Felsefi Şiir hadisesi

by

Felsefi Şiir, Yücel Kayıran’ın Tinsel Poetika’sını ortaya koyduğu bir düşünce/kuram yapıtı olarak yayınlandı. Buradaki düşüncenin ya da kuramsal girişimin bir şiir düşüncesi yaratmakla ilgili olduğu ve böyle olmakla önemsenmesi gerektiği açıktır. Kayıran’ın da vurguladığı üzere, Felsefi şiir, bir felsefe şiiri değil fakat şairin felsefi bilincinden hareketle yazılan/yazılması gereken/yazılacak olan şiirdir. Kayıran, böylece, şiirin temel sorunsalına odaklanan, bu sorunsalı belirginleştirmeye/ ya da kesinlemeye çalışan bir konum almaktadır diyebiliriz.

Bunun için bir dizi kavram ve kategoriyi tanımlamaya çalışmakta, ayrımlar ortaya koymaktadır. Kayıran’ın yaptığı kategorileştirme ve kavramsal ayrımların geçerliliği, kullanışlılığı, yeniliği, açıklayıcılığı tartışmalı olabilir; ancak şiire dair bir düşünce oluşturma niyetiyle bile bir zorluğu üstlenmiş olmasıyla ve bu çabanın teorik düşünmenin geliştirilmesi yönündeki çabaları desteklemesi bakımından dikkate değer olduğunu belirtmek mümkün. Bu poetik metnin beni ilgilendiren diğer ve asıl yönü ise, bu yapıt ve üzerinde yapılan tartışmaların bir süredir tartışa geldiğimiz meselelere değiniyor olmasıdır.

Felsefe-şiir bağıntısı “düşünce tarihi” içinde daha genel olarak felsefe ile edebiyat arasındaki ilişkiselliğin daha sofistike bir sorunu olarak karşımıza çıkmakta; düşünce dil, dil şiir ilişkisi, estetizm sorunu bağlamında biçimlenmekte; felsefenin şiirselliği ve şiirin felsefesi konusu Nietzsche’den itibaren ve fakat özellikle Heidegger ile birlikte kuramsal alana yerleşmiş olmaktadır. “Şiir” burada bir felsefe sorunu (özellikle dil‘in sorunsallaştırılması) olarak belirmiş, ve felsefenin edebileşmesi, dünya karşısında/ya da dünya içinde estetist bir tavrın şekillenmesi olarak biçim kazanmıştır. Kayıran’ın çalışması ise başka bir yönden şiirin felsefi sorununa odaklanmaya çalışmaktadır; dolayısıyla bir felsefi şiir poetikası geliştirmek ve buna kategorik bir geçerlilik kazandırmak adına tartışmaktadır meselelerini. Bu girişimi elbette şiir adına ya da felsefe adına tamamen değerlendirebilecek durumda değilim, bunu ilgilileri yapacaktır.

Kayıran bir yanda Dünya görüşü şiiri, öbür yanda İdeolojik şiiir diye iki ayrı tanımlama yapıyor ve felsefi şiir dediği şeyi bunların karşısına koyuyor. Felsefi şiir‘in anlamı, bu iki şiir tavrının karşısında insan varoluşunun, bugün de içimde bulunduğu çıkmaz durumda olan trajik varoluşunun temel alındığı bilincin dile gelmesidir. Böylece, şiir, insan varoluşundaki çıkmazları, korkuları, engelleri, çıkışşıslıkları dile getirir, yani varoluşsal dolayısıyla felsefi meselelerin bilinci olarak dile gelir. Açık olsa gerek: Burada kast edildiği anlamda felsefi şiir, felsefe bilgisine dayalı bir şiiri değil, belirli bir felsefi bakış açısı içinde yaratılan ya da şairin felsefi bilincinden üretilen şiiri anlatmaktadır.

Böylece şiir, varoluş problemi üzerinden bir bakıma hakikat sorunu olarak adlandırabileceğimiz meseleye bağlanmaktadır. Bu durum, Kayıran’ın “Bu poetika, şaire, insanın çağımızdaki varoluş durumuyla ilgili hakikatlerinin keşfini yapmayı yüklemekte”dir sözlerinde açıklık kazanır. Bir dönem itibariyle muhtemelen Heidegger’inde şiire yüklediği anlam buydu; daha sonra dil‘in, hakikatin özü olduğu düşüncesine vardığı estetist yol şiirdeki hakikat düşüncesinden geçmiş olmalıdır.

Kayıran’ın felsefi şiirinin bu tür bağlamlarda geçeçeği noktaları şimdiden kesinlemek zor. Felsefi düzlemde felsefe ile şiir arasındaki ilişkisellik meselesine değil de, felsefe kavramlarından ve zemininden yararlanarak bir tür poetika ortaya konulmaya yönelinmiş olunduğundan Felsefi Şiir‘in farklı bir hamle olması sözkonusu. Dolayısıyla, Kayıran’ın burada kendi şiirinden bağımsız ve fakat şiiri/ni de bağlayan bir iddia ile ortaya çıkmakla risk almış olduğu, bir şair olarak kendisini çeşitli yükümlülüklere soktuğu açık olsa gerek. Sonuçta ortaya konulan şiir adına kurgusal bir kuramsal metindir -her tür kuram girişiminin kaçınılmaz olarak kurgusal olduğu kadar. Ve bu kurgunun, hem felsefi hem de şiir adına içerimleri tartışılacaktır.

Felsefi Şiir konusunun dikkatimi çekmesi, şiir eksenindeki bu tartışmalarda direk ya da dolaylı olarak sanat ve hakikat bahsini, kuram sorununu ya da proetcontrada ki imge meselesini düşünmemle baglantılı oldu. Kayıran, sanıyorum şiir üzerinden bu meselelere ilişkin oldukça tartışmalı bir giriş yapıyor. Şurada bu şiir poetikası üzerine bazı sorular var. Felsefe ile şiir ilişkisini böyle indirgemek ne kadar yerindedir sorulabilir. Varoluş probleminin şiirsel ifadesi ise mesele, felsefi şiir önermesinden daha önce ve böyle bir kategoriye bağlanmaksızın şiir yazan şairler vardır. Dahası, bunu dert edinmeyen şiir ya da şair var mıdır zaten diye de sorulabilir. (Başka bir takım sorular ve eleştiriler şurada, ayrıca şurada da Kayıran’ın poetik metninin önemi, kimi sorunları ve gelecek açısından değerini vurgulayan bir yazı mevcut )

Reklamlar

28 Yanıt to “Felsefi Şiir hadisesi”

  1. mdy Says:

    şu; Yücel Kayıran, marangozlukla (mesela) şairliği biraz karıştırmış.

  2. kacakkova Says:

    😉

    öyle görünüyor.ama bu bilincli bir karistirmami ondan emin olamadim.

  3. passive Says:

    felsefe ve şiiri lütfen ayrı ayrı alalım. karıştırınca hastada çok ciddi hasarlar bırakabiliyor efem.

  4. kacakkova Says:

    cancağızım, işleri ve dolayısıyla kafamızı karıştıran biizzat heidegger, senin heideggerin…..sürekli olarak dili şiirle özdeşleştirmeye çalışmış, dilin dil olarak ancak şiirde ortaya çıktığını ileri sürmüştür…..öyleki hölderlin’i icat etmiştir bir bahane olarak….o saatten sonra felsefe-şiir bağlantısını “ve” bağlacından daha çok, “ile” bağlacıyla kurmak içab etmiştir…ciddi hasarlar bıraktığı konusu ise vakıadır……recetesiz alınmaması ve doktor kontrolünde kullanılması gerektir….

  5. banu Says:

    Okumadan başlığa bakınca felsefik bir söylem kaygısıyla yazılmış şiirler ya da felsefik birikimden faydalanan şiirler şeklinde algıladım.

    Durum daha da farklıymış.

    Yücel Kayıran’la ilgili linkleri inceledim. Ayrımlamak, ayrı betimlemek daha iyi açıklamak için faydalı olabilir ama aslında bu ayrımlama hiç olmayan birşey olup da durumu görmek açısından bizim kullandığımız geçici bir yöntem olabilir.

    Ben çıkmaz, çıkmazda olmak, varlık ve ifadesi ve bununla ilgili kaygıyı ayırdetmeden bazen sıklaşan bazen seyrekleşen birbirine dolanmış sarmallar olarak görüyorum şiir ve felsefeyi.

    Şairin varlık derdi, problemin farkındalığı ve bilincin açıklığı durumlarının olumlanmasıyla mı ortaya çıkan bir durumdur felsefik şiir?

    Ayrıca Kayıran’ın felsefik şiirin insanın bir “varoluş durumu”nu gösterdiğini, diğer şiirlerin “an”ı baz aldığına dair söylediklerini tam olarak anladığımı söyleyemem. Çünkü bu durumda benim bütün şiirleri felsefik şiir çatısında anmam gerekecek.

    Felsefenin dille, dilin şiirle ilintisi hep var. Aporia kavramı sadece ideolojik ve dünya görüşü şiiri dışında felsefik şiirle birlikte anılmamalı. Her durumda dile ihtiyaç duyduran; bir problemin, bir ifade etme sancısının, bir farkındalığın, bir durumun ifadesinin isteğidir.

    Konuya vakıf olmamakla beraber; ilk okumalarda insanı bir varoluş durumunda sergileme ve bu durumu betimleme diğerleri yadsınarak sadece felsefik şiir kapsamına anılmamalıdır. Huzursuzluk ve varlığın kardeşliğinin şiirin nesnesi yapılmasının hemen hemen her şiirin işi oluğunu sanıyorum.

  6. quadrophine Says:

    “şiirin felsefesi konusu Nietzsche’den itibaren ve fakat özellikle Heidegger ile birlikte kuramsal alana yerleşmiş olmaktadır.” şeklindeki ifadenizi Platon ve Aristo’yu unutmuş olma ihtimaline mi bağlamalıyım? Mesela Aristo’nun “Katharsis” ile ilgili açıklamaları ilgiye şayandır. Katharsis vasıtasıyla şiirin ve tragedyanın insan doğasıyla ilişkileri ortaya koymayı denemişti Aristo. Daha da ötesi Aristo poetika’nın temellerini atan adamdır. Şiirin, üzerine bina olduğu nedensellik, şiirdeki diyalektik güç, Horatio’nun şiiri üzerindeki Aristo etkisi gibi çetrefilli konular akla getirildiğinden felsefe-şiir ilişkisinin Grek ve Roma’da, hem de sıkı bir şekilde irdelendiği hatırlanacaktır.

    Kayıran’ın kategorik ayrımı beni rahatsız etti. İdeloji varsa ideolojik şiir, felsefe varsa felsefi şiir gibi bir bakışı, sorunlu bir bakışi açısı bana göre. Şiir’in böylesi tasnifler ışığında anlaşılamayacağını düşünüyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi Kayıran ciddi bir “risk almış”. Sadece kendini zor sokmak anlamında bir risk değil bu. Benim bizzat “şiir” dediğim şeye tamamen ters bir tutum. Yani mesela içinde emperyalizmi eleştiren bir tutum takındığım şiir, ideolojik bir şiir mi oluyor? Ya da varlık sancısından söz ettiğimde felsefi şiir mi yazmış oluyorum. Şiire böyle yaklaşılmaz kanımca. Şiir zaten genel anlamda varoluşla ilgili. Bunun böyle olması şiiri felsefi yapmaz diye düşünüyorum.

    Son olarak yazınızı bitirirken sorduğunuz soruları ben de sordum ve Kayıran’ın bakışını tatmin edici bulmadım.

    Selamlar.

  7. kacakkova Says:

    selamlar,

    banu’ya haklı oldugunu teslim etmek üzereydim ki, bu yorum geldi…..her iki yorumunda haklılığını teslim etmem gerek…..

    quadrophine, kayıran’ın kategorik ayrımlarında ikna edici olmayan şeyler var, kesinlikle haklısın…diyelim belirli bir şekilde felsefi şiir kavramlatırması bir şeyi karşılıyor, bu durumda da yine bunun daha önce varolmayan bir şey olarak düşünülmesi pek yerinde görünmüyor……bu bakımdan önermeleri itibariyle kayıran’ın ortaya koyduğu metnin, poetik metinlerle ilkişkisinde ciddi sorunlarla karşılaşacağı ve tatmin edici olmayacağı açık görünüyor……ama yine de bir şiir düşüncesinin kuramsal olarak tartışılması girişimi olarak bakıldığında, bu çabanın bir risk üstlendiğini söylemek istedim…..

    platon ve aristo’yu unutmam konusunda da haklılık payı var…..platon’un şairlere düşmanlığı, aristo’nun poetikanın öncüsü olması, kesinlikle hatırlanması, belirtilmesi gerekirdi…..ama aklımda olan nietzsche’den itibaren meydana gelen felsefe şiir ilişkisindeki dönüşümlerdi bu nedenle tamamen unutmuşum bu bağlantıyı…..bu noktada sözkonusu olan poetika değildir zira, felsefe ile sanat arasındaki geçişkenliklerdir, ya da sınır ihlalleridir….ama yine de poetik bir metnin üzerinde dururken sanıyorum platon ve arısto’yu unutmamak gerektir……

    hatırlatma için teşekkürler…

    huzursuzluk ya da kayıran’ın varoluş problemi olarak belirttiği insanın çıkışsızlığı durumu, banu’nun ve senin haklı olarak belirttiğiniz gibi her şiirin (en azından her iyi şiirin) meselesidir…..öte yandan felsefe-şiir-dil bağlamında bana öyle geliyor ki kayıran’ın tutumunda bir tür üstüste bindirme sözkonusu oluyor…..

    benden de selamlar.

  8. thelosthighway Says:

    ya üstat bu quadrophine benim. yeni bir mekan açtık dostlarla. şimdilik ufak ufak taşınıyoruz mekana. sizi de bekleriz efenim.

    Selamlar.

  9. mdy Says:

    Yücel Kayıran’ı bir konuda kutlamak gerekir(!) çünkü kaç şair böylesi bir piyangoyu vurmuştur, kendi manifestosunu yky’den kapı gibi bir kitap ile duyurmak her yiğidin harcı değildir, valla helal olsun.

    konuya dönecek olursak, ki ben yine biraz daha başka bir şey söyleyeceğim, denildiği gibi felsefe şiirin malzemesi olur/olabilir, şiirde felsefi değiniler olabilir filan.. ama şiirin başat unsuru olamaz. eğer olursa o şiir şairini yine yukarıda bahsedildiği gibi aristoya götürür, nietzsche’ye götürür, geriye götürür. he zaten nietzsche’de kötü bir şair.

  10. Elestirel Gunluk Says:

    Bence siiri rahat birakmali. Siir kimsenin egemenligi altina girmeyecek kadar genis bir yelpazede dans eder. Bir kistasa gore siir sayilan oburune gor disarda kalir. Ornegin Nazim’in siirini kistas alirsaniz, Ozdemir Asaf;in siirini nereye koyacaksiniz? Bence en basindan siirin boyle bir siniflama ya da kategorilesmeye ihtiyaci yok. mdy’nin dedigi gibi helal olsun adama kitap haline getirecek kadar pazarlayabilmis bu fikirleri….

  11. kacakkova Says:

    kutlamak gerek belkide.ama meseleyi salt bir “pazarlama” meselesi olarak düsünmek istemiyorum. korkunc, ama tamda böyledir belkide zaten. yine de “felsefi siir” önerisini baska bir yönde, siir üzerine düsünme, dahasi bir siir düsüncesi olusturma yönündeki tartismalarin bir parcasi olarak almaya calistim.

    siiri rahat birakmaktan kastini tam anlamadim elestirel günlük.siir elbette kimsenin gemenligi altina girmeyecek niteliktedir.her kistas bir baskasini dista biraktigi icin sorunlar yaratir, ama bu sorunlarin önünde ve ardinda siir siirdir sonucta.buna katiliyorum kesinlikle.ayrica, belli bir kuramsal aciklama modeline de tamamen teslim edilmez siir.kayiran’in yaptigi türde bir siniflandirmanin ve kategorilestirmenin yarattigi zorlama ve zorlanmislik hisside buradan kaynaklaniyor olsa gerek.siirin siniflandirilmaya ihtiyaci var midir tartismali, ama üzerinde düsünülmeye ihtiyaci oldugu kanisindayim ben yine de…..

    mdy, nietzsche”nin kötü sair oldugu siirleri dolayisiyla kesinlikle söylenebilir. aslinda ona sair diyebilir miyiz, emin degilim….ya da baska bir acidan filozof demek ne kadar yerindedir acaba.bu da tartisiliyor.ama onu ürettigi kendi metinlerinden hareketle belkide “filozof-sair” olarak adlandirabiliriz…..böyle degerlenedirenler var muhakkak ama kimdir aklima gelmiyor simdi…..

  12. Elestirel Gunluk Says:

    Siiri rahat birakmaktan kastim, senin de dogru olarak yorumladigin gibi, siiri zorlama kaliplara ya da “bir kaliba” sigdirma cabalarinin amacsiz olusuna yonelikti. Yanlis anlasilmak istemem, bence de ustunde dusunulmeli. Hadi dusunelim.

    Ben felsefenin dusunce boyutunda ya da analiz boyutunda degil de form olarak ya da dil olarak siire bulastiginda estetiksel bir ugras olan siirin siir olmakligina leke dustugune inaniyorum. Siiri siir yapan her sairin kendine ozgu dili felsefeye, slogana, nesire, oykuye dusmeden kullanabilmesindedir bence. heyecanla devam edebilmek umuduyla simdilik bu kadar…

  13. proetcontra Says:

    Sadece tek bir şey takıldı aklıma. Şiirin estetik içeren bir ugraş olması gerektiği nereden çıktı? ‘Haz’ sanatın yalnızca küçük bir parçasıyken bir şiiri estetik değil diye yadırgayacaksak bunu temel kriterlerle nasıl açıklayacağız? Bu fikri güzelin ötesine bakan bir bakış açısıyla destekleyebilmemiz gerekir, peki bu mümkün mü? Esas meselenin şiirin tanımlanmasında yattığı farkedilmiş. Şiir nedir, neleri içerir, neleri içerirse şiir olmaktan çıkar, neden çıkar? Bunlara varılmış. Kitabı okumadan yorum yapmak istememiştim ama madem başladım, devam edeyim. En başta kitabın YKY’ce desteklenmesi bana Kayıran’ın çabasının bir ayrımlama değil, bir ek tanımlama çabası olarak önemli olduğunu düşündürdü. Bu konuda Banu’nun fikirlerini paylaşıyorum. Şiiri rahat bırakırken her biçimini, tanımlanmış her yöntemini, her ‘kategorisini’ rahat bırakmalı. Tanımlama meselesiyse problem, tüm modern uygulamalara projeksiyon yapalım, canımızı iyice sıkalım.

    Konunun açılımı dil‘in sorunsallaştırılmasında önem kazanıyor gibi. Şairin dilinin kullanımı konusu bir sorunsal olarak belirmiyor benim kafamda, bu muhtemelen benim eksik bilgilerimden kaynaklanıyor. Bu konuda Eleştirel’i dinlemek isterim.

  14. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili proetcontra,
    Sasirdim soruna. Siir estetik gibi bir kaygiyi (bilincli ya da bilincsiz) gutmuyorsa siir nedir ki? Siiri diger yazma edimlerinden ayiran nedir ki. Benim “haz” asil nerden cikti diyesim geliyor? Birbirimizi cok mu yanlis okuyor, anliyoruz bilmiyorum.

    Kitabi okumadigim icin kitap konusunda birsey diyemeyecegim. Ama senin yorumundan hareketle diyebilirim ki eger kitap gercekten siirin daha iyi kavramsallastirmasina hizmet ediyorsa iyi.

    Neyse: anlamadigim ya anlamakta zorlandigim diger sey “güzelin ötesi” terimi. Guzelin otesi felsefenin (estetigin) konusu olabilir ama siirin degil bence. Zaten guzel Nazim’in bir siirinde sevgiliyi ya da ideali tanimlarken soyledigi gibi “ulasildikca ulasilmaz olan” bir sey oldugu icin yani zaten ulasilamadigi icin otesine gitmek buyuk bir ziplama olacaktir gibime geliyor.

    Siir metafiziktir. Siir buyuseldir, mystiktir. Siirin malzemesi dildir, dilin muzigidir. Islenmemis hammadesi ise dile gelmez -gelmemis duygu, sezgi, gibi bilis disi seylerdir. Bu baglamda siir rasyonel olmak zorunda bile degildir. Irrasyonel de degildir ama.

    Yillar once okudugum bir ornegi verecegim siirde dilin buyusune dair. Hasim’in unlu siirinden ilk iki dize

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

    Bu iki dizede bir buyu var (bunun matematiksel formulu yok). Anlami yitirmeden dizeleri belki 10 farkli bicimde yeniden kurabilirsiniz ama her defasinda o buyuyu yitireceksiniz. “Bu merdivenlerden agir agir cikacaksin ” dediginde ornegin o buyu gidecektir. Iste siirin ve dilin kullanimin yarattigi soyut dunya icerisindeki guzele dair yuklenmisligin gucu burda yatiyor.

    Bu nedenle bir sey ya siir olma hakkini elde ediyor ve siirdir ya da degildir diyorum. Siirsel retorikten yararlanabilir insanlar bunlar yapilanlarin siir oldugunu gerekli kilmaz. Belki siirsel olur ama siir degil. Filozof sair ya da felsefi siir bana hewp kafa karistirici gelmistir. Filozofun islevi ve amaci analizdir ha bunu yaparken siirin verilerinden yararlanabilir ama bu hala filozoftur ya da yapilan felsefedir. Bu anlamda didaktik siir denilen seyin de siir olmadigini sadece siiri kullanip mesaj verme amacli bir etkinlik (rasyonal) olduguna inaniyorum. yani herseyin basinda mesaj oncellenmistir orda. Eee Nazim’in Necip Fazil’in siirinde de mesaj var. Ama onlarinkinde siiri merkezdedir, dilin onaklarinda guzeli bulam oncellenmistir. Anlam ve mesajin one ciktigi siirsellerinde kalite dusuktur ornegin. Mesela Nazim’in Berkley’e dair yazdigi hic hic mi siir degildir…Siirin retoriginin kullanildigi bir mesajdir…

    Umarim anlatabildim.

  15. proetcontra Says:

    En önce üstünkörü, basitin de basiti bir tanımlama: Estetik güzele dair olanın felsefesidir. Güzel’in değerlendirilişi, güzel anlayışı haz ile temelli ilişkilidir, haz meselesi buharsı bir kilittir. Estetik hazla ayrık düşünülemez, tanımında içerir onu.

    Dediğin gibi birbirimizi yanlış okuyoruz galiba. Çünkü sorduğum ve aklıma takılanlar anlattıklarınla ilgili değil. İki mesele serildi önümde, birincisi şiir estetik olmak zorunda mıdır, ve ikincisi, estetiğe dahil olan şiirin felsefeden uzak olması mümkün mü?

    ‘Güzelin ötesi’ çok mu karmaşık duruyor bilmiyorum, şöyle diyeyim: ‘Güzel olmayan’. Çünkü sanat estetikle değil, estetiği de içeren bir kavramlar bütünüyle değerlendirilir.

    Senin benim yazıma yorum olarak eklediğin şiirde anlatmak istediğin mesele benim de söylediğim şey: O imler sence ikimizde de aynı imgelemle mi sonuçlanıyor? Bu soruyu sorduğum anda zaten Nazım’ın yaratımını felsefeye dahil etmiş oluyorum.

    Felsefeyle şiirin ortaklığını varlığın özünü anlama/alımlama, ardından dil aracılığıyla aktarma olarak görebiliriz. “Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak” Nedir bu şimdi? Ne eteği, yaprak ne? Olay anlam değil, tam tersi, anlam belki hiç görünmüyor bile. Bir edebiyat hocası şiirini yorumladığında Necip Fazıl “Hakikaten bunları mı anlatmışım ben” demiş. Yağmurun Altında mesela, Nâzım’ın altmışlarda, son dönemde yazdığı şiirlerden biri, benzer doğrultuda bir örnek. Bu meselede farklı şeyler söylemiyoruz, ayrıldığımız nokta estetik.

    Sanatı güzelle okumak klasik şiirin yöntemi olabilir. Şöyle sorayım ben: Garipler ya da ikinci yeniler ne yaptılar? Hatta biraz daha belirginleştireyim soruyu: Orhan Veli’yi ilk kez okuyanlar, ister onunda olsun ister otuzunda, neden şiir yazmaya başlar birdenbire? ‘?’ İsimli şiirinden: “Neden liman diyince/Hatırıma direkler gelir/Ve açık deniz diyince yelken?” Nedir bu? Güzel mi? Estetik olarak değerli mi? Katiyen hayır, onun Türk şiirinde yarattığı etki Duchamp’ın Salon sanatında yarattığı etkiden farklı değil. Bir reddiyedir bu. Ve pisuvar nasıl altındaki R. Mutt ile sanat eseri haline gelmişse, altındaki O.Veli ile şiir olmuştur ‘?’ de. Orhan veli kırk-elli sayfalık bir makaleyle Türk şiirini tümüyle tahlil etmiştir, bu konudaki yetkinliğini de ispatlamıştır, sonra da demiştir ki kardeşim, aha yıkıyorum ben bunu. Uygun zaman ve mekanda yazılıp uygun kişinin imzası ile şiir olmuştur o şiir. Yoksa kelimelerin eşsiz yerleştirilişiyle değil. Elbette bu bir yıkım ve bir geçiş olarak anlamlı, artık geçerliliğini korumuyor olabilir. Fakat o gün yapılanların şiir olmadığını, sanat olmadığını nasıl söyleyebiliriz? Estetikten uzaklaşıp konuştuklarımıza yaklaşırsak, hiç de sevdiğimden değil, Ece Ayhan geliyor aklıma doğrudan.

    Dil meselesine gelince, bu bir sorun değil ki! Necatigil de, Haşim de, Nazım da, Soupault da istediği gibi yazıyor ki konuşuyoruz, dilin kullanımı özgür bir seçimin ürünü.

    Biraz daha uzun bir mesele ama kacakkova’nın mekanını işgal ettik, sorunsalları analiz edip daha ayrıntılı tanımlamalarla hareket etsek daha uygun olur herhalde. Böyle havada kalıyor konuştuğumuz konu. Mesela “Siirsel retorikten yararlanabilir insanlar bunlar yapilanlarin siir oldugunu gerekli kilmaz. Belki siirsel olur ama siir degil.” ifadesi kurcalar benim aklımı, nasıl yani derim. Ve olaylar gelişir…

    Bu arada yazmaya mecalim yoktu, bu vesileyle biraz kendime geldim, teşekkür ediyorum:)

  16. kacakkova Says:

    efenim ne demek mekani isgal ettik…..
    siz muhabbeti sürdürün bütün mekan senlensin, dolsun tassin böyle…..üc bes satir okuyalim, ögrenelim…aklimiz erende iki satir laflayalim biz de….bu tartisma yerinde oldu bence….zaten yorumlarin bizim icin böyle bir etkisi oluyor saniyorum; belirli bir meseleden baska bir meselenin uclari beliriyor…..orada belirtilen meselenin kendisi de iyice ucu acik hale geliyor….bir yandan topluyor bir yandan dagitiyoruz….yada tersi…..bunlarin konu itibariyle ancak ilgilisinin ilgisini cekeceginden bastan genis bir kesimi ilginlendirmeyecegi de acik….

    valla bu tartisma icin hem elestirel günlüge hem sana tesekkür etmek lazim, hakkini vererek ilerliyorsunuz, daha ne olsun…..

    sevgiler.

  17. thelosthighway Says:

    üsttekine benzer bir tartışma ve edebi türler ve şiir bağlamında şurda yapılmış. sonuna kadar gidemedim. akıllara zarar:

    http://www.poetikhars.com/node/1295#comment-668

    sonra şunu gördüm: internet denen gayya kuyusunda cümle alem tartışıyor abi. gerçi kacakkova “iyidir, iyidir, tartışalım, uçlar açılsın, uç versin” filan diyor ama. bilmiyorum yani nolcak halimiz. başka bir konuda benzer bir tartışmanın yıkıcı izlerini hala üstünde taşıyan biri olarak “yok ben almıyayım, kalsın” diyesim geliyor. :))

    bu arada üstat, sizinle yapmış olduğumuz biricik mevzuyla alakalı uzunca şeyler yazmıştım cevaben. banu silmeden önce ordaydı. bilgisayarımda duruyor hala. tahrik etmiş gibi olmayayım yani. :))

  18. kacakkova Says:

    thelost,

    meseleleri bazen tartismak, bazen sade sohbetini etmek, bazen paslasmak, bazen derinlestirmek, bazen yayginlastirmak iyidir diyesim var.ama ayarinin kacip tatsizlasmasi da olasi.bahsettigin meselede oldugu gibi.orada gecen konu basliklari üzerinde durulmaya deger seylerdi.belki bir vakit cesitli basliklar acilacak ve bunlari daha iyi bir zeminde konusmak mümkünde olabilecek.simdilik bu mesele kalmis oldu.kalmis olmasida iyi oldu. geride biraktigi tatsiz hislerle. bunlara yeniden dönmek istemem. yeniden meselelerin benzer bir hal almasini hic istemem. senin son yazini okumustum saniyorum, ordaki son okudugum yazi seninkiydi. mesele, sadece kendisine odaklanip konusulabilecek olmaktan ciktigi icin onu ayni noktadan sürdürmenin bir anlami olmayacaktir.

  19. Elestirel Gunluk Says:

    Sevgili Proetcontra kusura bakma demek icin yaziyorum. Tartismamiz guzel gidiyordu ve ogreniyordum. Ancak ben ara vermek zorundayim. Devam etmek icin kaynaklara gitmek okuyup arastirmak gerekti artik ve buna zamanim ne yazik ki yok. Birgun devam etmek umuduyla…Affola.

  20. Elestirel Gunluk Says:

    Bir yerde tesadufen rastladim. Ilerde devam edersek belki yardimci olur diye buraya deposit edeyim dedim…

    “I think I summed up my position on philosophy when I said that philosophy really should be written only as a form of poetry.” ( Wittgenstein, Culture and Value, 1933-34)

    “Sanirim ben felsefe karsisindaki tutumumu felsefe gercekten sadece siirsel bir formda yazilmali derken ozetledim.” ( Wittgenstein, Culture and Value, 1933-34)

  21. proetcontra Says:

    Yahu yazdım zannediyordum, yorum eklenmeden pencereyi kapatmışım sanırım. Estağfurullah demiştim EG, belli konuları tekrar gözden geçirmek faydalı oluyor, bu açıdan teşekkür ederim.

  22. hzhubble Says:

    Felsefi Şiir konusunu tartışırken, Kayıran’ın metni ve bu metinlerdeki çelişkileri, bu metinlerin şiire yansıyamayışındaki durumları da farkediyor musunuz bilmiyorum. (Açıkcası Kayıran’ın şiirinden örnek bile verilemiyor, bu da ilginç). Eğer ediyorsanız, işin Felsefî kısmının aslında çok kurnaz bir Halkla İlişkiler oyunu olduğunu, Kayıran’ın Felsefi Şiir kitabını okuduktan sonra siz de göreceksinizdir. Felsefi geleneği olmayan bir dilden bahsediyoruz, ama şiir geleneği modernizmi ile birlikte dağ gibi olan bir dil de bu aynı zamanda. Yani bu dil ayrışmadan, propaganda halinde servis edilmiş Aydınlanma verimlerini cılızca taşıyan bizdeki Felsefe’nin ne Kayıran’a ne de Türk Şiiri’ne ciddi bir katkısı olamayacağını az çok İletişim Cep kitapları okuyan birileri fark edecektir.

    İkincisi “internet üzerinde herşey tartışılıyor abi” türünden yaklaşımlara da rastladım. “Ne zannediyordunuz?” diye sormak için yazıyorum bu metni açıkçası (verilen örneklerden birinde poetikhars.com var çünkü). Çünkü örneğin poetikhars.com, matbu olarak pek de bulamayacağınız şeylerin tartışıldığı bir yer son 3 yıldır. Herhalde biraz daha fazla özen hak ediyordur diye düşündüm..

  23. şiir Says:

    Şiir’e farklı bir yaklaşım yapılmış, doğruluğu yanlışlığı tartışılır tabi.

  24. lou Says:

    her ne kadar bu tartışma bitmiş gibi görünse de, başlığı görünce dayanamadım. Simgesel öznesiz süreç içindeki yabancılaşma etiğinin bendeki görüneni “felsefi şiir” tasarısıdır, demişim bir zamanlar, her ne demekse bu, ama felsefi şiirin ne’liğinden daha anlamlı bir laf olsa gerek; bu kesin. bu konuda epey uğraşmış olduğum, zemin kaymaları yaşayan bir yazım var, çok bilimsel olmasa da oldukça samimi, ama en iyisi bu felsefi şiir hadisesine hiç bulaşmamak, bunun farkındayım, ama yine de…
    http://lou.blogcu.com/siirin-paradoksundan-sairin-paradoksuna-felsefi-siir-ya-da_799252.html

    ayrıca şiirde bu tür kategorizasyonların bitmeyeceğini de söylemek isterim. hz. “BUBBLE'”ın işaret ettiği gibi bir “görsel şiir” hadisesi var, “modern elit dinamik şiir”, “çok sesli şiir” vs adlarını şimdi anımsayamadığım, var da var; ee modern değil miyiz; olacak elbette; bölünerek çoğalacağız, parçalar bütünlüklerini ilan edecek ya da postmodern değil miyiz çoğul kimliklere bürüneceğiz denebilir, ama anlamadığım mesela Hayriye Ünal gibi kafası çalışan bir kadının neden romanın bir özelliği olan çok sesliliği, Bakhtin’in romandan karnavala kitabınının ışığında, şiire yapıştırarak “çok sesli şiir” gibi bir poetika oluşturmaya çalıştığı. yani çağın gereği mi bu ya da olmazsa olmazı mı; önce mesela roman ve şiir diye ayrıştırmış insanlar, ne bileyim resim ve şiir, müzik ve şiir birbirlerinden ayrışmışlar, hekimlerle büyücüler ve şairler de birbirinden ayrıştırılmış, şimdi neden yeniden bunları birleştirmeye çalışıyoruz acaba? bu arayışların nedeni şiir denen şeyi, yazılmış olanlardan daha iyi yazamamak olabilir mi.öte yandan yaşamak taraf tutmaktır gibi bir laf da edilmiş, yaşamak için yeni dallar ve budaklar mı keşfetmeli.

  25. kacakkova Says:

    Sevgili lou,

    hzhubble’un yorumunu kacirmisim bir sekilde…..simdi yazdiklarini okurken onu da farkettim…..
    senin bu konuyla ilgili yazdiklarini da kacirmisim, nasil olmussa…..ki yazin cok kapsamli, o siralar konusageldigimiz bir cok seyi diklemesine kesiyor ve aciklik sagliyor…..bugün okudum yazdiklarini ve bir cok seyi yeniden düsünme olanagi buldum bu vesileyle…..
    öncelikle, böylece, bir yanginin külünü yeniden yakip gectigin icin tesekkürler…..
    görsel siir, siri/yazi, sanat, modern/postmodern üzerine tartismalarini yakindan takip etmeye calisiyorum aslinda….önemli müdahalaler yaptigini ve acikliklar getirdigini düsünüyorum pek cok noktada…..pek cok yerden dönüp yeniden baktigim yazilarin var…..
    benim yukardaki post aslinda tam olarak felsefi siir hadisesini degerlendirmiyor, degerlendiremiyor farkindayim….eksikliklerini ve yavanliklarini inkar edemem, firsat dogmusken itiraf edeyim….böyle bir hadisenin olup olmadigi da tartismali zaten…..ortaya bir metin cikti, bir kac sinirli tartisma yapildi….ben felsefi siir denilen seyi, dil-felsefe-siir meselesi baglaminda olasi tartismalar acisindan önemsedim….en basta bu var……sonlara dogru toparlamaya calismisim ama olmamis…..
    kayiran’in temel tezi bana abartili ve zorlanmis geliyor, eger onunn üzerine biraz daha belirgin bir seyler söyleyeceksem….”insanin varolus durumuyla ilgili hakikatleri dile getirmek olarak siir“, felsefi siirin tanimlamasi olarak özellestirilemez bir genellik iceriyor cünkü…..felsefi siir felsefi olmayan siirden (böyle bir ayrim olabilecegini kabullenmeye yanassak bile) böyle bir cizgiyle ayristirlamaz durumda…..senin yazida ayrimlastirmanin önü ardi kapsamli olarak tartisiliyor, ilgilileri bakacaktir….katiliyorum buraya dair söylediklerine…..kayiran’in ayrimlarindan hareket etsek bile, mesela ideolojik siirle de bir varolussal hakikat dile getirilebilir demek durumdayiz kanimca….burada devreye ideolojiden ve hakikat’ten ne anladigimiz sorunu giriyor…..mesela diyelim nazim’in en ideolijik sayilabilecek siirilerinde bir insan varolusuna ait hakikat yok mudur……ya da kayiran’in en hakiki felsefi siir diyecegi seyde bir ideolojik düzlem yok mudur…..ideoloji, dünya görüsü, felsefe arasindaki ayrimlar sorunu da giriyor böylece daha genel düzeyde…..dilin ve siirin bu alanlarla iliskisi sorunu yine ayni sekilde…..ya da varolus, insan varolusu, insanin gercek varolusu vs. denilecekse bunlarla ne dendigi sorunu…..senin degerlendirmenin geri planinda yanlis anlamiyorsam tam da bu sorunlar var zaten, degil mi……ben, bu hadiseden bahsederken en basta bu meseleleri aklimda dolandiriyordum acikcasi….ama simdi dönüp baktigimda hadiseden bahseden ama hadisenin kendisini degerlendirmekten kacinan cok genel gecer ve faydasiz bir yazi oldugunu görüyorum söylediklermin…….
    ………..
    hz.hubble’un yaklasimini ve sorusunu ise bazi yönlerden tam anlamadim acikcasi……felsefi siir hictir görsel siir her seydir mi deniyor……“Felsefi Şiir konusunu tartışırken, Kayıran’ın metni ve bu metinlerdeki çelişkileri, bu metinlerin şiire yansıyamayışındaki durumları da farkediyor musunuz bilmiyorum“ denmis…..ben kayiran“in metnini tartismak yerine, meselenin baska yönelere tasinmasi bakimindan önemsemistim, ama kayiran“in metninin celiskileri, onun önemsenmesini ya da önemsenmemesini getirmez benim acimdan….bizdeki felsefenin ve siirin iliskisi ya da iliskisizligi iste bu metin üzerinden acilabilir bir konu, bu bile önemli degil midir kendi basina…..belki celiskileriyle meselenin daha dogru bir baglama dogru tasinamasina da yardimci olur/olabilir bu metin……bizde felsefenin olmadigi, edebiyatimizin ise güclü oldugu cokca söylenegelen bir sey…..bizdeki olmayan felsefenin kimseye yarari olmadigina göre, sorulabilir, bizdeki dag gibi siir geleneginde felsefe nerededir…..hubble’un „ne zannediyorsunuz“ sorusunu ise hic anlamadim (kendisi takip ediyormu simdi emin olmadigimdan, sana hitaben yaziyorum bunlari)……kime soruluyor bu soru o da belli degil, “internette her sey tartisiliyor abi” diyene mi…….ayrica neyi ne zannediyoruz, ben onu da anlamadim…..poetikhars’a hakettigi özeni göstermemekten dolayi kiziliyorsa, daha fazla özen talebini anlamakla birlikte bu kizmayi yersiz buluyorum……post’un sonlarina dogru toparlamaya calistigim baglantilar dolayisiyla ( ki sonradan yaziyi okurken, hic birr seyi toparlayamadigimi bazi seylerin birbirine karistigini görüyorum yukarda itiraf ettigim üzere, özür bu noktada) o siralar felsefi siir hadisesi ilgimi cekmisti, ama poetikhars ve görsel siir üzerine tartismalari gözardi ediyor degildim….görsel siir ile ilgili pek cok yaziyi takip ettim, söyledigin gibi bir “görsel siir hadisesi”nden sözetmek durumundayiz….egrisiyle dogrusuyla….
    görsel siir meselesine bir iki noktadan ilgimi cektiyse de dahil olmadim, baska sekillerde gelisiyordu tartismalar…..görsel siiri, lan böyle siir mi olur diye kestirip atmak mümkün, ya da avangard sanat budur yasasin görsel siir diye kestirmek de…..öte yandan böyle bir siirin olup olmamazligini siirin meseleleri icinden bahse ve ciddiye almak da mümkün….
    neyse, bu tartismayi yeniden en azindan benim icin canlandirdigindan dolayi tesekkürler sevgili lou…

  26. lou Says:

    kacakkova merhaba; senin de dediğin gibi bu tür poetikaların önemli bir işlevi var ( bu arada şiirde estetik gibi bir tartışma gözüme çarpmıştı yukarılarda;görsel sanatlar için estetikten söz edilebilir, sözlü kültür alanına dahil şiir için estetikten değil poetikten söz edilebilir, ama görsel şiir söz konusu olunca estetik de devreye girebilir tabii:)) ;genelleyerek söylüyorum ele aldıkları konuları ya da dertleri her neyse ne veya şiir olup olmadıkları da öte yana, bunu geçerek, hakikaten Türkiye şiir ortamında ayrıntılarıyla konuşulmamış konuları tartışmaya açmaları ve kavramsal düşünmeye itmek istemeleridir insanları/ okurları ve şairleri, diye düşünüyorum; bu açıdan önemlidirler, yani ben onları birer eleştri metni gibi okuyorum hep, görsel şiirleri de, felsefi şiiri de, çünkü hubble’ın felsefi şiir için söylediği şey aslında görsel şiir için de geçerli; yani teorileştirdikleri veya kavramlaştırmaya çalıştıkları gibi şiirleri ile gerçekten kılavuz metinlerinde söyledikleri/ istedikleri şeyi gerçekleştirebiliyorlar mı? mesela ne’liği ya da “neyse o olmak”ı? bir görsel iş ona bakan/ yorumlayan olmadığında “neyse o” olabilir, ya da bir ” felsefi şiir” okuyanı olmadığında neyse o’dur, ama bunlar yayınlanıyor, yayınlanınca da yoruma açılıyor, dolayısıyla sen ve ben ya da başkaları bu konuda yorumda bulunuyoruz, işte bizim varlığımız sorun oluşturuyor:) çünkü bizim onlar hakkında konuşmamız onların yapmak istediği şeyi yani neyse o’luk’u bozuyor. susan sontag’ın yorum konusunda çok önemli saptamaları var; yorumun sanat yapıtını ehlileştirme işlevinden söz ediyor mesela, ama şimdi eğer felsefi şiir ve görsel şiir ile hem yorumdan kaçınmaya çalışılıyor hem de yorum isteniyor; bunlar vahşi görünümlü uysal/ tehlikesiz atlar aslında; bu paradoksal bir durum, ben sonunda bu tür avangarde addedilebilecek durumlara kendi paradoksları içinden bakabilmeyi öğrendiğimi düşünüyorum; yani görsel veya felsefi şiir için “bunlar şiir değil deyip” geçmenin bizi bir yere varmayacağını düşünüyor ve kendi çelişkileriyle birlikte varlıklarını kabul ediyorum; çünkü varlar, var olan bir şeye yoktur diyemeyiz:) sorun onların eleştiri işlevini gerçekleştirdikten sonra kendilerini yok etmeye kıyamamaları, kalıcı olmaya çalışmaları ve karşı olduklarını söyledikleri şiirin iktidarına talip olmaları; bu da onların eleştirelliklerine gölge düşürüyor tabii. bir ara poetik hars kapanmıştı; o kadar çok sevinmiştim ki; bravo demiştim Hz. Hubble’a, ama sonra tekrar açtılar, siteyi kapatırken benim gibi bir düşünceye sahip olmadıkları kesin. bir de görsel şiir ile ilgili olarak onun şiirin bir kategorisi olup olmadığını yani dolayısyla şiir için bir zenginlik olarak görülüp görülemeyeceği konusu düşündürmüştü beni, ama düşüne taşına sonunda görsel şiir hadisesinin hem konvansiyonel tabir edilen bildik şiirin bir kategorisi hem de kategorisi olmadığı sonucuna ulaştım. asla onları gereksiz görmediğimi ve yok saymadığımı tekrar söylemeliyim, ancak keşke açmazlarının ve kalıcı olmaya çalışırken yol açtıkları açmazların farkında olsalardı; bir tek bunu isterdim doğrusu. Modernizm konusunda Batı’nın 200 yıl kadar gerisinde olduğumuz malum, batı da şiir için bu tür arayışlar/ avangarde çabalar hiç bir şey yazmayan bembeyaz boş sayfalara ulaştı. yani benim de kafam karışıyor; ne yapmaya çalışıyoruz diye. hz hubble bir yandan gelenekle hesaplaşmaya çalıştıklarının altını çiziyor, güya yaptıkları görsel işlerle latin alfabesine/ anlama/burjuva söyleme karşı çıkıyor; çıkıyor da bunun toplumsal bir zemini yoksa ne işe yarıyacak; ha bir kitlesi varsa bunların tam olarak yapmak istediklei nedir; hangi ideoloji7 hangi dünya görüşü/ bunlardan kaçınabiliyorlar mı/ öte yandan nesenllik gibi bir sorunları da var yani tam anlamıyla meinsel düzlemde modernizm ile geleneği birleştirme çabası / bellki de türk /osmanlı sentezi gibi bir şey; nerden bileyim., bu durumda ulus devlet’e ve 1920 devrimiyle başlayan modern burjuva devlet çabalarına ve dil konusunda harf devrimine falan karşı çıkış gibi şimdi burda ayrıntılı olarak söz edemeyeceğim konular ve dolayısıyla ideolojik bir durum söz konusu oluyor, mesela işte cemil meriç’in harf devrimiyle kütüphaneleri dolduran onlarca kitabın bir gecede tuğla yığınlarına dönüşmesinden söz etmesi vs. elbette haklılık payı var, elbette gelenekle sorunlarımız had safhada, ama şiirde avangard çabaların hep bazı toplumsal hareketlerle at başı gittiğini de gördük tarihte; işte ister istemez bilmediğimiz birşeylere örtü görüyorum netlik olmayınca bu poetik tasarımları, uzun hikaye. ayrıca kacakkova sırf bu konuya dikkati çekmek konusunda da olsa yazın başarılı bence:)

  27. lou Says:

    sırlar oteli filminden bir replik:

    “dixie: bütün mesele inanmak. eğer biz bir şeye inanırsak o şey gerçek olur, öyle değil mi? eğer yeterince insan aynı şeye inanırsa o şey gerçeklik olur.”

    yukarıdaki poetikalardan söz ederken nedense bu replik geldi aklıma, paylaşmadan geçemedim. bu poetikalar inanç düzleminde “gerçek” elbette, işte tüm sorun şimdilik “gerçekliklerinde”, cemaatsel ortak bir dil oluşturma çabaları, dikey yapılanmış dil içinde, başka, yatay bir düzlem olma istekleri bu nedenle önemli. ağırlıklı olarak eleştirel olmakla birlikte kendilerini yok etmeyip kalıcı olma çabaları, ister istemez; edebiyat dışında başka bir amaca hizmet ettiklerini düşündürüyor. çünkü şiirlere biçim ve öz dışında bir de “eyleyen” ve “niyet” ekseninden bakmak gerekiyor, bunların NE’yi NASIL söylediklerini değil “NİYE” öyle ya da böyle söylediklerini anlamaya çalışmak gerekiyor. ben bir tür jargon ya da içrek dil olarak gördüğüm bu tür söylemler konusunda bu boyutu anlamanın/görmenin ya da en azından fark etmenin can alıcı nokta olduğunu düşünüyorum, görsel şiirin göstermek istemediği şeyi (!) merak ediyorum ya da y.kayıran’ın “beni hiç göremezsiniz”in altında yatanı…bilmem anlatabildim mi…

  28. kacakkova Says:

    sevgili lou, gayet de iyi anlatmissin…..siirin paradokslariyla sairin paradokslarini ayirmak bu tartismalarda bazi karisikliklari gidermek acisindan gerekli….neyi sorun ettigini yazindaki su sorularda gösteriyor, aktarsam yerinde olur sanirim……

    “…Altını tekrar çizmek istiyorum, bir poetika tasarlayan şairin insanların tasarım olmasına katlanamamakla birlikte şiirini neden “çerçevelediğini”, teorize ettiğini ve bir poetika tasarladığını sorguluyorum. İdeolojik şiirlere ve insanın ideolojilerle tasarlanmasına karşı olduğunu, felsefi şiirin bu tür şiirlere bir eleştiri olduğunu; eleştiri şiiri olduğunu söylemekle birlikte, şiirini ve dolayısıyla kendisini neden ideoloji haline getirdiğini ve tasarladığını, şiiri ve kendisi istemeseler de obje iken neden bir de “kendisi” tarafından tekrar objeleştirildiğini soruyorum “kendime” ve “kendisine”. İnsanın ne’liğini ve realitesini böylece gösterebileceğini sanan kör bir göz mü edinmişlerdir acaba yoksa gözümüzü boyama çabası içinde midirler?; bunu soruyorum “kendilerine” ….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: