modernizm postu serince…..

by

Gercek yoktur, gerçek ancak “imkansız şey” olarak yokluğunda varsayabildiğimiz bir şey olduğu için. Özgünlük yoktur, kopyaya kaynaklık eden de kopyadır ve ”asıl” ‘a ulaşmak sözkonusu olamaz. Saf gerçeklik ya da olgular yoktur, bakışın bütün olanaklarına yorum‘un izleri sinmiştir ve bundan kaçılamaz, ayrıca bütün yorumlar önceki ya da başka bir yorumun yorumlanmasıdır. Hakikat yoktur, öyküleme ve yansılamanın ötesinde tek ve/ya da mutlak olarak geçerliliği temellendirilebilecek bir hakikat olamaz. Her tür otantiklik arzusu, açık ya da örtük olarak, hakikatin yokluğunu gizleyen bir simülark olmanın da ötesinde, sümülarkın simülarklığını gizleyen bir hakikat yokluğudur. Metnin dışarısı yoktur, her tür bilgi, ontolojik ya da epistemolojik varsayımları içeren her tür bilgi, metinsel bir okumadır sonuçta, dışsal gönderimleri sürekli metnin içine düşer. Dilimizin sınırları dünyamızın sınırlarıdır, çünkü, her tür bilme girişimi dille sınırlanmışdır. “Aşkın gösterge“nin yokluğunda sonsuz bir anlam oyunu gerçekleşir. Cehennnem benim, “ben” her zaman zaten başkalarının yaratımı olduğu için (ben başkası’dır) ya da “hepimiz başkaları için başkası” olduğumuzdan. İktidarın merkezi yoktur, bir “ilişkiler ağı” olarak merkezsiz her yere yayılmış olduğu için…..

Reklamlar

13 Yanıt to “modernizm postu serince…..”

  1. proetcontra Says:

    İnanılmaz güzel bir başlık, çok yaratıcı olmuş.

    Aklıma şunlar geldi:

    “Gerçeklik ilkesinin egemen olduğu bir dünyada gerçek, düşsel adlı bir “bahaneye” sahipti. Simülasyon ilkesinin belirlediği günümüz dünyasındaysa gerçek modelin kopyasından başka bir şey olamamaktadır. Paradoksal bir şekilde gerçek bizim için hakiki bir ütopyaya dönüşmüştür oysa bu ütopyanın gerçekleşme olasılığı sıfırdır çünkü bu ütopya yitirdiğimiz gerçeği bir daha ancak rüyamızda görebileceğimizi söyleyen türden bir şeydir. “(Simülakrlar ve Simülasyon)

    “Sanallık, şeylere olan her başvuruyu gizlice ortadan kaldırır ve mutluluğa benzemesinin tek nedeni de budur. Her şeyi size verir ama aynı zamanda da, kurnazca her şeyi sizden saklar. Özne orada kusursuzca kendini gerçekleştirir, ama kusursuzca kendini gerçekleştirirken, aynı zamanda da otomatik olarak nesneye dönüşür ve panik başlar.” (Tam Ekran)

    “Hipergerçeklik ve simülasyon, insanı her türlü ilke ve amaçtan caydırabildiği gibi, bu caydırma yeteneğini uzun süre kendisinden yararlanmış olan iktidara karşı da kullanabilmektedir. Zaten bu güne kadar kapital her türlü gönderen sistemiyle, insancıl amaçların yokoluşuna katkıda bulunmuş ve bu fırsattan ilk önce o yararlanmıştır. Bu şekilde davranarak doğruyla yanlış, iyiyle kötü arasındaki ayrımları ortadan kaldırmıştır. Üstelik bütün bunları iktidarın temel taşı haline getirdiği radikal bir değiş tokuş ve eşdeğerlik yasası oluşturabilmek için yapmıştır. İlk kez kapital soyutlayıcı, caydırıcı, bağları kopartıcı ve toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik bir rol üstlenmiştir. Gerçeklikle gerçeklik ilkesini birbirine karıştıran kapital aynı zamanda bu gerçekliği, her türlü kullanım değeri, gerçek eşdeğerlik ilkesi, üretim ve zenginliği ortadan kaldırarak yok etmiştir. Uğruna mücadele edilen şeylerin sahip oldukları gerçek dışılık ve güdümlemenin gücü sayesinde güya bir gerçekliğin ortadan nasıl kaldırılmış olduğunu gördük. ” (Simülakrlar ve Simülasyon)

  2. kacakkova Says:

    selamlar proetcontra…..

    alıntılar için teşekkürler……
    baudrillard meselenin önemli bir tarafı…..

  3. tolga Says:

    Sevgili kacakkova,

    Resmen tahrik ediyorsun arkadas. Hadi digerlerini gectim simdilik. “Hakikat yoktur”u ilk defa duyuyorum. Haikat yoksa ne vardir? O zaman “hakikat” konseptinden de bahsetmeye gerek yok. Neden bunu o kadar ciddiye aliyorssun ki? simulakranin hakikatin sinirlari disinda oldugunu da nereden cikariyoruz?

    Dilin sinirlari bizzat o imkansiz Gercegin varligiysa, gercegin tekrar tekrar fraktalimsi bir yapida ustumuze konmasiyla Gercek’in ta kendisinin “varligi/yoklugu” arasinda nasil bir iliski kurulabilir? Newton’un o zavalli yasalarini da birini bizim icin mi programladi?

    Yukarida bahsettigin yaklasimla mistizm ve pagancilik ya da budizm arasindaki fark nedir?

    Dediklerinin icinden sadece programci yok. Buyuk oteki yok.

    Demistim. Yeniden diyorum. Dediklerin fazla iddiali, yani iddiali olmasinda problem yok (liberal-kapitalist duzenimizde dusunce ozgurlugu “sinirsiz” nasil olsa), ama boyle iddialardan bahsediyorsan, bunu orneklemek ve uzerinde uzun ve uzun temellendirmek gerekmez mi?

    Mutlak bir dil olmadigi kesin. Herseyi anlatabilecek ortak bir dil, meta-dil yok. Tamamdir. Bana buradan “hakikat yoktur” demek kisa yoldan, cok cabuk sonuclara varmak demektir, gibi geliyor.

  4. tolga Says:

    Bu arada sunu da eklemek istedim:
    Dilin evrenini mutlak kabul etmekle elbette Hakikat algilanamaz. Dilin evrenindeki celiskileri, surcmeleri, durgunluklari (mesela sessiz kalmayi), paradokslari icine alan seydir Hakikat.

  5. kacakkova Says:

    tolgacım
    valla gıcıklık olsun diye yapmıyorum……;)
    anlaşılan o ki yaklaşımıma dair bir kaç açıklama yapmalıyım tez elden…..
    evet ben direk her söylediğimi açımlayarak ilerleyemiyorum, ama hem burada hem de baska yerlerde ileri sürdüğüm “tez”lerde yeni olan bir şey yok…..
    en azından belirli bir yorumla bunları burada ileri sürdüğüm şekliyle gerekçelendirmek mümkün….
    örneğin nietzsche’den alıp gelerek hakikatın yokluğunu/ ya da yokluğuyla kastedilen şeyi açıklayabilmek mümkün…..bu her şeyden önce belirli bir anlamda anlaşılan hakikatın öyle olmadığının beyanıdır…..buradan sonra hakikat varsa, ya da var denecekse, o yokluğu gözardı etmeden, üstlenmelidir……
    mesela “hakikat rejimleri”nden(foucault) sözedeceksek, bence epistemolojik anlamda artık hakikatın yokluğundan sözetmek de meşrudur….
    iddialılığı yaratan ben değilim…..yapısalcılık sonrası kuramsal tartışmaların iiçinde bunlar var…..netleşmiş bitmiş bir tartışma değil bazı önermlerde de belki erken ve abartılı sonuçlar var ama esas olarak tartışmalar ve müdahaleler yerindedir……
    ben o müdahaleleri ve tartışmaları farklılaştırarak ve bağlamlarıı kaydırarak dile getirmeye çalışıyorum….
    daha önce söylemiştim açımlamalar yazdıkca şekillenecek şeyler…..bir anda her şey söylenemiyor…..ama konuşuyoruz işte….her seferinde biraz daha örneklemeler yapıyoruz kendimizce…..her seferinde yine yetersiz kalıyor ve devam ediyoruz…..
    umarım burada kalın yazıyla belirtilmiş önermleri belirli bir içerikle donatarak tartışmaya ve değerlendirmeye açabilirim ilerde ve bu vebalden kurtulurum…..
    açıkca söylemeliyim ki kafamda tamamlanmış bir teorik bütün yok….kavram ve kategoriler çoğunluk içeriksiz ya da tam belirgin değil…..ve teorik bir bütünsellik arayışında değilim….kavram ve kategorileri ya da perspektifleri dile getirirken bazen yüklenmiş anlamlarını bozarak kullanıma sokuyorum, zaten bozulmuşsa onu kullanıyorum…..
    açımlamalar eksik kalıyorsa da genelde teorinin iç-gereklerine riayet ediyorum….temellendirmelerdeki yetersizliklere rağmen, teorik düzlemde kısa devre yaptırmak ya da kacak güreşmek umarım değildir…..

  6. kacakkova Says:

    dil ile ilgili uyarına bakınca aklıma wıttgenstein geldi yine.
    onun mantıkla ilgili söylediği şeyi dille ilgili düşünmelerimize uyarlayınca şu çıkıyor:
    Dilsiz bir dünyanın neye benzediğini söyleyemeyiz.
    Celişkiler, sürçmeler, durgunluklar, paradokslar da aslında dil evrenine aittirler. Hakikat de dil evreninde üretilmiş olan bir şeydir şu halde.
    eğer bu önermeye itirazın yoksa başka bir şey soracağım.varsa sanıyorum önce onu bir tartışmalıyız…..
    ben bu önermeyi kabul ettiğimde dilin dünyanın yansıtıcısı olduğunu kabul etmemiş oluyorum….ya da dilin dünyayı temsil ettiğini reddetmiş oluyorum…..dünya, dünya olarak konu-dışı kalıyor burda…..gerçek’in gerçek olarak varlığı/yokluğu bahsi aslında konu dışı kalıyor……mesele teorik/politik olarak onun varlığından medet umulduğunda ortaya çıkıyor….tıpkı “tanrı sorunu” gibi….

  7. tolga Says:

    Benim Hakikat’ten anladigim “mutlak ve herseyi aciklayabilen bir meta-dil” degil zaten. Hakikatin ta kendisi kurgusal’dir bir bakima. Ama buradan yokluga gecemeyiz diye dusunmekteyim.

  8. banu Says:

    Baudrillard:

    İktidar her halükarda bir yanılgıdır. Hakikat her halükarda bir yanılgıdır. Her şey belli bir biriktirim, bir iktidar ya da bir hakikat döneminin şimşek kadar kısa süren bir özeti içine yerleştirilmiştir.

  9. kacakkova Says:

    tolga,
    hakikati indirgeyebileceğimiz ne bir (meta-)dil, ne de bir (dış-)gerçek sözkonusu değilse, çoğul hakikatlerden bahsetmenin girdabına giriyoruz demektir.kurgu-dışı, gerçek ve otantik bir şeyin yansısı, temsili olmak anlamında hakikat yoktur, benim demek istediğimde bu. “hakikat rejimleri” hakikati üretiyor.
    varsayımsal gerçek, bu noktada, teorik tutarlılığımızı sağlamaya yarayan bir unsur olabilir, ancak orada imtiyazlı bir teorik/politik konum elde etmeye çalışmak doğru olmayacaktır, çünkü bu tanımlanamaz şeye yaptığımız her gönderme ya da işaret bizi, hele ki o işaretle ve göndermeyle gerçek’in temsilciliği gibi bir şeye soyunulursa, karşılamamızın olanaklı olmadığı dilsel bir zaafa sürüklemesi kaçınılmazdır…..
    (……)
    banu teşekkürler bu baudrillard alıntısı için…..
    baudrillard’ın “simülark hakikati değil, hakikatin yokluğunu gizler” sözlerinin yer aldığı, sanıyorum başlığı “gerçeğin sınırlarında dolanmak” olan bir yazısı var….bulursam özet halinde koyacağım buraya……
    sevgiler…..

  10. Sembolik Duzenin Tutarsizligina Dair « Çarpım Tablosu Says:

    […] varligindan kaynakli bir imkansizlik biliniyor. Bu imkansizlik ornegin Mutlak Toz’de Kacakkova’nin bahsettigi turden “dunyadaki sinirsiz cokluk’tan” kaynaklanmiyor. Yani buradaki hikayeye gore ortada “ifade […]

  11. hakikatın yokluğuna dair….. « Mutlak Töz Says:

    […] modernizm postu serince….. başlıklı aforizmalarda öne sürdüğüm bazı argümanların geldiği kaynaktan birisi de […]

  12. oktay Says:

    “hakikatin yokluğu” “varlığın karşıtı olan yokluk” değildir. bu düşünüşün kendisi zaten “hakikat yoktur” deyişinin hedefindeki düşünüş tarzını işaret eder, meta-fizik bir anlayışı imler.dolayısıyla “varlık” ve “yokluk” kavramları “hakikat yoktur” deyişinde deforme edilmektedir : artık “var” ve “yok” karşıtlıklar içinde tanımlanmamaktadır.

  13. kacakkova Says:

    oktay hosgeldin, evet hakikat bahsinde o yokluk önermesi bencede bir “bozma” ya da “sökme” islemi olarak gündeme geliyor, yoksa mesele var-yok konusu degil…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: