herşey Gerçek yalan Sensin (2)

by

Her sey Yalan gercek Sensin‘e Banu’nun eklediği yazı görelilik meselesiyle de ilişkilendirerek gerçek’i görmemiz üzerinde duruyor. Gerçeği (“gerçek gerçek”i) neden her zaman kaybettigimiz hakkında vurgulayıcı olduğunu sanıyorum yazdıklarının. “Siz kendi parametrelerinizle bu gerçeği göreceksiniz ben de benimkilerle. Ve denk olmayacak sonuçlar. Başka şeylerden bahsedeceğiz ama her ikimiz de adını gerçek koyduğumzudan bu gördüğümüzün gerçeğin mutlak hali olduğuna dair yanılsamamız hep varolacak”. (Böylece, bu parametrelerimiz lafından feyizle, bir şeyi görmemizi mümkün kılan ve bakışlarımızdaki her tür dolayımsızlığı engelleyen ‘paradigma’ konusuna da geçerken işaret etmemiz yerinde olacaktır).

Lacan görelikci degildir ama gercek’in her zaman bir eksiklik/yokluk yeri olduğunu, gerçek denilen şeyden ancak yokluğunda konuşabildiğimizi söylediğinde, ‘mutlak gerçek’ konusunda ısrar eden materyalist yaklaşımı belirli bir şekilde yerinden etmektedir. Bu yerinden etme Marksist-Leninist materyalizmden, Matrix’teki Morpheus-Neo’nun tutumuna kadar, gerçekle ilişkili olarak bilgi ve gerçeği görme olarak bilinç yaklaşımının neden kuramsal olarak savunulamaz olduğunu da göstermektedir. (Buradan belki başka bir tür materyalizm çıkarılabilir, ama çıkan şeyden bildiğimiz anlamda materyalistlerin hiç hoşlanmayacakları kesindir, neyse materyalzmin illede bir yerden çıkarılması gerekmiyor zaten). Böyle bir girişim çünkü, bir dizi teorik ihlalle (örneğin, bilginin ilerlemesinin mutlak gerçek’e biraz daha yakınlaşmak olarak görülmesi ya da dolaysız bir şekilde gerçek’e ulaşmanın kendiliğinden veri kabul edilmesi gibi ihlallerle) mümkün olabilmektedir.

Dolayısıyla, mesele, gerçeğin bakışlarımıza göreli olmasının ötesinde bir anlama sahiptir. İndirgeyebileceğimiz ve gerçek konusunu hükme bağlayabileceğimiz bir üst-teori yoktur. Kuramsal terörist Baudrillard’ın, haritanın araziden önce geldiği yönlü sözü de (sağolasın banu), bu Lacancı gerçek nosyonuyla ve düşüncesiyle ilişkilendirilebilir böylece. Gerçek, bu durumda, her zaman Özne’de eksik olan şeydir. Boğaza batan kıymık, daha bunu söylememizden önce simüle edilmiştir. Tanrısız kalan idealizm gibi, gerçeksiz kalan materyalizm de havası boşalan teorik balonlar gibidir. Hem tanrı’nın hem de gerçek’in buna rağmen varolmaya devam ettiklerini söyleyebiliriz -ancak ne idealizmin ne de materyalizmin istedikleri şekilde bir varolmaktır bu.

Gerçeğin temsilcisi olarak düşünülen devrimci özne, sistemden devraldığı hakikat yalanının sürdürücüsü olarak belirir bu durumda. Üstelik bunu yeni bir gerçeklik düzlemine işaret ederek gerçek’in temsilcisiymiş gibi konuşarak yapar.Matrix’teki devrimci duruş da zaten Gerçek’in simülasyonundan başka bir şeye sahip değildir. Sistem hata verdiğinde ortaya çıkan yapısal tıkanıklıklar devrimlerle çözülmektedir; ancak bir dışarı varsayımıyla temellendirebileceğimiz tarzda sistem dışılık değildir burada sözkonusu olan. Aksine Sistemin sürekliliğinin unsurlarıdır devrimler, Matrix 3’te açık olarak gördüğümüz de budur.

Gerçekle simülasyon arasına ontolojik bir fark koymak eleştirel düşüncenin en derin arzusudur.Ancak sorun tam da bu fark düşüncesinin kendisindedir.Kuramsal olarak talep edilen, ancak şiddetle arzulandığı ölçüde belirsiz kalan nokta budur.

Buradan ‘gerçek olan devrimcidir’ fikrine ulaşmak için fazla bir yol almak gerekmemiştir elbette, -bilimin ‘doğası’ gereği devrimci olarak düşünülmesi de bu düşünce bandından çıkmıştır bir bakıma. Gerçek, başka bir açıdan, olanı gösterdiği için, karşı devrimcidir, varolmayan ama varolması mümkün olduğu varsayılan bir gelecek düşüncesiyle ona karşı mücadele edilmelidir. Çiçek cocukları ise daha gönülçelen bir formül bulmuşlardır:Gercekci ol imkansız olanı iste. Devrimci düşünce, modern bir düşünce ve proje olarak, yalnızca siyasal düzlemde değil daha genel felsefi konumu açısından da gerçek’i bilen ve ona dayanan bir konuma sahip olmak zorunda kalmıştır. Böylece kategorik anlamda olan, olmuş olan, olacak olan, olması istenen ve olması gereken hakkında teorik düzlemde materyalizm adına da çok fazla karışıklık meydana gelmiştir.

Burada, simüle edilemeyen köke her zaman ihtiyacımız olacağı düşüncesine, ve Tolga’nın bu çerçevede şekillenen materyalizm önermesine iki noktadan yaklaşmaya çalışabiliriz. Birincisi, buna kimin neden ihtiyacı olduguna bir açıklık getirmek gerekir. “Felsefe soruşturmaları“nı daha belirsiz yönelimlerle sürdürmek ve derinleştirmek yerine, böylesi felsefe-içi zaten kapsamı belirli olan bir tavır almak neden gerekli olsun -ki bizzat felsefenin kendisinin de soruşturulduğu zamanlardayız. İkincisiyse, ihtiyaç olmaktan ya da olması gerekten hareketle teorik/felsefi bir argümanın temellendirilmesinin ne kadar iyi bir yol olduğu hakkında düşünmek gerektir. Bir teorinin o  kök‘e duyduğu gereksinim, başka bir noktadan kökün aslında öyle anlaşılamayacağı karşı yorumunu karşılayamaz. Sonuçta bizler, kavram ve kategorilerin yalnızca içeriklerine değil, aynı zamanda onları belirleyen ve hatta varkılan işleyiş yapılarına, ayrımlarına ve mekanizmalarına da müdahale eden girişimlerin sonrasında yürütüyoruz tartışmalarımızı.

(devam edecek….)

Reklamlar

6 Yanıt to “herşey Gerçek yalan Sensin (2)”

  1. tolga Says:

    Simdilik sessiz durustayim. Ama itiraz edecegim iki noktayi belirteyim.
    “Gercekci ol imkansız olanı iste”deki “gercekcilik” REALIZMdir ile Lacanci Gercek (Real) tamamen ayri seyler. Turkce’deki kullanimlarindan kaynakli ikircikliklere bulasmamak gerek bence.
    Gercek devrimci ya da karsi-devrimci gibi siniflamalara sokabilecegimizi sanmiyorum.
    Diyorsun ki: “Aksine Sistemin sürekliliğinin unsurlarıdır devrimler, Matrix 3′te açık olarak gördüğümüz de budur.”
    Diyelim dedigin dogru, peki sureksizlik nedir o zaman? Sureksizligi nasil tanimliyorsun? Bir kez devrimlerin sonucunun n’olacagini kimse bilemez; sonuc n’olursa olsun girisilmesi risk alinan seydir devrim ve “Gercek”in politikasidir bu. Ayni psikanaliz gibi. Psikanaliz asla ve asla analiz edilenin tedavi edilebilecegi garantisini vermez; sadece oznenin temel fantazisiyle yuzlesebilmesini saglar. Hatta Lacanci dustura gore “intihar” bile temel fazntazinin asildigi bir eylem olabilir.
    Bu anlamda “devrimlerle sistemin kendini yapilandirdigini” soylemek kolayci ve kolayci oldugu kadar da Lacanci anlamda “sapkin” (perverse) dur. Cunku sistemi mutlaklastirarak buyuk Oteki’nin varligina inanmaksizin varolabilecek bir Eylemselligi olanaksiz kilar. Devrimin basarisi onun basarisizligindadir cogu zaman.

  2. kacakkova Says:

    ahah tolga bu ne hız,
    takdir ediyorum valla…..daha yazının orasına burasına bakıyordum ki yorumu koymussun sen….
    burada itiraz edeceğin şeyler olacaktır bunun farkındayım…..vaktin oldukça beklerim söyleyeceklerini……
    eğer devrimle psikanaliz arasında burada söylediğin gibi bir benzeşim ilişkisi kurarsak, sanıyorum “devrimlerle sistemin kendini yapılandırdığını söylemem” daha kolay olacaktır.
    psikanaliz ne de olsa öznenin özne olarak kalmasını sağlama girişimidir.temel fantaziyle yüzleşilecek, özneliği sekteye uğratan semptomlar mas edilecek, bütünlük yeniden sağlanacaktır .başarılı olur ya da olmaz o ayrı konu.
    devrimlerin sistem için yaptığı şey de bana buymuş gibi geliyor.devrimle sistem arasında kurduğum ilişkinin “sapkın” bir ifade olduğu doğru olsa gerek, ama kolaycı olduğunu sanmıyorum.Kolay olan düz anlamlarıyla karşıtlık mantığını sürdürmektir benim için…..
    “süreksizlik” ya da “çıkış” konusunda bir şey söylemek zor.en azından bu bağlamda ve şimdilik…..ama bu konuda ZiZek’ten çok Deleuze’un “kaçış çizgilerine”, “anti-ödip”ine, “göçebe düşüncesine”, “şizo-analizine” bakmak istiyorum…..
    sen şu seminerleri falan bir yoluna koy devam ederiz yine……
    şimdilik kolay gelsin diyorum…..

  3. banu Says:

    Devrim kavramına bakışı “isim”lerin değerlendirmeleriyle sistemime alarak söylem yapmak durumdayım ben ve kendi “çıktı”mı alamadım henüz.
    Bu yüzden bilindik alıntılar yerine burada başlayan bir tetiklemeyle küçük re-okumalar önerdim kendime 🙂
    Ama burada devrim kavramının;

    Bir kafesten diğerine geçiş esnasında yaşanan anlık özgürlük mü,
    Sıkışmış enerjinin patlaması mı,
    Düğüm noktası mı,
    Kurgulanmış bir ters-düz ediş mi,
    “Arzulayan göçebe”nin tamamen doğasından kaynaklan bir durum olduğu mu,
    Mağara içi gölge oturumlarında bu çıkışlar yapılmazsa “dışarı”nın unutulacağı kaygısından doğan birşey mi,
    Dünyayı gördüğümüz aynanın aslında zahiri ve gerçek olanı küçük bir dönüşüm formulüyle bulmamızı kolaylaştıracak kadar düzlem bir ayna olmadığını farkettiğimizden mi,
    Ya da bunun evrenin toplam enerjisinin maksimum düzensiliğe gidişinin bir sonucu olduğundan mı?
    “Gerçek” olanınin peçenin ardından gülümseyişinin uyandırdığı arzu mu,
    Tabii karşıtlık güdüsü mü,
    Olurlamak mı,
    Sağlama yapmak mı,
    Sabit bir basamak aramak kaygısından mı…vs..vs…olduğuyla ilgili bir kaynayan kazan buldum.

    Hem zaten mutlak gerçek kavramı ne yutucu, ne genelleyici, ne yineleyici, ne de ödüllendirici. Ama var işte.

    Her aklın ona ayırdığı “dizi”nin boyutu aynı olsa ya da herkes aklının aynı rafında saklasa ,yine dünyayı yerinden oynatası bir sabit noktamız olurdu. Ama öyle değil. Formulize edilemeyecek kadar çok değişkene bağımlı. Gerçeğin kendisi de mi göçebe? Ya da bizim ipuçlarımız bizi gerçeğe değil de görüntüye mi götürüyor?

    Gölge içinde gölge oyunu. Ben dinlemedeyim.

  4. tolga Says:

    kacakkova,
    Gorur gormez dayanamayip, 10 saniyede ilistirdim yorumu vallahi. Tahriklere kolay kapiliyorum bazen 🙂
    Dedigin gibi kendimi biraz durdurup sonrasinda devam edecegim daha bir kafam dinlenmis olarak.
    hepimize kolay gele..

  5. berry Says:

    bütün yanlıştır diyorsunuz .bilir misiniz bir cocuk edebiyatı yazarı çocuk BÜTÜNÜ sever der .ve bütün tamamlayacıdır ,etkendir ve obsesyondan alıkoyar…
    rastlantı sonucu geldim ve zaman ayırıp okumak istiyorum blogunuzu.

  6. kacakkova Says:

    selamlar ve hoşgeldiniz,

    bahsettiğiniz yazarı tanımıyorum…..belki daha ayrıntılı bahsederseniz…
    bi dolanın kondumuzda, yazdıklarımızı okuyun…..isterseniz sohbetler ederiz meseleler üzerinde…memnuniyetle

    kolay gelsin efenim…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: