saflık ya da siyasal saf tutmanın fenomenolojisi

by

Ahlaki ve vicdani bir çağrı üzerinde temellendirdiği yazısında Nilüfer Göle, Malatya cinayeti türünde olayları marjinal gören ve dışsallaştırmaya çalışan yaklaşımları ele almış belirli bir sekilde. Modern Mahrem‘in ve Melez Desenler‘in yazari olarak Göle, tam bu noktada söz almasi en cok gereken isimleden birisi bence.İslamcı çevrelerin, bu konudaki yaklaşımlarını, yani vahşeti islamin dışında tutma girişimlerini, bir yanda “entelektüel sığlık ve sağırlık” öte yanda bir tür “saflık” ya da “saf tutmak” başlığıyla değerlendiriyor.

Bu olayları marjinal gören zihniyet, ortaya çıkmakta olan şiddet dinamiğinin farkında olmamızı engelliyor. ‘Provokasyon’ diyen zihniyet ise, olayı dışarıya havale ederek, kendi topraklarının dışına, ait olduğu inanç sisteminin dışına çıkartarak, sorumluluk paylaşmıyor.Kendine yakıştıramama düşüncesi güzel bir niyet taşıyabilir: Türkiye’ye leke sürülmesin, Müslümanlık kötü gösterilmesin. Ama safça bir niyet bu. İki türlü saflıktan söz edebiliriz. Provokasyon ve komplo teorileri esasında olayların anlamını sadece siyasi, bölgesel ve uluslararası güç ilişkilerine indirgeyerek, yani basitleştirerek, milliyetçi ve anti-misyoner dinamiklerin yerel ve toplumsal boyutunu göz önünden kaçırıyor. Bu bir tür entellektüel sığlık ve sağırlık. İkincisi daha siyasi bir saflığa, saf tutmaya tekabül ediyor. Olayların anlamını ve sorumluluğunu kendi inanç sisteminin ve aidiyet dünyasının dışında tutma isteğini dile getiriyor.

Bu noktada saflığın ya da saf tutmanın niteliği ve anlami üzerine düsünmek mümkün. Entelektüel sığlık ve sağırlık icin söylenebilecekler zaten acik olsa gerek.Peki, olaylarin anlamini, kendi inancinin ve aidiyetinin disinda tutma niyetinin anlami nedir?

İlk olarak şunu tespit edebiliriz:Sorumlluğu üstlenen duyarlı bir vicdan yerine inancının sahiplenilmesine yönelen inançlı kisi, böylesi durumları “provakasyon” ya da “cehalet” olarak okumaya, yani ya dışarıdan gelen bir saldırı ya da içeriden gelen bir kavrayış eksikliği olarak izah etmeye ve böylece inancının saflığını ve masumiyetini korumaya içgüdüssel olarak yöneliyor.

Göle’nin kurduğu saflık ve siyasal saf tutma arasındaki ilişki, kendisinin de işaret ettiği “entelektüel sığlık ve sağırlıktan” belirli bir şekilde farklı olarak, bana genel anlamda bütün inanç biçimlerinde gördügümüz tipik tavrı düsündürüyor -aşağıda, yabanci düsmanligi basliginda, islamcıların tavrını tipik bir yaklaşım olarak belirtmiştim, ki bu daha yakindan incelemeyi hak eden bir konu kanimca.Evet, bunun inanç ve düsünce biçimlerimize yerleşik bir kalıp olduğunu söyleyebiliriz.Dinsel olan ya da olmayan bütün inanç biçimlerinde gördügümüz bir tavırdır bu.

Yaptığı açıklamaya inansın ya da inanmasın, inancın saflığını ve dolayısıyla ahlaki geçerliliğini sürdürebilmek adına, inançlı kisi, olayları böyle okumak ve değerlendirmek zorundadır.Ahlak ve vicdan sahip olduğu inançta belirli bir şekilde içkindir, tuttarlı olmak adına, paradoksal olarak gerçekliği yadsımak ya da gerçeklikle yüzleşmeyi gerektiren (Göle’nin kullandığı terimlerle söyleyecek olursak) ahlaki hayal gücünü ve vicdanı redddetmek drumundadir.Bir inanç ya da ideolojinin ne içerden ne de dışardan kendi varoluş zeminini ya da temel kodlarını riske edecek şekilde eleştirisi hiç bir biçimde olanaklı değildir.

İnançlı kişinin saflığı, dolayisiyla naif bir farkında olmama meselesi değil, aksine doğrudan siyasal saf tutmuşluktan gelen ‘bilinçli’ bir yaklaşım olarak ortaya çıkıyor.Bu noktada din ya da seküler ideolojiler arasında da fark sözkonusu değil.Olayların anlamını ve sorumluluğunu üstlenmek yerine, örneğin “gerçek islam” ya da “gercek devrimcilik”, “gerçek marksizm” adına, olaylar dışsallaştırılmaya ya da marjinalleştirilmeye çalışılır her zaman.Gerçek anlamda bir yüzleşmeye yönelenler de bu süreçte ya da sonrasında o söylem tarafından dışlanır ya da girişimleri bir şekilde bastırılır.Saniyorum bu konuda herkes belirli bir sekilde aciklayici bir deneyim alanina sahiptir.


Reklamlar

2 Yanıt to “saflık ya da siyasal saf tutmanın fenomenolojisi”

  1. schaden uns nur, einzeltäter « tuhâfiye Says:

    […] 25, 2007 at 1:43 am · Filed under grundprobleme Kollege kaçakkova hat mal wieder einen sehr guten Artikel über die Morde an Protestanten in Malatya geschrieben, der sich diesmal auf Beobachtungen von […]

  2. kacakkova Says:

    tuhafiye bey,

    sagolunuz blogunuzda yer vermissiniz zatimiza…..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: