hakikatın yokluğuna dair…..

by

 

“…….hakikat adlı boşluğu sürekli bir şeylerle kapatıp, doldurmaya çalışıyoruz.Bu da bizi hiç durmadan yeni simülakrlar üretmeye itiyor.Dolayısıyla giderek yapaylaşan bir gerçeklik yaratıyoruz. Bu öylesine yapay bir dünya ki, karşısına herhangi bir şey ya da alternatif idealle çıkabilmek mümkün değil. Burada ayna ya da negatif de yok.”

(…….)

 

“Böylelikle simülakrın hakikati değil, hakikatin yokluğunu gizlediğini anlıyoruz.”

 

Gerçeğin Sınırlarında Dolanmak, Jean Baudrillard

Oldukça kapsamlı olan ve Oğuz Adanır gibi önemli bir Baudrillard okuru tarafından çevirisi yapılmış olan bu metin, bence gerçek, gerçeklik, bilgi, hakikat, yanılsama, simülasyon ve benzeri gibi kavramlar etrafında dönen tartışmalarda özgül bir konumu/yaklaşımı ortaya koymaktadır. Baudrilllard’ın tüm metinlerinde izi sürülebilecek kuramsal tez‘leri burada keskinleştirilmiş haliyle bulunmaktadır.

Aşağıda modernizm postu serince….. başlıklı aforizmalarda öne sürdüğüm bazı argümanların geldiği kaynaktan birisi de Baudrillard olduğundan, bu yazıya özellikle işaret etmek istiyorum. Bu tür yaklaşımlarda bir iddialılık sözkonusu olduğu konusunda Tolga’ya katılıyorum. İddialılığı ölçüsünde tedirgin edici bir kaotikliğe meydan verdiği ve kavramsal alanda boşluklar bırakmayı göze alarak hareket ettiği de doğrudur bu tür yaklaşımların. Ama gerekli olanda budur zannımca.

“Hakikatten yoksun bir dünyada, gerçeklik onun yerini alsın diye uydurulmuş bir şeyse, bu arada da “gerçek” dünyanın varlığı hemen her yerde sorgulanmaya başlanmışsa, sonuç olarak, hakikatten yoksun bir evrene (bu içinde yaşadığımız dünya oluyor) daha yakın durduğumuz söylenemez mi?Hiç kuşkusuz çözümden giderek uzaklaşıyor, buna karşın soruna daha bir yakınlaşıyoruz.”

Dolayısıyla Baudrillard’ın (ya da benzer şekilde aşırılığı üstlenen diğer yazarların) açık ya da örtük bütün yazma girişimlerinin teorik bir sorumluluğu üstlenmek girişimi olduğunu düşünüyorum. Hakikatin yokluğu düşüncesiyle alınan konum, kavrama yüklenen tüm bir anlam katmanlarıyla hesaplaşma girişimi olduğundan, teorik düzlemde bir kesintiye yol açmakta ve bu anlamıyla bile esaslı bir zorluğu üstlenmektedir. Bense açıkcası yazdıklarımın kolaycılıkla ilişkisini düşünmüyorum.

Hakikatin yokluğuna ilişkin bir referans ya da tartışma Baudrillard’da bulduğumda, elbette bunu işleme sokuyorum hemen. Ama bildirdiğim sonuçlarda ve bunlara gelirken yürütülen tarışmalarda kolay olan bir şey yok. Aksine bu ve benzer nitelikte metinlerde görüleceği üzere düşünmenin sorumluluğu olanca ağırlığı ile üstlenilmektedir ve kavramların geleneksel içeriklerine yapılan müdahalelerde teorik düzlemin gereklerine uyulmaktadır -elbette bu bir (öyle denebilirse) kuramsal felaket durumu içinde yapılmaya çalışılmaktadır.

Burada kavramlarla birlikte, onların işlev kazandığı geleneksel teorik düzleme de müdahele edildiğinden dolayı, ortaya konulan önermeler uç-örnekler olarak görülebilecektir. Ama beilrtmiş olduğum gibi zaten verili bir teorik bütünsellikten hareket etmiyorum, bir teorik bütünselliğe varma kaygısı da gütmüyorum. Her seferinde bir yere gidiliyor ya da bir yerden dönülüyor.

Modernizm postu serince…. o zeminde ortaya aşırı-uç müdahaleler çıkıyor. Orada belirttiğim hakikat yoktur, gerçek yoktur, otantiklik yoktur gibi uç varsayımların dayandığı kaynak, Baudrillard’ın bu tür metinlerinde (özellikle link verdiğim yazıda) gördüğümüz hakikatin yokluğu/boşluğu biçiminde ifade edilen kuramsal tartışmalardır. Bu zeminden bakılırsa, tartışmak istediğim şeyin kendisi daha iyi anlaşılacaktır. Birbirimize “yamuk bakmak” hakkımız olduğu gibi, bakışı düzeltmek adına kendimize göre (bir kez daha) yamultmak/ya da yamulmak hakkımız da vardır.

Elbette Baudrillard tek kaynak değildir ve kavramlarla ilgili daha geniş ya da derin tartışma düzeylerine ulaşmak için başka kaynaklara bakmak, onlarla ilişkilendirerek ya da çarpıştırarak devam etmek gerekir.Ben özellikle, örneğin buradaki gerçek ve hakikat bahsi açısından, Lacan’ın önemli olduğunu düşünüyorum. Bir tür Lacan/Baudrillard eklemlenmesinden/ya da karşılaştırmasından sonuçlar almayı denemek ilginç bulgular doğurabilir. Bir “eksiklik yeri olarak gerçek” düşüncesiyle, “yokluk ya da boşluk olarak hakikat” fikri arasında ne tür geçişkenlikler sağlanabileceği önemli görünüyor.

Bu tür müdahaleleri ve arayışları yeterli zaman ve gerekli yoğunlaşma olanakları buldukça denemek, konunun ilgilileri açısından ilgi cekeci olacaktır kanısındayım. Sonuçta önemli olan bu türden sorunları, tartışmaları, arayışları değerlendirebilmemiz.

Reklamlar

24 Yanıt to “hakikatın yokluğuna dair…..”

  1. tolga Says:

    Kacakkova arkadas,

    Burada hemen soyleyeyim, alip elime bir Baudrillard kitabi okumuslugum yoktur. Ama sirf “postmodern” mantiga cevap verebilmek icin detayli bir okuma yapmak gerekiyor. Zaman icinde yapacagim.Simdilik bana oyle geliyor ki, Baudrillard’in bi soylemleri bir durtu ve tahrik amaci guduyor.

    “Sembolik verimliligin dususu” (Decline of symbolic efficiency) diye bir soylemi var Zizek’in son zamanlarinda. Buradan bakinca aslinda bu cikissizlik ve Hersey’de bir “yokluk” aramanin mantigina sembolik duzenin garantisi olan kurallariyla, keskin normlariyla bilinen primordial Baba’nin (Freud’un Totem ve Tabu’da anlattigi) yeniden ama bu kez sembolik olarak oldurulmesi olarak bakabiliriz. Gunluk hayatta bunun etkisini heryerde goruyoruz sanirim: Kimse kati yasaklamalara inanmiyor artik. Bir slogan atanin dahi o slogana, daha dogrusu o sloganin gerektirdigi “yasak”lara ve normlara inanasi yok!

    Fakat Baba’nin bu anlamda yeniden olumu baska bir Baba’yi da beraberinde getiriyor, Zizek’in uzerinde durdugu gibi. Mustehcen Baba. Herseyi bir tur “zevk”e indirgemis, sloganlarla alay eden ve bize de komutlarini vermekten geri durmayan Baba seslenip duruyor: “Zevk alacaksin!” (Enjoy it!)

    Demek ki, eski Baba’nin On Emir’inin yerini baska bir emire birakiyor Mustehcen Baba’nin superegosal sesi yankilaniyor : “Zevk alacaksin!” AMA gozden kacirilmamasi gereken zevk alma komutunun, dunyadan “keyif” almak zorunda birakilan oznenin cikissizliginin artmasidir. “Sadece zevk almamalisin, ayrica zevk almaktan da hoslanmalisin”

    Inanir misin? 30 saniye once cok komik bir sey oldu. Ben bunlari yazarken ofisteki dindar Yahudi arkadas yanima gelip bana simdi sunu sordu: “Do you have fun?” (Egleniyor musun?) Ben daha ne diyeyim? 🙂

    Sonuc olarak diyecegim. Sembolik duzende yasanan bu Oidipal karisikliktan Hakikat’in yokluguna cikmanin dogru olmadigini dusunuyorum. Hakikat, felsefi metinlerin de otesinde, duyumsanan bir seydir. Ama dedigin gibi, daha tartisacak ve acimlanacak cok sey var bu konuda tabii..

  2. passive Says:

    sizce adları uzun ve zor okunabilen bunca zevat (badriyard, heydeger, abermas…vs.vs.vs.) bunlar bunca şey söyleyerek işimizi kolaylaştırmış mı oldular?

    ps.isimler kasten ve cidden pass-ça telaffuza tabi tutulmuşlardır 🙂

  3. kacakkova Says:

    tolga
    link verdigim yaziya bakarsan baudrillard ile ilgili yada onun düsünceleriyle ilgili bir kac nokta dikkatini cekecektir.
    zevk meselesi devrede olabilir ve hersey ondan ibaret midir tartisilabilir.ama meselenin bundan ibaret olmadigini düsünmek de mümkündür.baudrillard, elbette kiskirtici ve tahrik edici olmak icin kullanilabilir.ama yinede mesele kiskirilan konunun kendisinde ne oldugudur.zevkin psikanalitik ve felsefi okumasi da bir mesele olarak alindiginda kendisine bakilmasi gerekir.(Zizek”in bu bahsettigin önermesinden haberim yok, önemli görünüyor)
    mesela Zizek´in önemini kabul ederim, önemli bir tavrin temsilcisi oldugunuda.yürüttügümüz tartisma basliklarinda cok önemli bir tavrin tasiyicisi olduguda bir gercek.ama biraz yana kayinca onu entellektüel alanin sovmeni ya da standapcisi olarak da degerlendirebilirim.her ikside dogru olan bu önermelerin ikisini birbirine karistirmamak önemlidir bence, söylemek istedigim bu.

  4. tolga Says:

    Ah ah.. Tipki Lacan’a zamaninda sarlatan diyenler gibi.. Zizek’in stand-up’ciligina dair gelistirilen tabir (ki ben bunu cok duydum), postmodern akademiyanin semptomudur. Perfromatiflik psikanaliz de onemli bir yer tutar. O “sovmen”ligi yapabilmek de belki Zizek’in soylemlerinin destekcisidir, ne dersin?

  5. tolga Says:

    Kacakkova arkadas,
    Eklemeyi unuttum.
    Analdim ki (ki ben bunu harbiden anladim). Bu postmodern hicci, supheci mistizme yaranmak zor. Islerine gelince ciddiyet’i falan elestirip, Sokrates’i kotuleyip, Gorgias’a falan ovguler diziliyor, ama eger tam kalplerinden vurulduklarinda birden ciddilesiveriyorlar. Ciddi adam falan ariyorlar. Kendi dediklerini bile pratige dokemiyorlar.

  6. tolga Says:

    Burada yukaridaki dil surcmeme dikkat cekmek istedim.

    “Anladim..” diyecegime “analdim” demisim. ? Ah bilincdisim ah, sen nelere kadirsin.

  7. kacakkova Says:

    tolga

    haklisin bir bakima süphecilikle ve nihilistle bir iliski kurmak kolay degil.mistik olanla daha rahat konusulabilir kismen.
    lacan’ın şarlatanlığı, zizek’in standapcılıgı, baudrillard’ın keyıif düşkünlüğü, foucalut’nun pasifizmi, derridanın oyunculuğu ciddi olarak üstlenilmek zorundadır.

    bu zatların birbirlerine atmaya çalıştıkları çalımları ise ciddiye almamak gerekir.

    hem zizek’in kendisi hem de ona söylenen suçlama(şarlatanlık) postnodernliğin semptomudur.zizek’in postmodern olmadığını neye göre söyleyebilirizki.aynı şeyi diğerleri için de söylemek isterim.bunlar şaklabanlıklar yaparken ciddi olabildikleri bir zemindedirler.ya da o şovun içinden, o şovla birlikte ama mutlaka ayrımlara dikkat ederek anlaşılmak durumundadırlar.

    bunun benim için anlamı şudur:zizek’i ciddiye almanın en iyi yolu, onun kendini ciddiye almasını ciddiye almamaktan geçiyor.yanlış anlamnı istemem, ben zizek’in şovmenliğini (eğer bu söylenebilirse) olumsuz bir şey olarak değerlendirmiyorum.postmodern durum içindeki isimlerin hepsini bir anda böyle harcamak mümkün, ama harcamamak gerekir!….

    işine gelince öyle işine gelmeyince böyle konusunda ise bir şey demem zor.fakat ciddiyeti ve sokrates’i eleştirmek ciddi bir meseledir!bir tür “çıkar” sözkonusudur belkide bu işine gelmek noktasında.nasıl bir çıkar, ya da neyin çıkarı sorusuna bir cevap bulabilir miyiz bilmiyorum.hepimizin elinde nalıncı keserleri var sanki?!…

    bu arada neden cıktı bu mevzu….ahah “sembolik verimliliğin düşüşü” konusundan….çıkışsızlığı baba’nın öldürülmesiyle paralel değerlendiremeyiz kanısındayım….daha çok baba’nın öldürülememesiyle tersinden bir paralellik kurulabilir…..sembolik olarak babanın öldürülememesi….

    senin dil sürçmesi de tam olmuş bu arada…..bende acayip acayip yazıyorum coğu zaman…..
    klavye bilincdışına hizmet ediyor dikkat etmek lazımdır….

    sevgiler

  8. kacakkova Says:

    passive
    adları zor okunan bu zevat işimizi kolaylaştırmamıştır kesinlikle.bir cuval incirin berbat olamasına sebep oldukları da söylenebilir.biraz sado-mazoşistlikle ilişkili olsa gerek dönüp dönüp bunalara gelmemiz.
    ama sen değil misin heydeger’e aşık olan, bana ne kızıyorsun…… 🙂

  9. passive Says:

    aşk benim. o başka..

  10. tolga Says:

    Ya Zizek diyince biraz fazla celallenmisim 🙂
    Ben tarafim bu alanlarda ve taraf olmak gerektigine inaniyorum. Cunku ortada ciddi bir ideolojik savas var.
    Sembolik sistemin garantisi degil mi zaten Baba? Babaninin oldurulememesi ile sembolllerin etkinliginin dususu arasinda ilgili bir paralleligi nasil kurabiliyorsun?

    “Analdim ki (ki ben bunu harbiden anladim)” cumlesi cok ilginc bir cumle. Oncelikle anlamayi anlatmak isterken neden gidip parantezde bunu vurgulama geregi duyuyorum? Anladigimi vurgulamak isterken, “l” ile “a” arasindaki bir yerdegistirme anal’ligimi vurguluyor. Bunlar gercekten oluyor iste. Kendi kendimin analisti olmak istemem tabii!

  11. tolga Says:

    Yukaridaki cumle daha da ilginc oldu simdi. Gozlerime inaamiyorum. Son cumleye bak yahu “Kendi kendimin analisti olmak istemem”

    Ne diyorum ben lan? Susayim artik.

  12. kacakkova Says:

    🙂

  13. kacakkova Says:

    ahah tolga

    demek ki bir yanlislik var…..

    zizek konusunda ya da lacan konusunda onlari yorumluyor olmandan, önemsiyor olmandan yanayim ben.ideolojik savas cok yönlü ve cok cepheli yalnizca.kimin nerden ates ettigi belli olmuyor.zizek konusunda, lacan ve baudrillard konusunda oldugu gibi saldiri disaridan degil iceriden geliyor daha cok.
    ben burada baudrillard ekseninde bir yazi yazdim.aynisini zizek icin yapmakda mümkün.ayni zamanda her ikisininde bir cok seyine karsi olmak da gerekir.

    taraf olmak mi?evet.ideolojik saldiri her taraftan geldigi icin taraf olurken dikkatli ol dostum diyerek tamamlamak isterim bunu yalniz.

  14. proetcontra Says:

    Benim anlamakta güçlük çektiğim bir nokta var: Keyfin-Babası zaten en baştan ölü değil miydi? Hatta tam da bu yüzden babanın kurallarını rasyonel alternetiflere/yumuşatmalara maruz bırakmak daima neticesiz kalmıyor muydu? Keyif babanın kendisinden değil, simgesinin de ötesinde, doğanın gereği olarak ortaya çıkmıyor muydu? Tam keyfin noksanlığının babada düğümlendiği fikri yanlış değil miydi, bu bir doğa meselesi değil miydi?

    Bunların da ötesinde, hakikatle oidipus arasındaki ilişki nedir hakikaten? Baudrillard’ın ipini koparmış olduğu doğru, kendi adına en azından ömrünün son demlerini keyifli geçirdi diyelim çılgınlığıyla, ama tüm bu bahsedilenlerle garip aksanlı entel yıldızımız arasındaki ilişkiyi anlamakta güçlük çektim ben.

    Lacan’ı ya da Zizek’i bu ilişki içerisinde nereye koyduk?

  15. kacakkova Says:

    selam proetcontra abi,
    valla tolga ile konuşurken buraya nerden geldik diye benimde kafam karışıyor bazı… 🙂 ama bir yere gelmiş bulunuyoruz……iyi de oluyor hani…..laf lafı kovalıyor…..sonra bir bakıyoruz ki, başka bir perondayız…..başa dönelim desek, başladığımız yerde ortada yok artık, zira onca yol kat edilmiş….

    ama bu soru iyi oldu bak: Oidipusla hakikat arasındaki ilişki nedir? bunun bir hal çaresine, önüne ardına bakmak icab eder artık.ilk elde tolga’nın psikanalitik yorumundan faidelenerek ben kendi hesabıma şöyle bir çıkarsamaya gidebilirim:

    İmdi (!)
    sembolik sistemin garantisi baba.orayada oidupus yoluyla varıyoruz.hakikat oraya vardığımızda bir şekilde kendiliğinden devreye giriyor.göstergeler zincirinin bir halkası olarak yer alıyor.işaret ettiği hiç bir şeyle arasında nedensellik ilişkisi yok.önünde ve ardında hiç bir şey yok.sırf bir şeye işaret etme koumunda olmasından alıyor gizil gücünü.ama artık bu “sır” çözülmüş.insanlar artık ortada ir sır olamdığını biliyorlar.aynanın,perdenin, işaret edenin arkasında/ya da önünde bir şey yok.sırrı kaçtıktan sonra aynanın basitliği ne ise sembolik düzenin sırrı kaçtıktan sonra, babanın öldürülememesi ile sembolik verimliliğin ters orantılı ilşkiside odur.sembolik sistemim garantisi olan babanın artık şam babası olduğunu biliyoruz, ama gel gör ki kusursuy bir cinayetle öldüremiyoruz onu yine de.eee, bu durumda ne evde huzur kalır ne de verimlilik…..

    (vay be ne uyanığım iki soruyu tek cevaba sıkıştırdım 🙂 )

    baudrillard’ın bu mevzudaki yeri ise, tahrik unsuru olması.hakikatın yokluğunu buyurmuş ya, bunda bir keyif vardır ya da yoktur, hadise bundan fazladır diyom ben.hakikatın yokluğunda ne cevher bulduğumu demeye çalışıyorum.

    sevgiler.

  16. tolga Says:

    Sagolsun kacakkova demeye calistiklarimi genel olarak anlatmis.

    Dedigin gibi, keyfin babasiyla Gercek’in, Hakikat’in iliskisi ne? Nereden geldik buraya?

    Birileri bize “Haikat’in yoklugundan” bahsediyor. Bense Hakikat;in varligi/yoklugu tartismalarindan kendimi biraz olsun siyirip sunu sordum: “Peki neden boyle bir sey son zamanlarda bu kadar tartisilmaya gerek duyuldu? Neden post-filozoflar Haikat’i yadsimak uzerinden bir gorelilige meyil verdiler?” Sorum buydu. Cevap da, Zizek’in bahsedegeldigi “sebolik verimliligin dusumu” olabilirdi. Sembolller eskisi gibi bir anlam tasimiyordu ama sasirtici bir bicimde ayni sembollerle kimligimizi tanimlama pesine dusmustuk, reklamlardan holdinglere ve postmodern cokkulturculuge kendimizi kimliklestirme pesine dusmustuk. Oyle ki en buyuk tekeller Glogolokalizasyonu kabullenmis ovgulerle cesitlilikten bahsetmislerdi.

    Benim de sorum “tarihsel materyalist” bir aciyla yon degistirdi: “Hakikat’in yokluguna ilgi neden?” Sembolik verimliligin dususuyle bunun bir alakasi olabilir mi? Keyfin babasi ve superegosal iliskidedei degisim ayri ve daha uzun uzerinde dusunulmesi ve konusulmasi gereken seyler bu yuzden.

  17. kacakkova Says:

    canım kardeşim, gel seni bi öpiim….:)

    “postmodern toplum” eleştirisine (reklamlara, globalikleşmeye, gösteri toplumuna dönüşmemize yönelik) katılırım….niye katılmayayım ki…..hem eleştiri kadar benliğimizi doyuran ne kaldı şu dünyada….

    hakikatın yokluğuna ilgi ise, ilgili tartışmaların içinde açıklamasını ve gerekçesini bulucak şekilde var…..tartışmada bir tür görelilik yaklaşımı var ama tartışmanın kendisinin görecelilik perspektifiyle ilgisi yok….

    sembolik verimliliğin düşüşünde ve postmodernlikte zizek’te aktörlerden biridir nihayetinde. postmodern entelektüellerin ilk onuna zizek rahatlıkla girer. benim huysuzlanmam da bu sebepten. bu adamlar modernizm postu serdiği için bunu/bunları böyle konuşabiliyorlar. çünkü aslında postu seren sadece modernizmde değil. “sembolik verimliliğin düşüşü” denilen hadise bir bakıma “arz’ın merkezine seyahat” kabilinde bir şey -üstelik arzın bir merkezinin olmadığı da kabul edildikten sonra.

    ideoloji ile kuram arasında olası bir ayrım olduğunu kabul edeceksek (aslında epey bir sıkıntılı konu bu da), ilk eleştiriyle ikinci hakikat bahsi arasında bir ayrıma da dikkat etmek durumundayız. bu ikinci bahis açısından “tarihsel materyalizm” de (en azından şu an ki sergilediği performansıyla) söyleyebileceklerini söylemiş durumda.

    elbette bu akım tükenmiş ve tüketilmiş değil ama mevcut temsilcilerinin söylediklerinde henüz dikkate şayan bir şey de yok şahsi kanaatime göre.bu söylendiğinde, ve bu tartışmalar yürütüldüğünde, postmoderliğin ideolojik eleştirisinden kuramsal medet ummak, ya da meseleyi “ideolojik saldırı var” ekseninde okumak, minder dışına çıkmak olur.

    muhabbetle efenim.

  18. tolga Says:

    Eyvallah usta 🙂
    “Tarihsel materyalizm, soyleyeceklerini soylemesi” icin “tarihin sonunun gelmis olmasi” gerekirdi. Gelmis midir?
    Zizek “postmodern” dusunur degil, sadece yasadigi cagin insani, kendisi de soyledigi gibi gayet “klasik bir felsefeci”. Dali, postmodern bir sanatci miydi sanki? Kendini reklam etmek istemesinden de daha dogal birsey yok. Adamin yazdigi ciddi kitaplarin nerdeyse hicbiri Turkce’ye cevrilmis durumda degil. (‘Sublime Object of Ideology’ haricinde, o da cok kotu bir ceviriyle bir yayinevinden, bir de Metis’ten derleme var “erken ” zamanlariyla ilgili… ).
    Her neyse, Zizek’i ciddiye almamak, post-akademyanin kendini sorununu yuzune carpiyor. Bu olan aynen anarsistlerin “iktidar yokolsun” diye cigirirken, kendi gruplarinda yarattiklari en buyuk iktidarlara benziyor.

    Badiou’nun bir roportajinda dedigi gibi: “Sozcukleri ureterek ‘sey’leri de uretmis olmassiniz”.

    Bu arada Baudrillard’in alintiladigin metni ilginc gorunuyor. Biraz daha esnek bir zamanda okuyup, calkalayacagim kafatasimi.

    Ornegin soyle bir kisim var: “Hakikat ve gerçekliğin dışında kalan ve bize karşı direnen bir şeyler vardır.”

    Ben o direnen sey’i zaten Gercek olarak algiliyorum. Sanirim bunu acik hale getirmis olduk. Devam edecegim, ama memlekete gidecegimden bir sureligine sadece okuyabilecegim yazdiklarinizi.

    Sevgi ve neselerimle…

  19. kacakkova Says:

    tolga kardes

    demek memlekete gıtme zamanı geldi.bu meseleleri merak etme, eskimeyen tükenmeyen meselelerdir bunlar, vakit bulunca kaldığımız yerden der devam ederiz.ben ara bir benzer temaları işlemeyi düşünüyorum, aksilik olmazsa bir iki şey daha eklerim gelişine kadar.

    zizek bence postmodern bir düşünürdür.böyle olmasında da ben için bir sorun yoktur.onu ciddiye almak konusunda aksi bir düşünceye sahip değilim, bu ayrımı yapmıştım.sakınılması gereken şey onun kendisini ciddiye alma biçimidir.klasik felsefeci tanımı gibi mesela.klasik felsefeci olmakla postmodern düşünür olmak arasında hiç bir çelişki yoktur, ki bunu sağlayan zizek’in de içinde yer aldığı postmodern söylem alanıdır.

    bu alanın ilginç özellikleri var.bunlardan biriside “akıntıya kapılmamış” adam tavrıdır.”postmodern akedemi”de (ki aslında bence böyle bir tümel akedemi yoktur varsa da “akademi” olarak beni ilgilendirmemektedir) kendisinin diğerlerinden farklı olduğunu ima etmek, postmodern etiketini ideolojik bir tonlamayla başkalarına yapıştırmak eğilimi var. çok önemli değil, sonuçta zizek önemseyeceğimiz isimlerden biririsi.

    Bodıou’nun söylediği şeyde ilginç olan bir nokta yok.”kelimeler ve şeyler” arasındaki ilişki hakkında cok şey söylendi/söylenebilir.ama bunun söylenmiş olmasına bir anlam veremiyorum ben açıkcası.

    Baudrillard’ın metninde dikkatini çeken noktanın dikkatini çekeceğini biliyordum.Bize karşı direnen o şey’e Gerçek demen konusunda bir sorun yok.buna hiç itiraz etmedim.sorun bu noktadan sonra belkide.tam da bu şekilde tanımlanmasıyla yerinin belirlenmesi gereken bir noktada kavram ve bizim tartışmamız oradan itibaren sürüyor.baudrillard mesela, o şey’in bize karşı direnmekle kalmayıp, hakikat ve gerçekliğin de dışında kaldığını söylüyor.bense, bize de direnen o şey’den hareket ederek bir “devrimci teori” kuramayacağımızı söylemeye çalışıyorum/dum.matriks filmindeki vurgulamaya çalıştığım yanlışlık buydu.

    baudrillard filmin çıkışında gazetecilerin sorusuna, “bunlar beni yanlış anlamışlar buyurmuş”.haksız olduğunu düşünmüyorum.

    neyse işte……döner bakarız yine…..

    sana iyi yolculuklar diliyorum.umarım ‘keyf’ini çıkarırısın.

    sevgiler.

  20. Sanat ve hakikat ustune elastik bir yazi.. « Çarpım Tablosu Says:

    […] ve hakikat ustune elastik bir yazi.. Hakikat, sanat, gerceklik tartismalari alevlenirken, Elastik adli sitede tam da bu konularla ilgili “Orjiden Sonra Ne Yapiyorsun?” baslikli […]

  21. tolga Says:

    Sagolasin kacakkova arkadas. Oyle keyfini cikaracagim. Yemeklere saldiracagim once. Sonrasinda depoladigim enerjiyle katilacagim oradan da. Simdilik kisa bir sureligine “dinlenmeye” aliyorum.

  22. kacakkova Says:

    şimdik baktım geldim, uzun yazı, sonra okunmayı hakediyor….

  23. lasthinker Says:

    iletişim egemenliktir, dili yıkın!

  24. TORAMAN TUTKAL Says:

    ANLADIM SANKİ YAZILANLARI AMA NE ANLADIĞIMI ANLAMADIM.VE BİR KEZ DAHA CAHİLLİĞİMİN KENDİNİ BİR ŞEYLER SANAN BİLGİLİ SURATIMA VuRDUĞU ToOKATLA İRKİLDİM

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: