ortak kuşakları olmayanların ortaklığı

by

alacakaranlıkkuşağıaşağıdaki yazıda iyi yetişememiş olmaya binaen 12 eylül’e atıf yapınca kuşak olmayan kuşağımızın bir ferdi olan Eleştirel Günlük’ten karşılık geldi. bu karşılığı okurken bende ertelediğim bir yazı düşüncesini yeniden hatırladım. meşhur kuşak değerlendirmeleri vardır hani. bir kuşak yazısı ya da düşüncesi vardı aklımda. düşünce gene var ama yazı ortada yok!olması da kolay görünmüyor. bizim kuşağı, ki aslında bizim kuşak diyebileceğimiz bir kuşak var mı o bile şüpheli, ama bizim kuşak diye bir şeyden bahsedeceksek bunu “alacakaranlık kuşağı” olarak tariflemek istiyordum. dahası bu biz‘im “kuşak-olmayan-kuşağımız“ı, alacakaranlıkkuşağı olmanın yanı sıra aynı zamanda “lanetli bir kuşak” olarak da işaretlemek gerektir. her bakımdan lanetlidir. dünya yok olmadan bitmeyecektir bu lanet! lanet dolayısıyla negatif terimlerle ele anılabilmektedir ancak. bu “negatiflik”se, 12 eylülün ötesinde, tüm bir pozitif dünyanın eksikliğine, boşluğuna, nedensizliğine tekabül eder. bu “alacakaranlık kuşağı” bahsine ilk olarak defter dergisinde, tuna erdem değinmişti (sayısını hatırlamıyorum, kapanmadan önceki bir sayısı). sağlam bir teorik yazıydı. kuşak ne demektir, neye kuşak denir (ya da denemez), kuşak demek nasıl bir saçmalıktır gibi meseleleri de vardı. biz olsak olsak alacakaranlık kuşağı oluruz.var’la yok’un o gri bölgesinde,önceyle sonranın o kayıp çizgisinde meydana gelen, asla “iyi cocuklar” olamayacak olan bir kuşak.bu nedenle ne geçmişi nostaljik bir övünçle hatırlamamız, ne de geleceği bi daha umut edilebilir olarak düşünmemiz olası değil. tarihi sürdürmek, tarihe onay vermek, anlam peşinde koşmak, değer yaratmak, değer denilen şeylerle başı hoş olmak, olası değil! her kuşağın sahip olduğu daha doğrusu sahip olduğunu zannettiği, “ah ne güzel çocuklardık biz, ne acılar çektik, ne çok direndik, yenildik, ama ne güzel günlerdi o günler” diye düşünebileceğimiz bir zemine ve bunu olanaklı kılan bir tarih bilincine sahip değiliz -tamam bu bir felaket gibi görünebilir ama asıl felaket diğerlerinin durumudur, şükürler olsun ki öyle cümleler kuracak durumda değiliz. yas tutmak ya da gurur duymak sözkonusu değil.biz olsa olsa bitmeyecek ve iflah olmayacak ve hiç bir düzlemde tarif edilmesi olanaklı olmayacak bir öfkenin taşıyıcılarıyız “özneler” olarak -ki bir bakıma özne olduğumuz bile her daim şaibeli olacak. ya da “biz”im ne olursa olsun öznelikle bir hesabımız olacak: post-post-travmatik özne.

“alacakaranlık kuşağı” diye bir vakıf kurmak denyoluğun daniskası olacaktır bizim için mesela…..

Reklamlar

Etiketler: , ,

41 Yanıt to “ortak kuşakları olmayanların ortaklığı”

  1. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Ama ben o “kuşak”lıların arasına karıştığım vakit ve yahut film dizi ve belgesel türü ile o “kuşak”larla karşılaştığım vakit “ah ne güzel çocuklardık biz, ne acılar çektik, ne çok direndik, yenildik, ama ne güzel günlerdi o günler” tadını alabiliyorum ve adeta bir 68li-78li olmadığım üzülüyorum da. Garip bir havası varmış gibi geliyor bana o günlerin. Mücadele içersinde, birşeyleri değiştirme ortamının ve koşullarının içerisinde aynı zaman da kendini bulma mücadelesini de görüyorum onlarda, her ne kadar denizler çekilse de kayıp yüzlerde bunu okumak mümkün. Sonra dönüp bugünlere ve kendime bakıyorum da “yahu nedir bu suskunluğun alameti farikasi” diye de sormadan edemiyorum. Belki de benim gördüğüm bir nevi 80 öncesi simülasyonudur (Baudrillard üstada selam).

    Haksızlık etme yine de bence kacakkova abim 🙂

  2. naz Says:

    iktisatcı gözüyle haklı.
    bir kuşağa, acılarına, değerlerine, inançlarına haksızlık edilmemeli.ben de o kuşaklarla aynı zamanda yaşamak isterdim.

  3. tolga Says:

    Elbet ben de mesela onca pollitik kargasaya ragmen, cok daha dogrusu o kargasanin sayesinde Kaypakkaya’nin ya da Cayan’in ceketlerinin ceplerinde tasidigi kitaplara ve dergilere, o arama ve bulma istegine ozenirdim. ama bunun gecmis fantazisine de cevirmemek lazim.

    Zaman’a sucu atmak kadar problemli birsey yok bence. Ben bu zamanda yasamak isterdim ve yasiyorum.

  4. kacakkova Says:

    bir haksızlık mıdır dediklerim bilmyorum.
    haksızlık etmek istemem kesinlikle.aslında diğer kuşaklara bi şey demek de bana düşmez. dediklerim daha cok kuşakcılara dairdir.
    “biz”im kuşağa ise bir haksızlık olarak görmüyorum söylenenleri.

  5. İktisatçı Gözüyle... Says:

    Bu arada kacakkova ben senin saygısızlık ettiğini düşünmüyorum tabii ki. Sadece içimden geçen “ah be ne güzel günlermiş” içgeçirmesini dışavurdum. Yoksa Tolga gibi ben de yaşadığım zamanda yaşamak isterdim ve yaşıyorum.

    Yalnız bu söylemi olanaksız kılan tarih bilinci meselesini biraz daha açman gerekli bence.

  6. Elestirel Gunluk Says:

    Ben yasadigim zamanin poststructuralist ve postmodernist sacmaliklarindan yorgunum. Umutsuzluktan yorgunum. Of cekince karsiki daglarin yikilmayisindan yorgunum. Ne icerde azalabilmekten ne de disarida cogalabilme beceriksizliginden ve kosulsuzlugundan bikkinim. Herseyin nerdeyse bir kusmuk gibi iciceliginden midem bulaniyor. Butun soylemlerin donup dolasip status quoyu uretmesinden bikkinim ve gucumun olmatisina kizginim. Israil’e karsi cikarken bakiyorsun ki KKK’li bir okuz seninle hemfikir oluveriyor. Ya da islamcinin biri pis pis siritiyor biyik altindan. Kulturel emeryalizme karsi cikarken ulkucu oldugunu sanan cocuk, sizi kendinden saniveriyor cunku Turk dilini ve onun kendi dinamikleri icinde emperyalist bozulmalardan korunmasi gerektigini soylemistiniz. Ama Kurt dilinin de ayni ozgurluge sahip olmasi gerektigini soylediginizde de PKKli ilan edilip kim vurduya gitme tehlikes ile karsi karsiya kaliyorsunuz. Amerika’nin isgalciligini kinarken Saddam ile El-Kayda arasinda sikistiginiz yetmezmis gibi kendi ulkesindeki yillarca yapilan iskenceleri goremeyen bir kor sizinle ayni kamptanmis gibi AbuGarip hapishanesindeki iskenceyi lanetliyor. Ve en inanilmaz insanlik edebiyati yaparak bir de.

    Yok valla ben hic mi mutlu degilim yasadigim cagdan. 50’lerde dogsaydim, 68’lerde eylemlere katilsaydim. 70lerde de ölseydim bir grevi korurken grev kiricilarina karsi. Hem ölürken gercekten de güzel günlerin bir iki yila kalmaz gelecegine inanarak ölürdüm. Atilla Ilhan’in dedigi gibi “ölsem eksiksiz ölürdüm”…

  7. naz Says:

    ben bu yazının rahatsız edici olduğunu düşünüyorum.bir 78’li olarak hem kendi kuşağıma hem de 68’e sahip çıkmak elbette görevimizdir. yazarın “şükürler olsun ki böyle cümleler kurmuyoruz” dediği cümleleri gururla söylemeliyiz.sonuc olarak 80 kuşağı diyebileceğimiz bir kuşak hiç olmadı.hem 68’in hem 78’in mirasını taşıyanlar taşımak isteyenler oldu, ama bir kuşaktan bahsedemediyiz.apolitik, yozlaşmış, inançsız, değerlerden nasibini almamış, Eleştirel Günlük adlı yazarın haklı olarak belirttiği gibi yorgun, bıkkın ve çaresiz bir bireyler topluluğu.tabiki tarih bilincinden nasibini almamış.ama bu demek değildir ki bizlerin tarih bilinci bir yanılsamaydı.bütün bunlar postmodern saçmalıklardır.iktidarsızlaştırmanın ve apolitikleştirmenin uzantısıdır bu yazıda.postmodernizm ruhları iğdiş etmekte, insanları kendi gerçek değerlerine karşı yabancılaştırmaktadır.asıl buna teslim olmamış olmaya şükretmek gereklidir.postmodern söylem bütün tarihimize saldırmaktadır.bu yazıda olduğu gibi.
    herkes haddini bilmelidir.

  8. humptydumpty Says:

    insan mitoloji yaratan bir hayvandir netekim.

  9. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili Naz,

    Sorunun bir parcasi da siz ve sizin soyleminiz oldugunu hatirlatmak isterim. Soyleminiz sorgulayici olmaktan ote yargilayici; asip kesiyorsunuz. Apolitiklestirmeye karsi cikarken apoletliler gibi konusunca gercekten de poststructuralist bir sacmalik oluyor. Haddin sınırı nedir ki herkes haddini bilmelidir diyorsunuz. Kim tanimliyor bu haddi.

    Bir de bir seyi acikliga kavusturmali postmodernism ve poststructuralism’in kendileri sacmalik degildir. Onlar modernitenin bize dayattigi verili gerceklige tutulmus bir mercektir, bir yontemdir. Onlar sacma degillerdir. Onlarin bize gosterdigi gundelik hayatimizda var olan sacmaliklara ve celiskilere de bazen post-modern-sacmalik diyoruz. Bu nedenle de bir karisiklik oluyor bazen. Kendi adima yukardaki notumda postmodernism ve poststructuralism’in kendilerine sacmalik demedigimi soyleyip bunu acikliga kavusturmak istiyorum. Ornegin sizin ruhlarin igdis edilmesinden dem vuran materialist soyleminiz postmodernist sacmaliktir. Bilimsel, felsefi, ve insani bir etkinlik olarak postmodernism ve poststruturalism sacmalik degildir.

    Sahi 78 diye bir kusak mi var? Kusak olmanin kriterleri neler?

  10. thelosthighway Says:

    esaslı bir tartışmadan çok iyi sonuçlar çıkabilir diye düşünüyorum burdan. ahh şu yol yorgunluğunu bir atabilsem…

  11. tolga Says:

    Sayin Naz,
    Bu yazinin rahatsiz edici oldugunu dusunuyorsaniz, o zaman Kacakkova kardesimi tebrik etmem lazim. Demek ki amacina ulasan bir yazi yazmaya muvaffak olmus. O sizin bahsettiginiz yorgunluk ve bikkinligin sebeplerinden biri de ozgurlesmek icin oyle ya da boyle mucadele alanina atilirken bir yandan da sizlerin mantiginizdaki apoletli, gerici ve Kemalist-Stalinist damara karsi duyulan spontane tepkidendir. Kusaga illahi sahip cikmak istiyorsaniz, gidiniz bir karate kursuna, orada beyazdan baslayip siyaha kadarla turlu renkle dolu kusaklarini olacak. Nasil sacmaladim degil mi ama 🙂 Iste efendim, postmodernist sacmaliklar. Sizin tarihinize mi saldiriliyor, demek sizin bir de ozel tarihiniz var; merak etmeyin saldirmaya devam edecegiz. Ve tek basimiza, ayrik ayrik da olsa oyle had bildirilmeye karsi da yumruklarimizin sikili olacaginizi da aklinizin bir tarafina koyunuz.

  12. naz Says:

    ne tartışması?siz buna tartışma mı diyorsunuz.burada düpedüz hakaretler ve alaycılık var. saldrı var.saldırmaya devam edeceğiz diyen bir şaşkınlık var. postmodern saçmalıklar böyle her şeyi her şeye karşı kullanma, alaya alma, dalga geçme zemini hazırlıyor. insanları kendi tarihlerine karşı zehirliyor.daha ne diyeyim?

  13. kacakkova Says:

    hay allah…..
    arkadaslar bilgisayarim “error” verdi….komple sildim ve kurulum yapmaya celisiyorum yeniden…..acemi linuxcu bilgisayari cökertirmis :)…….
    konuya iliskin bir kac noktaya daha deginirim islerim hallolunca…
    saglsun dostlar deginiyor zaten önemli noktlara….

  14. Friedrich Camus Says:

    Ben netten zembille indim buraya. Tütsü kokularıyla bezenmiş bir ortamın içine etmek gibi birşeydir herhalde. Değil mi pek saygıdeğer 78 kuşağı? (78 kuşağının manevi şahsı adına Naz “Teyze”)Ben neden 78 kuşağına laf ediyorum? Gençlik küstahlığı işte. İleride geçer.

    78 kuşağının müthiş sol söyleminin içeriğidir ki; belli bir kültür düzeyinin altında olan, ipe-sapa gelmez, başıbozuklara “Ayak takımı” denir. Bu ayak takımının da ağızları kapanmalıdır. Bakınız o zamandan bu zamana o içeriğin güdükleşmiş bir kalıbı kalmış: Rahatsız edici her yazıyı “nifak tohumu” olarak görüp de bir şeytan çıkarma seansına gidiyorlar artık. Eh bu da bir gelişmedir. (Şeytanın tohuumuu, dışarı çıııık! Bir daha kuşaklara laf etmeee!)

    “Hey gidi 1 Mayıs mahallesi heeey..” di mi? hehe. Çok şanlı bir tarih.
    Ben neyim, neciyim? Post-modernistim ben. Poststruturalist bile olabilirim. Biraz daha sıkarsam liboş olacağım. Falan fiş mekan.

    (Romantik-nostaljik-hidrojensiyanit 68-78 kuşaklarının modasının çoktan geçtiğini belirtir yazıdır.)

  15. Elestirel Gunluk Says:

    Friedrich Camus gercekten de icine etmissin. Oyle etmissin ki ne demek istedigin ya da ne dedigin bile belli degil. Saygisizlik belirtir bir yazidir yazdigin bir kusagin modasinin gectigini belirtir bir yazi degil.

    Yani yaklasimini kiniyorum. Ne bu tartismaya yakisiyor “Gençlik küstahlığın” ne de konumuza. Ben Naz’in kusagina sahiplanmesini anliyor ve saygi da duyuyorum. Oyle hafife alinacak bir kusak degildi 68 kusagi. (Pardon 78’i anlamis degilim hala). Butun naifliklerine yanlislarina ragmen guzel insanlardi. En azindan “kustah” degillerdi…Ve benim ulkemin ve gencligimin tarhinin inkar edilmez parcalariydilar, hele hele hic mi hic moda degillerdi (modaya uyanlar olabilir ama inanclari ve inanclari icin ortaya koyduklari yurekleri ve kafalari “moda” soylemiyle asagilanip degersizlestirilemez. Bu saygisizligi da haketmediler. Naz’da haketmedi. Hepimiz bazen yanlis tavir ya da seyler soyleyebilir ya da sergileyebiliriz. Hem fikir olmak zorunda degiliz ama saygili olmak zorundayiz…

  16. kacakkova Says:

    Konunun netameli oldugu belli…..
    aslinda bu netamelilik beni ilgilendirmiyor…konusulamasi gerekeni, konusulabilir olani konusmak konusunda tereddüt duymamak gerektir….bu bakimdan naz”in yaklasimini dikkate alinir bulmuyorum…..saygi, hakaret, dalga gecme vs ile ilgilenmek sacma olacaktir….
    söylemek istediklerimin ve söyleceklerimin muhtemelen hakaret ve küfür olarak algilanmasi sözkonusu olacaktir….öyle bir derdim yok ama neden öyle olacagini da biliyorum nihayetinde…..
    bunlar usule iliskin seyler….meselenin özünde kusak meselesi var….benim bu yazida isaret etmek istedigimde alacakaranlik kusaginda neyin farkli oldugudur….o kusak edebiyatinin neden artik sökmeyecegidir….bunun postyapisalcilikla ve postmodernizmle ilgisi elbette vardir…..yapisalciliktan sonra ve modernizmden sonra elbette hic bir sey artik eskisi gibi olamamaktadir…..marksizm de olamayacaktir….neyin degistigi neden degistigi, nasil degistigi meselelsi tartisiliyor olabilir…..ama asil olan da zaten bu tartismayi anlamaktir….naz”in bu noktada tamamen konu disinda kaldigini söylemek gerek….

    öte yandan gecmisle nasil bir iliski kurulacagi konusu zorlu bir konu…
    en azindan benim icin….
    ben sahsen bu zamanda yasadigi zamani sorun eden öznelerin (aldigi ya da almak zorunda kaldigi konumlar ne olursa olsun) ne gecmisle ne de gelecekle iliskilerinin, bildigimiz anlamda bir “süreklilik/kopus” cizgisinde olamayacagini düsünüyorum…..su “kapsayarak asma” diyalektik hikayalerinin burada sözkonusu olmayacagini, sorun olan seyin zaten süreklilik ve kopus kavramlarinin ickin anlamlarinda oldugunu söylüyorum….
    bu isin icinden nasil cikilir daha bilmiyoruz…..
    bir seyden bir sey cikarmak, bir yere varmak, bir seyi bütünlestirmek, dagilani toplamak, gecmisi kurtarmak, gelecegi kesinlemek, simdiye hakim olmak vs. bosa cabalardir…..
    tarih bir anlatidir ve su an ne yapilsa bir bakima anlatiya uygulanan bir siddete dönüsecektir….
    burada bir anlatiyi bütünlügü bakimindan kurtarma cabasinda olmak sacmadir….
    68 ve 78″e gelince……
    bir semapati duyulabilir, bu beni fazla ilgilendirmiyor…..sempatinin aldigi ideolojik bicim ve onun dayandigi teorik zemin beni ilgilendiriyordur ilgilendirse ilgilendirse….bu bakimdan sosyalistlerin, komünistlerin ve marksisitlerin önemli bir kisminin naz gibi düsündügü acik….öyle düsünenleri zorunlu olarak es geciyorum….kurguladiklari mantigin icinden ne söylense sacma olacaktir, disindan söylenenlerse zaten anlamli olmayacaktir ve dahasi kendilerine bir küfür olarak gelecektir….asil mesele sözkonusu mantigin “iceri” ve “disari” cizgilerinin coktan yerinden oynamis olmalaridir…..

    ben 68″e ve 78″e bu temelde kuramsal bakimdan hic bir önem atfetmiyorum….cabalarinin bütünlügünde dikkat cekici bir yanda göremiyorum acıkcası….cabalamis olmalarina bir deger verilebilir, buna itirazim yok, ama cabanin anlami bütünlügünde varsayildigi gibi degildir….
    bir teori bulup onu türkiye kosullarina uydurup sonrada geri kalan meseleyi onu yugulamak olarak algilayan bir zihniyet var ve bunun savunulabilir bir pozisyon oldugunu düsünmüyorum…dönemin devrimcileri (disardaki 68″i ayri degerlendirmek gerek belkide) bir bakima ideolojik/kuramsal meselelerde taklitci pozisyondadirlar….motive olduklari bir ögrenme meraki varsa bile, sonucta kesinledikleri bir takim tezleri vardir ve hedefleri sonucta bu tezleri dogrulayacak bi “okuma” cabasidir….

    mahir”in althusser”den ne anladigina bir bakilirsa ya da daha dogrusu althusserde ne aradigina bakilirsa söylemek istedigim sey anlasilacaktir….bütün o devrim modelleri nasil olustu nasil meydana geldi izah etmeye gerek yok….

    burada taklitciligin zorunlulugunun, her tür ögrenme sürecinin taklitle basladiginin elbette farkindayim….kendi kosulları içinde niyet ve cabalarının önemli bir gayret ve özveri içerdiği de söylenebilir…bu sebeple elbette hic degilse althusser”i okuma derdi olan olmus adamla, ya da ne bileyim kendi tezleri temellendirme diye bir kaygisi olan adamla, böyle bir derdi olmayan,dahası zaten hazırlanmıs tezleri cepten yiyen adami ayiriyorum….
    ama taklidi görmek gerek….buradaki kuramsal yapiyi görmek gerek….sonraki olan bitenlerin bu yapiyla ilgisine de görmek gerek tabii ki….
    feda ruhu, adanmislik, inanc saglamligi, gözü peklik, irade keskinligi konularinda leyhte ya da alehte konusmayi sacma buluyorum….bunlar bir ideolojiye, bir inanca, bir dünya görüsüne, bir kurama ait seyler degiller…bunlarin varligi ya da yoklugundan hareketle düsünce üretmeyi, bir tarihi, bir dönemi, ve o döneme ait kuramsal/politik yaklasimlari degerlendirmeyi aklimdan bile gecirmem….

    dagittim saniyorum, susayim bari….

  17. kacakkova Says:

    ben yaziyi yayinladiktan sonra, friedric camus”un ve elestirel günlük”ün son yorumlarini okuyabildim…..
    üzerine gelince biraz tuhaf olmus, ama yorumlarin degilde kendi yazimin bir devami olarak belirtmek istiyorum yorumumu….
    söylüyorum, naz”in benim acimdan konudisi kalmasinin sebebi, aldigi tutumun zorunlu olarak öyle olmasina sebep olacak mantigidir….yoksa söylediklerinden kisisel olarak alinmiyorum….postyapisalcilik bir suc degildri…postmoderligin, teslimiyet ya da gecmise hakaretle, küfürle ilgisi yoktur….posmoderlikte olabilri böyle egilimler o ayri….yada postyapisalcilik”in iyice sacma bir görünüm aldigi durumlar da olabilir….
    ama meseleyi bu eksende konusamayayiz ve tartisamayiz asla…..

  18. tolga Says:

    kafcamus degil abi, friedric camus yorumu yapan 🙂

    _______________________

    sagolasın tolga……hemen düzelttim arızayı…..
    ne alakası var friedric camus’un kafcamus’la ben de anlamadım…..:)
    “akıl oyunları” herhal…

  19. kacakkova Says:

    elestirel günlük abi,
    aslında 78’in bir kusak olup olmadıgını anlamdıgını söylediğinde bir meseleye deginmis oluyorsun….
    evet kusak olmayı hak eden bir 68 var. 78 onun mirascısı olma iddiasıyla kusak olma noktasında duruyor yalnızca. biz 68 ruhunun tasıyıcılarıyız falan derler.bir bakıma tartısmalı olsa da ben 78’in eleştirmek istedigimin mantıgın tasıyıcıları olmaları bakımından kusak olduklarını kabul ederim.
    onlardan sonra kusak hikayesi ise karanlıktır. kusak mantıgının da sonu (belkide).
    alacakaranlıkkusagının hem teorisi hem de pratigi “miras” konusunda karanlık bir görünüm arzediyor…..

  20. Elestirel Gunluk Says:

    Sahi kusak olmak ne? Nedir kriterleri? Sadece belli bir takvimsel donem olmasa gerek, bir tarihsel donem olmali diye dusunuyorum.

  21. thelosthighway Says:

    bu kuşak tartışmalarını daha farklı şekilde ele almak gerekir diye düşünüyorum. ordan bize ne kaldı? bize ne kazandırdı bunlar. hatalar var mıydı? günümüze neyi taşıyabiliriz? bunları belki de bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. ama kacakkavo’nın yaklaşımlarını genel olarak olumlu bulduğumu söylemeliyim. mesela: “bir teori bulup onu türkiye kosullarina uydurup sonrada geri kalan meseleyi onu uygulamak olarak algilayan bir zihniyet var ve bunun savunuluabilir bir pozisyon oldugunu düsünmüyorum” şeklindeki düşünce bana doğru bir yerden hareket etmek olarak gözüktü. yani ben ithal görüşlerinin alınıp ülkemize uyarlanmasını çok da doğru bulmuyorum. aynı şeyi islamcılar da yaptı mesela. arap ülkelerinde, pakistan’da veya iran’da ortaya konan görüşleri, yaşanan gelişmeleri aynıyla türkiyeye aktarıp ordan bir şeyler umdular ve şimdi geldikleri nokta da ortada.

    bu ülkede, geçmişte ve bugün bir şeyler ortaya konuyor. ama iyi ama kötü. bunların adamakıllı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. mesela daha asyayı bile görmeden asya tipi üretim tarzı şeklindeki bir yaklaşımı türkiyeye uyarlamak ne kadar mantıklı? türkiyedeki solcular, sosyal demokratlar, islamcılar aslında neyin mücadelesini verdiler geçmişte, bu ülkeden, bu halktan neyi istediler, neyi beklediler? insanları peşlerine ne adına düşmelerini istediler? sonra ne oldu? yaşananlar mantıklı mıydı? olması gereken nokta bu mu olmalıydı? bu gibi soruların gerek ortaya konmasında gerekse araştırmalarının yapılmasında doğru yolu tutamadığımız düşünüyorum.

    daha bir çok mesele var ama kacakkova’nın açtığı yoldan ilerlersek daha ayakları yere basan bir zemin bulabiliriz kendimize gibi geliyor bana.

  22. humpty Says:

    sakin olun entellektüel arkadaslar hepimize yetecek kadar kusak var.

  23. Elestirel Gunluk Says:

    Savunup savunmamak ya da hem fikir olmak ya da olmamaktan ote, kusak denilen kusak olabilme kosullarini yerine getirebilmis midir? Bence once bunu belirlemeli. Batidan ya da dogudan esinlenilmis, basarili olunmus ya da olunmamislik kusagin icsel sorunleri olabilir ve bu tartisilir. Ama ben “yok! sen disrdan esinlendin” diyerek “kusak olamazsin” diyemeyiz saniyorum. Mesele yaptiklariyla bir iz (olumlu ya da olumsuz) biraktilar mi? 68 kusagi bunun icin kusak olmayi hakkediyor. Dunyaya bakis acilarini degistirdi, ahlaki ve ideali donusturdu. Turkiye’deki 68 kusagi da tarihe damgasini vurdu. Ilk defa insanlara siz yasaminiz hakkinda karar alabilme gucune sahipsiniz dedirtti. “Devlet baba sizin icin en iyisini yapar en iyisini dusunur” denilen yerde insanlara “yok yahu! Biz boyle mutlu degiliz. Soyle daha mutlu olacagiz ve bunu yapmak icin de gucumuz, yeteneklerimiz, akli-yetilerimiz var dedirtti… Bunun icin de basarili ya da basarisiz bir tarih yazdi (ki kimseler silemeyecek artik). benim kusaktan anladigim bu.

    Bu nedenle yapamadiklariyla da 80 kusagi var (alcakaranlik kusagi mi demistik). Hatta yapamadiklarindan ote kendisine yapilanlardan bicim almasi ve edilgenligi ona kusak olma ozelligini veriyor…

    Yani
    “Gelgelelim beter bize kismetmis!”
    Yani
    “acma yaram kan gider”

  24. Friedrich Camus Says:

    Şimdi benim anlatmak istediğim mesele de şudur ki; şu zamandaki her hangi bir devrim hareketinin 68’i yahut onun mirasçısı 78’i örnek alması bir getiri sağlamayacaktır. “Modası geçmek” deyimi de direkman saygısızlık belirtir zaten. Arada zaten kacakkova’nın belirttiği bir alacakaranlık kuşağı vardır ve yapılacaklar yeteri kadar ertelenmiştir. (ki bence edilgen bir kuşak yaratılmasının nedeni de eski kuşağın işini yapamaması, kendini tavukken kaz görmesidir.) Yeni oluşan devrim hareketleri sistemin 2008 kuşağına yönelik tahliller içerdiğinden ve karşısındakinin “2008 model” cillop gibi bir kapitalizm olduğundan haberdar olduğundan kelli 68’i örnek alamaz. Saygı duyar. Lakin hummalı çalışmalarla birşeyler yapılmaya çalışılırken, uzun uğraşlara girilirken eski kuşaklardan birinin çıkıp da “Hey gidi 78..” şeklinde mavallar okuması hem benim davamı sekteye uğratıyor hem de kazandığı saygıyı yitiriyor gözümde. Diyeceğim şudur ki; klasik solcu kafasıyla hareket eden 68 ve 78 kuşakları şu anda peşinde koşturduğumuz devrimlerin ayağına büyük bir bağ oluyor.

    Duygusal bağlamda yaklaştığım bu konudan dolayı her hangi bir yerde rastladığım “Ben bilmem ne kuşağıyım..” şeklinde fetva verme yetkisini kendinde görenlere derin bir saygısızlık besliyorum. Bu noktadan sonra halen yaptıklarını yapmaya devam eden romantikleri herhangi teorik bir konuda eleştirmeyi mantıksız buluyorum. Eleştiri bile hakedilir çünkü.

  25. Elestirel Gunluk Says:

    Sayin FriedrichCamus tesekkurler.

  26. humpty Says:

    birilerinin bir seyi “ilk kez” yapmasini ancak bir dünya mitolojisi kesfeder. elestirel günlük kardes bu lafim sana. iyi oku…:)

  27. Elestirel Gunluk Says:

    humpty kardes, bagisla ama pek bir sey anlamadim cumlenden. Aciklarsan sevinirim.

  28. kafcamus Says:

    başka yerde şubemiz yoktur… kuşak meselesi üzerindeki tartışmayı takipteyiz o ayrı…

  29. naz Says:

    78’in bir kuşak olup olmadığı mı sorun?oysa gayet açık.yetmişli yılların sonlarında başka türlü düşünen insanlar var; bunların düşünceleri ve eylemleriyle yarattıkları bir atmosfer var.bu atmosferde şekillenen bir kültür ve bilinc var.bir devamlılık ve yenilenme, ders alma, geçmişten öğrenme, binbir zorlukla oluşturulan tarihe sahip çıkma var.asıl mesele 80’lerden sonra ortaya çıkan değişim.sosyalizm yalnızca kötülenmekle kalmıyor, kendi içinden reddedilecek şekilde sürekli saldırılara uğruyor. buradaki tepkiler bu değişimin sonuçlarından başka bir şey değil. gorbacov sonrası solculuk bu hale geldi.kendi kendini inkar eden bir solcu tipi cıktı ortaya.üstelik farkında bile değil.eleştiri adına, sorgulama adına, geçmişin yanlışlarını aşma adına yaptığını sanıyor yaptığı şeyi. farklı olma adına olmadık fikirlerin, iler tutar yanı olmayan düşüncelerin peşinde koşuyor.ağzını açan zizek diyor, entellektüel olmanın koşulu foucault dan bahsetmekden geçiyor,postfeminizm, postyapısalcılık, postmarksizm demeden ciddiye bile alınmıyorsunuz. herşey post. ideolojiler öldü ne de olsa.insan öldü.tarihin sonu geldi değil mi?bir tür anarşizm var ortada. ama bu anarşizmin sistemle bir derdi yok.bu sebeple sizin yumruklarınızın kime karşı sıkılı olacağını unutmuş olmanıza şaşırmıyorum. birisi stalinciğilimden bahsetti.bu ne kadar kolay değil mi?ben kendimi bildim bileli hep saldırılar stalin üzerinden gelmektedir.postmodernliğin saçmalık olduğunu söylediğimde de stalinci olarak suçlanmak aslında çok açık bir işaret.bunlar bildiğimiz ağızlar. sonucta tarih sınıf mücadeleleri tarihidir ve bütün bu olan bitenleri bu temelde açıklamak mümkündür. sınıf mücadelesinin neresindesiniz?ezilen sınıf ile egemen sınıf çatışmasında neredesiniz?kimsiniz? 68 ve 78’i devrimin önündeki ayakbağı olarak görmeden önce devrim dediğiniz şeyden ne kastetmektesiniz? kacakkova “özne olduğumuz bile her daim şaibeli olacak” demiş. bu bir itiraf mıdır?tarihin özneleri olmadığınız doğru?ama olmak derdinde misiniz asıl bunu merak ediyorum?sağa sola laf etmeden, geçmişi inkar etmeden önce travmanızla yüzleşmelisiniz.

  30. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili Naz,

    Tarihin oznesi olmak dialektik mantigi sadece ortodox marxist perspektiften calistirmaktan gecmiyor ama. Tarihin oznesi olmak amansiz acimasiz elestrimekten, verili gunu aklin ve duygunun butun olanaklarina bukagi vurmadan olumsuzlamadan geciyor. Artik sizin de anlamis olmaniz gerekiyor sinif mucadelesi yetmiyor gunumuzde yasadiklarimizi aciklamaya. Sinif’in yaninda diger seyler de var sinif kadar onemli. Guc’un ya da siyasal ve politik erkin tarihsel analizinde Foucault’yu bu kadar kolay dislayan tavrinizdir yanlis olan. Foucault’un tarihsel baglamda kulturel mirasini red edistir.

    Ama yine de sevgili Naz daha kotu degilsiniz bize sizi aratir olanlardan…

  31. kalemzede Says:

    Üzücü sözler savrulmuş polemiğe dönüşen tartışmada. Yazık olmuş. 30 yıl önce olan bitenden hâlâ canı yanan insanları biraz daha şefkatle anlamaya çalışmak daha hayırlı olurdu.

    Kuramsal çözümleme mi yapalım, peki, o halde elimizde üç parça sol kalırsa halimize şükredelim. TKP’yi kuranların Komünist Manifesto’yu 25 sayfalık, yarım yamalak bir broşürden okuduğunu hatırlayalım ve ’40 kuşağı denilen o herzeyi kaldırıp tarihin çöplüğüne atalım, hem ’51 tevkifatında hepi topu 147 kişiydiler. Köy fetişizmi ve şehirli elitizmi ile malül sosyalist edebiyatçıları da kaldırıp atalım aynı çöplüğe, hiç gerek kalmasın vicdani bir sızıya. Hatta şu köy enstitüleri denilen ne idüğü belirsiz tantanayı da kimin nereden, hangi dış mikraktan ve militer toplum mühendisliği anlayışından apardığını da bulalım, halkevlerinin aslen nemenem bir şey olduğunu da görelim. Militarist söylemi içselleştirmiş cuntacı gelenekle organik ilişki içerisindeki ellili sosyalistleri de kubura dökelim, en hayırlısı bu zira. Kemalizm ile anasının memesini emer gibi iç içe yaşayan ’68 kuşağını da atalım uçurumdan aşağı. Şiddeti içselleştirmiş ve belki de en âlâsına maruz kalmış ’78 kuşağını ipe çekelim yoldaşlarım bacılarım, erdal eren’in okuduğu üç buçuk sayfa mıdır türk solunun tarihine altın harflerle o çocuğun adını yazdıracak olan.

    Solu eleştirmeye gelince kendimi en bi kuramcı, söylem çözümlemeci ukalalar listesinde birinci sırada görmeye hep teşne olmuşumdur ama kalbimin en küçük bir köşesi bile adı ne olursa olsun, adına kuşak densin ya da denmesin, türk sol tarihinin hiçbir dönemini günah keçisi ilan etmeye cevaz vermez olmuştur, onca çabama rağmen. Oturun, en baba çözümlemenizi en akademik jargon üzerinden paşa paşa yapın kardeşlerim, en bi güzel, en bi akıllı kavramları da bulun çıkartın literatürden, vokabülerim genişlesin, analitik zekâma hayrı olsun, lafım varsa iki gözüm önüme aksın, ekmek musaf çarpsın, emme velakin can yakmayın emi, canı yananların kalbini incitmeyin, onca salaklığımıza, onca cehaletimize, onca günahımıza ve yediğimiz onca halta rağmen yine de dizinize değsin dizimiz, kurbanınız olam.

    Bunlar boş laf hocam, geç bunları, duygu sömürüsü yapıyorsun, yakışmaz sana, diyenlere de iki çift sözüm aha da cebimde: Sözlü tarih denilen bir şey var yahu, canlı canlı, etli kanlı, kederiyle neşesiyle, efsanesiyle hatırasıyla, busuyla şusuyla, varın biraz da sözlü tarih yazın, kim neyi nasıl anlatırmış, neden şöyle böyle değil de ille de öyle anlatırmış, bunu da çözümleyin, en bi fukocusundan olsun.

    Bakın, şu temenniyi size hiçbir akranınız dillendirmeyecektir: Ben diyeyim misal 2028’de, siz deyin misal 2048’de, hiç ama hiç kimse ne seksenlerin, ne doksanların ne de yirmi birinci yüzyılın soluna ve solcularına şu anda ve tam da burada söylenenleri söyleyemez olsun inşallah!

    Haydin sağlıcakla…

  32. kacakkova Says:

    sevgili kalemzede,

    yazdiklarinin sonuna geldigimde, dogrusu ne diyecegimi bilemez halde buldum kendimi…..
    ben sahsen kendi adima bu bahsettigin haksizlik duygusuna, anlayissizlik durumuna, sefkatsizlige sebep olan ifadelerimden dolayi, ifadelerimijn öyle olmus olmasindan dolayi üzüldüm…..
    ne söylemissem söyleyeyim, “30 yıl önce olan bitenden hâlâ canı yanan insanları biraz daha şefkatle anlamaya çalışma”yi da ihlal etmemis olmayi isterdim….

    gercekten üzgünüm.

    öte yandan buradaki yazida kuramsal bir elestiri yapilmiyor kesinlikle.bir ayrima isaret etmek istemistim.tarihin öznesi olarak kendini kurgulayabilenlerle, öznelikle ve doalyisiyla kendileriyle basi dertte olanlar arasinda bir ayrim.naz”a vermeye calistigim cevapta, kuramsal elestirinin geregiyle ilgili önerilerim vardi. bunlar asiri uc gelebilir.reddetmek olarak gelebilir, ki belki öyledir de.elestirinin yalnizca kuramsalligi da degil mesele.bir pratik elestiri de gerektir kanimca.ama kuramsal/ya da pratik bir ‘elestiri’ yapilmaya baslandiginda, bilmiyorum nasil bir yol bulunmalidir ki gecmise bir haksizlik yapilmamis olsun.68’in diyelim kemalizmle göbek bagini daha kesmemis oldugunu söylediginizde, bir saptama yapmis oluyorsunuz ve daha bununla bile biri kalkip sizi anlayissizlikla suclayabilir. elbette bu saptamada duramazsiniz, diyleim bunun nedenlerine dair analize devam ettiniz, ortaya cikacak tablo sizin niyetiniz o olmasa bile saniyorum epey bir insani haksizlik duygusuna sürükleyecektir kacinilmaz olarak.makul elestiri de bile hal böyleyken elbette benim söylediklerim ultra bir densizlik olararak orta cikmis oluyor.

    densizlikten dolayi tas olayim.ama söylediklerimi geri almayacagim.üzerimdeki melanetin bir isareti olarak dursun.

    solun herhangi bir dönemini günah kecisi yapmayi hic düsünmedim.sadece tarihsel hikayeleri oldugu gibi, daha dogrusu anlatildigi gibi almaktan kismen imtina ediyorum….
    bu beni saniyorum tahmin edebilecegimden cok daha uzaga firtlatiyor…..

    söylediklerini dikkatle dinledim kalamzede hocam.sagolunuz….
    “sözlü tarih” deyince de aklima pek cok sey geldi.ama yine sevimsiz bir sey söylemek zorunda hissediyorum kendimi.ilk olarak da su:eger solun tarihini bu sekilde izleyeceksek, solun kendi karanligina da bakmak durumunda degil miyiz.ortada bir karanlik varsa bunun kaynaklarini ve kökenlerini bulmayacak miyiz.solun kendi tarihinde sesi kisilmis, dahasi yokedilmis,hic bir zaman kendini ifade etme olanagi bulamamis olanlarin sözünüde aramayacak miyiyz? ötekinin ötekisi olmus olanlarin, hep ötede kalmis olanlarin sözüne de yer vermeyecek miyiz…..

    son olarak, en sonda bildirdigin temenniyi hic bir akranimizin dillendirmeyecegi de dogrudur kalemzede hocam, bitirmeden belirteyim…..

    sizde kalin saglicakla…..

  33. humpty Says:

    bu kusak tartismalari hep boyle bi sona yazgili. alinganliklar had safhada. bu minvalde ben bi babaerenin lafini alintilamak istiyorum.

    “insanlar iyiye dogruya degil oraya buraya götürür…”

    burdaki insanlar kismina kusak lafini da koyabiliriz gibi geliyor.

    bu kusak tartismasinda aklima türkiyenin 68 ile avrupanin 68 i geliyor misal…bi taraf (europalilar) savasma sevis i, free sex i, hatta grup sex i ve dahi esrar icmeyi savunurken öbür taraf (turkeyliler) büyük oranda gizli bi devlet kurtarma nosyonuyla(milli devrim, milli burjuvazi, kemalist devlet vs…) vatan!!! kurtarmayi vaaz ediyordu.
    bütün bu sisi buhari kaldirmak bu kusak meselslerinde elzemdir tabii ki…bunun icin kusaklarin söylemlerini desifre etmek, idoelojik, moral pratik vs.. tutumlarina bakmak gereklidir deyim yerindeyse baligin kilciginu ayirmali etinden..cirilciplak kalsin..yapmak lazim amma ne gerek…tarihi sorgulamalarin lüzumsuzlugu ortada degil mi kacakkova kardes. boyle lüzumsuz isler insanlari üzüyor görüyon.bu isi (elestirel kusakanalizleri) gevrek gevrek yapan adamlar var. enginardic gibi…adam yaziyorda ögreniyoz halkevleri falan nereden geliyor de mi kalemzede abi..köylüye keman caldiran aydinlanmanin damarlarini yakaliyoruz…ne mutlu bize

  34. kalemzede Says:

    sevgili kaçakkova, mümkünse bu konuya dair yorumumu siler misin, hatta bana cevabını da sil, kalmasın böyle kederli haller ortalıkta… onları silersen bu mesajımı da sil…

  35. Elestirel Gunluk Says:

    Kalemzade kardes bence kalsin. Utanilacak bir sey degiller ki bunlar. Evet belki kederliler, ama bizim bir gercegimiz degiller mi ki bunlar. Duygusalligimiz, acimasiz “hem yara, hem bicak” olusumuz bizi biz yapan seylerden biri de degil midir ki? Bence kalsin…

  36. kacakkova Says:

    sevgili kalemzede,

    silmek mümkün ama dogrusu icimden gelmez bu…..
    “söz ucar yazi kalir” derler ya, biraz da o hesap…silsek de izi kalir sonucta….

    bizim gercegimizin yansimalari bunlar, ama egri ama dogru….
    ben de kalmalarindan yanayim…..

    bi de humpy biraderin yorumuda karsiliksiz kalacak durumda…..

    bence bunlarin hepsi kendi basina bir sey söylemekteyken bir raada baska bir sey de söylemis oluyorlar……

    ama silmek mümkün dedigim gibi, eger gercekten burda kalmalarina razi olmuyorsa gönlün sileyim….

  37. tolga Says:

    Kacakkova,
    Elbette Mahir ve digerlerinin dediklerinde “taklit”ler olacak; sonucta ogrenme dedigimiz sey dunyaya gelisimizden itibaren taklitler’e dayanir. Mahir’in Althusser konusunda ne dedigi cok da ilgilendirmiyor beni, sonucta bir seyler demesi bile onemlidir. Ben “bu topraklara uygun teoriler” uretmeye dair gecmisten bu yana cok arkadasimla tartistim; herkes “yerli” teoriler uretmek pesinde. Bana kalirsa kapitalizm dunyayi dumduz ediyor; ve bir genellikten ancak spesifik durumlara gecislilik mumkun olabilir. Teorinin yerlisi, uzaylisi, anadolulusu falan olmaz.

    Yukaridaki “uzulmeler”i de dogrusu anlayamiyorum. Benim elestirim hatta saygimin dahi son buldugu yer “sol”u bir gecmis nosaljisine cekmis olmakla ilintilidir; sonucta eger bir adam/kadin misal Mahirlerin kavgasina ilgi duyuyorsa, o’na geri donmek gibi bir budalalik yerine; o’ndaki refleksleri gostermeye gayret eder. Bu refleksler de yeniyi, gecmisi ve aralarindaki baglantilari anlama ve degistirme cabasidir. Bundandir ki ona ovguler dizerek “vah vah zamane gencligine..” diyenleri ciddiye almamiz da beklenemez. Bize gerekli olan sadece teoride degil pratikte de anti-humanizmdir kanimca..

  38. kacakkova Says:

    sevgili tolga dediklerim bunlar degil ! biraz aciklamaliyim saniyorum.

    en azindan vardigin sonuclara bakarak dediklerimin bunlar olmadigini söyleyebilirim….

    mahirlerin taklidinde mesele ögrenmekten ibaret degil.bir ögrenme süreci olarak taklide itiraz etmiyorum ki zaten.bunu belirtmistim.ama kendileriyle fikirleriyle dünyayla kurduklari iliskiyi, “ne olmus cocuklar ögreniyorlar” sinirinda degerlendiremeyiz diye düsünüyorum ben.burada ögrenmek dedigimiz sey bile tartismalidir hatta….

    mahir”in althusser”den bahsetmis olmasi benim icin hic bir anlam ifade etmiyor mesela….

    ama bunu tartismak da bana anlamli gelmiyor acikcasi.humpy”ni dedigi üzere tarihi sorgulamalarin luzumsuzluguna kaniyim ben….

    döneme dair söylediklerimden, efendim bunlar yerli teoriler kurmaliydilar gibi bir sonucun cikmasi biraz tuhaf. aslinda bu cikarsamaya thelost’un benzer ifadesinden sonra aciklama getirmeliydim.ama baska noktalara kaydik.anadolu devriminin teori ve pratigini kurgulayanlarada benim söyleyeceklerim ayni seylerdir.ama burada teori ithalinin yerlilik yabancilik meselesi olarak düsünülmesi gerekmiyor.benim elimdeki teoriler bi kerem “yerli” degil ki, bözle bir derdim olsun.ama böyle bir yerlilik/yabancilik acmazina düsünmeden de sözkonusu ithalin yanlis oldugunu söyleyebiliriz….

    nostaljik düsünce“, benim icin en az “ütopik düsünce” kadar anlamsizdir.bütün felsefi/kuramsal icerimleri ve varsayimlari bakimindan böyle.bunlara bir ara aciklik getirmeye calisirim….

    ben buradaki kusak meselesinde aslinda bu noktalari düsünerek, bir muhasebe yapmak lazim gibisinden bir kalkis noktasindan kalkarak, gecmis mirasini sahiplenmek sahiplenmemek, elestirmek asmak vs noktasindan bakarak yazmis degilim….

    yani herkes sahip cikmak istedigi kusaga/döneme/kisiye diledigince sahip cikabilir, buna itirazim yok aslinda…..cünkü alternatif bir sahip cikma yolu önermiyorum ve herhangi bir sahip cikma biciminden bir sey ummuyorum……

    yilgin ve umarsizim!bu yaniyla kusagimin tipik bir temsilcisiyim ben….

    mahirlerin kavgasina dair bir ilgi beslemiyorum….bana kalsa sistem karsiti ve disi olduklarini, vaat ettikleri gelecegi arzu ettigimi dahi söylemem…..toplumsal tasavvurlarini, toplumla kurduklari iliski bicimini, iktidari isteme bicimlerini, iktidarla ilsikilenme bicimlerini, ve olduklari yerde iktidar olma bicimlerini herhangi bir sekilde “makul” bulmuyorum…..tipki bilgiyle, teoriyle, kitaplarla kurduklari iliski bicimlerini “makul” bulamadigim gibi……

    bilmem söylemem lazim mi?burada simdi bunlari söylerken, onlarin karsi olduklarini söyledikleri sistemin “iyi”, “dogru”, “makul” oldugu düsüncesinden hareket ediyor degilim…..

    dönemlerii ayiran cizgiler ve atmosfer farklarina isaret etmeye calistim….tarihi sürdürmek ve deger yaratmakla “kusak olmayan kusagimizin” ilgisi olmadigni söylemeye calistim…fazla genellemeci oluyor saniyorum böyle ifade edince, kendi bakisimin böyle oldugunu söyleyeyim ve kendimle sinirlandirayim durumu ki, netlessin….

  39. naz Says:

    şimdi daha net her şey.ilk yazıdan benim anladığım şey tam olarak bu son yorumda söylenenlerdir.çok açık değil mi, burada doğru ile yanlışı, eksik ile tamı, iyi ile kötüyü ayırmaya dönük herhangi bir yaklaşım sözkonusu değil.bu yorumun üstüne başka bir şey söylemek gerekmiyor. stalin fobisinden daha öte bir reddediş ve karalama var.net değil mi?

  40. metin Says:

    Ben bu tartışmayı kaçırmışım ne yazık ki, bir “78’li” olarak… Tarihi yargılamak değil de anlamaya çalışmak derseniz varım. İlki, işlevsiz ve boşlukta bir çaba olur bence. “Kuşak”lardan bahsedebilir miyiz? Edebiliriz gibime geliyor. Ama bu “kuşak” realitesi ana gerçeklikte nereye oturuyor, önemi ve değeri nedir, o tartışmalı bir husus. Türkiye solu konusuyla irtibatlandırmaya kalktığınızda ise bir fecaat çıkar ortaya ne yazık ki. Buradaki herbir cümlemi açmam lazım, ama vaktim yok. “Naz Abla”yı merak edip Banu’nun malikanesinden düştüm bu ilmeğe şimdi ve görüyorum ki Naz Hanım ne yazık ki anakronik bir hal arzediyor. Üzüldüm. Neyse…

  41. kacakkova Says:

    metin bey,

    diyecekleriniz için meseleye başka bir başlıkta devam ederiz sonra….
    tarihi anlamak kolay iş değil….cünkü ‘anlamak’ dediğimiz şey bugün kolay değil….anladıklarımızla ne yapacağımızı anlamaksa daha başka bir dert….
    benim alacakaranlıkkuşağımsa anlam’ın kendisi yüzünden tarih’in içine etmektedir….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: