evde-olmamak

by

[ Unheimlichkeit, gündelik olarak üstü örtülmüş olsa bile, en temel dünyada-Olma türüdür.]

Varlık ve Zaman, Martin Heidegger

Nerden çıktı bu Heidegger şimdi derseniz, şuradan çıktı efenim.

Unheimlich/unheimlichkeit kavramına ve onu neden evde-olmamak şeklinde kullandığıma dair bir açıklık getirecek olursam, bunun için kendi berbat (hatta olmayan demek daha doğru) almancamdan değil, Allan Megill‘in Heidegger değerlendirmesinden yararlanmak isterim. (Heidegger ile ilgili kendi söyleyebileceğim bir kaç şeyi daha önce de-ansiklopedikman şöyle bir söylediydim.Bunların suya sabuna dokunmadığı bir gerçek.Dasein’ın yanından bile geçmemişim!!) Megill’in yorumuna göre kelime, yalnızca bir ‘tedirginlik’ ‘tekinsizlik’ durumunu değil, düz anlamıyla ‘eve-benzemeyen’i ‘ev-olmayan’ı da kapsıyormuş. Buna göre, kamusalda kendini yerinde duyan dasein’ın gerçekliği, endişesinde ve tedirginliğinde yani evsizliğinde ortaya çıkmaktadır asıl olarak. Dolayısıyla Heidegger için unheimlichkeit, ‘evde-olmamak’ (das Nicht-nicht-zuhause-sein) anlamına da geliyormuş. (Değil mi sayın tuhafiye bey ?)

Bu durumda dasein‘ın nasıl bir ‘da‘ ve ‘sein’ olduğunu (ve varoluşumuzun dille ilişkisini) açmak gerek. Ya da buyrun Heidegger bahsine……

Reklamlar

21 Yanıt to “evde-olmamak”

  1. tuhafiye Says:

    Ya evde yoksan?
    (boğaz temizleme sesi.) Hrm-hhh. Efennım, burada boyutlu bir semiotik oyundan bahsetmek caiz olsa gerek. “Heimlich” kelimesi aslında “Heim” isminden türetildiğinden evsel ya da hanegi gibi bir anlam taşınması gerekirken (ki nadiren taşır da: “heimelich” derlerdi eskiden), baskın anlamı ‘gizli-saklı’ olur. Adeta ‘özel’ anlamına gelen “privat” sözcüğünün Latince “privatus” (‘gasp edilen’, zorla birinin elinden alınan) kelimesinden gelme durumu gibi bu da aynen senin, sevgili kaçakkova, ev ve evde olmak ile ilgili yayınladığın tüm altıntılarla vurguladığın gibi, özel yaşamın mekanı ve mülkiyetin konusu olarak ev kurma sürecinin topluluğa karşı gerçekleştiğ ve bireyi zedelediğine işaretler.
    “Unheimlich” aslında bunun olumsuz hali olarak “gizli olmayan” anlamına gelmesi gerekirken, “tekin olmayan” manasını kazanmıştır. Yani bir durum veya olay, “heimlich” (evin içinde gizli-saklı işlenen özel yaşam gibi) olmayınca “unheimlich” oluyormuş atalarımıza – korkutucu, tekin değil. Aşına olunmayana karşı olan şüphe ve saldırganlığmıza gönderme kadar, bu dünyada kurduğumuz dar kutucukların dışında var oluşumuzun belirsiz olduğu, tekin olmadığı yorumuna da izin verir şu sözcük.
    Aslında evde olmadığımız, bu gezegenin bir “Heim” (yurt, yuva) olmadığını hissederiz bir şey “unheimlich” olunca.

  2. unheimlich schön « tuhâfiye Says:

    […] dinner 4.1 unheimlich schön June 11th, 2007 Ne denli belalı bir şey olsa gerek şu Heidegger’in Türkçesini okuyup tartışmak. Bir bu kadar da itekleyicidir tabii ki pek bakımsız bıraktığım, bir […]

  3. kacakkova Says:

    varolun Sayin tuhafiye bey,

    heidegger`in türkce okunmasi ve degerlendirilmesinin zorluklari malum…
    heimlich-unheimlich aciklamasi bu zorlugu da gösteriyor…..neyseki simdi elimizde daha belirgin bir aciklik var…….
    kelimenin daha özel anlam katmanlarina dair aciklamalariniz, konuya iliskin degerlendirmeleri zenginlestirecektir kesinlikle…..

  4. passive Says:

    neden her yerden çıkıyor bu heidegger…
    neyse seviyoruz belki de evlenicez o kadar yani.canım haydegeerr!

  5. passive Says:

    evde olmamak bir yeri olamamak bir türlü aidiyetini tamamlayamamak.belki de dil sorunudur yalnızca.bunu en güzel anlatan da bkz. http://www.youtube.com/watch?v=LfdSF_FnbQY

  6. tolga Says:

    Olmaz olmaz o nikah kiyilmaz. Nazi hayranligi olmasaydi belki.

  7. kacakkova Says:

    passive
    aidiyetini tamamlayamamanın bir dil sorunu olduğunu düşünmek meşru görünüyor.dil varlık’ın eviyse, evde olmamak, dile ait olamamak şeklinde değerlendirilebilir….
    her tür aidiyet ilişkisi dilde temelleniyor ve biz tam olarak orada değiliz 😉
    şaka gibi görünmesine bakma, varolmakta eksikliğimizin cift yönlü teyidi olacaktır bu da….
    iyi de bu bilgiyle ne yapacağız biz….

    tolga
    heidegger’in ki nazi hayranlığının ötesindebir şey….heil hitler diye seminerlere başlayıp bitiren bir zat kendileri….
    ama passive isterse ona bir düğün yaparız neden olmasın….postmodern bi düğün…..müzikleri goran begoviç yapar…..ya da kızılordu korosu daha iyi olur…..bir imam devrimci nikahı belediyenin kendisine verdiği yetkiye dayanarak kıyarken….fonda vurmalılar ağır ağır ritim yikseltir….koronun bas baritonu bir adım öne çıkar….katta….katarrriiin…. katttarriin…….kataya……
    hörmetler efenim…..

  8. passive Says:

    ovv ne güzel bir düğün tertip ettiniz öyle siz :)))
    ayrıca umrumda mı sanıyorsunuz heydegerin nazi hayranlığı. öyle bile olsa heydeger hayran kalmışsa vardır bir bildiği derim beeen…

    uyarı!!!
    yorumun bundan sonrası üst tarafla biraz çelişir. dikkate alınmaması tavsiye edilir. hem de ciddiye alıp pass ın kişiliği, alışkanlıkları, politik, kültürel, dini görüşlerine dair çıkarımlar yapılmamalı.hatta ve hatta en çok hangi yemeği sever bu hiç tahmin edilmemeli. yoksa dil varlığın evi miydi? :))) )

    hem aşkta sınırlar olmaz..derler ama ben buna gülerim.
    kafası ve kalbindeki tüm sınırlar misakı milliyle belirlenmiş bir topluluğun en mümtaz fertlerinden biriyim neticede.değişmem. değiştirtmem.o kadar.gerekirse bayrağımı alır miiting yaparım her türlü
    :PPP

  9. kacakkova Says:

    passive bacım…..

    oğlan bizim kız bizim kim ne karışır…..
    sen haydegerin ruhundaki filozofu sevmişşindir belki……
    değil mi?
    “her insan yalnız ölür” diyen bir adam…..
    ama bu senin düğünü yapacak olursak kıyamet gibi sorular çıkacaktır yine de…..
    insan soru soran hayvan imiş ne de olsa…..

    aşkın ideolojisi olur mu mesela? ya da aşkın kendisi bir ideoloji olarak ideolojik meseleleri halleder mi?aha da zor soru….

    saçma ama dil işte…..
    konuşuyor 🙂

  10. Tansel Güçlü Says:

    Ben daha da ileri gideyim kaçakkova abicim: Aşk, bir ideolojidir. İsterseniz yakın zamanda bir yazı çiziktirebilirim de bu konuda :))

    Aşkın kendisi bir ideolojidir zaten.

  11. kacakkova Says:

    valla tansel süper bi mevzu olacaktır bu dediğin…..

    aşk ideolojisi……hem aşkın ideolojisini hem de ideoloji aşkını deşebiliriz 🙂

    daha bu başlıkla bile insan geriliyor……
    sen yazıyı çiziktiriver ufaktan, ben tuz biberi hazırlıyorum……

  12. banu Says:

    Beni düğüne davet edin başka birşey istemem. İdeoloji aşkı hakıkındaki bir başlığa da iştahla ahkam kesmek isterim 😀

  13. passive Says:

    yahu o değil de.. ben gene mülakata gidicem gene bana sıkıntı bastı gene egzistansiyalizm ve resul anlatırım diye 🙂
    (neyse ki şu anda en son okuduğum kitap canım perec’in kayboluş’u, daha rahat atlatırım gibi geliyor)
    🙂

  14. tolga Says:

    Ben karisirim.
    Arkadaslar, ben bu dugunu protesto ediyorum ve feodal kafamla itiraz ediyorum.
    Ask baska evlilik baska bir kere. Passive arkadasin asik olma ozgurlugu var tabii ama evlenme ozgurlugu olamaz. Nikah kiyabilmen icin ‘State’in rizasini alacaksin bir kez. olmaz oyle, bu is kanli bicakli biter 🙂

    Ya Ask’in ideoljisi olabilir belki ama askin kendisinin ideoloji olmasi fikri garip geldi bu romantik kulaga.. Tansel birseyler karaladiktan sonra ustune konusabiliriz tabii ama bana oyle geliyor ki ask ideoloji degil.

  15. banu Says:

    Ben diyorum zaten Tolga Bey, konumuz ideoloji aşkı olsun diye. Araya kan bıçak girmeden anlatırız hem.

    Pass, eux olmadan da dert anlatılabiliyor muymuş onu sen söyle br ara.

    KAÇAKKOVA KIZACAK, “DERSTE KENDİ ARANIZDA KONUŞMAYIN” DİYORUM DİYE 😛

  16. kacakkova Says:

    banu ne demek

    passiv’in düğününe seni çağırmamak olur mu?….kız tarafısın…..
    aşk ve idoloji ile ilgili her tür konu başlığında da yerin hazır….
    tansel abiden oltayı salmasını bekliyoruz……
    tolga da baltayı bileyliyor sanıyorum…..aşk bir ideoloji değil demiş bile……
    kavgasız gürültüsüz eversek kızı….

    ben bir aralar aşkın neredeyse dinin yerini aldığı gibi bir şeyler yumurtladıydım…..cekmecelerini karıştırayım bir hafızamın……

    bu arada arkadaşlar nedir bu sunumlar mülakatlar…..mevsimsel mi?
    passive kabus gibi olmuş desene senin icin Resul…..ama endişeye mahal verme, halledeceksindir….
    aynı bloglarda yazmak gibi…..
    kolay gelsin diyorum sana şimdiden….

    ama dersi kaynatmak yok….aşk ve ideoloji, çıkarın kağıdı kalemi bakem….

  17. passive Says:

    bu iki kelimeden de acaip soğudum: aşk ve ideoloji.bu insanlık var ya bir yalan yumurtlar sonra onu abartır abartır abartır ve tamamen başka bi anlama dönüşür ilk çıktığından…

    her neyse konu heydegerle olan aşkımdı..özel hayatı böyle salıverirseniz ortaya, ne dil kalır ne de varlık size..
    sanırım “dil varlığın evidir” sözünün blog coment üzerinde uygulamalı olarak anlatımıydı bu da..ders babında bunu paylaştımdı. yoksaaaa….. :PPP

  18. Güzel Sözler - En Güzel Sözler » evde-olmamak Says:

    […] Original post by https://mutlaktoz.wordpress.com/2007/06/11/evde-olmamak/ […]

  19. fernweh ya da bir arzu nesnesi olarak “uzak” « Mutlak Töz Says:

    […] Daha önce bazı alıntılar gündeme gelmişti (bkz: Baudrillard, Nietsche, Adorno ve Heidegger ) Heidegger’in, evde-olmamayı en temel dünyada olma hali olarak belirtmesi, felsefenin bir […]

  20. bogukbalik Says:

    david cronenberg adlı sinema simyacısının spider adlı filminde, spider adlı toplumötel karakterin eve dair açılımlarını, ev kavramının dilin dışında ne şekilde şekil değiştirdiğini hayretle seyrettim. yüzeysel anlamda, anne gerçek’inin yansıttığı aynada kendisini yalnızlığın ve anne sevisinin ağlarını ören küçük bir çocuğun oedipus’a varan sanrılarla yetişkinliğe değin başa çıkamayışının onu en temel evsizlik hali olan bir sanatoryuma( ya da tımarhaneye) mecbur kılması ev’in aslında ne denli emniyetsiz bir kapatılış fenomeni olduğunu doğruluyor.

    belki de sorulması gereken ev’e ne kadar dayanılabileceği değil de ev değil’e ne denli içimizde taşıdığımız öz kapatma mekanizmalarını devre dışı bırakarak düzlemde sabitsiz şekilde yaşayabileceğimiz. herkesin sabiti olmak zorundadır diye bir önerme elbette ortaya atılabilir. zira varlık’ın kendisini dört düzlemde deneyimlemesi için sabitler oluşturarak- tıpkı spider’ın filmde anne, baba, ikincil anne ve ikincil baba sabitlerini yerinden oynatması yüzünden düştüğü şizofrenik durum gibi- başta zaman düzleminde kendini en azından iki ağda yakalayabilmesi gerekmektedir.

    belki de bu da varlık’ın kendisini tedirgin olarak emniyete devrettiği, ve bu devredişin de ev’i yaşamsal sürekliliğin inorganik süreksizliğe karşı verdiği kurgusallık ve kurgusal hakikat ikileminde yeniden üretebildiği düzlemin yalancılığıdır.

  21. kacakkova Says:

    boğukbalık selamlar.

    bu ‘ev’ bahsine yeniden dönmeyi gerektirecek şeyler söylüyorsun…sağolasın…şu aralar elimde, ayhan geçkin’in “kenarda” adlı romanı var ve sıklıkla bu ev meselesini düşünüyorum onu okurken…senin yorumda üzerine geldi….geçkin, daha ilk satırlarında şöyle diyor;

    “eve dönmüştü. ama ev sonunda dinginliğin kazanıldığı sakin bir liman ya da barışçıl bir yer değildi.”

    bu senin, “ev’in aslında ne denli emniyetsiz bir kapatılış fenomeni olduğunu” söylemenle bağlantılı bir boyut…buna bağlı olarak kendimize, “sabitsiz şekilde” yaşayıp yaşayamayacağımızı sorduğumuzda zorlu ve sıkıntılı meselelere kapı aralamış oluyoruz…

    toparlayabilirisem başka bir zaman buradaki yorumunla konuşmaya devam edeceğim yine….

    kolay gelsin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: