durumu açıklamak da hoşuma gitmiyor pasifliğe zarar getiriyolr gibi çelişmek isteme pasifliğimle. pasif direniş yapiyorum. şimdi pasifist olmak acaip bir çelişki. bir kere bu çelişkiyle mutlu olup sakin sakin yaşamak pek hoş. hayatta olmak ve birsürü birüsü şeyle bunu desteklemek aktive olmak demek. bi kere metabolizmayla çelişmek gibi. neyse geçelim bu bahsi. işin felsefe kısmından pek anlamam, anladığınız üzre.

bir ara edebiyatcilarimizda tolstoyculuk ile dostoculuk seklinde kamplasmalar olmustu. Toplumculuk bireycilik meselesinde.

evet. Saçma. dostonun kaarşısına tolstoyu koymak yani.

oguz atay dostocuydu, oraya gelecegim

adamım!

üc kelime denmis ama sen aldirma bize anlatabilir misin atay’i. cocuklara anlatir gibi.

oğuz atay da pasifist sayılbilir aslındaaa. hımm hiç bunu düşünmemiştim. bu gece uyumadan bunu düşünüüciiiim. üç keliem mi?oyh! hiç anlatmadımki atay‘ı. müfredata koymadılar.Ataya küfrettim bol bol. tutunamayanları iki yılda zor bitirdim. panik ataklrıma sebeptir. Eşşolusu.

okuldayken ben edebiyattan nefret ederdim, her cocuk gibi

okulda ben pek çok şeyden nefret ederdim.göğün altında yaşamak trajedisi gibiydi okula gitmek

cok mu etkiledi tutunamayanlar seni

aslında onu okuduğum dönem epey zordu. yani kırılma dönemiydi bi nevii. o yüzden nefes almaktan zorlanırken selim ve turgut olmuyo. üç kelim beklemesinler söyleyemem

peki sen kendini dogal bir disconnectus errectus familyasindan mi görüyorsun? yoksa bilincle tutnamamayi tercih edenlerden mi?

ikincisi tabiyki…..(burada passanim iki dakikalik bir ara istiyor, tam iki dakika sonra geliyor, „işte memurluğun faaidesiii“ seklinde acikliyor bu dakikligini )

peki tehlikeli oyunlar mi, tutunamayanlar mi desem?

Tutnamayanlar.

frimus Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti kurunca bize katilir mi diye soruyor?

Bittabii. seve seve. ama ben iflah olmaz bir oğuz atay hayranı değilim. bu konuda z’ yi tavsiye ederim, projeleri vardı.

evet z abimize danismaliyiz tez zamanda. varmi iflah olmaz hayranlik duydugun yazarlar?

dosto var. şairleri var bazı. şimdi hiç aklıma isim gelmiyo hale bakınn. Ehehhiihi. örnek sıkıntısı çekerim çok. ders anlatırken paranoyaa. Oyh…ama günümüzden bi örnek verebilirim. sadık yalsızçanlar. Tüm kitaplarını okuyabildiğim tek yaşayan yazardır. tekrar tekrar okurum. yalsızuçanlar olcek soyadıı. alengirli bi isim işte

ben sadece sitesinde yazdiklarini okudum, kitaplarini görmedim, aklimda dursun bulurum bir ara

sinema üzerine yazıları felan vardır denemeleri bilmemneleri. hikayelerini okurum ben daha çok

nilgün marmara var bi de

uvvv. Olmazmıı. hayatın neresinden dönülse kardır.

onun izlerini mi takip ediyorsun, nasil yasamis, nasil düsünmüs, ne hissetmis falan

şimdi mesela sevgili kaçakkova pasifist pesimist ya da bilmem çelişik her ne isek…onca bilnicimdeki berraklık ve yaşamktan emin olmak bi tarafta durup dururken boğaz köprüsünün trabzanlarında sekerek yürümek düşüncesini nasıl içimizden atarız. muhteşem bişi buu. tıpkı “kandan korkan birinin kan dökmeye duyduğu acaip arzu” gibi.

ölümde arzu ve korkunun biraradaligi mi kastettigin

evet. hem içinde hem düşüncesinde. hem hiç bir zaman yapmayacağınızdan bu kadar emin olmak hem de bunu ölesiye arzu etmek.

freud arzunun oldugu heryerde bir bastirmanin sözkonusu oldugunu söylüyor.

haa aferin freud’a….iyi demiş !..

freud mu dedim ben, hay allah agzimdan kacti freud demeyecektik

evet yauğ… ona dair tek bildiğim ah muhsin ünlü‘nün bir şiirindeki mısralar. “freud diye bir şey yoktur/hadi içte çay koyuyim

nilgün marmara?

nilgün marmaraya dönersek onun izini takip etmek,hayatını kopya etmek ve hatta düşünüşüne, hissedişine hayran olmak gibi bir şey yok bende.

kopya etmek degil de izini sürmek, ulasmaya, anlaymaya, daha da iyisi hissetmeye calismak demek istedim

hımm evet…hissettiklerin anlamay a çalıştığım oluyor. ama sonra anlamsız bir şey bu. ifadelerine hayranım daha çok. diline belki de

sen de dil hayranligi var demek dogru olur mu?

Kesinliklee…dil ve kelimee….Hayranım, yani hayatta kutsal olduğunu düşündüğüm şeylerden

kutsal ile nasil bir iliskin var peki hazir gelmisken gelmisken sorayim?

kutsal derken?…ben materyalist olmamaktan mütevellit, kutsallık atfetmekten çekinmeyiz….hayal önemldir, yani uydurma ya da dogma değil hayal olanla olmayan görünenle görünmeyen arasındaki o ara gerçeklikten bahsediyorum hayal derken. bu konuda ibn arabi‘den etkilendiğim gözden kaçmaz tabe…nınınnıın

bozuk cümleler kuruyorm ne acı deyılmıı ? kutsallık atfettiğim dile baaakın…

ibn-i arabiyi nasil okudun peki kendi metinlerinden mi?

arapça asıllarından değil tabi. çeviri eserlerinden. ilk füsusla başladım. okumakta biraz cesurum. cahil cesareti işte benimkisi. ama pişman deilim

arap ve islam filozoflarinin (yoksa bilgelerinin mi demek gerek) cevrileri yapiliyor cokca degil mi artik?

Hımm…aslında ibn arabi konusunda yetersiz. yapılan çeviriler çünkü onun en önemli eseri fütuhatı mekkiyye tamamen türkçeye çavrilmiş değil. ilahiyatçılar tez falan yapıp (tabi kariyer sıkıntısından yaparlar geneli) bölüm bölüm çeviriyor ama, tamamını degil…bi gün uyandığımda arapça konuşuyor olursam ben çeviricem.söz

kac dil biliyorsun sevgili pass?

hiç dil bilmiyorum ben yaauğğ.hakketen.hani şimdi saysam kaç dil öğreniyorum. arapça ispanyolca farsça zıkkım ingilizce falan derim dee. hakaret gibi olur onları biliyorum demek, ki bazen türkçeyi bile bilmiyorum.

ne bileyim frimus belki bi is teklif edecek, ya da ogluna isteyecek seni

ayy, istemem, o kendine iş bulsun….onun oğlunu düşünebiliyomusunuz allaşkına kaçakkoaa…uovvv….

terminator gibi bir sey geliyor aklima….

bunları kesmeyin e mi. olduğu giib yazın. bi düşman daha olsun isterim.rahat raht savaşmak için

tabiiki

berlinde türkler ve kürtler çatışmış. sizde ordamıydınız. işte opreasyonun sıçtığı an. Neyse. provakasyona meyyal millet.

yok ben kenarindan gectim. türk bayraklariyla gezenleri görünce uzaklasiyorum ordan hemen. Bugün türklerin yürüyüsü vardi kürt derneklerine saldirmislar.

geçen yıl bizde mitinglerden kaçıyorduk istanbulda. Korkuyorduk. Neysee. allaaam hale bak! siz bana soru sorun.

sorayim. herkes kendini hector sandigindan duruma bi aciklik getirsek diyorum artik, hector kimdir, öyle biri var midir, nasildir, iyi midir?

Ahahahahaaaaaa….ilahi…şimdi hector öncelikle bir kahramandır. ilk kez morrissey in the first of the gang şarkısında tanımış aşık olmuştuk.orda anlatıldığına göre mahallenin delikanlıları içinde eli ilk silah tutan oydu. zenginlerden çalıp fakirlere dağıtırdı. saçma bi sosyalist çağrışımları olan eşitlikçi bir kahraman. ha benim hectorum o dur ama. aşık olma dönemlerimize göre ete kemiğe büründüğü de olur. ama son dönemlerde biraz uzağız

hayirdir?…

hectora da kendime de tahamül edemediğimi bi dönem. o da uzak uzak durur. neyse geçer bunlar

dünyaya tahammül etmekte mi zorlaniyorsun?

Ihmm…insanlara daha çok…daha çok da anlamsızlıklara….kafamda tanımlayamayıp konumlandıramaığım şeyler sıkıntı oluşturuyor. buna engel olamıyorum. bir an önce yaşlanmak isityorum. geçikmiş hissediyorum felan

tezer,“ ben kimseyle yaslanmak istemiyorum kendimle bile“ diyordu?

tezeri de bırakalım bi kenara. hem sonbahar yok burda

baska bir sorya geciyorum o halde. yazi ve yorumlarindan sonra insanlar seni konumlandirmakta, yaklasimini anlamakta zorlaniyorlarmis, karsitliklar arasinda gidip gelen bir konumda durdugun düsünülüyor

doğru. bende zorlanıyorum

maneviyatla her seyi reddetme arasinda, iyi ile kötü arasinda, dogru ile yanlis arasinda belirsiz mi kaliyorsun gercekten

şimdi şöyle bir şey var. hayır belirsiz değilim. maneviyatta özellikle belirsiz değilim. ama benden önce koyulmuş topluma ait düşünceleri reddetme gibi bi durum var. yani ki içiciden gericiye faşistten anarşistte çok geniş bir yelpazede tanımladılar insanlar beni. ben hangisiyim bilmiyorum. hiç biri değilim. ha gerici derken, dindarlık ve dini önemseme allaha inanma kastediliyorsa bu tanımı kabul ederim ama tabii onların algıladığı gibi deil. Yahut da anarşistliği “her şey başka türlü olabilirdi” sözünü referas alarak yaşamak olarak bakarsam anarşstl,ği d ekabul edebilirim

olaylar, durumlar, olgular karsisinda ikircikli olmayi ya da deyim yerindeyse bir saf belirleyememiþ olmayi tasvip eder misin, yoksa bu yanlis bir algilama mi? bu senin icin önemli midir?

Hımm…yahu nasıl soru buu? insanım ben. hakketen kabullenilmiş çelişkilerim var. kabullenip çatışmadan mutlu mesut yaşyabiliyorum bi arıza yaratmıyor günlük hayatımda. ama pek çok insanın kafa karışıklıığına sebep varoluşsal meselelerde ben gayet netim….yani ironi basit bi durum değil. dünyanın yaratılışı insanın varoluşu bi ironi üstüne. büyük bir kalabalığın içine bırakılıyorsunuz.amaç ne? bir olanı aramak. kafanızda bir sürü karşışıklık ve çoğusu yaşamak zorunda bırakıldığımız toplum ve modern zamanlar…bu karışıklığın içinde netlik istiyor devlet toplum ve karşınızdaki her hangi bir insan. nasıl net olunur uymak zorunda olduğunuz kurallar var ve içinde kaybolduğunuz bir hayal alemi. ben ara ara belki karıştirıyorum. ama günlük hayatta primitif düşünce ve yaşam tarzı insanı bunca karışıklıktan koruyor. şizofrenler zihinlerinde bir ada kurarlar. ben de bir ada kurdum. orda iyyim. ama şizofreni deil benimkisi. Cemil meriç der ki insanları sevmek için onlardan kaçmak gerek. işte buna benzer bi illet. bir huzur yada. ben huzur kısmından algıladığım için rahatlıyorum. daha anlatiimmii!?? susturun beniiii !…

demek ki önemli bir soruymus, halkimizdan kacmaz

ben vinçlerden, futboldan , stam den anlarım borsadan deyıııl…..halk, maşallahh… halkı sevmiyorum… bireyden yaanayım …. Ayh.. nasıl da politik molitik cevaplar veriyor pass….

aha tolga abi kizar bu halk birey ayrimina

kizsın ben de ona kızarım…ama sonuçta bir sıfırdır bireyin durumu. içinde mutlu olamadığım bi kalabalığı ne yapiiim ayol. zorum ne sevmek için

valla ben de sevmem „halk“ denen gurühü…..

ben bireyden yanayım

tek basina kalmaiy mi seversin, nerde cokluk orda bokluk mu dersin (bil bakalim kim sormus?)

frimuss…..

bingo

ben ona, neyse….. iki kişi kalmayı tercih ederim. üç ve fazlası kafamı bozar. hepsine yetişmek isterim mesela hepsini anlamak sevmek falan. bu da sonra bana sıkıntı yapıyor

anladim, dostluk istiyorsun sen demekki, ask icin en az üc kisi lazim

he üçüncü dedikodu ve takip yapcek

bize süper orjinal küfürlerinden üc adet söyler misin

yok kii.süper küfür edemem. siktirgit derim en çok onun versiyonları. ingiliz küfür şeysi kadar.ebleh angut falan insanları tanımalamk içinde. usturuplu küfür bilmem. etmem de zaten. abarttığıma bakmayın. ama acaip haakret cümleleri falan kurarım. ona da küfretmek diyorum. neyse işte böyle. dün bi öğrenciye yaş kaç dedim. oda onaltı dedi.onaltıyıldır dünyada yer işgal ediyosu onbir yıldırda bu okulda dedim.içine vermiş.ona buna şikayet etti. Oyhh…saçma işte

sokaktan duydugunuzu kullanmayin aklinizi kullanin küfür icin yaratici olun derim ben frimus‘a

tabiyy…en güzeli. üretken olmak iyidir. dil içinde önemlidir küfür. Neyse…

blog yazarligini ne kadar ciddiye aliyorsun, cok önemli mi senin icin

blog yazmak deil ama yazmak önemlii. bloga yazmıyorum yalnızca. daha doğrusu kendi kendime yazmak okumak daha güzel. yani bir yerlerde yazı yayınlandığı falan düşünülmesinde. blog yazmak baya eğlenceli. gerçi beni sinirlenidridği de çok oluyor ama. şimdi durduk zaten

neden durdurdun, eski yazilari okuyorduk hic degilse

onlar gene okunabiliyor. tam olarak kaldıramadım. yani beceremedim nedense şaşırdım bunu yapamamama daa. sonra öyle bıraktım. ha hiç yazmamak deil bu yazıcam gene

kapanmis görünmesini istiyorsun belki

görünmesini degil. görmeyi istiyorum

özel mi sebepleri mi var

bi gece uyuyamadım dön dön dön. Sonra bilgisayarı açtım. allah ne verdiyse bi yazdıklarıma baktım bi okuduklarıma bi yaşadıklarıma sonra insanlara sonra aynaya baktım. dedim ulan niye bu kadar farklısınız birbirinizden….

bakanla görüsmeden kaynaklanmistir o, toparlanamadin ondan sonra

ablam der ki kafamızı karıştıranlara lanet olsun pass! bu sözü süreklii kafamda tekrarlarım. bakanla bakmayan…onun bi suçu yok. suç sistemde velilerde anayasada. Ahahahahah….önüne gelene bok atar işte insan böyle. ben de atıcam kardeşim allah allah…

bana da geliyor bazen….cikis var mi diye sormus banu, saniyorum dünyanin pek aydinlik bir yer olmadigini kast ederk, var mi cikis?…

çıkış ımmm ummmm…mıhff….arka kapıdan çıkalım.

Ya da acil durumlarda cami kiriniz

ha onuda kıralım. ama bulunduğumuz yer penceresiz. çıkış var bittabii. banu buraya geldiğinde göstericem ona benn

gelecek mi?

inşallah. Planlıyor. türkiye dışına gitcek ama burası ikincisi

umarim olur?ne güzel valla, cikisa dair uzun uzun konusursunuz, bulursaniz bizede haber edin haa…

dimi muhteşem olur….bigün bakmışsınız berlinde kanalın kenarında da çıkışı konuşuyoruz…kimse kimseyle çatışmıyor meselaa

benim oralara gelmem olasi degil ama sizin buralara gelmeniz mümkün

evet…mümkün ve de muhtemel…:?

son olarak sen kimi kurban sectin kendine

ahahahaa…tabiiiykii bağğğnuuğ. ama şindi blogu da koment off yapmışken neyse banuiçin seve seve

cok tecekkür ederim sevgili pass, cok güzel bi sohbet oldu

ha bi dakka ben burdan sevenlerime hedaye yollamak istiyorum. halk yane. işte bu resmi yazının baiına koymanızı istiyorummm.okuyanlarda bunu alıp masaüstü yapsın isitorum. ypmayanların topuklarından vurulmasını istiyorum.istiyorum da istiyorumm

bu resmi görünce dada aklima geldi soracaktim bak unuttumusum!

long live dadaaa!

dada ruhu var sende!?

Evt…bende farkettim. tzarayı severim

bazen gidip onlarin yazdiklarini okumak iyi geliyor ruha degil mi?

evet

kendine iyi bak sevgili pass, görüsmek üzere.sevgiler

siz de iyi bakın..iyi akşamlar…

 

 

 

 

Reklamlar

21 Yanıt to ““ablam der ki kafamızı karıştıranlara lanet olsun pass!””

  1. Friedrich Camus Says:

    Net ortamına salıp da değerlerini kaybetmelerini istemediğim onlarca lisanslı küfrüm var.

  2. tolga Says:

    – tek basina kalmaiy mi seversin, nerde cokluk orda bokluk mu dersin (bil bakalim kim sormus?)

    – frimuss…..

    – bingo

    yok yahu, o soruyu ben sormustum diye hatirliyorum. allalaa 🙂

    neyse, bir de su cumlelere gelelim, bakalim:

    – “ve bir ulus devlet sınırlarını halkını askerini korumak için yapması
    gerekenleri yapmalı diye düşünüyorum”

    – isteyen mi yok! savasa hayir diyenleri de dövüyorlar zaten

    – ama bakın sevgili kk. savaşa hayır diyenlerin hepsini inandırıcı bulmam ben…

    ve daha bilumum cumle…

    iste boylesi pasifizmi, nihilizm falan filan da ancak Alman kahvesiyle birlikte icilir. Herseye karsi cikan Misak-i Milli modelleri herhalde ancak Turkiye’den cikar. Vay anasini! Postmodernizmin falan cilki cikti lan! Etik nedir biliyon mu, etik, ondan hak getire.

    Sonuc itibariyle Heidegger ile de harbiden evlenmelisiniz sayin Pass, artik buna karsi cikmiyorum…

  3. kacakkova Says:

    hay allah frimus abinın günahını aldık iyi mi…..ben sanki bütün soruları frimus sormus gıbi not almışım?……
    benden röportajcı olur ise…..bu kadar olur…..ben şimdi burdan f.c’ye sallarım bi kara bayrak, af eyler hemen…..
    olmadı hazırlayın katran ve tüyü…..
    bu arada tolga abi herseyde postmoderniizmi suçlama abi….yani demem o ki, türk solunun bi sürüsü dogustan misaki millicidir, hem de epey bi misakicidir, ki bilirsin postmodernin p’sini söylemene de izin vermezler…..
    üstelik bizim oralarda daha postmodernizmin kendisi yokken öyleydiler……

  4. tolga Says:

    evet abi, ama en azindan Turk geleneksel solu kednine belli bir ilke cizmis ona gore neye karsi cikiyorsa cikkiyor; Turk solununki politik sakatlik ama bu turlusu baska oluyor, sanirim alisamadim ondan bu kadar kiziyorum. Aslinda Amerikali gecen bir kizda ayni seyi gordum. Kiz her halta karsi, ve saatlerce de ‘”hakikat diye birsey yoktur” diye zirvaladi. Zirvaladi diyorum cunku felsefi bir temeli bile yoktu, sadece cevresindeki ideolojik kirlilikten boyle konusyordu.

    Kiza cok basit birsye sordum: “Sizin baskan bizim, dunyadaki vatandaslarin kaderini bekliyor. Sizin secimlerde biz de oy kullanmaliyiz” dedim. Hemen karsi cikti, “ancak Amerikali olunca verme hakkina sahipsiniz” dedi. Yani kiz aslinda o herseye cikiyor goruntusunun altinda acaip bilincli bir milliyetciydi. O yuzden benim postmiodernizmi suclamam bu yonde. Dedigin turk solu en azindan ne yapiyorsa bunu daha acikca, postmodern siniklige kapilamdan yapiyordu. Artik direkt birsey yazmak da istemiyorum bu konuda. Eylemek gerekli sanirim bu noktadan sonra artik…

  5. passive Says:

    ya bari şu yazım hatalarını falan düzeltseydiniz kaçakkova aleme rezil oldum 🙂

  6. röportac « dünyaneki? Says:

    […] röportac Miércoles Octubre 31st 2007, 1:38 am Guardado en: şahsî şurada pass’la bir röportaj yaptılar. eğlenceli epey. ben de banu ile yapmak istedim.ağız tadıyla bir comment off […]

  7. kacakkova Says:

    pass biraz düzenledim….

    tolga abi,
    bu dedigin (türk solunun konumu) neden daha iyi bir sey olsun ki? postmodern siniklik daha acik bir sey ayrica kiyaslamaya kalkarsak -ama aciklik dedigimiz sey nedir o acik degil belki. türk solunda,militan-radikal-sosyalist-marksist kesiminde, (ki kadrolari türk olmayanlardan olusur cogunluk) “vatan” denildiginde savunusu yapilan seyin bilincli ve felsefi temelleri olmasi mi onu ayricalikli ve daha kabul edilir ve anlasilir kilacak….

    yani simdi durup meseleyi bir ilke/ya da ilkelilik sorununa baglamak tuhaf olur bence…..yoksa postmodernizmi suclamanin yönüne itiraz etmiyorum….zaten postmodern durumun, modrniteden gelen bir sey oldugundan neden savunusunu yapayim ki….bazen insanlar postmodern deyince modernle olan bu iliskiselligi gözardi ediyorlarda, asil buna karsi cikmak gerektigini düsünüyorum….

    itiraz ettigin seyin tam olarak postmodernlikle ilgili olmadigini söylemeye calisiyorum kisaca, yani onu postmodernlige baglamamak gerekir birebir. postmodern eklektizm bu mesele baglaminda yeni bir durum yaratmis degildir. genelde postmodernler dedigin oy hakkini verirler, dedigin türde celiskileri silerler, öyle ki ne oldugunu anlamak nerdeyse imkansizlasir ve asil tehlike budur. kizin kafasi belkide baska sebeplerle karisik bilemeyiz….

    ideolojik-politik eklemlenmelerin neden ve nasil olduguna dair artik bir sir yok fazla.nihilizm cok rahat bir sekilde fasizme de eklemlenbilir, marksizme de. ama bu eklenlendigi seyden geriye dogru giderek nihilizmi degerlendirmek yine de yanlis bir yol olacaktir….

    hakikatin yoklugu dendiginde ise, kizin zirvaliklari ne minvaldir bilmiyorum, ama mesele bana gayet acik geliyor…..bunu kast edilen nedir, nasil bir felsefi strateji var burda, bununla ne ypilabilir ne yapilamaz bellidir….anti hümanizm dendiginde mesele gayet bellidir, insanin ölümü, söylem analizi, gercek”in yoklugu dendiginde bellidir….ha, bunlar acikca belirlenebilir bir devrim davasina ya da teorisine iyi gelmiyordur, bak buna itirazim olmaz, gelmiyordur….ama bu meselede baska…

  8. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Hay allah gizlen.net e bişeyler oldu ben de konduna bir müddet giremedim kacak abi, ondan soracaklarım da kalıverdi. Neyse. Sohbeti okuduktan sonra hatta okurken Tolga’nın alıntıladığı yer hemen dikkatimi çekti. Bu bizim Beşiktaş çarşının “çarşı herşeye karşı” deyim tutarlı(!) olmak adına “çarşı teröre karşı” demesine benzedi. Bak cumhuriyet bayramına da katılmış kendileri zaten 🙂 Sonra daha da dikkatimi çekenler var misal;

    “Nedir?ben bilmem böyle soruların cevaplarını….ıhmm… sadece boşuboşuna ölmek berbat bişi. yani banka kuyruğunda kalp krizinden ölmek ne kadar anlamlıysa terörist denen şeyle öldürülmek o derece anlamsız.”

    Terörist kavramını kullanmış. İşte veri dil ve üzerinden konuşmak böyle birşey. Kendisi eski olanı reddetmek üzerinden hareket ederken bu konumu veri dil üzerinden sürdürünce böyle acayip durumlar çıkmış ortaya. Egemen dili kullanılarak baştan bir ötekileştirme söz konusu, buradan konuyu tartışmaya ve dillendirmeye başlamak ise kacak abinin dediği gibi baştan tartışmayı ve eleştirelliği kaybetmektir zaten. Aynı durumu şehit kavramı içerisinde de yapmış zaten;

    “Evt. kim kimi görüp şehit oluyor anlamıyorum mesela….ha bunları düşünmek içimdeki militarizmi öldürmüyor”

    Hak vermemek elde değil. Postmodernizmin getirdiği ideolojik bulanıklık halinin bunda kesin rolü var. Türk solunun damarlarının tıkandığı yeri katmerliyor Postmodernist bulanıklık. İyice işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Eskiden kim faşist kim komünist hemen anlaşılırdı, şimdi o kadar birbirine girdi ki belli değil namussuz. Bence artık tam bir şizofren halinde bireyler. Merceği yakınlaştırınca birçok insanda hümanist (insan sevgisi anlamında tabi) damarlar buluyorum, gelgelelim ideolojik bulanıklıktan enjekte edilmiş kendisine. Bir tarafıyla da fena halde resmi ideolojinin etkisinde, faşizan takılıyor.

    Vakti zamanında sendika.org da biraz da buraya değinen “içimizdeki faşizm” başlıklı bir yazı yazmıştım. İçimizde ve bilmiyoruz, bilmiyorlar. passive’deki de biraz o hesap galiba. Halbuki kendisi ulus-devlet ve kapitalizme karşı da konumlanabilirdi. Onun yerine ulus-devleti veri kabul ederek ulus-devletin kendisini korumasının meşruluğuna vurgu yaptı. Ulus-devlet basbayı totaliterliktir ve kapitalizmin ürünüdür. Daha sonra ise bireycilikten yana olduğunu söyledi. Halka dair birtakım önermeler getirdi. Açık bir çelişki aslında. Bunun yanında toplum mu birey mi gibi soruların kendisi baştan anlamsız ve fazlaca kurgulanmıştır aslında. Liberalizmin sahte kurguları. Sanki biri öbürünü dışlarmış gibi veya tercih etmek zorundaymışız gibi. Nereden bakarsak bakalım sorunlu buluyorum bu tarz önermeleri. Neyse passive bana kızmasında bunu söyleyeyim dedim. Tolga’ya ve kacak abiye ekleme olaraktan.

  9. passive Says:

    sınırlarınız var değil mi insanlar için, sonra dosdoğru hep aynı renk kalemle çizilmiş mis gibi çizgiler.asla birbirine değmeyecek ya sağdan ya soldan gidecek çizgiler..hem sonra onları alıp seyreder “herkese yetecek kadar hürriyet” diye çığlıklar atarız mesela..hiçbirşeybaşkabirşey olmayacak..hayal bir kapitalizm ürünüdür değil mi starbaks gibi..ama biz şu köşede öyle rahat kurulmuş oturuyoruz ki stam futbolu bıraktıysa bize ne..türk solunun kafası karışmasın, türk sağının kafası zaten yok ki kuzum, hele türk ortası diye bir şey de hiç varolmayacak.hem türk halkı dediğiniz de militarist savaşa salya akıtan her daim haksız sınırlarda bir güruh..hak isteyenler de sınır istemiyor mu şimdi? halk ve devlet arasında kalmışlığı kim seçti, ya nokta atışı yapar gibi tespit yapabilmeyi, ya da elleriniz tertemiz kalabildi mi koca koca sınırlarda yaşayadururken siz?

  10. tolga Says:

    Tansel,
    Fasistle komunisti ayiran nokta bence istisnai noktadir. 100 yil onceye gidip 1. Dunya Savasina bakarsak acikca goruruz bunu. Avrupa sosyal demokrat (yani o zamanin marksist) partilerinin hemen tumu kendi burjuvalarina destek vermislerdir savasta, Bolsevik parti gibi birkac grup haric.. Ki Lenin savas butcelerine destek veren sosyal demokratlari gazeteden duyunca bunun bir yalan oldugunu dusunmustur. Parmaklarla sayilabilecek kadar az sayida olan ve kendi egemenlerinin aleyhine karsi cikan insan Isvicre’de toplanmislardi yanlis hatirlamiyorsam. O zaman da sorun istisnai noktadaydi.

    Diyorum ki ideolojik yonelimlerimizdeki egilim kendini az ya da cok belli edecektir, hakikatin nezdinde. Bu hakikat da kendini seni, beni ve bizim oglani ayirdetmemi sagliyor.

    Kacakkova,
    Bir adam dusun, adam pisligin biri ama ne derse onu yapiyor. Pislik yapacagim diyor ve onu yapiyor. Baska bir adam dusun. Humanistin allahi gorunumlerinde ama pisligin dik alasini yapiyor. Ben sahsim adina birinci adami tercih ederim.
    Ikinci olarak, bahsettigin vatan savunmasini yapan da “militan-radikal-sosyalist-marksist” degil; Stalinist kesimdir. Ispanya’ya ic savas sirasinda akip anarsistlerle birlikte fasizme karsi savasan militan-radikal-komunist degil miydi sanki? Ne kadar bulanik olursa olsun varolan, agizdan cikacak bir hece, bir kelime bile ne oldugumuza dair en iyi kanittir… Hele ki kritik zamanlarda…

  11. Friedrich Camus Says:

    İspanya’ya iş savaş sırasında akıp Durruti’yi öldüren de bir SSCB ajanıydı. O geldi aklıma. Neyse konudan bağımsız bir şey bu, siz devam edin.

  12. naz Says:

    solun bütün günahı stalin’e çıkarılacak gene anlaşılan. faşizmi stalingrad’da durduran kimdi açaba? faşizme karşı direnişleri destekleyen? vatan savunması ile tüm dünyada faşizmi alaşağı eden? şimdi emperyalist oyunları görmeden, vatan savunucularını hor görmek moda. anti emperyalizmden kimse bahsetmiyor zaten artık. postmodernizm en aklı başında marksistin bile aklını bulandırıyor. işin içindeki emperyalizmi görünmezleştiriyor. kimin neye alet edildiğini anlamak imkansızlaşıyor. kimin ne derken aslında ne demeye getirdiği de. kürdün hakkı denilince insanlar ne hakkı diye bocalıyor. kürt emperyalizmin oyunlarından gelecek umuyor. vatanı savunmak faşizmle eşleştiriliyor, denizlerin mahirlerin en ufak bir kuşku duymaksızın sahiplendikleri bu değer, postmodern karmaşa içerisinde karalanıp duruyor. bu insanlar vatanlarını sevdikleri için devrimci değiller miydi? ne yapılacak peki şimdi? emperyalizmin bu ülke üzerinde oynamaya çalıştığı oyunlara ve onlara alet olanlara karşı gelinmeyecek mi? kürtlerin kendi özgür iradelerine ve haklarına sahip olmaları da ancak bu karşı çıkışla savunulmak zorunda değil midir? vatan savunusunu ırkçı milliyetçilere bırakmak ne kadar saçma bir şeydir anlaşılmıyor mu?

  13. humpty Says:

    naz abla selamlar.geri geldin dimek gene. ilk elestiriyi ben yapayim sana. abla sen de cok ortodokssun be. kacakkovaya yazdiracaksin bi risale daha simdi. hadi lenini biraz tutabilirsiniz siz, stalini savunmak sizde inat oldu bence.
    passa gelince, kafasini karisik görüyorum savas konusunda. bu noktada pataklanabiliriz. yüklenin arkadaslar bu pilav daha cok su yer.

  14. kacakkova Says:

    emin degilim tolga…
    “ne dediysek onu yaptik, ne yaptiysak onu savunduk” diyenlerden sakinmak isterim ben…..
    hic bir zaman göründükleri gibi olmadiklarini, oldukalri gibi görünmediklerini getiririm cünkü aklima….
    bugüne ve ortaya cikan karmasasina “ideolojik kirlenmislik” olarak bakmayi yerinde bulmuyorum acikcasi….
    ben aksini diyorum ve asil ‘steril ideolojik” ortamlarin sorun oldugunu söylüyorum…..
    tamam bir zamanlar kim devrimci kim fasit biliyorduk….siyah ile beyazi ayirabilyorduk netlikle….iyiler ve kötüler belliydi….dogrular ve yanlislar da…bize kalan tercihlerdi…bize kalan yapilmasi gerekneleri yapmakti….
    bize kalan bu gün gibi acik olan bu tabloda yerimizi almakti…
    öyle saniyorduk….
    ama sonra ortaya bir yanilgi cikti….
    yanilgi neydi peki?…neredeydi?….olmayan neydi?….ideolojik kirlenmenin basladigi yer neresiydi…..demek istediginin farkli oldugunu biliyorum elbette, ama bi de baska bi yederden bakalim diyorum demek istediklerine……

    naz ablaya diyecek bir sey yok….ya da baska bir zaman söyle güzel bi risale yazayim ben kendilerine…..

  15. kacakkova Says:

    tansel abi, demek soru sormaktan mahrum kaldin…..

    valla kacirdin, bi daha zor bulursun pass”i…..:)

  16. naz Says:

    humpty, siz bana stalin’i savunmadan sosyalzme ve komünizme yapılan saldırıları boşa çıkarmanın doğru düzgün yollarını gösterin, ben de sizi bu stalin takıntımdan kurtarayım.

  17. humpty Says:

    selamlar naz, ilkin hemen bi düzeltme ‘siz’ olacak bi cephede durmuyorum burdaki arkadaslarla, tanimam hic birini, mezheplerimiz epey farkli ayrica gördügüm kadariyle..senin sorunu cevablayabilecegimi sanmiyorum…ama sunlari söyleyebilirim..simdi ilkel komunal toplumda insanlarla kediler köpekler ve hatta balinalar muazzam bi uyum icindeydiler. passive i üzecek hic bi kötülük yoktu, hak isteyecek kürt hele hele hic yoktu.:)saka saka naz abla kizm… senin sorunun cevabi yok benim acimdan. ya da karsi sorularla cevap belki. sence kaderin cilvesiyle katil stalinin yerinde onun kadar katil trocki olsaydi sen trockiyi mi savunuyor olacaktin staline karsi mesela. izninle bu arada sana bi elestiri de bulunayim. sen ‘bilgi’ lerini resmi tarih külliyati üzerinden derliyorsun sanirim. sosyalizmi komunizmi savunmak diyorsun amma ben hic bi ansiklopedide bu iki kavramin karsisinda esittir stalin yazildigini görmedim. dünyadaki solcularda da genel trend stalin elestirisi… ama türkiyeli solcular türkiyedeki digerleri gibi dünyanin en dogrusunu savunduklarini düsünüyorlar.
    bu arada diktator,darbeci entellektüel, bi sigortayi bile degistir(e)meyen, ama dünyanin tarihini degistiren capkin leninin stalin hakkinda söylediklerini de mealen hatirlatirim; odundur kendileri (stalin), parti buna kalirsa nallari dikeriz:) sen simdi ayni soruyu simdi peygamberin lenine de sorarsin.
    kurtarma kelimesinin psikoanalitik ve fenomenolojik acidan derinlemesine incelemsini kacakkova yapsin misafiriz adamin seyinde atmasin bizi…seviyor gördügüm kadariyle kurcalamayi..
    hürmetle ablacim

  18. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Lenin’e bayağı haksızlık etmişsiz düzelteyim, kendisi darbeci olmamakla birlikte entelektüeldir fakat diktatör değildir, hatta alakası bile yoktur. SSCB’nin kuruluşunda ve sonrasında tek başına karar almışlığını hiç okumadım, katılmıyorum. Darbeci değil devrimcidir kendileri, çapkınsa da bu ancak olumlu bişey olabilir, biliyorsun çapkınlığı olumsuzlayacak herhangi bir ahlakçılık ilkesine kökten karşıyımdır zaten. Ahlakçılığa toptan karşıyımdır. Helal olsun amcamıza derim ancak doğru ise…

  19. kacakkova Says:

    humpty,

    naz abla “sen beni kurtar ben de seni kurtarayım” diyor, gayet diyalektik bir öneri…..fenomenolojik olarak “bir yemin ettim ki dönemem” durumu vardır burada….kaderiniz birbirine bağlanmış sizin 🙂 ….nası kurtulcanız bakalım…..

    tansel abi,
    lenin’in darbeciliğinde humpty biradere katılırım……
    devrim‘ ile ‘darbe‘ kelimesinin birbirine karışması gayet normaldir….
    nitekim bunlar tarihsel olarak da birbirlerinin yerini rahatlıkla işgal ederler…..bizdeki “ihtilal” kelimesi bu bakımdan karışıklığı bi güzel halleder….27 mayıs ihtilaliyle, rus ihtilailini bu kelime aracılığıyla rahatlıkla kullanabilirsiniz!…..
    lenin’in darbeciliği ise, 1917 şubat’ı ile ekim’i arasında olan bitenlerle alakalı olarak açıklanabilir…..şubat devriminde “bütün iktidar sovyetlere” denirken, ekimden sonra bir daha ağza bile alınmaz bu….haklıdır haksızdır o ayrı konu, ama iktidara el koyulmasının bu haline devrimden çok darbe desek daha bi denk düşer sanki……
    yoksa iktidarı kimin aldığına göre değişiyor mu bu?…..
    yani bolşevikler tasviye edilseydi adı ne olacaktı bunun…..

  20. İktisatçı Gözüyle... Says:

    tabii ki iktidarı kimin aldığına göre değişmez ancak sosyalizmi kurmak iktidarı veya oligarşiyi tümüyle alaşağı etmek maksatlı ise alttan üste doğru gelirse buna darbe değil devrim denir herhalde. İlişkileri baştan aşağı değiştirmek ayrı şey, veri ilişkiler içerisinde blok olarak iktidar savaşımı vermek ayrı şeydir, birincisi devrim ikincisi darbedir bana kalırsa..

  21. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Ha bu arada şubat-ekim arası dönemi okumadım bilmiyorum, ama Lenin’e devrimcilik yakışır abicim, yazık ederiz adama, yani öle bi kalemde harcanacak adam mı Lenin üstad 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: