berlin’de sonbahar

by

Işığı kapayınca ağaçlar üzerinde mor-mavi bir berlin gökyüzü görüyorum. Yüksek ağaçlarla biraz ilerde birleşen bir gökyüzü. Bu uzantıda üç kırmızı ışıktan en üstteki yanıp sönüyor. Sonsa evin tüm camlarına bakıyorum. Halensee köprüsü ve cevresi apaydınlık. Bu duvarlar arasında dünyaya karşı ne denli korunmuşluğunu algılıyorum. Bazı günler bana çok kısa gelen yaşam, zaman zaman çok uzun. Bütün yaşamlarını bir kaç yıl içinde bütünleyen bir canlı da olabilirdik, diyorum. Artık nerede olsam, kentlerimle, kentlilerimle ve Anadolu’nun boş bozkırlarıyla birlikteyim.

[ eski bahçe-eski sevgi, tezer özlü ]

berlin’de sonbahar, bütün temizleme uğraşlarına inat caddeleri dolduran sarılı kırmızılı kahverengili yapraklarla ve her sabah daha da koyu bir griliğe bürünen gökyüzüyle varlığınızı ne yapsanız tedirgin eder. varoluşun yitikliğinden gelen bir şey yüzünüze değer ve bir el biraz daha göğsünüzü sıkar sanki. tam da bu nedenle tezer’in sesini duyabilirsiniz bir anda. eğer her şehrin kendisine yakışan bir yazarı varsa, tezer özlü berlin’e yakışır diyebiliriz hemen. bu sonbahar bunu daha iyi anlıyorum. onun kırılganlığı ve öfkesi, yalnızlığı ve hüznü bu şehrin her yerinden ve her anından duyumsanabilir. ayaklarımı yaprakların içinde sürüyerek yürüyor ve sık sık tezer özlü’yü yazdıklarıyla hatırlıyorum şu sıralar. onun hep gitmek istemiş olmasını, hep çok uzaklara gitmek arzusunu ve gitmelerini hissediyorum iliklerimde. cocukluğun soğuk gecelerinden eski sevgiye ve oradan yaşamın ucuna giden yolculuğu duyuyorum bazen. onun kafka’yı, pavese’yi, svevo’yu sevmesini ve onların peşinde yaşamın ucuna yolculuk yapmasını ve berlin’de her şeyi terk edebileceğini ama ağaçları terk edemeyeceğini düşündüğünü söylemesini, sanki bir şey değiyor içime gri berlin göğünün altında, duyumsuyorum. bende düşüp ardına onun peşinden gitmek istiyorum, belki orada o eski gemiyi görebilirim, ve eski sevginin ne olduğunu bulabilirim yeniden. ve unutmuyorum, ikisi aynı ve fakat bambaşka iki kitaptır yine de, daha çok birbirinin devamı ve tamamlayacısı olan iki kitap: bir intiharın izinden gitmek yaşamın ucuna yolculuktur nihayetinde apaçık anlıyorum bunu.aynı kitabı bir dilden başka bir dile çevirmemiş, her çevirinin bir yeniden yazma girişimi olmasının ötesinde kitabını yeniden yazmıştır tezer. hüzünlü, ve fakat öfkelidir de.bu yüzden diyorum, keşke ona “edebiyatın gamlı prensesi” denmeseydi, ki en çok bu prenses lafına kırılırdı sanki.

Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. İnsan olmak yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor. Bir an balkona çıkıyorum. Güneşin berlin yapıları gerisinde nasıl batmaya uğraştığını görüyorum. İnsanlar arabalarını park ediyor. Renkli, yeni arabalarını. Park ediyorlar ya da hareket ediyorlar. Yaşlandıkça insanlarla aramdaki uçurum büyüyor. Arabalardaki, uçaklardaki, resmi dairelerdeki, otobüslerdeki, dükkanlardaki, caddelerdeki insanlarla aramdaki uçurum. Eşyalarla da öyle. Bazı günler elime bir et parçası alamıyorum. Ya da o bütün bir cesedi andıran tavuklar. Kızartabiliyorum, ama yiyemiyorum.

Yolculuklara dönüyorum.Kentlerden sakladığım resimlere

Duramam

(….)

[ yaşamın ucuna yolculuk, tezer özlü ]

Reklamlar

12 Yanıt to “berlin’de sonbahar”

  1. tolga Says:

    “Bütün yaşamlarını bir kaç yıl içinde bütünleyen bir canlı da olabilirdik, diyorum.”

    Ama o birkac yillik yasam dongumuzu surekli tekrarliyoruz. Her tekrarda geride kalanlarin ortak hikayesini yeniden yeniden yazarak gidiyoruz. Can Baba’nin dedigi gibi “seke seke gelip, sike sike gitmek” iste..

  2. passive Says:

    tezer özlü ve berlin ve sonbahar..sonbahar tükenişin ve sonra çıldırışın dünya çapında teleffuzu gibi… hem de kırılgan hem de öfke dolu bir telaffuz bu, tıpkı tezer’in varoluşu gibi…
    sonra hiç gün batmadan hemen önce ya da kasım bitmeden hemen önce oturduğunuz yerden aniden balkona fırlayıp kendinizi boşluğa bırakmak gelmiyor mu içinizden?…sıkan elden kaçma hissi..
    tezer’i koyalım berlin’e çok yakışacak..
    ama bizi nereye koysalar hep bir kaç numara uyumsuz olacak.hale bak!

  3. kacakkova Says:

    bakıs kırılganlaştıkça, öfke büyüyor ….
    sonbaharda belki her şeyin biraz daha zor katlanılır olması bundan…..göğün üzerimize kapaklanması ve çürükler içinde kalmamız…..
    çürüyüş….
    biz kendimizi nereye koysak hep biraz iğreti kalacağiz kendimize…..
    hep….

  4. f.c. Says:

    Sonbaharı seviyorum bir nevî.

    İnsanların ağzına sıçıyor sağolsun.

  5. thelosthighway Says:

    ben Güz’e hayranım. Dopdolu hissediyorum kendimi. Aşık filan gibi oluyorum.
    Hüzün güzeldir. Pek çok şey verir… Pek çok şey alır…
    Bana güzellikler getiriyor. Kirlerimden arındırıyor Güz.

  6. kacakkova Says:

    sonbahar sevilme mi f.c?

    thelost abi nerelerdesin?…..
    hüzün güzeldir üstat, hilmi yavuz’un dediği gibi…..
    “hüzün ki en çok yakışandır bize”….
    tezer de güzeldir…..

  7. banu Says:

    Ben bu yazıyı yutkunarak okudum. Tek bi’ kelime edeyeceğim yine…

  8. thelosthighway Says:

    Abi sorma. Öyle işlerin içinde düştüm ki. Duman’ın da dediği gibi “öyle bir derd içreyim ki…”

    Neyse, yavaş yavaş herşey olması gereken yere doğru akıyor, su akıp yatağını buluyor.

    K Dergisi’nin galiba son sayısında Tezer abla ile ilgili bir yazı var. Okunası bir yazı.
    Tezer’i hep çevremdekiler okumuştur, gelip bana anlatmışlardır, ama ben bir türlü okuyamadım Tezer Özlü’yü adam gibi. Dün senin yazıyı okuyunca (ki sesli sesli okudum, dinlettim yazını) bir Tezer Özlü muhabbeti oldu aramızda.

    Tezer Özlü, bana öyle geliyor ki bu dünyaya, güneşe, aya, toza, toğrağa, kadınlığa, eş olmaya, ana olmaya, sessiz kalmaya, komünist olmaya, güz yapraklarına, ota, böceğe, yazmaya, yazar olmaya, insan olmaya sığamamış bir hanfendiydi.

    Geldi geçti bu dünyadan. Herşey gibi…

  9. humpty Says:

    sonbahar diye mi hüzünlüsünüz yoksa hüzünlenmek icin güzelim mevsimi kullaniyorsunuz kacakkova emmi cözemedim gayri…bi de yaz depresyonu var tabii bahara gecis sikintisi, berdelacuz soguklari hüznü…ooo ölme essegim ölme..

    banu da kacmis gitmis yahu..agir geldi sonbahar carpti onu da sanirim..tam onun sayfasina musallat olmaya karar vermistim ki tüh yani..

    hem ne bu hüzün olmaz ki kacakkova abi cenaze evi mi burasi. hadi eglenin biraz…

    kontra arasin maceralari…avam olarak biz boyle seylere gülüyoruz mesela deneyin belki ise yarar..

    http://video.google.de/videoplay?docid=2298035254520104830&q=koca+kafalar+operasyon&total=26&start=0&num=10&so=0&type=search&plindex=0

  10. f.c. Says:

    Şimdi bir de mim dalgası diye bir şey var. Alınız sörf tahtanızı size gönderdiğim dalgada seyahat ediniz azizim.

  11. z Says:

    tezer özlü’nün elektroşok zamanlarında yaptığı bir çevre tahlilinin farklı kelimelerle yapılmış halini görmüştüm “günlük”te. sevin için, “bilmedi ki ben her şeyi hem görüyor hem de ümitsizce öyle olmadığının söylenmesini bekliyordum” diyordu.
    şöyle diyorum, deli misin diyeceksiniz ama, bir kahvelik vakit tanısalar bize herkes de sevdiği bir kişiyi getirtse ötelerden… ya da vazgeçtim, bunu söylemedim sayın. burada kalsın ama görmemiş gibi yapın. olmuyor değil mi? ya işte bu insanlarsız da böylesine bir “olmuyor!” yaşıyoruz.
    bir de şu var hep aklımda, bazen dilime düşüyor:
    “…hüzün ola, benim ola…” nefes-nuriye akman

  12. kacakkova Says:

    üstat z,

    ne güzel oldu ses vermeniz….ve ne güzel oldu söyledikleriniz…..evet onlarsız olmuyor…..

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: