iklimler

by

 

iklimler

 

iklimler, yine “e şimdi ne oldu?” sorusuyla bitiyor bir bakıma! zor soru. ya dayine, “demek ki salt gördüklerimizle yetinerek bir sonuca varamayacağız” demek gerek. tatışma uzayacaktır. ya da kimse uzun boylu konuş-a-mayacaktır bu belirsizlik karşısında. kadınla adam geceyi birlikte geçirmiş, hah sonunda birbirlerini anladılar belki de diyeceğimiz sıra tamamen birbirlerini terk etmişlerdir. yoksa değil mi?……

bilmiyoruz…..

kasaba‘dan beri süregelen bir tarz ve yaklaşım sürdürülüyor bu filmde de….

nuri bilge ceylan bize yine bazı durumları, bazı insan olma hallerini gösteriyor….o haller ve durumlar icinde sorunlar var, gerilimler, öfkeler, ihtiyaclar, beklentiler, zaaflar, yalanlar, aldatışlar ve aldanışlar. sevginin kaçınılmazlığını ve imkansızlığını izliyoruz değişen iklilemler boyunca. bir adamla bir kadının uyuş-a-mayan mevsimlerini. yalnızlığın aşılmazlığını. hani bir an gelir insan kendini fark eder…farketmek değilde hissetmek demek gerek belki …içindeki boşluğu…sıkıntıyı….onu bir başkasına bağlayan ve aynı zamanda sonsuzca ayıran o boşlugu duyumsar…

sonucta sevmek başka bir şey, sevgi ilişkisi içinde olmak başka. sanki. ama nerede ayrılırlar ve neden çakışmazlar her zaman….

kadın ile erkek arasında nasıl bir ilişki vardır, nasıl bir iletisim ya da iletişimsizlik…iklimler gibi mi?….iklimler, insan duygularını, insanın iç dünyasının halini gösterir bize bir bakıma, çeşitli fotograflar sunar…..bütün bu karelere, susuşlara, sözlere, bakışlara, yaza ve kışa anlam vermek, değerlendirmek, sonuç çıkarmak izleyiciye kalir…..

nuri bilge ceylan sineması, sinema olmak bakımından ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor. illede beğenilmek zorunda değil elbet. muhtemelen bu tarzı beğenmeyen, sinema deyince başka bir şey anlayan ve bekleyen bir yaklaşım vardır ve bu meşrudur da. ama ceylan’ın kendi arayisini ve sinema dilini gözardı edilemez bir proje olarak devam ettirildiği açık olsa gerek.

fatih özgüven‘in değerlendirmesi, tam da bu noktaya odaklaniyor, nuri bilge ceylan sinemasini genel niteliğiyle anlamak bakımından önemli seyler söylüyor. Özgüven kasaba, mayıs sıkıntısı, uzak ve ıklimler arasındaki süreklilikleri ve dönüşümleri işaret ederek, ceylan’in projesine dair yerinde çıkarsamalar yapıyor.

surada ise, nuri bilge ceylan sinemasına dair olumsuz denilebilecek bir değerlendirme var. yazar, ceylan’in sinema dilinin fotoğrafik estetiğe yenik düşmesinden hareket ediyor ve itirazlarini ileri sürüyor.

ben en çok uzak‘i sevmistim bunu da söyleyeyim bitirmeden önce. hem görselliği hem de meselesi bakımından çok sağlam bir atmosferi vardı. iklimler de aslında o bakma ve gösterme hallerinin bir devamı. ancak, burada, kadın erkek ilişkisi gibi metanali bir alana uzanılmış. zaten bütün filmlerde bir süreklilik durumu var. kendi varlığının kasabasını nereye gitse birlikte götürüyorlar adeta nuri bilge ceylan  insanlari. her biri görsellik odaklı filmler. az diyaloglu, bir anlamda bakışımızı oraya yönelten ve orada olan şeyi kendimiz anlamlandırmak üzere durumu görmemizi isteyen filmler…


Reklamlar

5 Yanıt to “iklimler”

  1. tolga Says:

    Iklimler’i gundeme getirdigin icin eyvallah Kacakkova kardes…

    Ben de bu adamin filmlerini pek seviyorum. Iklimler’deki sahne gecisleri, kadinin ruyasi, motorsiklette kadinin adamin gozunu kapamasi (herhalde motorsiklet surenler bu filmden sonra biraz daha dikkat ederler), adamin leblebiyi kadina en sonunda yedirisi, annesinin adamdan artik cocuk sahibi olmasini istemesi ve her NBC filminde gordugumuz sehirli aydinin “gercek” yuzleri… filmden aklimda kalanlar. Antonionni’nin at arabasi cekimleri ve Lynch’in sigaranin ice cekip yanma cekimleri gibi unlu sinemacilardan alintilari da fark etmedim degil (NBC bunu bilincli mi yapmis bilmiyorum). Ama sonuc olarak ben bu filmi cok sevdim. Herkesin aksine Uzak’tan da daha cok sevdim.

  2. thelosthighway Says:

    İklimler’i izlemedim. Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı’ndan sonra Uzak bir hayal kırıklığıdı benim için. Hikaye kopuktu. Sadece fotoğraflar vardı orda. Neden bu kadar ilgi gördü bilmiyorum. Yurtdışında bizdekinden fazla ilgi görmüş film. Yabancılaşma meselesine farklı bir yaklaşım getirmiş olmasından kaynaklanıyor bu galiba.

    Bir yerde okumuştum, “Kış olmasaydı Uzak bu kadar etkileyici olmazdı” diye. Fotoğrafçılıktan gelen bir adamın en iyi yapacağı şeyi yapmıştı Uzak’ta Nuri Bilge. Köy-şehir farklılaşması, köyden gelip şehirli olma, bir adamın şehirde yitip gidişi vardı Uzak’ta. Ama öykü hiç de etkileyici bir biçimde verilememişti bana kalırsa. Kasabadan iş bulmak için şehre gelen adamın (Yusuf), akrabasının (Mahmut) evinde misafir olmasıyla ortaya çıkan gelişmeler, kasabalının hayalleri ve şehirlinin tuhaf yalnızlığı, yabancılaşması arasındaki gerginliği olarak özetleyebileceğimiz hikaye daha şümullu verilebilirdi. Kopuk kopuk, parça parça bir anlatım vardı Uzak’ta. Mesela, yabancılaşma daha sıkı anlatılabilirdi. Şehirdeki adam, Mahmut, kasabalıdan değil, kendisinden nefret ediyordu aslında. Nefret ettiği kendisiydi. Kendi huzursuzluğu, kendinin uzağına düşmüş oluşuydu.

    Kendisini apartman dairesine kapatmış ve orda ziftlenen, dostsuz, şenliksiz, sıkıcı bir “hilkat garibesi”dir modern birey Uzak’ta. Modern sanatçı da bir bakıma buna benzer birşeydir. Belli temaları vardır onun, gerginliklerini tektip dışa vurur, uzaktan bakar yaşamına, hayata masabaşı bakışı bakar, doğuya has bir takım doğruları vardır, gelenekselci tarafını da söküp atamaz, Kendine, ülkesine, kasabasına, şehre batılı bakmaya çalışır ama onu da beceremez. Bu yüzden hilkat garibesidir. Gerçeği parçalı görür, kafası karışıktır. Bir ordadır, bir burda… Kırık döküktür. Ne kasabalıdır, ne şehirli. Ne doğuludur ne Batılı. Batı’da sırtını sıvazlarlar onu, doğuda ise ezik derler ona, halktan kopuk derler. Osmanlının son döneminde döneminde yaşanan bir olay aklıma geldi şimdi, kim nakletmiş, nerde nakletmiş anımsayamadım, tam olarak ayrıntılı hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi: Avrupada ilim ve adap öğrenmek için okumaya giden Türk gençler vatanlarına dönerler. Avrupanın önde gelen ve bu gençlere orda hasbelkader yardım etmiş, Avrupalılığın inceliklerinden dem vurmuş İngiliz asilzadelerinden biri bir gün Türkiye’yi ziyaret eder, muhtemelen bir görev de verilmiştir kendisine. Limana inince onu karşılayan bizim aydın gençler arabayı götüren atları çözüp atların yerine kendileri geçerler ve öyle taşırlar İngiliz’i kalacağı yere. Şaaşalı bir biçimde, kendilerinden geçmiş bir vaziyette yapar bizim genç aydınlarımız bunu. Onur kırıcıdır bir şeydir bu. Bu ülkenin bir aydınının yaptığını ben biraz da buna benzetiyorum şimdilerde. Kendi değerinin farkına varamamış, kendini küçümseyen, ezik, ağzından batılı salyalar akıtan zavallı aydınımız. Bu ülkenin insanından, halktan, köyünden, köylüsünden, onun duygu ve düşüncelerinden “uzak”ta, sürgünlerde verem olup ölen aydınlarımız. Örneği birebir elbette almıyorum Nuri Bilge için. Bu büyük bir hata olur. Ama Uzak’ta bize has, doğuya, anadoluya has gerçeklerle (misafirperverlik mesela), saflıkla, kasabalılıkla sonradan modernleşmiş, yarı-modernleşmiş, uzağa düşmüş birey arasında bir gerginlik vardı. Aydınımızın eksik, sakat, hasta bakışına benzer bir bakış vardı şehirli “uzaktaki adamımızda…”

    Modern birey ve Uzak ile ilgili bizim mirzabey dostumuzun seyr ü sefer’de karaladıklarına bir bakılabilir bu noktada:

    http://seyrussefer.wordpress.com/2007/07/21/uzak-nuri-bilge-ceylan-2002/
    http://seyrussefer.wordpress.com/2007/07/21/uzak-modern-birey-2/

    Bir de Nuri Bilge-Tarkovsky karşılaştırmasını tuhaf bulurum. Planları ağır ağır çekmek, ağır çekim kullanmak, bir bankta oturup uzun uzun denize baktırmak Tarkovskycilik ise söyleyecek sözümüz olmaz. Tarkovsky sinemasının etkilerini bulmak için Andrei Zvyagintsev’in Dönüş’ünü görmek gerek diye düşünüyorum.

    Kader ile birlikte (Kader, Masumiyet’in piç edilmesidir bana göre) müthiş düşen Zeki Demirkubuz gibi umarım Nuri Bilge de İklimler ile iyice düşmemiştir.

    Ama her ne olursa olsun, Türk Sineması adına önemli işlerdir bunlar. Bir takım klişeleri, öykü anlatımındaki beceriksizlikleri, oyunculuklardaki vasatlığı içerseler de bu filmler muhakkak sinema adına önemli bir görevi icra ediyorlar. Zira, bir gün bu ülkede genç yönetmenlerin çok daha sağlam filmler yapabilmesi Nuri Bilgelerin, Demirkubuzların çektiği filmlerin aşılmasıyla gerçekleşecektir diye düşünüyorum…

  3. passive Says:

    uzak ı severim ben de..yavaş yavaş, sakin sakin, kımıl kımıl filmler nbc-ninkiler..hız nedir ki hem? yorar, başımızı döndürür filan..mazallah.

  4. banu Says:

    Yazıyı ve yorumları okuyunca birşeyler söyleyesim geldi. Ama seyretmeden yapmayayım dedim.

    Merak ettim fotografik estetiğe yenik düşüş bulgusunu. Ki bu ancak konu anlatımındaki, oyunculardaki ya da kurgudaki kusurun eklenmesiyle söz konusu olabilir gibi geldi bana. Görsel üzerine eğilim, fotografik dilin kullanımı tek başına sağlam bir hikaye kurgusunu ezip anlatıma engel olmaz.

  5. kacakkova Says:

    uzak”i sevmemin nedeni, modderlesmis, sehirde yasam kurmus birey ile kasaban cikip gelen, baska tür degerlerin ve aliskanliklarin temsilcisi olan birey arasindaki gerilimi cok iyi vermesiydi en basta. o modern birey de kasaban gelmistir. bu sözkousu gerilimin cok katmanli boyutlari vardir.fakli okumalara olanak vermekteydir.o modern bireyin durumunu anlamak noktasindan bakilabilir, ya da kasabadan gelen acisindan.aralarindaki iliskinin sinirlari ve sorunlarina odaklanilabilirnir ya da.örnegin cesitli olanaklara sahip belirli bir konuma yerlesmis (fakat icindeki karanligi bitirememeis) birey ile yerinden olmus, olanaklardan mahrum, geleceksiz (fakat herseye ragmen umutlu ve beklentili, bir noktaya gelmek arzusu ve zorunlulugunda olan) birey arasindaki gerilim olarak “okumak” mümkün. degerlerin yol actigi catisma, cinselligin sürekli ortada kendini hissettirdigi gerilim, iyi niyetliligin ardindaki karanlik yüzler, insan olmakligin görünen ve görünmeyen vecheleri, ve bunlarin tamamen “bize” özgü bir ortamdan ve kültürel yapi icinden verilmesi önemliiydi.tabii bi de görüntüler var.nuri bilge’nin simdiye kadar fotografik estetigi iyi kullandigi, yapmak istedigi seyi yaptigini düsünüyorum.bence saglam bir görsel bakisi var.

    uzaktaki oyunculuk da iyiyidi bana kalirsa.iklimlerde ise oyunculuk -hadi kötü dememeyim ama- biraz tuhaf görünüyor.karar veremiyorum ne olduguna dair.baska bir acidan begenilmesi de mümkün.yüz ifadelerini ve yakin plan cekimleri aslinda begendim de.ama kadin’in özellikle hep ayni ifadede kaldigini hissettim nedense.
    yine de tolga’nin isaret ettigi sahneler (iklimlerde) gercekten de dikat cekici filmde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: