ah, mine’l aşk

by

Nasılsa sağda solda aşk yazıları çoğaldı şu aralar ! Bu yazilarda cesitli aşk tanımları ortaya çıkıyor. Bu tanımları ortaya koyan metinlerde, aşka dair çeşitli vecheler serimleniyor. Özgürlük olarak aşk,bir tarifsizlik olarak aşk, içimizdeki sonsuzluğun bir gereği olarak aşk, kozmik bir dengesizlik olarak ask, bir hasret, bir arzu, bir tutku olarak olarak aşk, kutsala açılan, ya da kutsalı ihlal eden aşk, tüm bir yalnızlığa, eksikliğe, boşluğa karşılık gelen ve varoluşsal bulantıdan bizi kurtaracak ücüncü bir yol olarak aşk. Her biri oldukca etkili bir dil ile ortaya konulmus bu yazıların. Bir zemin, bir tutamak, bir güç, bir arayış, bir varolmaklık savunusu ve arayışı sanki bu ifadeler. Bu yanıyla tamamıyla meşru.

Aşk, ruhsuz dünyanın (ruhu) son sığınağı, kaybedilmemesi gereken son kalesi, son direnç noktası sanki. Belki de öyle gerçekten. Her biri aşka hakkını vermeye çalışan yazılar, kabul. Aşkın neliğine dair analitik açıklamar sunan yönleri de var kimi yazıların. Biraz cekingen bir şekilde ideoloji olarak aşktan da bahsedildi, oradan sürüp gelen ve muhtemelen devam edecek olan bir tartışma sözkonusu; ki en soğuk, insanlarin yüzünün buruşmasına ve hatta tepkisine sebep olacak olan tanımlama burada ortaya çıkıyor. Herkesin, aşk konusunda, sanıyorum en son duymak isteyecekleri şeylerden birisi budur. İdeoloji olarak aşk mı, ıyyyy !

Bunun pek sevimli, hazmedilir bir yaklaşım olmadığını kabul ederim kendi adıma; aşk söylemleri, giderek idealize olan bir ‘aşk düşüncesi‘ni bunca tartışmasız kılmışken, bunda ısrar etmek kolay değil. Ama Tansel’in başlatığı bu tartışmanın hakkıyla sürdürülmesi gerek. Aşkın ideoloji ile bağlantısını anlamak, aşk söylemlerinin ne söylediğini, neyi farklılaştırdığını, hangi fark üzerine kurulduğunu, neyi biçimlendirdiğini düşünmeye çalışmak hiç değilse ‘teorik‘ olarak gereklidir.

Aşk yazıları çoğalınca aklıma “Bir Aşk Söyleminden Parçalar” geliverdi: Roland Barthes. Bir göstergebilimciden, üstelik ruhsuz oldukları ve tikelliği yok ettikleri varsayılan yapısalcı kökenli bir akademisyenden (Althusser, deli gibi aşık olduğu karısını boğmuştu!) aşka dair bir şeyler okumak da cazip görünmeyecek olsa gerek. “Ben hastayım, her yerde dili görüyorum” diyen Barthes’in bir aşk söyleminden bahsetmesi, tamam romantik duyarlığımıza seslenmeyecktir fazla, ama bakılmaya değerdir kanısındayım.

Bu çalışması aslında Barthes’ten sözetmek için isabetli ve yerinde bir seçim değil, ama olsun. Başka bir zaman daha geniş bir Barthes sunumu yapılabilir. Bu çalışmasında “aşkın öznesi“ni ortaya koymak çabasında Barthes, tam da bu bakımdan önemli görnüyor. “Bu aşk öznesini oluşturmak için, değişik kökenlerden parçaları ‘bir araya’ getirdik. Kimi düzenli bir okumadan, Goethe’nin Werther’inin okunmasından geliyor. Kimi ısrarlı okumalardan (Platon’un Şölen’i, Zen, ruhçözümleyim, kimi Gizemciler, Nietzsche, Alman lied’leri). Kimi rastlantısal okumalardan geliyor. Kimi dost konuşmalarından. Kimi de kendi yaşamımdan“.

Kısacası söylem parçalarını toplayıp bir araya getirip ‘aşkın öznesi‘ni açıklamak, ortaya çıkarmak ve dahası şekillendirmek girişimidir bu. Bana yukarda belirttiğim ideoloji meselesi bağlamında bu kitabın başlığında ilginç gelen nokta, açıktır ki aşkın bir ‘söylem‘ olarak ele alınmasıdır. ‘Bir aşk söylemi‘nden bahsetmenin anlamı nedir? Söylem nedir? Öyle görünüyor ki, aşkı ideolojiden daha çok bir söylem olarak anlamak daha uygundur teorik bağlamda.Elbette söylem, ideoloji ile aynı şey demek değildir; bununla birlikte, söylem analiziyle ideoloji arasında kesinlikle bir ilişki vardır.

Aşk, tanımlamakla bitmiyor. Her tür tanımlamanın ötesinde kalan bir dirence sahip ‘aşk’ denilen şey. Aşk söylemleri, en radikal halinde bile bu aşk halini düzenlemeye, sınırlandırmaya, sınıflandırmaya yöneliyor ister istemez. “Kendinde” ve kendiliğinden olmasıyla anlam kazanan bir şey, “kendi için” olarak ancak koşulabiliyor ve düşünülebiliyor. “Aşk köpekliktir” denilmiş, Spinoza yaşasaydı, “Köpek kavramı havlamaz” diye bir şey eklerdi buna.

Aşk ve devrimin yanyana kullanılması bana tesadüfi gelmiyor kesinlikle. Bunlar nihayetinde (bence) bütün insani tuzakların inceltilmiş bir biçimini ortaya koyuyorlar. Sömürülmeye ve dolayısıyla kendi vaadettiklerinin ötesinde sonuçlanmaya pek bi elverişliler.

Son bir şey, Barthes’in kitabına dair: Keşke, Tahsin Yücel hoca kitabı çevirirken bu kadar fazla cevirmeseydi ! İdea Yayınlarının kitapları gibi olmuş nerdeyse kitap, insan okuduğunu anlamakta zorlanıyor.

Reklamlar

6 Yanıt to “ah, mine’l aşk”

  1. metin Says:

    Oh oh, ne güzel, yapısalcılık, göstergebilim filan da karıştı işin içine! Heh heh, tartışma iyice genişleyip şenlikli hale gelecek demektir bu.

  2. Aşk Hakkında « Seyr ü Sefer Says:

    […] Mutlak Töz, Yusuf İle Züleyha, Ah, Mine’l Aşk […]

  3. tolga Says:

    “Aşk ve devrimin yanyana kullanılması bana tesadüfi gelmiyor kesinlikle. Bunlar nihayetinde (bence) bütün insani tuzakların inceltilmiş bir biçimini ortaya koyuyorlar. Sömürülmeye ve dolayısıyla kendi vaadettiklerinin ötesinde sonuçlanmaya pek bi elverişliler.”

    Ask’a da devrime de gucunu veren vaad edielnler degil, senin ona vaad ettiklerindir (Nazim). Burada temel sozcuk: Risk. Aslinda Akif de ben de cok kez tekrarladik bunu. Bunlari olus olarak dusunmek gerektir; bir sonuca varmak uzere yola ciktiginizda onemli olan yola cikabilmenizdir. Ask sonunda yasananan iki ya da daha cok kisilik iliskiden cok ona curret ettiginde yasadigin kirilmadir. Bu kirilmada hakikat’a teget gecebilmesinden kaynaklanir. Ask’i ya da devrim’i sekuler anlamda dusnunmek lazim; sonrasinda cennetler icinde huriler vaat edilen dinsel ogeler olarak degil.Spinoza’nin Tanri kavrayisinda ki “hazir ve nazirlik”la (immanence nasil cevrilir?) iliskilendirsek belki bir yerlere cikabilirdik bu konuda.

  4. thelosthighway Says:

    hakikat’e teğet geçebilmek mi? aşk’ı seküler anlamda düşünmek mi? bu sekülerin karşıtı cennetler içinde huri mi oluyor? sonra bir de spinoza? nasıl bir aşk bu? (5 soru olmuş. 3 satırlık bir yorumda bu kadar fazla.)

  5. kacakkova Says:

    varlık, varoluş, oluş……
    hepsi içten olduklarında bir kayba tutulan yasın ifadeleridir….. ya da olanaksız bir özlemin….
    kendini asla bırakamayacağın şeydir oluş….
    lali berte olsaydı, olmuş olan her şey olmuş olabileceği gibi olur derdi….
    aşk ve devrim, neden bir kırılma olsun ki…..
    nasıl bir kırılma olabilir ki…..
    bahsettiğim sömürülme durumu zaten bunların sekülerliğiyle ilişkili tolga….
    kavramlarda ‘bizi’ sömürüyor böylelikle !….
    oysa ben bi şey vaad etmeyince, aşk da devrim de bitiyor….
    benim vaad etmediğim ve bana vaadedilmeyen bir oluş……
    olsa, tadından yinmez…..

  6. proetcontra Says:

    (Bence)

    Immanence yerine ubiquity tercih edilmeli…

    Aşka vadettiği ve riski dahiliyle, ve fakat biraz dahayla bakılmalı… Seküler midir uhrevi midir, her nedirse sonsuzlukla bir ilişkisi olmaklığı üzerinde durulmalı. Bu değerlendirme hakikat penceresinden, oluş’un (şekli ve metodolojisinden değil de) nedenselliğinden yapılmalı. Bu meselede teklik, zorunlu çokluk, ve sonra kaçınılmaz yalnızlık (yani yine teklik), ve sonra yine kendilikten-başkalık değerlendirilmeli.

    Yas ve özlem… Vaad olmadan nasıl olurdu, daha doğrusu, ne olurdu, bunu sormalı. Ya da soramamalı…

    Ve Tolga’nın kırılma meselesi, tekilliğe ve bendeki sonluluğa dair, özün mutlak yalnızlığına, kestirebilirliğe dair bir kırılma olarak görülmeli. Tıpkı ölüm anının şimdilikte değil de nerede durduğunun düşünülmesinde, varlığın zamanındaki düşüncede meydana kırılma gibi.

    Ve huriyle, meyve sebzeyle değil, aşkı kendisinden başka hiçbir şeyle değerlendirmeli. Bunu söylerken, her yönüyle, hiçbir çağrışıma bakmaksızın, aşkın ya da devrimin transandant özüne ilişkin konuşulduğunun bilinciyle hareket etmeli. (Bu mümkünse şayet,) bir sonuca ulaşıldıktan sonra mevcut düzleme inmeli, sonrasal lafızlara bakmalı.

    Ve varlık, varoluş ve oluş hakikate ilişkinse, sunulan her söylemin başındaki ‘bence’nin zorunluluğu görmezden gelinmemeli…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: