kızarmış palamudun kokusu

by
    “….geçmişi yeniden yakalama umudu boş bir beklenti, insan hiç bir şeyi bıraktığı yerde bulamıyor, kızarmış palamudun kokusunu bile…”

Kızarmış Palamudun Kokusu adlı kitabın kahramını, olayların gelişimi boyunca anlarız ki hafıza kaybından muzdarip bir yaşam sürmektedir. Ancak bu bilgiyle olan bitenleri basit (!) bir hafıza kaybı meselesi olarak kesinlememize olanak yoktur yinede. Hadise göründüğünden daha sorunludur. Bize anlatılan o bütün zaman içinde gezinme hikayelerinin kayıp bir hafızanın fantazileri olduğu çıkarsaması belirli anlarda elimizden alınır. Bu anlarda meselenin geçmişini ve gerçekliğini arayan adam hikayesi olarak indirgenmesini engelleyen hamleler sözkonusudur.

Sadece anlatılan olayların gercekliği değil, böylece tamda görünenin ardındaki gerçek olarak beliren gercekliğin kendisi de kuşkuyla karşılanmaktadır bir kez daha. Kuşkunun bu boyutu da zihin-bellek-gerçek arasındaki ilişkiselliği bir sorunsal olarak değerlendirmemizi zorunlu kılmaktadır bir bakıma.

Kahramanımız hafıza kaybının da bir düş olup olmadığını sordugunda, örneğin epistemolojik anlamda aslında bilginin yapısına içkin bir skandalla karşılaşmaktayızdır. Bu skandal postmodern addedilen teorilerde değerlendirilmiştir ki, bir bakıma bakışımızdaki kırılmaların kaynağı bu değerlendirmelerdir. Kızarmış Palamudun Kokusunda mesele tam da böyle bir hal alır: Görünenin ardındaki gerçek de bir görüntüdür. Yazar bu noktayı çok kesin çizgilerle belrtmemektedir ama belirli anlarda bunu duyarız. Görünen-gerçek ayrimi hem kullanilmakta hem de ihlal edilmektedir.

Lacancı psikanalizden gidilecek olursa ‘gercek’ burada radikal bir imkansizlik olarak ve dahasi ‘gercek-olmayan‘ olarak ortaya çıkmaktadır da diyebiliriz. Geçmiş, bellek ve bilgi baglaminda gerçek, açık bir şekilde ancak bir yokluk yeri olarak tasavvur edilebilir. Bilgi her zaman bir geçmiş konusudur ve geçmiş hiç bir zaman yerinde değildir. Meselenin bir yönünden bakıldığında bunlar söyleyebileceğimiz şeylerdir.

Gerçek her zaman geri döner Lacancı terminelojide, ama “düşünen şey” olarak siz orada değilsinizdir: “Düşünüyorum, o halde düşündüğüm yerde var/mevcut değilim”. Kartezyen düşünceye getirilen bu itiraz, temel kuramsal/epistemolojik ayrımların tamamını sorunsallaştırır niteliktedir.Bundan dolayıdır ki hakikat bir kurgu yapısındadır diyebilmekteyizdir. Anılarımızın doğruluğu yanlışlığı meselesini değerlendirmenin bir yolu da, bu Lacancıi “doğruluk kurgu yapısındadır” önermesidir. Bu önermenin kuramsal alanda getirdiği değişiklikleri anlamanında olanaklarını göstermektedir bu bir bakıma.

Gerçek, namevcutluğunun bütün olanaksızlığı ve kesinsizliğiyle bir kıymık olarak boğaza takılmakta, bu namevcutluk ancak bir dil evinde varlığa geldiğinden bizi nihai anlamda kendi hakikatsizliğimize mahkum etmektedir. Gerçek, imkansızlığıyla her tür “hakikat rejimi“ni boşlukla çerçevelemektedir. Bu anlamda, belirli bir “yorum sistemini” hakikatin yegane temsilcisi olarak belirlememiz olanaklı değildir. Her istisnai durumda elde edilen hakikat, kendi istisnalığıyla koşullanmış ve otantikliğini daha bu an‘da kaybetmiştir.

Hakikat’ın kurgu yapısında olmasının, burada anılar ve bellek meselesi bağlamında anlamı şudur: Olayları, belirli şekilde özneleştirme biçimlerimizle ‘bizim olan‘ anılar haline sokarız. Burada tam da mesele özneliğimizin kendisidir. Olağan koşullarda anıların gerçekliği ve bizim olup olmamasıyla ilgili bir sorunumuz yoktur. Ancak eğer anıları kendimizin kılma yeteneğimizin sekteye uğraması halinde ve ya bu yetenekten şüphelenmemizin sonrasında, tam burada bir uçurumla karşılaşılır. Lacancı özne anlayışının tartışılması buradan itibaren yürütülebilir ancak ben kitaptan daha fazla uzaklaşmak istemiyorum. Bütün bunlar Kızarmış Palamudun Kokusunda ortada olan şeyler değiller, dolayısıyla kendi yorum biçimimi bir anlamda dayattığım söylenebilir. Ama yorumun ve hatta daha da önce okumanın başka bir yolu var mıdır?

Kitabın kahramını, “hafızamı kaybetmem korkunç bir şey, tabii hafızamı kaybetmem de düş ürünü değilse” diye sorduğunda, gerçek radikal bir namevcutluk olarak ilan edilmiş olunur. Bu kuşkuya verilebilecek gerçek bir cevap bulunamaz. Burada beliren kuşku aslında kavrayışımızı sekteye uğratacak türde bir hamledir. Dahası bunu bütün bir kavrayış yeteneğinin değerlendirilmesi olarak süregelmiş olan tartışmalar bağlamında yeniden ele alınması gerekliliğidir.

Bu noktada çok eski ve derin bir meseleyi Gazali‘nin ya da Rendekar‘ın kuşkuculuğunu yeniden hatırlamak faydalı olabilir. Epistemolojik bir değer ifade etmesi anlamında rüyada olup olmadığımı nasıl bilebirim? Bir rüyadan uyandığımda, bir rüyada uyanmadığımı nasıl kesinleyebilirim? Hafızamın beni aldatmadığına, hatırladıklarımın gercek olduğuna nasıl inanabilirim? Bu inanmayı bilgi olarak nasıl temellendirebilirim?

Her şey bir an gelip de kendimize, yaşadığımız hayatın gerçekten kendimize ait olup olmadığını sormamızla tepetaklak olur. Bu soruyu gerçekten gözardı edemeyeceğimiz bir noktaya geldiğimizde, dünyanın bizim için aynı dünya olarak kalması mümkün değildir artık. Uykuyla uyanıklık arasında, rüya ile gerçek arasında, düşlerle anılar arasında her şey değişir. Oysa yalnızca gerçek değildir namevcut olan, özne de çoktan bir boşluğa dönüşmüştür ve her tür anlam arayışının ardında bu boşluğu doldurma gayreti saklıdır. Ben bu yazıyı daha sonra Lacancı özne meselesine tekrar dönmek üzere Kızarmış Palamudun Kokusundan bir alıntıyla bitireyim artık!

    “Bedenimin bulunması gereken yer dibi olmayan bir çukur şimdi, ne kimse bana dokunuyor ne de ben kendime, insanlar içimden yürüyüp geçiyorlar.Bir süre sonra pes edip farkedilmek için çırpınmaktan vazgeçiyorum. Namevcutluğun hüznü, yerini, insanları onların haberi olmadan gözleyebiliyor ve dinleyebiliyor olmanın üstünlüğüne bırakıyor.Bir şeyi kaybedince bir başka şeyi kazanıyor olduğuna inanmak, insan denilen mahlukun kendine karşı çevirdiği hilelerin en acımasızı olmalı.Kendimi kah o mekanda kah bir diğerinde, kah bu zamanda kah bir diğer zamanda bularak dolaşıyorum. Yazgım beni hangi anda hangi yöne savurmaya uygun görmüşse”.

Öyle görünüyor ki her şeyi yeniden düşünmek gerektir.

[Kızarmış Palamudun Kokusu, Engin Geçtan, Metis Yayınları]

Reklamlar

7 Yanıt to “kızarmış palamudun kokusu”

  1. tolga Says:

    Sevgili Kacakkova arkadas,
    Bu konuda dusunduklerini iyi ve etraflica anlatmissin; guzel bir yazi olmus. Eline saglik. Elbette yazmak, okudugundan cikardigini dayatmaktir. Ortaya bir Engin Gencata kitabinin ozeti yerine boylesi bir cikarimi kendi adima her zaman tercih ederim.

    Yazida benim gordugum su. Bastan “ilk’i kaybeden bir melankolilik”in yeri isgal ediliyor. Yani mesela soyle diyorsun: “Oysa yalnızca gerçek değildir namevcut olan, özne de çoktan bir boşluğa dönüşmüştür ve her tür anlam arayışının ardında bu boşluğu doldurma gayreti saklıdır.” Bu dedigin zaten oznenin tanimi, cikarilacak bor sonuc degil. Yani o bahsettigin bosluk uzerinde sekilllenbildigi andan iyibaren ozne’yizdir zaten. Ya da “ruyada gordugumun ‘gercek’ten olup olmadigini” sorgulamam benim zaten Ozne oldugumu gosterir. Beni tanimlayan o’dur. Bunun kimilerinde “buyuk” sorunlar yaratmasi da, ozne’nin kendi pozisyonuna aittir. Sonucta melankolik gidip gelip, bosluktan, mutlagi yakalayamamaktan sikayet edecektir. O kendini oyle var edebilir. Ki melankolinin etik olarak dogru yerde oldugunu soylemek mumkundur bence.

    Kojeve’yi okudukca Lacan’in ondan ne kadar etkilendigi de iyice kafama yerlesmis oluyor. Kartezyen oznenin “dusundugu icin kendini var etmesi”, Kojeve’ye gore yeterli degil cunku sonucta arzu bosluka yerlestigi surece hayvansal ihtiyacin otesine gecebiliyor. Bundan baska, boylesi bir arzuyu (ornegin kendimi kabul ettirme olarak) paylasan baska oznelerin varligiyla var olabilirim. Ozne, ornegin masa’ya “gercek” masa gibi bakmadiginda Ozne olabiliyor ve kendinde-bilinclilik denen seyin varlik kosulu oluyor bu dedigim sey.

    Yani ben Masa’nin kendisinden vazgectimse, ona libidinal bir deger yukledimse; senin bahsettigin “bosluk”u yasamayi bastan kabul etme karsiliginda yapmisimdir; bu odenmek zorunda olan bir bedeldir, dolayisiyla oznenin varolma kosuludur. Bazilarinin bu bedelle sorunlari olabilir. Iste bence yazi, o sorun sahibinin pozisyonuna denk dusmekte.

  2. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Bu arada yazarın adı “Engin Geçtan” olacak. Şindilik bi yorumum yok. Belki sonra nasipse.

  3. kacakkova Says:

    sagol tansel abi düzelttim hemen, bu vesileyle <yazidaki bir akc yanlisida düzelttim…

    tolga iyi bir yerden yaklasiyorsun.bu yorum daha acik ediyor meseleyi.ben öküz altinda buzagi aramak seklinde yürütüyorum degerlendirme isini ya, toparlayamiyorum cogunluk.bu özne meselesiyle bir sroun oldugunu söylemek mümkün, kuramsal olmasi anlaminda bunun kisisel olmadigini söyleyebilirim.ama öte yandan ayni kuramsallik vesilesiyle öznelikle kisisel anlamda bir sorunum oldugu da dogru.öznenin özne olarak varolma kosulu (sonucta nihayetinde kosuzllardan bahseden cesitli teoriler oldugundan) her zaman bir problematiktir kanimca.lacan bunu cok saglam bir sinira getiriyor.lacanci öznelik bir cok farkli yollardan yorumlanabilir.öncelikle bu yollari serimlemek önemli görünüyor benim icin, sonrada bahsedilen yollari bi kez daha bahse acmak.

    agir aksak, eksik yetersizde olsa deginiyoruz zaman zaman böyle.

  4. kacakkova Says:

    tolga abi,
    lacan’in kojeve’den etkilenme düzeyine ilişkin saptaman dikkat cekici geldi bana.buna ilişkin aslında bir sıkarsamam yok, ama lacan’ın açık ya da kapalı olarak hegel ile etkieleşim halinde olduğunu düşününce senin bu cıkarsaman açıklayıcı oluyor.vaktin olurda bu kojeve’den etkilenmenin boyutlarına ilşkin bir şeyler söylersen şahane ötesi olur valla.kitabın bitsin sonra vaktin olunca tabi.tez calışmasını sabote etmiş olmayayım yoksa!…

  5. tolga Says:

    sevgili kacakkova abicim,
    Lacan, Kojeve’nin Hegel uzerine verdigi derslere katildigi zaten bilinmekte. Hegel’le etkilesim halinde oldugu da kesin gibi,,, ama Kojeve’nin Hegel uzerine yorumlarina da supheyle bakanlar var.
    Vallahi dedigin gibi, su tez calismasini tez elden cikarsam, rahatlamis olacagim. O’ndan kafa da bir o yana bir bu yana donuyor 🙂 Biraz toparlamak lazim gelmekte. cumlemize kolay gele..

  6. z Says:

    üstad ne zamandır gelip okuyamamıştım. buraya her uzun aralıklı gelişimde görüyorum ki değişmeyen tek şey “yahu yine ne çok şey kaçırmışım” cümlesi, o yüzden bir teşekkür.

    engin geçtan’ın “tren” ve “kırmızı kitap”ını okudum ben yazdığım sırayla. psikoloji temelli bir kalemi okurken farkediyor insan, karakterler aynı zihinden çıksa da davranış yelpazesi bir hayli geniş oluyor. bunun yanında engin geçtan’ın kahramanlarına muhteva açısından yeterli yüklemeyi yapamadığını düşünmüştüm bitirdiğimde.

    bir diğer konu da hikayelerindeki döngüsellik, kuyruğunu yutmuş yılan durumu. ilk kitapta gördüğünüz bir şey hemen ikincide de aynı şekilde karşınıza çıktığında bunun derin bir göndermeden ziyade sığ bir çıkış yolu seçimi olduğunu düşünüyorsunuz ister istemez. benim engin geçtan yazılarında gördüğüm durum bu. hikayenin bitiğini anlamama, başladığı yeri kestirememe durumunun geçtan’ın söyleyeceklerini bir kurguya yerleştirmede yeteri kadar maharetli olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.

    şimdilik bilinmeyen bir yazı deposu için yazmayı planladığım engin geçtan eleştirisini düşünürken, yazınızla karşılaşmayı da “kalp kalbe karşıdır” gibi oryantal ve fakat bir o kadar akustik bir açıklamayla kutsamak isterim.

    sevgiler.

  7. kacakkova Says:

    üstat z,

    asil ben tesekkür ederim, bu dikkate deger degerlendirme icin….özletiniz kendinizi….fakat gelip bakiyorum sitenize siklikla….

    ben engin gectan”i yazar olarak degerlendirmek istemedim bir bakima….tren”i merak ediyorum, ama bahsettiginiz bu iki kitabuini da okumadim…..”varolusculuk ve psikanaliz” türü kitaplariysa edebi acidan önem tasimiyor kanimca….
    sizin degerlendirmenizi merakla bekleyecegim.bir ara kafamda yazar olarak gectan”i oturtursam ben de bir kac sey söylemek isterim…bu belki sizin yaziniz vesiylesiyle olur….bence cikarsamamiz önemli….gectan”in kahramanlarinda muhteva yönünden biraz derinlesme sorunu var….
    psikanlaistlerin edebi yazarligi konusundaki handikaplar meselesi de önemli ayrica….konumnlari itibariyle pek cok ayartici malzeme var ellerinde, buu sebepten aslinda daha cok dikkatli de olmalilar….

    degerlendirmeniz dolaisiyla tekrar tesekkürler,

    sevgiler bizden.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: